İnsan kalabalıkta kaçmayı, yalnızlıkta yüzleşmeyi öğrenir. Gürültü, düşünceleri susturur; sessizlik ise onları sıraya dizer. O yüzden bazı insanlar müziği açıp kalabalığa karışırken, bazıları ışığı kapatıp kendine doğru yürür.
Yalnız kalmayı seçen insan, artık kaçacak yerinin kalmadığını bilen insandır. Dertlerini oyalayarak değil, dinleyerek hafifletmek ister. Kimseye anlatmadan, kimseyi suçlamadan, sadece kendi içine bakarak toparlanmaya çalışır. Bu bir vazgeçiş değildir; bu, kendini ihmal etmeyi bırakmaktır.
Yolun yarısı tam da burasıdır. İnsan ne başkasının omzuna yük olacak kadar dağınık, ne de herkese güçlü görünmek zorunda hissedecek kadar yorgundur artık. Sessizlikle barışır, yalnızlığı düşman değil, aynaya çevirir. Çünkü bilir: Kendinle baş başa kalabildiğin gün, kimseye muhtaç olmadan da ayakta durabildiğin gündür.
Kafa dağıtmak bazen gülmek değil, susmaktır.
Bazen gitmek değil, durmaktır.
Ve bazen yalnız kalmak, insanın kendine verdiği en dürüst moladır.