Sessizliğin içinde yankılanan bir soru var,
Birbirimize bakarken sanki zamanı ölçüyoruz.
Kalplerimiz aynı anda çarpıyor belki hâlâ,
Ama farklı acılarla ölüyoruz, biliyor musun?
İkimizin de ölmesine ne kadar var,
Bir gülüş kadar mı, bir ihanet kadar mı?
Bir dua eksikliği mi ayıracak bizi,
Yoksa çoktan öldük de farkında değil miyiz?
Bir zamanlar umut kokardı ellerimiz,
Şimdi soğuk, şimdi yorgun, şimdi suskun.
Gözlerinde kaybolmak isterdim yine,
Ama artık o gözler bile dönmek istemiyor.
İkimizin de ölmesine ne kadar var,
Bir hatıra kadar mı, bir gece kadar mı?
Belki sen çoktan gittin içinden,
Ben ise hâlâ aynı yerde bekliyorum seni.
Ve biliyor musun,
Ölüm bazen kalpten başlar, bedene geç kalır.
Biz de öyleyiz işte;
Yaşayan iki ceset, suskun iki yara.
İkimizin de ölmesine ne kadar var,
Belki bir “hoşça kal” kadar,
Belki bir “dönme” kadar,
Ya da sadece…
Bir nefes kadar.