Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
MUTSUZ İLİŞKİLERE BAĞIMLIYIZ - Sözümoki
07 Mayıs 2021, Cuma 03:58 · 54 Okunma

MUTSUZ İLİŞKİLERE BAĞIMLIYIZ

Mutsuz ilişkiler. Çevremizde çok var değil mi? Adına aşk dediğimiz ancak iki tarafa da yalnızca zarar veren bir şey. Herkesin bildiği klasik kanser ilişki türlerinden bahsediyorum. Herkes çevresinde mutlaka bu gibi ilişkiler görmüştür. Çevrende olmasa dizilerde mutlaka görmüşsündür. Hatta en çok dizilerde görüyoruz. Ve eleştiriyoruz. Böyle şey mi olur? Kötü örnek oluyor falan diye. Normal hayatta da çok var bu gibi ilişkiler. Peki hepsi dizilerden mi örnek alıyor? Ya da bir sebebi var mı kendisine zarar veren ve asla geleceğinin olmadığını bildiği bir ilişkide kendini yıpratmanın?
Dikkat ettiyseniz bu gibi ilişkilerde sorun ne kadar fazlaysa, karşıdaki kişi ne kadar zarar veriyorsa diğerine zarar gören kişinin aşkı, bağımlılığı daha fazla artıyor partnerine karşı. Böyle düşündüğün zaman bunu hiçbir mantığı yok tabi. Zaten bu, mantıkla yapılan bir şey değil. Psikolojik sorunları olan belli başlı kişiler dışında kimse acı çekmeyi sevmez ve ona zarar veren bir yerde durmaz. Ama bir sebebi olmalı öyle değil mi? İlişki seni sadece yıpratıyor. Karşındaki kişi psikolojik hatta bazen fiziksel zarar veriyor sana. Ama bu ondan vazgeçirmiyor seni. Tam tersi daha da bağlanıyorsun. Bu gibi mutsuz ilişkiler bittikten sonra da mağdurun zihninden çıkmaz ve takıntısı devam eder. Hayatı çok güzel ilerlese de, çok daha mutlu bir ilişkisi olsa da zihninde hep geçmiş ilişkisi kalır ve ondan vazgeçemez. Bazıları o kişiye hala aşık olduğu için zihninden atamadığını düşünür. Hatta belki geri döner o kişiye ve aynı döngü tekrar başlar. Dediğim gibi bu gibi örnekleri dizilerde de fazlasıyla görüyoruz. En yakın örneği son dönemde çok popüler olan Masumiyet dizisi. Aldatılmış iki kadın var üstelik biri hem aldatılmış hem de şiddet görmüş. Ama ikisi de kendilerine zarar veren adamdan vazgeçemiyorlar. Bir tanesi hiç durup sorgulamıyor bile. Diğeri çok savaş veriyor ama yaşadığı her şeye rağmen adamı sevmekten vazgeçemediğini söylüyor. Dizi en çok bu konuda eleştiri alıyor hatta. Adamın yaptıklarına da anlam veremiyor seyirci elbette. Sonra anlıyoruz ki adamda çok yaygın olan bir psikolojik bozukluk var. Narsisizm. Ve bu yaptıklarının sebebini açıklıyor. Peki kızların yaptıkları? Onların ne gibi bir sebebi var?
İnsan gibi bir varlıkla ilgili genelleme yapmak doğru değil elbette. Bu durumlarda olan her insanın bilinçaltında farklı bir tetikleyicisi vardır mutlaka. Ama birçok insanda görülen bu durumun belli bir sebebi olmalı. İnsanlarımız genel olarak mutsuz oldukları ilişkileri unutmazlar. Mutlu oldukları ilişkileri ise çok çabuk unutur ve çok kolay bir şekilde vazgeçebilirler. Bunun genelleme yapılacak belki de insanların çoğunda geçerli tek bir sebebi var: Kazanma isteği..
Evet. Aslında asıl sebep bu. Mutlu olduğumuz bir ilişkide kendimizi ispatlayacağımız, ya da kazanacağımız bir şey yoktur. Başarmışızdır. Oysa kötü bir ilişkide bize çok fazla iş düşer. Elbette bunu bilinçli yapmıyoruz. Kimse ilişkiye bunu düşünerek de başlamaz. İnsan belli başlı duygularla bir ilişkiye başlar. Ve normal olarak sevileceği ve mutlu olacağı bir ilişki düşler. Sonra işler onun umduğu gibi gitmez. Karşıdaki insan ona zarar vermeye başlar. Ama mağdur aklına koymuştur: partneri onu seviyordu. Böyle olmak zorundaydı. Onu sevmeli ve mutlu olmalıydılar. Bu aşamadan sonra ortada bir ilişki değil savaş başlar aslında. Her kötü olayda kaybetmiş hissederiz. Artık o kişiyi sevmiyor, istemiyor bile olsak ilişkiyi düzeltmek için, en azından karşımızdakinin bizi sevdiğini duymak için çabalarız. İhtiyacımız olan sevgi sözcüklerini duyduğumuzda gardımızı indirir ilişkiye kaldığımız yerden devam ederiz. Çünkü kazanmışızdır. Ta ki partnerimiz bize tekrar zarar verene ya da bizden uzaklaşana kadar. Bizi sevmeyen birinin peşinden koşmamızın sebebi de bu. Yenilmiş hissederiz hayallerimizin karşılığını bulamayınca. Daha doğrusu kendimizi aptal gibi hissedince. Bu en çok duygusal ilişkilerde olur. Çünkü duygularımızı kullanmayı bilmiyoruz normalde. Bir zayıflık olarak görüyoruz. Böyle öğretildi bize çünkü. Sonra bir gün birini seviyoruz ve o güne kadar hiç kullanmadığımız duygularımızı gün yüzüne çıkarıyoruz. Dünyanın en pahalı inci tanesi kadar değerli duygularımız bizim için. Kurduğumuz hayaller, en değerli varlığımızı ortaya koyuşumuzun ardından en acı verici durumla karşılaşıyoruz: gerçeklerle yüzleşmek. Tüm o hassas durumumuzun içinde partnerimizin duygularımızı, hayallerimizi yıprattığını hatta hiç önemsemeyip kullandığını görüyoruz. İşte bu dünyanın en büyük yenilgisi. O güne kadar ne yaşamış olursak olalım hayatımızın en büyük yenilgisi bu olur. Çünkü duygularımızın işe karıştığı acılar her şeyden daha vurucu olur. O kaybetmişlik duygusunu yenmek hayati önem taşır bizim için. Bunun uğurunda yaparız her şeyi. Kazandığımızı görmek için. Oysa duygularımızın esaretinden kurtulup bakabilsek gerçeğe görürüz. Bunun sonu yok. Bu savaş biz izin verdiğimiz sürece bizi kemirecek. Ömrümüzün sonuna kadar bu savaşın kölesi olacağız. Çünkü yanlış kişiyle birlikteysen yaptığın her şey senin aleyhinde olacak. Ve ömrünün sonuna kadar savaşacaksın o kaybetmişlik duygusuyla. Ömrünün sonuna kadar sadece kendini yıpratacaksın kazananı olmayan bir savaş için.
Bu söylediklerim tamamen bilinçaltımızın bizi yönlendirmesiyle oluşan şeyler. Bizim elimizde olan yönetebildiğimiz bir şey değil elbet. Ama hayatın boyunca kör yaşayamazsın. Bir yerde görürsün gerçekleri. Önemli olan gördüğün an sana zarar veren o şeyden uzaklaşmak. Önemli olan seni yıpratan her şeyden (kendi korkuların, savaşın olsa dahi) uzak durmak. Tek bir hayatın var. Bir ilkel dürtü uğruna harcamak için çok kısa….

3 kişi beğendi ·
Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Hangisi seni daha çok etkiler; varlığın bilimsel açıklamasının olması mı? Olmaması mı? Neden?