Mükemmelliği oynayan sahte insan çağındayız.
Bu bir karakter meselesinden çok, bir toplumsal hastalık haline geldi artık.
Kimse olduğu gibi görünmek istemiyor.
Herkes olmak istediği kişi gibi görünmenin peşinde.
Gerçek duygular yerini iyi kurgulanmış cümlelere,
Doğal haller yerini sahnelenmiş hayatlara bıraktı.
Bu çağın en büyük salgını; kusursuz görünme takıntısıdır.
İnsanlar acı çekiyor ama “iyiyim” diyor.
Borç içinde ama “başardım” paylaşıyor.
Yalnız ama “çok mutluyum” pozları veriyor.
Çünkü zayıf görünmek ayıp, kırılmak utanç, eksik olmak suç gibi sunuluyor.
Oysa bastırılan her duygu içeride büyür.
Saklanan her yara iltihap olur.
Ve toplum, iyileşmemiş insanların birbirine iyiymiş gibi davrandığı bir tiyatroya dönüşür.
Bu hastalığın en tehlikeli yanı şudur:
Sahte olan normalleşir,
Gerçek olan garipsenir.
Samimi bir insan “fazla duygusal” ilan edilir.
Doğrudan konuşan biri “sert” bulunur.
Olduğu gibi yaşayan kişi “uyumsuz” görülür.
Çünkü sistem, rol yapanı ödüllendirir.
Maskesi kalın olanı güçlü zanneder.
Ama gerçek şudur:
Mükemmellik insan doğasına aykırıdır.
İnsan; hatasıyla, zaafıyla, tereddüdüyle insandır.
Toplumun iyileşmesi için kusursuz insanlara değil,
Cesur insanlara ihtiyacı var.
“Ben de kırılıyorum” diyebilenlere,
“Ben de yanıldım” diyebilenlere,
“Ben böyleyim” diyebilenlere…
Çünkü sahte mükemmellik bulaşıcıdır,
Ama samimiyet iyileştiricidir.
Belki de bu çağın devrimi;
Daha kusursuz görünmek değil,
Daha gerçek olmaya cesaret etmektir.
Ve unutma:
Maskeler alkış toplar,
Ama hakikat iz bırakır.