Bazı şeyler, zaten çoktan ölmüştür.
Nefesi kesilmiş, anlamı terk etmiş, ruhu çekip gitmiştir.
Geriye sadece şekil kalır; konuşan ama duymayan, bakan ama görmeyen, yaşayan ama hissetmeyen bir beden.
Bir cesedi öldürmeye çalışmak,
gerçeği inkâr etmektir aslında.
“Belki canlanır” umuduyla vurulan her darbe,
öldürmekten çok kendini yormaktır.
Zira hayat, zorla geri çağrılamaz.
İnsan bazen bir ilişkiyi, bir dostluğu, bir inancı
defalarca bıçaklar.
“Bu sefer bitti” der.
Oysa biten, çoktan bitmiştir.
Sadece kabullenmek gecikmiştir.
En zor vedalar,
ölünün başında değil;
yaşıyormuş gibi davranılan şeylerin karşısında yapılır.
Çünkü orada umut vardır,
ve umut, gerçeğin en inatçı düşmanıdır.
Bir cesedi öldürmeye çalışmak;
sevginin bittiğini kabullenememektir,
saygının kalmadığını görmezden gelmektir,
kendini kandırmaktır.
Ve insan, en çok burada tükenir.
Olmayan bir şeyi oldurmaya çalışırken,
kendi canlı yanını yavaş yavaş gömer.
Asıl cesaret,
öldürmekte değil;
ölmüş olana dokunup
“artık buraya kadar” diyebilmektedir.
Çünkü bazı şeyler,
kurtarılmak için değil,
gömülmek için vardır.