İnandığın şeyin arkasında dur,
karanlıkta bile, fırtınanın ortasında bile.
Rüzgâr suratına vururken,
kalabalık seni taşlarken,
dimdik kal.
Yalnızlık,
inancın en ağır zırhıdır.
Onu giydiğinde
kimse omzuna dokunmaz,
fakat ruhun ilk defa
kendi ağırlığını taşır ayakta.
Bazı insanlar
sıcak kalabalıkların içinde erir,
rahatlığın kucağında uykuya dalar.
Sen ise
soğuk dağların zirvesinde
ateşini kendi ellerinle yakarsın.
Yalnız kalmak…
Bu, yenilgi değildir.
Bu, en büyük sadakattir.
Kendine,
doğruna,
içindeki sese.
Bazen herkes karşıdır,
bazen en yakınların bile
sırtını döner.
O zaman anlarsın:
Gerçek inanç,
alkış beklemez.
Kılıç gibi keskindir sözün,
gölge gibi yalnızdır yolun.
Ama bir gün,
tarih sayfaları
yalnız duranların adını
altın harflerle yazdığında,
gülümseyeceksin.
Çünkü bilirdin:
İnandığın şey uğruna
yalnız kalmak,
aslında hiç yalnız kalmamakmış.
Sen,
kendi inancının
en sadık askeri oldun.
Ve bu,
dünyadaki en onurlu unvandır.