Kusur sökük gibidir. Göreni de olur, öreni de.
Kimi gözünü diker oraya, ipliğin kaçtığı yere bakar; kimi eline iğneyi alır, sessizce onarmaya koyulur. Çünkü insanın niyeti bakışında saklıdır. Aynı kusur, birine malzeme olur yargılamaya; bir başkasına vesile olur merhamete.
Herkesin üzerinde bir yerden atmış dikişi vardır. Hayat, aceleyle dikilmiş bir elbise gibi; koşarken sökülür, beklerken yıpranır. Kimse bütünüyle kusursuz değildir ama herkes kusurunu aynı şekilde taşımaz. Kimi saklar, kimi kabullenir, kimi de başkasının söküğünü göstererek kendi yamalarını gizler.
Örenler azdır. Çünkü örmek emek ister, sabır ister, susmayı ister. Gören olmak kolaydır; uzaktan bakıp hüküm vermek, ipliği çekip koparmak, “işte” demek… Oysa örmek, kusurun hikâyesini anlamayı gerektirir. Neden söküldüğünü, nereden başladığını, hangi yükü taşıdığını bilmeyi.
İnsan bazen bir tek bakışla parçalanır, bazen bir tek dokunuşla toparlanır. Aynı kusur, yanlış elde yara olur; doğru elde şifa. Bu yüzden mesele kusurda değil, ona uzanan elde saklıdır.
Ve unutma: Bir gün senin de bir yerin sökülebilir. O gün, seni görenlerden mi örtenlerden mi olacağını, bugünden seçiyorsun.