İçi içine sığmayınca
nereye gidiyordu insan,
hangi sokağın karanlığına bırakıyordu
taşan kalbini?
Bir banka oturup geceyi dinlerdi belki,
ağaçların susuşunda arardı cevabı.
Çünkü bazı acılar
yalnız rüzgâra anlatılırdı.
Ellerini cebine koyup yürürdü sonra,
kimse görmesin diye kırık tarafını.
Gülüşünü evde unutmuş gibi,
yüzünde eksik bir sabah taşırdı.
İçi içine sığmayınca insan,
bazen kalabalığa karışırdı sessizce,
bazen en tenha yere kaçardı
kendinden saklanmak için.
Ama nereye giderse gitsin,
kalp dediğin peşinden gelirdi.
Çünkü insan en çok
kendine sığamayınca yorulurdu.
Ve bir gün anlardı;
kaçmak yol değildir her zaman.
Bazı fırtınalar diner ancak
oturup içinden geçince.