Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
25 Mart 2020, Çarşamba 19:25 · 16 Okunma
kırk ikinci konuşma - Sözümoki

kırk ikinci konuşma

Boş konuşma! olabilir. Her konuşmanın afedilebilir bir yanı vardır. Ağzı olan konuşur. Konuşmak çoğu zaman gelişi güzeldir. Belli bir hazırlık yapmadan, gâvurların 'spontane' dedikleri şekilde yapılır çoğu konuşma. Bir arkadaş toplantısında, ayak üstü, bir alışveriş sırasında, bir çay sofrasında. Ama; konuşmanın bir güzel yanı da vardır ki çoğu zaman bir şeyi tasarlayarak, planlayarak, düşünerek söyleyemeyeceğin, daha doğrusu yazamayacağın şeyleri konuşman esnasında söylersin, lafı gediğine koyarsın çoğu zaman konuşurken. Bir düşünce adamının Mülakatları, röpörtajları, TV konuşmaları her zaman daha etkili gelmiştir bana. Tabiiki her konuşma, bu konuşmak için konuşmuş olmaktan tutun da, bir söyleşiye kadar hepsinde pürüz barındırması doğaldır. Laf ağızdan bir kere çıkar diye bir laf var. Ama bu konuşmanın yazmaya oranla, her ne kadar plansız, programsız, kompozisyonsuz, iddiasız dahi olsa daha samimi daha içten, insanı daha çok yansıtan bir yanı olduğu gerçeğini değiştirmez.

Yazmak zordur. Plan, program, kompozisyon, iddia ve daha çok gerçek barındırır. Ama konuşmak her zaman affedilebilir doğal bir eylemdir.

İşte bu nedenle yazılarıma konuşma adını takıyorum, eskiden yazdıklarıma laf derdim, yani laf ola beri gele, laf işte denilebilecek şeyler. Yani büyük bir iddia sahibi değilim. Laflarımda hakikat payı elbette var ama; tamamen hakikati söylemek hakkın işidir.

Şimdi ben esas bu günkü konuşmama gelecek olursam. "Bal tutan parmağını yalar" doğru her zaman geçerli ve fakat parmağını yalayan her zaman yalamaya mahkûm kalır. Bal tutan parmağını yalayan ve bunu yaşam felsefesi haline getiren insanda şeref aramak boşunadır. Bir de her şartta ve koşulda bir şekilde yırtmayı, kaytarmayı, geçiştirmeyi beceren, yalan bir yerlerine yuva yapmış insanlar var, ki bu insanlar her zaman kendilerini haklı çıkarmayı da başarırlar, işte bu insanlar da diğer tip yalayan insanların kan kardeşidir. Hepsi aynı kaptan beslenir.

Her neyse işte biz bu tiplerden olmadığımız sürece insan olmanın şerefi ile müşerref olacağız. Peki bu insanlardan biri olmadığımızı nereden bilebiliriz, nereden anlayabiliriz? Tabii ki sınanarak. Sınanmadan, denenmeden, imtihana tabi tutulmadan ne olduğumuzu kimse bilemez. Yalnız sınanan ve imtihanı geçen insanlar iyi insanlardır, güzel ahlâklıdır. İşte buyurun "titizlik ahlâkın ta kendisidir.

Facebook'ta Paylaş
Twitter'da Paylaş
Yazarın diğer paylaşımları;
Hep katılmak istediğin ama bir türlü katılamadığın fuar?