Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
ÖLÜMÜ YAŞATMAK - Sözümoki
13 Kasım 2019, Çarşamba 15:14 · 147 Okunma

ÖLÜMÜ YAŞATMAK

Ölümün her şeyi daima eşit yaptığına dair bir söz okumuştum bir kitapta. Ancak kendi sevdiklerine uğradığında anlayabildiğin bu kayıplık duygusu ile baş etmek için tutunabilinen bir söz gibi adeta. Herkes bir yana çekilince daha iyi görüyormuş insan içini delip geçen bu acının nasıl olduğunu. Ölmeden önce adı ile seslenilen kişiyi o kalabalıkta ‘ cenaze nerede’ diye sormak….ölünce adın bile kalmıyormuş. Ölüm, bir yok oluş değil, başka bir boyuta geçmektir sadece diye kendimize söylediğimiz teselli kelimeleri bir dahası olmayacak bir hayatın acısını almaya yetmiyormuş.
Kaybedecek bir şeyi kalmayan insanın tehlikeli anlamda cesur olabileceği gerçeğini ölümle daha da iyi anlıyor insan. Bu cesaret kendinle birlikte bir başkasının canına kast etmek kadar tehlikeli olabiliyor. Haber olarak verildiğinde kızgınlıkla izlediğimiz bu türlü olaylar ile kendimiz karşılaştığımızda kocaman bir neden sorusuna cevap aramaya başlıyoruz. Hangi duygunun yokluğu ya da hani sebep insanı böylesi irade dışı bir olaya sürükleyebilir ki?
Durkheim, intiharın tanımını, ''ölen kişi tarafından ölümle sonuçlanacağını bilerek olumlu veya olumsuz bir edimin doğrudan ya da dolaylı sonucu olan her ölüm olayına intihar denir'' diyerek yapmıştır. Bu kadar kişisel ve ahlaki bir olgunun bile bilimsel bir metodoloji ile işlenebileceğini göstermeye çalışan Durkheim'e göre toplumsal olgular sui generis'tir yani insanın üzerindedir. İnsanların bir araya gelmesiyle oluşmamıştır. Aksine bireyler üzerine zorlayıcı etkisi vardır. Belki de bu zorlayıcı etki öyle sinsice içten baskı yapmaktadır ki, çare olarak görülen şeyin ölüm olarak karşımıza çıkmasına neden olmuştur. (ölmeden kısa bir süre önce notlarının arasında buldum bu yazıyı) Gerçekten kardeşimin dediği gibi, ölüm hem tüm zevklerin hem de tüm acıların sonu muydu? Bu kadar yürek kemiren şey, adaletsizlik duygusu muydu?
Biz doğruyu, ancak yüreğimizde ve kafamızda yaşatabiliyoruz. Dile dökülen kelimeler ise zorunlu ve gerekli cümlelerden ibaret kalıyor. Sonrası iç kemiren bir hal alarak insanın yaşama isteğini beraberinde alıp gidiyor.
Bugün tam 17 gün oldu seni kaybedeli. İnsanın yaşaması, vücudu olarak yanımızda olmasıyla anlam kazanmıyormuş sayende bunu daha iyi anladım. Sözlerin, yazıların, kitapların, öfken ve sırlarınla her daim seni yaşatmak ne kadar da kolaymış oysa. Hayatta iken bu kadar yanımda hissedemezken seni, şimdi an yok ki adının geçmediği bir sohbet olsun. Kendi egosunun beslenmesi için, düşüncesizce bencilliğini doruk noktasında yaşayan insanlar bir gün kendilerini de nasıl bir ölüme sürüklediklerini fark ettiklerinde artık çok geç olacak inanıyorum. Ve inanıyorum ki onlar da benzer acıların şahidi olarak kalacaklar. O toz konduramadıklarının hataları yüzünden, vicdan denen şeyle karşılaştıklarında uykuyu getiren ne bir ilaç çare olacak ne de çok savundukları doğrular. O zaman kendilerini nasıl kandırdıklarını daha iyi anlayacaklar. Seni hayatınla tehdit eden bir kişi için ne kadar önemli ve korkutucu olduğunu düşünseydin keşke. Kolay olan şeyi seçmek yerine, sadece gülümseme ile yetinirdin o zaman. Bir bornozun ipine emanet edilen bir hayat mıydı bizimkisi? Ve tek suçlu sen miydin? Eğer bir bedel ödenmesi gerekiyorsa, sadece hatayı yapan değil, kişiyi bu suça sürükleyen azmetdirici güç olarak en büyük bedeli ödemeliydi. Senin hatan şimdi kolay olanı seçmen oldu. Değdi mi diye arkandan haykıranlar için gerçek o kadar basitti ki… Keşke duyabilseydi demiyorum, duyduğunu biliyorum. Ölmek, yaşarken de tadılan bir şeymiş, bana kalan pay da bu oldu. Yitip giden yanımı tarif edecek hiçbir sözcük yok. Kızgınlığımız buna sebep olanlara değil, kendimize.. Birinin bu denli acı çektiğini farkına varamıyorsak, hele de bu biri en yakınımızsa, tek suçlu var o da BİZ.
Seni yaşatmak, ölümü yaşatmak gibi adeta….




Facebook'ta Paylaş
Twitter'da Paylaş
Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Yiyip yiyip kilo almayanlar hakkında görüşlerin neler?