İnsan insandan vazgeçmez. Vazgeçilen, bir bedene yüklenen anlamdır; bir bakışa emanet edilen umut, bir söze bağlanan gelecek, bir kalbe teslim edilen değerdir. Çünkü insan, insanı kolay kolay terk etmez; terk edilen, o insanda yaşatılan hayaldir.
Birinin yokluğu can yakmaz aslında. Can yakan, onun varlığına yakıştırdığımız şeylerin bir bir ölmesidir. “Beni anlar” dediğimiz yerden anlaşılmamaya uyanırız. “Beni bırakmaz” dediğimiz yerde yalnız kalırız. İşte o an, insan değil; beklenti düşer, değer kırılır, anlam dağılır.
Vazgeçişler büyük kopuşlarla gelmez çoğu zaman. Sessizdir. Bir kelimenin eksilmesiyle başlar, bir selamın gecikmesiyle büyür. Önce susulur, sonra alışılır. Alışmak, vazgeçmenin en ağır hâlidir; çünkü gürültü çıkarmaz, ama içi yıkar.
İnsan, kendine verdiği değeri başkasında bulamadığında gider. Kırıldığı için değil sadece; değersizleştiğini hissettiği için. Bir kalpte yerinin küçüldüğünü fark eden ruh, orada barınamaz. Kimse fazlalık olduğu yerde kalamaz.
O yüzden kimseye “beni bıraktın” demek tam doğru değildir. Bırakılan insan değil, insanın taşıyamadığı anlamdır. Ve bazen gitmek, terk etmek değil; kendini kurtarmaktır.
İnsan insandan vazgeçmez. İnsan, değeri olmayan yerde kalmaktan vazgeçer. Çünkü insan, en çok kendine sadık kalmak zorundadır.