BAZI YOLLAR İNSANI KENDİSİNE GÖTÜRÜR
Kendimi ne zaman kaybettiğimi bilmiyorum.
Bunu tek bir güne bağlayamıyorum.
Bir sabah uyandığımda “Artık ben değilim,” demedim.
Bir kapı kapanmadı.
Bir insan hayatımdan çıkmadı.
Bir anda her şey değişmedi.
Tam tersine...
Hayat devam ederken kayboldum.
Günler birbirini takip ederken.
Sorumluluklar çoğalırken.
Sevdiklerimi korumaya çalışırken.
Birilerinin ihtiyacı olduğunda kendiminkini bekletirken.
Önce küçük şeylerden vazgeçtim.
Sonra daha büyüklerinden.
Bir süre sonra neyi sevdiğimi bile düşünmez oldum.
Çünkü hayatımda hep cevaplamam gereken başka sorular vardı.
Çocukların neye ihtiyacı vardı?
Evde ne yapılacaktı?
Kim üzgündü?
Kimin morali bozuktu?
Kime yetişmem gerekiyordu?
Kim benden bir şey bekliyordu?
Herkesin cevabını biliyordum.
Bir tek kendiminki yoktu.
Bana “Sen ne istiyorsun?” diye sorulduğunda bazen gerçekten duraksıyordum.
İnsan kendi isteğini unutabilir mi?
Unutuyormuş.
Üstelik bunu fark etmeden yapabiliyormuş.
Ben kendimi büyük bir acının içinde değil, küçük vazgeçişlerin toplamında kaybettim.
Bir şeyi erteledim.
Sonra başka bir şeyi.
Sonra kendime ayıracağım zamanı.
Sonra hayallerimi.
Sonra dinlenmeyi.
Sonra konuşmayı.
Sonra kendimi...
Hep sonra.
İnsanın hayatındaki en tehlikeli kelimelerden biriymiş “sonra”.
Çünkü bazı şeyleri gerçekten sonra yaparsın.
Ama bazı şeyler “sonra” denildiği anda yavaş yavaş senden uzaklaşmaya başlar.
Ben bunu çok geç öğrendim.
Hayat bana öğretmek için önce bazı şeyleri elimden aldı.
Bazı insanların yokluğu, bazı cevapların gelmemesi, bazı kapıların kapanması...
Hepsi beni aynı yere getirdi.
Kendime.
İlk başta bundan hoşlanmadım.
Çünkü insan kendisiyle baş başa kaldığında başkalarından saklayabildiği hiçbir şeyi saklayamıyor.
Kırgınlıklarını görüyorsun.
Korkularını.
Pişmanlıklarını.
Söyleyemediklerini.
Kendine yaptığın haksızlıkları.
Ve en zor olanı:
Kendine ne kadar uzun zamandır uzak olduğunu.
Ben o uzaklığı fark ettiğim gün değişmeye başladım.
Bir anda değil.
Masalsı bir şekilde hiç değil.
Hâlâ zorlandım.
Hâlâ bazı günler geçmişe gittim.
Hâlâ bazı kayıplar içimi acıttı.
Ama artık kendime düşman değildim.
Kendimi anlamaya başlamıştım.
Bu kitap tam olarak bunun hikâyesi.
Bir kadının hayatının bütün cevaplarını bulmasının değil...
Kendisine doğru sormayı öğrenmesinin hikâyesi.
Çünkü belki de insanın hayatında ulaşması gereken en önemli yer, başka bir insanın yanı değil.
Başka bir şehir değil.
Başka bir hayat değil.
Kendisidir.
Ben kendimi bıraktığım yerden almaya geldim.
Ve bu kez elimden tutacak kişi yine bendim.