Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
İKİ ŞEHİRPERA - Sözümoki
02 Mayıs 2021, Pazar 13:10 · 75 Okunma

İKİ ŞEHİR"PERA"

Two Cities şehrinin batı yakasında, yağmur, şimşeklerin eşliğinde kaldırımları dövüyordu. Sarı kalenin iki sokak aşağısında, ucube bir mahallenin en kuytu köşesinde bulunan harabe bir evde, karısı ile birlikte yaşıyordu  Jackson Rochalled.

Uzandığı sedirden kalkarak karısına bakındı. Oturmaktan uyuşan bedenini esnete esnete boyunun biraz altında olan kapıdan geçerek mutfağa göz ucuyla baktı. Karısının orda olmadığını anlayınca küçük odanın kapısını açıp usulca içeri girdi. Karısı kan ter içinde kalmış, alnından boncuk boncuk ter akıyordu. Yüzü korku ve endişe barındıran bir şekile dönüşürken iki adımda karısının yanına koştu.

"Ava iyi misin?"dedi.

Kadının kurumuş dudaklarından kelimelerin çıkması kifayetsizdi. Zira bedeni fazlasıyla yorgundu. Yapabildiği tek şeyi yapıp kafasını salladı. Bay Jackson karısının kırışmış ellerini avuç içine alarak öptü. Vakit kaybetmeden kapının arkasındaki askılıktan şal alarak sokağa çıktı.

Yağmur önce tane tane ıslatırken, ardından hızlandı. Pencere ve kapıların arkasından onu izleyen yüzlere tiksinircesine bakıyordu. Bay Jackson koşarak üç sokak aşağıda oturan ebe kadının evine gitti. "Acele etmezsem karıma bir şey olabilir" dedi içinden.

Ebe kadının evine gelerek tahta kapıyı üç vuruşta çaldı. Nefesini kontrol altında tutarak beklemeye başladı. Ardı sıra kapıya vursada ses yoktu. Yağmur damlalarından nasibini almış sakallarını ovarak pencerelere bakındı. Endişe ve öfke birbirini kovalarken genç adam çaresizce evin bahçesinde bir sağa bir sola gidip geliyordu.

"Ebe kadın burda değil Bay Rochalled." Sesin geldiği yöne doğru bakarak karanlıktaki silüeti seçmeye çalıştı. Tek kaşını kaldırarak,"Ne demek burda değil?"

"Üç gün önce kızının yanına gitti bayım."dedi.

Adam hiddetle bahçe kapısını çarpıp çıktı. Şimdi sıkı sıkıya sardığı şalı rüzgara eşlik ediyordu. Gözyaşları ve yağmur bibirine karışıyor, arnavut kaldırımları su içinde bırakıyordu.

Ellerini ıslak pantolonun ceplerine koyarak yokuş yukarı çıktı. Kafasındaki sorular ve korkular yüzünden tam anlamıyla mantıklı düşünemiyordu. Bir kaç dakika sonra mahallenin en uç noktasında bulunan evine baktı. Tek odada yanan mumun ışığı eve loş bir hava katarken aynı zamanda o mumun her damlası kalbine dökülüyordu.

"Oğlum, ebe nerde?"dedi kadın.

Annesinin endişeli sesiyle irkilip kan çanağına dönen gözleri ile karşısındaki kadına baktı. Karısının kulak zarını patlatacak güçlükte çığlıkları küçük evde yankılanırken, yumruklarını sıkarak arkasında endişeli ve bir o kadar şaşkın bir kadın bırakıp çıktı.

Omuzlarındaki yükler onu korkuların girdabında köşeye sıkıştırıyordu. Nereye yürüdüğünü bilmeden kendini havanın soğukluğuna bıraktı. Tenha bir mahalleye girince duvar köşelerinden sessizce yürümeye başladı. On dakika sonra Pensive Nehri'nin köprüsünün önünde karşıdaki şehre bakıyordu. Havanın karanlık olması ve ortamın sessizliği işini kolaylaştırıyordu. Nehrin dalgaları "Git!" dercesine taşköprüyü hınçla döverken, birkaç saniye durup kör karanlığa baktı.

Köprüden inip önündeki çitlere baktı, uzunlamasına dizilmiş çitlerin en köşesinde ıslak ve buz tutmuş elleri ile çukur açmaya başladı. Nefesi havada küçük küçük bulutlar oluştururken, elini çabuk tutup daha çok kazdı. İstediği büyüklükteki çitin altındaki çukura sırtüstü uzanıp elleri ile de yüzüne gelen çitleri itiyordu. Delik deşik olmuş elleri oluk oluk kana bulanırken, derin bir nefes alıp hızla kendini ileriye itti.

Yasak bölgeye girdiği için fazlasıyla tedirgindi fakat Ava için her şeyi yapmaya hazırdı. Yağmurdan ıslanan saçlarını geriye atıp şalı ile iyice yüzünü örtü. Yine kuytu bir mahalleden sızarak köşeden evlere tutuna tutuna sıyrıldı. Ay ışığının ortaya çıkarttığı beyaz evleri geçerek iki sokak aşağıya doğru yürüdü. Camiyi görünce biraz duraksadı tam adımını atacağı sırada camiden koşarak çıkan birkaç adamı görünce korku ile kendini geriye atıp duvar köşesinde saklandı.

Yaklaşan adım sesleriyle biraz daha duvara yapıştırdı kendini, ıslak duvar ve rüzgarın etkisiyle titreyen bedenini kontrol altına alarak sessizce bekledi. Önünden geçip giden karartıdan sonra derince nefes aldı. Saklandığı yerden çıkıp koşar adım caminin aşağı tarafından yokuş aşağı indi. Ayın hafif aydınlattığı evin önüne gelerek bahçe kapısını itip içeri süzüldü.

Kapısında Jackson Rochalled'i gören yaşlı kadın, korkuyla ağzını kapattı. Yüzündeki endişe aklındaki sayısız soruyu da beraberinde getiriyordu. Tahta kapıyı ileri iterek yüzüne kapatmak istedi fakat Rochalled ondan hızlı davranıp ayağını kapı eşiğine koyarak buna engel olmuştu.

"Ne istiyorsun?" dedi yaşlı kadın etrafı göz ucuyla tarayarak.

"Lütfen yardımına ihtiyacım var."

Tek kaşını kaldırarak karşısında iki büklüm duran çaresiz adamın gözlerine baktı bir kaç saniye. Ardından kapıyı aralık bırakıp küçük odaya geçti. Jackson başını eğerek ıslanmış parçalarına bakıyordu. Kadın elinde yeşil bir şalla çıkıp kapıyı gelişi güzel kapattı.

"Bu yaptığımız çok yanlış biliyorsun değil mi?"dedi.

"Biliyorum" dedi ardından yutkunarak, "Mecburum." diyerek yürümeye başladı.

Yağmur bardaktan boşalırcasına yağıyordu. Bu onların hızını yavaşlatırken aynı zamanda Ava içinde zorlu dakikaları yaşatıyordu. On beş dakika sonra iki şehrin sınırı olan Pensive Nehrine gelince kadın endişeyle Jackosun'un yüzüne baktı. "Karşı tarafa nasıl geçeceğiz?"dedi. Jackson önden yürüyerek açtığı çukurunun önünde durdu. Yaralı elleri ile çiti kaldırıp kadının geçmesi için yol verdi. Kadın çamura bata bata zorlayarak da olsa karşı tarafa geçince Jackson'da onun yaptığı gibi karşıya geçti. Jackson onu takip ederken duydukları sesle ikisi de kaskatı kesildi.

"Ebe kadın!"dedi henüz kırklarında olan adam.

Zifiri karanlıkta gözlerindeki korku daha çok büyüyordu, adam yavaş adımlarla onlara doğru yürüdü. Ayaklarının altındaki çamurun sesi ortalıktaki sessizliği bastırıyordu. Jackson kadına yaklaşarak, "Git ben geleceğim."dedi.

"Nasıl?" dedi kadın titreyerek.

Jackson burnunu çekip karanlıkta Işıl ışıl parıldayan Ay'a baktı. Derince nefes alıp kadına son kez "Git!" dedi. Kadın köprüden koşar adım inerken, arada arkasında kalan iki adama endişe ile baktı ve son basamağı atlayıp arkasına bakmadan koştu.

"Kimsin?"dedi adam.

Etrafta yine o boğuk ses yankılanırken, adam biraz daha yaklaşarak köprüye çıktı, köprünün ortasına doğru yürüyerek Jackson ile arasında iki adım bırakarak, kalın damarlı elleri ile Jackson'ın şalını çekti, şal usul usul rüzgarla uçuşurken Pensive Nehri'nin hırçın dalgaları ile birleşti. Adamın öfke ile kalkan göğüsü, ardından kan çanağına dönmüş gözleri ve yumruk yaptığı eli ile Jackson'unn yüzünün ortasına vurmaya başladı.

"Ne işin var burda?"dedi.

"Ne işin var burda?" derken tıslıyor, soru sormasına rağmen konuşmasına dahi izin vermeden sağlı sollu darbelerini indirmeye devam ediyordu. Durmaksızın attığı yumruklarla Jackson'ın kanı ellerine bulaşıyordu fakat dert ediyor gibi değildi.

Yüzü darmadağın olan genç adam daha fazla dayak yemek istemediğine kanaat getirerek, gelen hamlelerden teker teker sıyrılıp adamın üzerine abanmayı başarabilmişti.

Şimşeklerin ve bu defa Jackson'ın yumruklarının sesi karanlıkta yankılanırken, tükenmek üzere olan gücüyle, adamın çenesine kuvvetlice vurarak taş köprünün ortasına savurdu.

Biraz soluklandı önce. Elleriyle suratından akan ve gıdıklanmasına sebep olan kan damlalarını silip aldığı hasarı ölçmeye çalıştı. Parmaklarına bulaşan kanın fazlalığa göre aldığı yaralar biraz derin olmalıydı.
En azından Jackson'ın burnundan solumasına yetecek kadar.

Şimdi sıra ondaydı. Yaralarını o anlık yok saymayı tercih ederek, aksi yüz ifadesiyle gardını aldı ve atmaya başladığı yumruklarından hınç akıyordu. Yüzyılın ve bu gecenin bütün öfkesini bu adamdan çıkartacaktı. Çıkarıyordu da. Yumrukları yetmezmiş gibi geride kalan sağ ayağına verdi tüm gücünü ve savurduğu tekme karşısındakinin canını fazlaca yakmıştı.

Yere yığılan adamın aksine, Jackson biraz daha hareket istiyor gibiydi.

Yerde yatan kişinin de artık kendinden farkı yoktu. Onun da yüzü gözü dağılmış, kan içinde kalan suratını yağmur damlaları temizlemeye çalışıyordu.
Tam bu sırada Jackson adama doğru eğildi fakat, ansızın kasıklarına yediği darbeyle sendeleyerek geriye savruldu.

Fırsattan istifade eden adam kendine gelmek istercesine başını salladı ve olabildiğince hızla ayağa kalktı.

Jackson acısını biraz olsun sonraya erteleyerek, köprünün yukarı doğru uzanan taş kollarına tutunup ayaklarının üzerinde durabilmeyi başardı.

İkisi de berbat bir vaziyette olmalarını umursamadan birbirlerinin üzerlerine yürümeye, ardından da yumruklarını savurmaya devam ettiler. Suratları ve gövdeleri de dahil acımadan vurmaktan çekinmiyorlardı.

Fakat Jackson daha çevikti ve daha çok öfke barındırıyordu her zerresinde.
Bu öfkenin bedenini esir aldığı kör bir saate, köprünün kollarında kıstırdığı adamın ayaklarından tutup tereddüt dahi etmeden köprüden aşağı attı.

Nehirden çıkan boğuk ses onu kendisine getirmişti. Aynı zamanda çakan şimşekler aklındaki korkuları da gün yüzüne çıkarıyordu.

"Ne yaptım ben?" dedi kekeleyerek.

Burnundan akan kanı kolunun ucuyla silip köprüden indi. Islak çimler gecenin sakinliğini bozan tek şeydi. Acıyan yerlerini tuta tuta nehrinin kıyısında yürürken, ansızın ayaklarının altından kayan toprak ile bir bütün olarak nehre yuvarlandı. İki koluyla kafasını sararken, bedeninini deşip geçen taşlar inlemesine sebep oluyordu.

Pensive bir kere daha boğuk bir sesle, ikinci bir bedeni daha soğuk suya hapsetmişti. Jackson titreyen bedenini engellemeye çalışsa da pek başarılı olamıyordu. Nehir onu çekerken, o da kendini dışarı atma çabasındaydı. Başardı da. Toprağa kökleriyle sıkı sıkı tutan, fakat sert bir hamle uygulanırsa kopacak olduğunu haykıran bir dal parçasına tutunmuştu. Yükünü o dal parçasına fazla vermeden nihayet dengesini bulabildi ve dakikalar içinde kendini nehrin dışına atabilmişti.

1 kişi beğendi ·
Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Sence sen bir Avrupalı mısın? Neden böyle düşünüyorsun?