Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
Neden Böyle Birisi Oldum? - Sözümoki
13 Eylül 2020, Pazar 19:24 · 49 Okunma

Neden Böyle Birisi Oldum?

5. sınıfa geçtim, ilk defa farklı kişilerin bulunduğu bir sınıfa geçiyordum. Ama çok yadırgamamıştım, sadece ilk hafta biraz utangaçtım o kadar. Zamanla alışıyordum hem yeni hem eski arkadaşlara. Derken o zamanlar her sınıfta bir tane bulunan psikolojik sorunlu olan kişilerden benim sınıfımda olan tarafından teneffüste tehdit edildim. Emredilmesinden nefret ederdim, sebebi de bundan oldu zaten. O zamandan önce de daha küçükken aynı şeyi yaşadım. Ama taşınıp gittiklerinde kaybolmuş gibiydi. Bu kez yine oldu ve benim için okul artık renksizleşti. Yine ara ara sevinçli olmayı denerdim hani eskisi gibi olsun diye ama yok sürekli düşerdim. Bir de zamanla cılız ve kısa boylu olduğumu idrak etmeye başladıkça daha da küçüldüm küçük bedenimde. Futbol oynamayı hep severdim. Çok da beğenirlerdi sokakta, mahallede falan oynarken. Ama okulda bir an olsun oynamadım. O olaylardan sonra zaten hiçbir şeye karışmazdım içinde insan olan.. Hatta tehdit olayı yaşandığı hafta kitaptan bir yeri okumamı istemişti öğretmen, okuyamadım. Ağlamıştım. Sadece Yunus diye bir sıra arkadaşım vardı, onunla konuşurduk falan iyi arkadaştık. O bir süre sonra Beden Eğitimi dersinde kaleci olmaya başladı. Futbolu çok sevmezdi ama kalecilikte çok iyiydi. O futbol oynarken ben de tabi konuşacak kimse olmadığından seyrederdim onu. 6 sınıfa kadar izledim. Sonra yeni birisi geldi, böyle insanlarla hızlı kaynaşırdı. Bana 3 ders falan sordu oynar mısın diye ama ben oralı değildim tabi. Sonra 4. Hafta Fatih de oynuyor dedi. Bana sormadan takıma almıştı bile. Çok rahatsız olmadım, aslında kendimi sahiplenilmiş gibi hissettim. Sevmiştim o kişiyi. 2 yıl boyunca, tabi çok hevesli olmayacak şekilde oynamaya gayret ettim diyelim. Ara ara sokakta iyi oynadığım için bir şeyler denesem mi yoksa rezil mi olurum diyerek koşmadan pas attığım zamanlar vardı. Hoş, denediğim zamanlarda da başarsam bile takdirden ziyade ironi vardı ya. İyi oynasam da çok ciddiye alınmazdım. Sadece işlerine gelirse ön plana çıkardım son zamanlarda. (Maç kaybediyorlarsa vs.) O yıl da öyle geçti. Son yıl okul değişti, ben yine kapalıyım, onca şeyden sonra iyice susuyordum her şeye. Yine biriyle çok iyi anlaştım bir de şansıma aynı sokakta oturuyormuşuz. Onun da arkadaşı vardı tabi pek sevmese de zorbanın birisiydi. Bu kez de derdim o ve benzerleri oldu 8.sınıfta. Grup çalışması bile olsa işimi kendim yapar sadece verirdim ne gerekiyorsa, onlar da birlikte yaptık diye gösterirdi. Yıl sonuna kadar defalarca çocuk muamelesi gördüm kendini olgun sanan yaşıtlarımca. Okulun renksizleştiği zamanlar toplam 4 yıl olmuştu. Sırf kimse olmuyor diye okula gelirdim yıl sonu. Bir de el işi kağıtlarından çiçek yapmayı öğrenmiştim. Sürekli yıl sonu çiçek yapardım. O yıl da öyle bitti. 9. Sınıf oldum. Tedirgin bir şekilde yine okula geldim. Boş yere bile izin alarak otururdum ne nazik ama. Çocuk muamelesi bitmez yine aldım. Bir de gözlüklerimi bebek mavisiydi nasıl severdim ama. Tam çocuk demelik gerçekten. O zaman bilmezdim ben saç düzeltmeler vs. İnsanların üzerimdeki gözlerinden o kadar çekinirdim ve korkardım ki kendime hiç fırsat bulamazdım tarzmış, imajmış falan. Bana bazı konularda ön ayak olan insanları çok severdim. Arkadaşlarım da hep benim yapamadığımı benim adıma yapan insanlar oldu. Bana direk sormadan Fatih de geliyor falan derlerdi. Giderdim öyle. Ama sorsalar asla yapmam. Benliğimi öğrenemedim ben 11.sınıfa kadar. Bu yüzden hep birisi beni kollasın, beni korusun isterdim. Bazen de kendimi çok güçlü ama insanlara kıyamayan birisi olarak hayal ederdim. Kıyaslamalarda hep ben kullanılırdım. Rahatsız oluyor musun deseler olmuyorum derdim konu uzamasın diye. Neyse bu da böyle gitti 11'e kadar. 11.sınıfta telefon oyunları yerine kitap okumanın daha iyi olacağını, böylece telefon şarjı bitse de ben kendimle kalmayacak ve meşguliyet bulmuş olacaktım. Okulda meşguliyetsiz kalmak eziyetimdi. Felsefi olsun bilgi odaklı olur dedim. Roman alıp okuyup geçmektense felsefe olsun düşünerek falan daha yoğun geçer derdim dersler vs. Yıl sonu geliyordu 11.sınıfta. ben kitabın 40 sayfasını okudum okulda. Ama okul kapanınca tabi okumayı bıraktım. Yaz tatili boyunca hiç o kitabı bitirmedim. Sadece bende uyandırdığı bilgiye dayanarak felsefi sözler yazardım. O okuduğum 40 sayfada sürekli olarak okuldaki beni aşağılayan herkesin aşağılık olduğuna yönelik sözleri okudukça onlara bu kez kibirlenmeye başladım. Madem onlar aşağılık aptallarmış felsefeye göre, ben onlara benzemiyorsam bu benim zeki olduğumu gösterir diyordum. Bebek mavisi gözlük ve saç stil mevzusunu da ara ara denerdim de 11.sınıfta fön falan deneyip alışmıştım çok az. Gözlüğü de 9.sınıfta kırmıştım zaten. Amacım kırmak değildi ama okulda silerken aklıma gelmişti çocuk gözlüğü dedikleri. Sinirlenip kırmıştım istemsizce. Sonra siyah bir gözlük almıştım. Tekrar 11 sona yaklaşırken hâlâ benim kalp ile alakam yok. İnsanlar arkadaş bile olsa kimseyi sevmiyordum kimseye de seni seviyorum falan demezdim. Sevmezdim de. Zerre umrumda değildi gitmeleri. Var olan vardır olmayan yoktur derdim. Çünkü 8 yılın o üzüntüsü o alayları, o aşağılamaları artık felsefe ile kibire dönüşüyordu. 12.sınıfta durgunlaştım. İnsanların benim hakkımdaki fikirlerini ilk defa boşverip saç açtırma kararı aldım, tepkiler de hep güzel oldu. Ara ara çok ağır ithamlar aldım, ama alıştım sustum. İlk defa cesaretimle yaptığım bir şey beğeni aldı. Ama ben yine de kimseyi affedemedim. Bu kadar kibirlenmişken hâlâ o savunmasız tarafım vardı. O 8 yıllık küçük özgüvensiz hâlâ vardı. Sadece dokunmaları zordu ona. Kibirimin ve egomun şiştiği zamanlar 12.sınıf başları. Ama hâlâ kalbi bilmiyorum, hükümsüz bende. Sadece korunmak isteyen, sevilmek isteyen bir tarafım hâlâ vardı. Ama çevremdekilerin görmesinden hep kaçınırdım. Her konuştuğum kişide umut ederdim ama söyleyemezdim. Yine ezik olarak anılmaktan epey korkmuştum. Bu yıl da daha yoğun bir felsefe ile geçmişti. İlk dönemden sonra Kasım-Aralık arası kalbim tuhaflaştı. Sanki yeni keşfediyor gibiydim. Felsefede de ne olduğunu anladığımdan çok ağrısını kurcalamadım. İkinci dönem insanlara daha ılımlı ama kibiri gözardı etmeden kalp ile cevaplar veriyordum. Çocukken sevgiyi reddetim derim hep. Sebebi de 5.sınıfta yaşadığım tehdit sonrası üzüntüm ve korkumu bir kişinin bile fark etmemesiydi. Annem bile Nasılsın dediğinde iyiyim cevabımdaki kırıklığı ve hüznü anlamamıştı. Halbuki anlasa orada ağlayarak anlatırdım. Ama odaya gidip ağlamayı tercih ettim. İşte o günden sonra annemin bile sevgisine inanmadığımdan kimseye sarılmadım, daha küçükken de sarılmazdım. Ama onun sebebi yoktu. Kimsenin beni sevdiğine inanmadığım 8 yıl boyunca arkadaşım olan herkese güvenmek istedim. Her yıl da en yakın olarak 1 arkadaşım olurdu sınıfta. 12'de hiç olmadı. Okulda yalnız kalmıştım. Her yıl en iyi anlaştığım o bir kişi beni korusun, sevsin isterdim. Benden önce benim yapamadıklarıma cesaretlendirsin diye ümit ederdim. 12'de onu da kestim çünkü kimse kalmamıştı bu yıl. Kendimle kalınca kendime anlatma fırsatı bulduğum ezik 8 yılım da böyleydi işte. Ölmedi ya işte. Özgüvensizlik anksiyeteye terfi etti, felsefeyle pekişti. Kalbim de korunmak istedi, şimdi sevilmek mi istiyor bilmiyorum. Yeni hâlim nasıl olacak merak ediyorum. Değişimi denemesem bunları da yazacak bir zihnim olmazdı. Cesaret edip verdiğim son not bu. 9.yıla girerken, etrafımda kimse kalmadı, ama ben yine en az bir arkadaş edinmek istiyorum, yine güveneceğim ve seveceğim bir kişi. Bu kez beklemeyeceğim. Her okul dönemi başında bulurdum bir arkadaş. Hep farklı olmazdı ama bulurdum. Kim bilir belki bu kez kimse de olmaz. Bakalım. Görüşmek üzere. Kartopu da böyle olmazdı herhalde. Olsun, ben de geçmişi rezil bir kartopu olurum belki.

Facebook'ta Paylaş
Twitter'da Paylaş
Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Shakespeare hakkında ne düşünüyorsun?