Ya kelebekler,
hayatı tadında bırakıyorsa…
O zaman belki de her şey
fazla derin, fazla ağır değilmiş.
Kanatları narin, rüzgârla dans eder,
dokundukları çiçekten hafifçe süzülürler.
Hayat da öyle olmalı belki:
Tatlı bir an, bir nefes, bir gülüş…
Hiç zorlamadan, zorlamadan…
Kimi zaman konarız bir yere,
kalbimiz çiçek gibi açar,
sonra uçarız,
arkamızda sadece hatıra bırakırız.
Ve fark ederiz ki,
mutluluk, hırsla alınan bir şey değil;
kelebeklerin bıraktığı gibi
usulca, hafifçe, tadında gelir.
O zaman insan öğrenir:
Bırak rüzgâr estirsin,
bırak hayat dokunsun,
fazla tutma, fazla sıkma…
Hayat, kelebeklerin dünyasında
her zaman tadında güzel kalır.