Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
İsrail Hamas Çatışmasının Tek Kazananı Kim Oldu ? - Sözümoki
31 Mayıs 2021, Pazartesi 17:16 · 94 Okunma

İsrail - Hamas Çatışmasının Tek Kazananı Kim Oldu ?




Geçtiğimiz günlerde İsrail'in tek taraflı ateşkes ilan etmesi üzerine sıcak çatışmanın sona ermesi ile beraberinde bir hafta önce tüm dünyanın konuştuğu olaylar unutuldu. Gerek ulusal basın gerek ülke içerisinde neredeyse tüm medya ve basın artık kendi gündemlerine yönelmiş durumda. Peki bir ayı aşkın bir süredir gerçekleşen olaylar sonucunda ne oldu? Yaşanan hadiseler kimin işine yaradı ve kazanan kim oldu? Bölgede hangi aktörler hangi kazanımlar elde etti? Amiyane tabir ile Ortadoğu'da kartlar yeniden dağıtıldı ve kimin eline hangi kart geldi?
Tarih, bir bakıma bugünün laboratuvar görevini görmektedir. Bugün yaşananlar ise bir gün gelecekte analiz ve ilham kaynağı olacaktır. İsrail-Filistin mevzusu yarım asır boyunca çözülememiş ve geniş tarihiyle birlikte bugün karşımızda halen durmaktadır. Olayları hatırlayacak olursak; Hamas ve İsrail arasında ki uzun bir süre yaşanan çatışmalar binlerce sivilin ölmesiyle, orantısız şiddet ile birlikte insanlık suçlarının yaşanmasıyla sonuçlanmıştı. Bölgede istikrar ve huzurun sağlanamaması bir yana barış ortamının gelişmek için en zaruri durum olması aşikardır. Peki bölgede barış ve istikrar istemeyen, çatışmalardan memnuniyet duyan aktör kimdir?
Elbette ki İsrail'e atması için Hamas'a binlerce roket ve teçhizat veren, İsrail ve Türkiye'yi sürekli tehdit eden, Azerbaycan - Ermenistan arasında yaşanan savaş ve çatışmalarda sürekli Ermenistan'ın yanında yer alan bölgede hegemonya kurmak isteyen İran'dır. Hamas - İsrail arasında bu olaylar olmadan önce Ortadoğu'da konjonktür nasıldı? Türkiye uzun süredir ilişki kurmadığı Mısır ve İsrail ile ilişkiler kurmak iyi ilişkiler geliştirmek üzerine girişimlerde bulunmuştu ve ilişkiler normalleşmeye başlamıştı. Elbette ilişkiler diplomatik açıdan geliştirilmeye çalışılıyordu zaten istihbarat açısından hiç bir sorun yoktu. İstihbarat faaliyetleri ve alışverişler devam etmekteydi. Ancak siyasi ve diplomatik açıdan Mısır ve İsrail'e her geçen gün yaklaşmaya çalışıyorduk, ilişkiler normalleşme yolunda ilerliyordu. Soğuk Savaş döneminde Mısır, İsrail ve Türkiye bir müttefik gibi askeri, istihbarı, siyasi, sosyo-kültürel, ekonomik, ticari hemen hemen her alanda müttefik gibi iyi bir ilişki içerisindeydi. Hatta 1998'de Suriye'nin Hafız Esad'ı Bölücü Terör Örgütü elebaşı abdullah öcalan'ı alıpta himaye ederken, Türkiye - Suriye savaşı gibi bir durum olmaması amacıyla Mısırı yöneten Hüsnü Mübarek iki ülke arasında arabulucu olmuştur. Dolayısıyla Mısır bölgede muhtemel olabilecek çatışmaları istememekteydi. Hem İsrail, hem Mısır hem de Türkiye bölgedeki denge ve istikrardan memnunlardı.
1978'deki İran'da yaşanan rejim değişikliği öncesinde de İran, Türkiye ve İsrail arasında üçlü bir ittifak ve Çevre Politikası diğer bir adıyla Çevresel İttifak yürütülüyordu. Soğuk Savaş döneminde ve sonrasında bu stabil ilişkiler devam etti ve günümüzdeki haline büründü. Ancak değişen konjonktür ve çıkarlar ile bölgede 2010 yılında ortaya çıkan Arap Baharı süreci ile artık Türk Dış Politikası da seyrini, yönünü değiştirmeye başlamıştır. Son 10 yılda Türk dış politikasında müthiş bir stratejik değişme yaşanmaya başlanmıştır. Ve bugün Türkiye her geçen gün İran'dan, Mısır'dan, İsrail'den, Suriye'den uzaklaşmaya devam etmektedir. Nitekim Hamas ve İsrail çatışması yaşanana dek Türkiye'nin Mısır ve İsrail ile ilişkileri normalleşme yolundaydı ki, bu durum kuşkusuz İran'ı rahatsız ediyordu. İran, Türkiye'nin veya bir başka devletin bölgede hegemon güç olmasını, bölgesel bir aktör olmasını kabul etmemektedir. Tam aksine kendi hegemonik gücünü katlamak ve bölgede kilit aktör olmak istemektedir. İran günümüzde Körfez ülkeleri başta olmak üzere, Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da bir çok coğrafyada yaşayan olaylara müdahil olmakta ve nüfuz alanını genişletmektedir. Hamas'ı kendi ordusuymuş gibi savunması, binlerce roket ve teçhizat vermesi, ekonomik destek olması asla Sünni Filistin halkını çok sevdiği için değildir. Yıllardır Filistin davası olarak adlandırılan bu dava artık İran'ın kontrolünde hareket etmektedir. Hamas'ı kendi radikal mevzuları için vekaleten kullanmak üzere hareket etmektedir. Nitekim İran bir çıkar ve kazanımı olmayacağı bir Hamas'ı niçin desteklemek isteyebilir? Filistin davasının savunucusu Hamas artık İran'ın istediği gibi yönlendirdiği, istediği zaman İsrail'e füzeler artırdığı bir örgüt durumundadır. Dolayısıyla bu durum Filistin davasına zarar vermektedir.
Filistin davasının savunucuları, Hamas ve Filistin devletinin bağımsız ve özgün refleksler sergilemesi ve başka aktörlerin büyüsüne kapılmaması gerekmektedir. Türkiye, Mısır ve İsrail bu mevzu akabinde tekrar uzaklaştığında bölgedeki güç boşluğunu İran dolduracaktır. Ortaya çıkan yeni düzen Tahran'ın işine gelecektir. Bölgede kaostan beslenen İran, mezhepsel farklılık bir yana Ortadoğu'da düşmancıl bir bakış açısıyla ikiyüzlü politikasını sürdürmektedir. İran bölgede nükleer anlamda, siyasi anlamda, ekonomik anlamda, askeri anlamda ve diplomatik anlamda hegemon güç olmak istemektedir. İran'ın istediği tam anlamıyla Türkiye'nin, İran dış politika ekseninde ve kontrolünde kalmasıdır. Çünkü İsrail - Hamas çatışması ne kadar uzun sürerse, İsrail bütünüyle Hamas ile uğraşacak, Türkiye bütünüyle Hamas'ın ve Filistin devletinin haklarını korumak ile uğraşacak, Mısır aynı şekilde Filistin halkı için yoğun mesai harcayacak ve dolayısıyla İran bu kargaşadan sessizce çekilecektir. İşte tam olarak budur dış politika, ve iyi diplomasi...
Sonuç olarak, bugün her ne kadar kızıp, sitem etsek de İran'ın yaptığı doğru diplomasidir. Devletlerin duyguları yoktur. Devletlerin ebedî dostları ve ebedî düşmanları yoktur. Devletlerin Uluslararası Sistem içerisinde yalnızca çıkarları vardır. Sistemin yapısı anarşiktir ve nihai hedef güç kazanmaktadır. Dolayısıyla İran Ulusal çıkarları neyi gerektiriyorsa onu uygulamaktadır. Çünkü bölgede Türk varlığından rahatsızdır. İran için son dönemde Güney Kafkasya'da, Karadeniz'de, Doğu Akdeniz'de, Balkanlar'da Ortadoğu'da, Körfez'deki Türk varlığı ciddi bir sorundur. Duygusal yaklaşmadığımız takdirde İran'ın yaptığı dış politika ve diplomasi yönteminin doğru olduğunu ve bölgede 2000 yılından bu yana güçlenerek bölgesel aktörlerden biri olduğunu belirtmemiz doğru analiz olacaktır. Bu mücadele Jeopolitik bir güç gösterisi şeklinde devam edecektir. İran, kirli dış politikasına devam etse de Türkiye, bölgede ki sorunlara doğru reaksiyonları vermekte ve bölgesel sorunlara çözümler sunmaktadır. Dün olduğu gibi bugünde ve bugün olduğu gibi yarın da Türkiye, devlet geleneği ve devlet aklı ile başarıya ulaşacaktır. Tarih göstermektedir ki, Diplomasi Sanatı Türk'e aittir.

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Tembellik yapmamamız için bize taktik ver?