Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
16 Mart 2020, Pazartesi 11:38 · 33 Okunma
Öfkemin Sebebi Sevgisizlik - Sözümoki

Öfkemin Sebebi Sevgisizlik

Gözleri uzaklara dalmış, çevresinden soyutlanmış, geçmişinin içinde kapana kısılmıştı. Uzaktan bakanlar onun bu dünyaya ait olmadığını düşünebilirdi. Çünkü insan kendi içine döndüğünde, kendi düşüncelerinden başka bir şey duyamaz olur. Ve dünyayla tüm bağını koparır. O da hiç istemediği halde ve çok yanlış bir zamanda düşünceleri tarafından kuşatılmıştı. Gözleri çok şey anlatıyordu. Ama anlayacak pek fazla kişi yoktu. Çünkü kimsenin birbirini anlama gibi bir derdi yoktu. Anlamak kimsenin umurunda değildi. Bu yüzden insanlar birbirine karşı bu kadar acımasızdılar. Eğer anlamak için biraz daha çabalasalar, kaybettikleri empatiyi geri kazanabilseler herkes birbirine karşı daha nazik olurdu.
Mesela Akın. Sinirli, kavgacı ve çoğu zaman çekilmez biriydi. Çok fazla bağırdığı ve neredeyse herkesle kavga ettiği için insanların çoğu uzak dururdu ondan. Hakkında atıp dururlardı. Oysa hiçbiri Akın'ın bu öfkesinin sebebinin sevilmemek olduğunu bilemezdi. Kimse çocukluğunun sancılarını bilemezdi. Hatta daha kötüsü bildikleri halde anlamazlardı. Ve yaşadıklarını sanki izledikleri bir film gibi anlatır ve üstüne kolayca yorumlar yaparlardı. Acımasız ve suçlayıcı yorumlar. Ama bu bir film değildi. Bununla dalga geçemez, ve kolayca 'ben olsaydım böyle yapardım' ya da 'niye böyle yapmamış' gibi yargılara varamazlardı. Bir insanın travmaları bu kadar basite alınamazdı.
Evet herkes gibi sıkıntılı geçmişti hayatı. Yani böyle diyordu kendine. Sonuçta herkesin hayatı sıkıntılarla dolu değil mi? Yaşadıkları herkes gibi sayılabilir mi o tartışılır. Sonuçta kaç kişi altı yaşında sokaklar da yaşamak zorunda kalmıştır ki? Kaç kişi yeni doğmuşken annesi tarafından terkedilmiş, ya da beşikteyken baltayla öldürülmeye çalışılmıştır ki?
Ama o kendine bunların normal olduğuna, önemsiz olduğuna inandırmıştı. Böyle yapmak zorundaydı. Yoksa yaşayamazdı. Başa çıkamazdı hayatıyla. Çocukluğu karanlık bir kuyu gibi. Bir insan ailesi tarafından sevilmeyince başka kimsenin sevmesini istemiyor. Ya da kim severse sevsin yeterli olmuyor. O sevilmemişti. Ailesinde ki kimse sevmemişti onu. Üstelik sevsinler diye çok uğraşmıştı. Onların istediği gibi biri olmaya çalışmıştı. Onlar sevmeyince dünyada ki herkese düşman olmuştu. Diğer insanların onu sevmelerine engel olmuştu. Çünkü onun kötü bir insan olduğuna inandırmıştı ailesi. O da bu düşünceye layık davranıyor herkesin ondan nefret etmesi için uğraşıyordu. Çünkü kimsenin sevgisine gerçekten inanmıyordu. Sevgiye olan inancını çalmıştı ailesi. Zaten sevginin tam olarak ne olduğuna da bilmiyordu. Acı olan şu ki sevilmek umurunda olmadığı halde sadece ailesinin sevgisine zaafı vardı. Kırk yaşında olduğu halde hala ailesinden birinin en ufak bir sevgi gösterisine kanıyor, onlar için her şeyi yapıyordu. Hayatını çaldıkları halde hala onlara inanıyor, ufak bir sevgi kırıntısı için çabalıyordu. Her şeyi tamdı. Hiçbir eksiklik yoktu hayatında. Sanki tek eksik onların sevgisiydi. Bir kere olsun ailesi gerçekten sevse onu, babası bir kere olsun ona sarılsa her şey tamamlanacaktı. Ama olmuyordu. Her seferinde daha büyük bir ihanetle çakılıyordu yere. Ve her ne kadar önemsemediğini söylese de bu sevgisizlik nefes alamayacak kadar ağır geliyordu ona. Ama kimse içindeki bu eksikliği bilemezdi. Yani kimse onu tam anlamıyla tanımıyordu
Kimse bu yaralarını bilmiyordu, hatta o bile...

Facebook'ta Paylaş
Twitter'da Paylaş
1 kişi beğendi ·
Yazarın diğer paylaşımları;
Hep katılmak istediğin ama bir türlü katılamadığın fuar?