Bazı insanlar vardır; kırık dökük ruhları onarmayı görev bilir. Düzelmeyecek yaralara merhem olmaya çalışır, iyileşmeye niyeti olmayan kalpleri sırtında taşır. Onlar için başkasının acısı her zaman kendi acısından önce gelir. “Biraz daha sabredersem düzelir” der, “Biraz daha seversem iyileşir.” Oysa bilmez ki, iyileşmek istemeyen insanın yarası bulaşıcıdır.
Sürekli tamir etmeye çalışan, bir gün kendi çatlaklarını fark edemez. Başkalarının karanlığında ışık olurken, kendi ışığını söndürdüğünü geç anlar. Herkese nefes olmaya çalışırken, kendi nefesini tutar. Ve zamanla, başkalarını ayağa kaldırmaya uğraşan eller titremeye başlar; yorgunluktan değil, unutulmaktan.
İnsan, kurtarıcı rolünü üstlendikçe kendinden vazgeçer. Çünkü bazı insanlar değişmek için değil, yaslanmak için vardır. İyileşmek için değil, alışkanlıklarını sürdürmek için. Sen onları her defasında kaldırdıkça, onlar düşmeyi öğrenmez; sen düştükçe kimse seni kaldırmaz.
Her yara senin sorumluluğun değildir. Her karanlık senin ışığınla aydınlanmak zorunda değil. Bazen en büyük şifa, geri çekilmektir. Bazen en doğru iyilik, kendini korumaktır. Çünkü kendini unutarak yapılan fedakârlık, erdem değil; yavaş bir tükeniştir.
Unutma: İyileştirmeye çalıştığın insanlar düzelmiyorsa, belki de senin yapman gereken onları değil, kendini iyileştirmektir.