Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
17 Haziran 2019, Pazartesi 20:00 · 118 Okunma
MEHMET AKİF ERSOY ne kadar sahip çıktık? - Sözümoki

MEHMET AKİF ERSOY ne kadar sahip çıktık?

Mehmet Akif Ersoy 1873 yılında doğmuş 1936 yılında hayata gözlerini kapatmıştır.İstiklal
Marşımızın yazarıdır.Şu kadar eseri vardır.İşte yıllardır Milli Şairimiz için okullarda
öğretilen öğrendiğimiz budur.Peki aslında kimdir Mehmet Akif Ersoy ? Nasıl yaşamıştır,nasıl
ölmüştür,hangi duygularla yazmıştır şiirlerini?



1873 yılında İstanbul Fatih'in Sarı güzel semtinde dünyaya gelen Mehmet Akif Ersoy'a babası Mehmet Tahir Efendi, ebced hesabıyla doğum tarihini belirten “Ragif” adını verdi (hicri 1290) ve vefatına kadar onu bu adla çağırdı. Ancak bu isim, yaygın olmadığı ve güç söylendiği için annesi ve yakın çevresi, daha bilinen bir ad olan “Akif”i kullandılar.
1878 yılında, 4 yaşındayken Fatih'de Emir Buhari Mahalle Mektebi'ne başladı. Burada iki yıl eğitim gördükten sonra Fatih İbtidaisi'ne geçti. Aynı yıl babası ona Arapça dersleri vermeye başladı. Rüştiye’yi yani ortaokulu bitirdikten sonra dönemin gözde okullarından Mekteb-i Mülkiye (Siyasal Bilgiler Fakültesi)’nin âli kısmında bir müddet okudu ancak babasını kaybedince Halkalı’da ki Baytar Mekteb-i Âli (Veterinerlik Fakültesi)’ne parasız yatılı olarak girdi ve bu okulu birincilikle bitirdi.
Çeşitli dönemlerde veterinerlik,öğretmenlik yaptıktan sonra 1920 yılında Burdur Millet vekili
seçildi.1921 yılında açılan milli marş yarışmasına, “para ödülü almamak” koşuluyla katılmayı kabul etti ve orduya ithaf ettiği şiiri, 12 Mart 1921 günü milli marş olarak kabul edildi. Ödül olarak verilen 500 lirayı Hilal-i Ahmer (Kızılay) bünyesinde, kadın ve çocuklara iş öğreten ve cepheye elbise diken Darü’l-Mesâi Vakfına (İş Evi) bağışladı.
Mehmet Akif Ersoy öyle akşam şu şiiri yazayım deyip yazan alelade bir şair değildi.O bir İslam
Alimi idi,şiirlerini tamamen dini ve milli duygular içerisinde anı yaşayarak sanki oradaymış gibi
yazmıştır.Akif Çanakkale şiirini de bu duygularla yazmıştır.Çanakkale şiirini yazdığı zaman şair
Necip Çöllerinde idi Çanakkale savaşını gelen telgraflar ile takip ediyordu.bir gün
telgraf memuru İzzet Efendi Harbiye Nazırı Enver Paşa ile görüşerek Çanakkale Zaferinin müjdesini alınca gözyaşlarını tutamamış, doğru çöldeki Akif’in çadırına koşarak O’nu kucaklamış “Aziz üstad, size hayatımın en büyük müjdesini vereceğim. Çanakkale’de muhteşem bir zafer kazandık, dualarınız kabul oldu.” demiştir. Akif önce inanmaz fakat haberin Enver Paşa’dan alındığını öğrenince inanır. O gece Koca Akif, Çanakkale Destanını yazmadan canını almaması için Allah’a dua eder. Abdest alarak namaz kılıyor, sonra çölün kumları üzerinde kıbleye dönerek yere kapanıyor, saatlerce kımıldamadan yerde kalıyor, Eşref bey korkuya kapılıyor, yavaşça Akif’in yanına gidiyor, bakıyor ki nefes alıp veriyor, hiç dokunmadan geri çekiliyor. Birkaç saat sonra Akif yerinden kalkıyor, abdest tazeliyor ve tekrar namaza duruyor, bakıyorlar ki Akif’in yüzünü yapıştırdığı kumlar, gözyaşlarıyla ıslanmıştır.
Mehmet Akif eline kağıt kalemi alarak göz yaşları içerisinde Çanakkale şiirini yazıyor.Akif Çanakkale savaşını hiç görmemiş,Çanakkale'ye hiç gitmemiştir.
Savaşın fotoğraflarını dahi hiç görmemiştir.Görmediği ve bilmediği bir savaşı binlerce kilometre ötede bir çölün ortasında nasıl tasavvur edebilmiş,gözünde canlandırmıştır.
Mehmet Akif dini duruşu ve görüşleri yüzünden bir çok defa iftira ve suçlamalara
maruz kalmıştır.Hatta Mısıra gittiği bir dönem şapka kanununa muhalefet ettiği için Mısır'a
kaçtığı söylenmiştir.Halbuki Akif bir çok sefer Mısır'a gitmiştir,kaldı ki Akif Mısır'da iken daha
şapka kanunu çıkmamıştır.Akif'in Mısır'a gitmesinin sebebi Türkiye'de hakkındaki dedikodular yüzünden memur maaşı kesilmiş, artık geçimini sağlayamadığı içindir.Yıllar sonra Atatürk'ün
emri ile yurda dönen Akif bir otel odasına yerleşmiştir.Yıllarca ciğerlerine giren çöl tozları
etkisini göstermiş Akif hastalanmıştır.Artık vücudu dayamaz ve hayata gözlerini kapar.
İşin en acı yanı şudur ki

Mehmet Akif Ersoy'un cenazesi kuru bir tabut içerisinde musalla
taşında beklerken üniversiteli üç öğrenci merakla yaklaşır bakarlar tabutun üzerinde hiç bir örtü yoktur kimdir bu garip diye sorarlar.Cenazeyi kaldırmakla görevli belediye zabıtaları tabuttaki kişinin Mehmet Akif Ersoy olduğunu söylerler.Bir anda üç öğrencinin kanı çekilir sanki,neye uğradıkları anlamaz bir şekilde ,üniversite ye koşarlar kapıdan içeri girerler .Bir bağırışma bir koşuşturma ,sınıflara giriyorlar üniversiteyi ayağa kaldırıyorlar.Kütüphaneden buldukları bir bayrak ile yüzlerce öğrenci öğretmen cenazeye doğru koşarlar. Beyazıt camisinin önüne geldiklerinde haber o kadar çabuk duyuluyor ki bir anda binlerce kişi orada toplanıyor.Bayrak tabutun üzerine seriliyor ve başında nöbet tutuyorlar.Cenaze o kadar kalabalıklaşıyor ki görülmüş şey değil.Ancak ne acıdır ki o anlarda devlet radyosu müzik yayınını kesmiyor, bayraklar yarıya inmiyor o gün,hiç bir gazete haber olarak yazmıyor olayı,cenaze Edirne kapı ya kadar üniversite gençlerinin omuzlarında gider.Devleti temsilen hiç kimse yoktur sadece aralara girmiş bir kaç sivil polisten başka.Mezarlığa gelindiğinde belediye yer göstermedi cenaze için bu yüzden mezarlığın sınır duvarının dışına gömülmüştür Akif.Evet Milletin böylesine sahip çıktığı Mehmet Akif Ersoy.'a devlet aynı hassasiyeti göstermemiştir.
Bir arada merak ederseniz Akif'in çocuklarından ve onlarında nasıl sefalet içerisinde öldüklerinden bahsedelim...

Facebook'ta Paylaş
Twitter'da Paylaş
1 kişi beğendi ·
Yazarın diğer paylaşımları;
Türkiye taksiciler olayını nasıl aşar, çözüm nedir?