Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
21 Ağustos 2019, Çarşamba 12:57 · 117 Okunma
Kendimle Kavgalı - Sözümoki

Kendimle Kavgalı

İstemsizce çıkarıldığım bir yolculuk yapıyorum.Herkes gibi. Kimi memnun bu yolculuktan kimisi değil. Adı hayatmış bu yolculuğun. Nereye gidiyorum? Yolculuk sona erdiğinde ne olacak? Bilemiyorum. Bu yolculuk hakkında hiçbir bilgim yok.Her yolcunun bir bileti vardır mutlaka. Adıma kesilen o bileti bulmam gerek.Bileti bulup nereye gittiğimi bilmem gerek. Bilette mutlaka yazıyor olmalı nereye yolculuk ettiğim. Yolumu kaybettim. Yanlış yöne gidiyorum belli. Çünkü bozuk bir yoldayım. Yönümü bulmam gerek. Kendimi bulmam gerek.
İnsan, kendini kaybettiği zaman dünyasını da kaybediyor. Kesik, kopuk parçalara, ayrılmış bir halde öleceği güne doğru ilerliyor. Yaptığı hatalar, işlediği günahlar doğru yaptığı, ya da doğru yaptığını düşündüğü eylemlerden fazla olduğu zaman bozuk bir yolda ilerlemeye çalışıyor ama nereye kadar? Üzerine almak istemediği sorumlulukları aldığı zaman ve bu sorumlulukları artık taşıyamadığında, o zaman ruhu ölüyor ama beden varlığını sürdürmeye devam ediyor. (Aslolan, ruhun ve bedenin aynı anda yaşayıp aynı anda ölmesi ki dengeni bozmayasın.)Üzerine yüklendiği hatalara, günahlara, almak istemediği fakat aldığı sorumluluklara öldürdüğü ruhunun cesedini de yüklenip ilerlemeye çalışıyor. Peki bu şekilde yaşamanın ne anlamı var? Bu şekilde yaşamaya çalışmak eziyet ötesi.
Altında ezildiğim dağ gibi sorumluluklarım varken, (ki sorumlulukları yerine getirmeyince çığ gibi büyüyorlar.) pişmanlıklarım, hatalarım, günahlarım her geçen an katlanarak çoğalırken lütfen bana kendine dikkat et, kendine bak, hayatına çeki düzen ver deme.Ben kendimle yüzleşmeye henüz hazır değilim. Böyle amaçsız, umarsız, umutsuz,mutsuz yaşamak artık beni mutlu ediyor. Zaten beni yok eden olgular ortadan kalkmadıkça ya da onlarla yaşamayı öğrenemedikçe mutlu olamayacağımı biliyorum. Acılardan üretmiş olduğum tuğlalar ile kendime duvarlar örüp,çatısını çaresizliğimle kapatıp ,her günümü kara yaşamaya, boş yaşamaya, acı çekmeye alıştım ben. Beni acılarımla örmüş olduğum duvarlarımdan dışarı çıkarma. Yaşayamam. Ve sen, sen zaten yoksun.Buna da alışmaya çalışıyor yine bütün hırsımı gözlerimden alıyorum. Bana dokunma ne olur. Sen benden gidince kendimle yüzleşemem çünkü ben yüzleşeceğim ben ile aynı kişi değilim. Kafamın içi tıka basa boşluklarla dolu. Tükeniyorum. Ruhumun koridorlarındaki ışıklar bir bir sönüyor. Alan daralıyor. Sıkışıyorum. Nefes alamıyorum. Sen de gelmiş beni okuyup beni benim yüzüme çarpıyorsun. Oysa ki benim kitabımın kapağı kalın ve kilitliydi. O kapağı kimse açamaz gerçek beni kimse bulamaz, okuyamazdı. Ne ara sen benim içimdeki karanlık labirente girdin?Ne ara beynimin dağınık odalarında dolaştın? Ne ara kendimi sakladığım yeri buldun? Ne ara acılarıma dokundun? Ki sen, hayatımdan çıkıp gitmek üzere girdin hayatıma. Ki sen her an çıkıp gidecekken gönlüme yerleştin. Ki bana aşık olmak hiç yaramaz. Ve sen bunu bana neden yaptın? Neden içime sönmeyecek bir ateş yaktın? Neden bu kötülüğü bana yaptın? Ölümcül darbeyi vurmak için mi?
Kendime ''Ne yapıyorum ben''diye soru sorduğumda kendimden bir cevap alamıyorum. Sorum yanıtsız kalıyor. Her geçen gün biraz daha dibe vurduğumu hissediyorum. Bazen dehşete kapılıyorum. Artık kimseyi düşünemez hale geldim. Ben yok olsam geride bıraktıklarım nasıl bir hayat yaşar, yokluğum onları eksiltir mi? Artık düşünmüyorum. Buraya yazıyorum.Belki rahatlar mıyım ya da benim gibi hissedenler varsa okur da rahatlar mı diye. Kahretsin ki kurduğum dümdüz cümleleri sihirli kelimelere dönüştürüp hislerimi daha ayyuka çıkmış bir vaziyette burada anlatamıyorum. Şair değilim. Yazar da değilim. Zaten de hiçbir şeyim. İşe yaramazlık.İşte en çok beni yıkan da bu.

Facebook'ta Paylaş
Twitter'da Paylaş
2 kişi beğendi ·
Yazarın diğer paylaşımları;
Romantizm denilince aklına gelen bir örnek?