Ağaca çıkarken, kırdığın dalın kıymetini inmeye çalışırken anlarsın.
İnsan da böyledir; yükselirken fark etmez ardında bıraktıklarını, sesi kısılmış duaları, incinmiş kalpleri… Çünkü çıkışta göz hep yukarıdadır; hız, hırs ve kazanma arzusu aklı kör eder. O an güçlü hissedersin, yüksekte olmanın sarhoşluğu vardır. Ama her yükseklik bir inişi çağırır.
İniş başladığında, tutunacak yer ararsın. İşte o vakit kırdığın dallar bir bir yokluğunu hatırlatır. Bir zamanlar önemsiz sandığın şeyler, şimdi en güvenli dayanağın olurdu. Kimi bir insanın sessiz sadakatiydi, kimi bir sözün dürüstlüğü, kimi de vaktinde gösterilmeyen bir vefaydı. Kırılan dal sadece ağaçtan kopmaz; insanın yarınından da bir parça eksiltir.
Telaş etme. Kimin neyi kaybettiğine bugün değil, yarınlar karar verir. Bugün kazanç gibi görünen şey, yarın ağır bir yüke dönüşebilir. Bugün kayıp sandığın sabır ise yarın sağlam bir merdiven olur. Zaman, hak edeni sakince ayıklar; acele etmez, bağırmaz, sadece gösterir.
O yüzden çıkarken de inerken de dikkatli ol. Her dal kırılmak için değil, tutunmak içindir. Ve unutma: İnsan en çok, geri dönmek zorunda kaldığında anlar; asıl zenginlik yukarıda olmak değil, aşağıya inerken hâlâ tutunacak bir şeylerinin kalmasıdır.