Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
Orenda 21 Gün - Sözümoki
11 Ağustos 2021, Çarşamba 13:29 · 129 Okunma

Orenda '21 Gün'

2. Bölüm ~ Kurnaz Milyoner

Atlas geniş bir gülümsemeyle arkadaşından cevap bekliyordu. İstediği cevabı alamasa dahi ikna edene kadar uğraşacaktı. Uzun zamandır beklediği bir şeydi ve kesinlikle birilerinin bunu mahvetmesine izin vermeyecekti. Bu onun için canını vereceği arkadaşı dahi olsa buna kararlıydı.

Eymen, karşısında ona gülümseyerek bakan Atlas'a tek kaşını kaldırdı ve merakla mırıldandı. "Orenda?" Atlas beklediği tepkiyi alınca gülümsedi. "Tatile gitmek için harika bir yer." Sağ elini kaldırıp işaret parmağıyla havada yuvarlak çizdi ve burun kıvırdı. "Şu sıkıcı ortamdan uzaklaşmak çok güzel olur."

"İyi misin sen? Nereden çıktı tatil? Orenda neresi?" Eymen ardı arkası kesilmeyen sorulara başladığında Atlas alaycı bir gülüş savurdu. "Atlas!" Eymen, ters cevap verdiği gibi sinirle kaşlarını çatmıştı.

"Geçen sene bir hastam vardı hatırlıyor musun? Ünlü iş adamı Ali Pusat." Eymen başıyla onayladı arkadaşını. Konunun nereye gideceğini anlayamamıştı ama bir an önce sonuca bağlanmasını istiyordu. "Şu milyarder manyak." dedi hafif bir sırıtmayla.

"Evet ta kendisi. Bir adanın işletmesini almış inanabiliyor musun?" dedi Atlas sahte bir şaşkınlıkla. "Ada cennetten bir köşe adeta."

Eymen gözlerinin önünde canlandırdığı adamla hayrete kapılmıştı. Bir sene önce psikolojik sebepler yüzünden neredeyse her gün gelen adamla şimdiki adamın aynı olmadığına emindi. Aylar önce bitap bir haldeydi yaşlı adam. Atlas, adam hakkında çok konuşmasa da zor zamanlar geçirdiğini anlatmıştı sadece Eymen'e. "Büyük Okyanus açıklarındaymış ada!" Atlas sahte sevinçlerine devam ederken Eymen daha da şaşırmıştı.

"Yok artık! Amerika veya Fransa neyine yetmiyor. Adı sanı duyulmamış adada ne işin var abi senin? Üstelik okyanusun ortasında!" Eymen arkadaşına hiddetle yanıt verirken Atlas saçlarını karıştırdı ve olduğu yerde sallandı. "Sen kafayı yedin kesinlikle." Eymen cevap alamayınca ona göz devirip arkasına dönerken kendi kendine mırıldanıyordu.

"Kafa dinlemek için diyoruz herhalde." Atlas parmaklarının üzerine yükselip Eymen'in arkasından bağırdığında genç adam çoktan odasına girmişti. "Bir kere de sorgulama ya!" Atlas onun umursamaz tavrına omuz silkerken odasına yöneldi.

Asistanı halihazırda odasından çıkmış kapıda patronunu bekliyordu. Atlas, Eymen'in görüşmesi sonrasında her görüşmede yaptığı gibi odasını temizletmiş ve düzenletmişti. Asistanı ellerini önünde birleştirmiş genç adamı beklerken içten içe söylenmeden edemiyordu. Ona göre patronu bir koltukta oturup akşama kadar dert tasa dinliyor ve dünyanın parasını kazanıyordu sadece. Ve o görüşmelerin acısını kendisi çekiyordu. Neyin temizliği bu diye içinden geçirdi genç kadın. Bıkmıştı artık elinde toz beziyle dolaşmaktan. Patronu fazla titiz bir insan değildi ama bir hastası yüzünden yaşadığı saçma grip sonrası bu hale gelmişti. Harika ötesi işinden iki hafta ayrı kalmak zorunda kalmıştı işkolik patronu. Ne yazık!

Atlas, genç kadının düşüncelerinden bihaber sert adımlarla ona doğru yaklaşırken yine kendine özgü havasıyla dik bir duruş sergiliyordu. Açık kapıya yaklaştığında odaya bir adım kala durdu ve yüzünü genç kadına çevirmeden mırıldandı. "Ali Pusat ile görüşmem var bugün. En uygun ve şık restorana rezervasyon yaptır. 20.30' da olursa sevinirim." Asistanı onu başıyla onaylarken odasına girdi ve kapıyı kapattı.

....

Genç kadın hâlâ başındaki ağrıyı çekerken içten içe kendine kızıyordu. Yine kontrolünü kaybetmişti. Yine o kıza izin vermiş, kendisine zarar vermesine göz yummuştu. Eskiye nazaran kontrol kaybı azalsada arada kendisini mutlaka hatırlatıyordu. Acıyla gözlerini yumarken sert bir soluk verdi. Olduğu yerden yavaş hareketlerle kalkarken vücudunun ağrısı kendini yavaş yavaş belli eder oldu. Kriz anında kasılması ve kendini sıkması ona pahalıya patlamıştı. Dudaklarından acı bir inleme firar ederken parmaklarının ucunda koltuktan indi. Başı yerde, ayaklarına dikkat kesilirken kendine gelmek adına olduğu yerde bir iki adım attı.

Kapı açıldığında ürkek hareketlerle geriye sendelerken gözlerini odaya giren Eymen'e dikti. Genç adam hafif bir tebessümle Mavi'nin başında dikildiği koltuğa oturdu. Mavi onun bu tavrına kaşlarını çatarken bakışlarını yüzünden çevirdi.

Odanın kapısına doğru attığı ilk adımda Eymen, "Nereye?" diye sordu. Mavi arkasını dönmeden cevapladı. "Evime." Genç adamdan kısık bir kıkırdama çıkarken ifadesini sabit tutmaya çalışıyordu. "Görüşme bitti mi?"

"Bitmedi mi?" Mavi ona doğru dönerken şaşkınlıkla kaşlarını kaldırmıştı.

"Hayır bitmedi, gel." Eymen karşısındaki kadının şaşırmış haline keyifle bakarken tedaviyi bırakmaması için ikna etmeye nereden başlayacağını düşünüyordu. Bu hastalığın mecburi 7 yıl tedavisi vardı ve 2 ay sonra 7 yılı doluyordu. Hemde elle tutulur bir gelişme kaydedemeden. Eymen bir yandan Mavi'nin iyileştiğini görmek istesede bir yandan da kariyerini düşünüyordu. İşe yaramaz görünmek, hastasına geçen onca seneden sonra bir iyileşme belirtisi sağlayamamak onun işi açısından olumlu olmazdı.

"O adam kimdi?" Mavi umursamaz bir tavırla sormuştu yerine otururken. Çok merak ettiği bir şey değildi ama bu adamın ketum ve egoist tavrının nedenini öğrenmek istemişti.

"İş arkadaşım. Ne oldu? Bir şey mi söyledi?"

"Hayır sadece merak... Öyle işte." Mavi lafı gevelemeye başlarken bir yandan saçlarıyla oynuyordu. Eymen, genç kadının parmaklarının saçlarına gittiğini gördüğünde tetiğe geçiyordu ki yüz ifadesinden korkulacak bir şey olmadığını anladığında tavrını belli etmeden geri yaslandı.

"Evet, şimdi anlat bakalım."

....

Güneş yerini bütün ihtişamıyla saatini bekleyen aya bıraktığı sıralarda Atlas en şık takım elbiselerinden birini giymiş ve söyleyecekleri için hazırlığını çoktan yapmıştı. Bugün elinden gelenin en iyisini yapacak ve kendine verdiği sözü yerine getirecekti. Her ne pahasına olursa olsun.

Aynada kendisine attığı bakışla yüzünde bir gülümseme oldu genç adamın. Her zamanki dikkat çeken görüntüsünden hiçbir şey kaybetmemişti geçen onca aydan sonra. Gururla göğsünü kabarttı genç adam. Şimdi yas tutma vakti değil eğlenme vaktiydi.

Arabasından indiğinde üzerindeki takımını düzeltme ihtiyacı hissetti. Elleri yakalarına gittiğinde çoktan arabasının başında dikilen valeye anahtarını vermiş restoranın girişine doğru adımlamaya başlamıştı. Üzerinde alışık olduğu gözlerle masalar arasında büyük adımlarla Ali Pusat'a doğru ilerledi. Hedef olarak seçtiği masaya yaklaşık iki metre kala adımlarını yavaşlatmış, adamın hal hareketlerine dikkat kesilmişti.

Ali Pusat ellili yaşlarında bir milyarderdi. Bilindiğinin aksine olduğundan çok daha fazla mal ve mülke sahip bir insandı. Fakat para onu varyemez bir insan yapmış ve kafayı sıyıracak derecede takıntılı hale getirmişti. Çareyi psikolojik tedavi görmekte arayınca ülkenin en başarılı psikiyatristlerinden biri olan Atlas'ı bulmuş ve 8 aylık bir tedavi sürecinden geçmişti. Sık ve yoğun geçen görüşmelerin sonucunda da takıntılarından kurtulabilmişti. Atlas, tedavi dışında Ali Pusat ile hâlâ görüşmeye devam ediyor ve yardımcı olmaya çalışıyordu. İki taraf için kârlı bir anlaşma oluyordu bu görüşmeler ama bundan Ali Pusat'ın haberi yoktu.

Atlas adımlarını masaya doğru yönelttiğinde Ali Pusat kendisine doğru ilerleyen genç adamı baş selamıyla karşıladı ve oturduğu deri sandalyesinden gürültüyle geriye yaslandı. Atlas sandalyeyi çekip oturduğu sırada başlarına küçük ve hızlı adımlarla bir garson dikildi. Başı yerde olan garson karşısındaki insanları tanıyordu ve pot kırmamak için canla başla mücadele veriyordu. Atlas gelmeden önce yaşlı adamdan kısa bir azar yemişti ve tekrarlamaması için dua ediyordur içten içe. Gözleri yerde olan garsonu inceleyen Atlas olayı görmese bile tahmin edebilmişti. Garsonun elini nereye koyacağını bilememiş ve Ali Pusat'ın garsona olan ezikleyici bakışları her şeyi açıklıyordu.

Yaşlı adam yine kendisi gibi egosunu konuşturmuş ve birilerini küçük düşürmüştü. Atlas göz devirmeden edemedi adamın bencil tavrına. Bir süre daha dayanacaktı ve aylardır uğraştığı şeyin sonuçlarını elde edecekti. Kolay bir şekilde. Garsona sipariş verdikten sonra aralarındaki sessizliği bozan Atlas oldu. "Ali Bey sizi böyle görmek ne kadar güzel. Haberlere çıkmışsınız artık isminizi bilmeyen kalmadı." İma ile konuşmasıyla Ali Pusat sevimsiz bir gülüş bıraktı masaya doğru.

"Evet gayet iyi hissediyorum bu aralar. Ani bir kararla yatırım yapmaya kadar verdim ve aklıma harika bir fikir geldi bu yönde." Ali Pusat böbürlenmeye devam ederken Atlas sahte yüz ifadeleriyle onu dinliyor ve içten içe adamla alay ediyordu. Kendisini zeki sanan bir ahmak daha diye geçirdi içinden. Ve tamda düşündüğü gibi bir insandı Ali Pusat. "Bir adanın işletmesini almak kimin aklına gelirdi tanrı aşkına." Yaşlı adamın elleri saçlarına gittiğinde başını sırıtarak yana yatırdı.

"Siz bu işler için doğmuşsunuz Ali Bey. Kimsenin aklına gelmezdi bunlar kesinlikle. Tam da sizinle bu konuda konuşmak istiyordum bende." dedi Atlas samimiyetsiz bir gülüşle.

Ali Pusat gizleyemediği merakıyla öne doğru eğilirken Atlas'ın dudaklarında daha şimdiden zafer kazanmışçasına bir gülümseme olmuştu. Yaşlı adam yine aynı tuzağa düşecekti.

"Evet Atlascığım seni dinliyorum?"

.....

Kelimelerin, cümlelerin hatta sayfalar dolusu dizelerin bile tarif edemediği dönüm noktaları olur insanın hayatında. Bazen kendisine karşı bile adlandıramaz bunu. Duyamaz, göremez, dokunamaz ama hisseder. Hissettiklerini kime, neye, nasıl anlatacağını bilemez. Yaşadıklarını yaşattıranlar haricinde kimse bilmesin ister. Kimse bilmesin, duymasın, görmesin, hissetmesin. Sırf güçlü görünmek için.

Bunları hiçbir zaman yaşamadı Mavi. Her şeyi iliklerine kadar görmüş duymuş ve hissetmişti. Yalnız kalmaktan ölesiye korkmuyor olsa yaşadıklarını da anlatırdı elbet. Kimse bilmesin istiyordu annesini, babasını ve babasının kızını.

Uzun zamandır ona eşlik eden misafir bu aralar kendisini sıklıkla belli etmeye başlamıştı ve insanlardan bunu saklamak gittikçe zorlanır olmuştu Mavi için. Ve bir gün korktuğu başına gelmiş herkesin içinde patlak vermişti. Okulda babasının kızı çıkagelmiş ve yine kendisine zarar vermesine neden olmuştu. Etrafındaki insanlar tarafından bu olay sinir krizi olarak adlandırılması ona biraz olsun rahat bir nefes aldırmıştı ama hâlâ ölesiye korkuyordu yakalanmaktan. İnsanların arasında olmaktan keyif alıyordu ama yaşayacakları ve yaşatacaklarının sonucunu ağır ödeyebilirdi.

Aradan geçen seneler onu iyileştirmek adına belirtileri elbet göstermişti ama bu ona yetmemişti. Rahat yaşamak istiyor, sinirlenmek öfkelenmek istiyordu. Duygularını kontrol altında tutmak kolay değildi elbet. Bağırıp çağırmak sevmediği insanlara nefretini kusmak istiyordu. Kendini frenlemek onun için işkence gibiydi her zaman.

Belki de bu hayatta en çok korktuğu şey birine zarar vermekti. Hayat onun bu korkusunu önceden planlamış gibi hayatının en önemli en değerli zamanlarında korkusuyla yüzleştirmiş onu çıkmaza sokmuştu. Daha güçlü bir kadın olmayı başarmış ve her zaman başı dik yürümüştü bu zamana kadar. Kendini insanlardan soyutlamak yerine insanların içine bırakmış ve yaralarını daha hızlı sarar olmuştu. Dışarıdan görünen yaraları sarabilmişti ama içindeki kapanmaz yaralara tuz basarak büyümüştü. Bunu ona mecbur bırakmışlardı.

Genç kadın önündeki taşı ayağının ucuyla savururken geniş sokak boyunca adımlarını yavaşlatarak ilerledi. Vücudu her adım attığında kendini belli eder bir acıyla sızlasa da dışarıya belli etmemeye kararlı bir hali vardı. Yüzünde mimik oynamazken vücudu ağrı içerisindeydi. "Hay sikeyim!" diye inledi bacağına giren sızıyla. Senelerdir alışamadığı tek şeydi belki de bu ağrılar. Kasılmalar ve kriz sonrası günlerce çektiği vücut ağrılarına alışmaya çalışmıştı ama pekte başardığı söylenemezdi.

Ağrıyla olduğu yere çökerken dudakları sessizce yaşadığı acıya lanet okuyordu. Başını gökyüzüne kaldırıp sabır diler gibi gözlerini yumdu ve yerden aldığı güçle ayağa kalktı. Ayakları ilk kalktığında titrer gibi olduğunda yanında olan duvara tutundu. Kendine gelmek adına bir süre öylece bekledi ve yavaş yavaş kalabalıklaşan sokağa doğru ilerledi. Şimdi acılarından sıyrılıp büyüdüğü ihtişamın içine girme vaktiydi.

Büyük gösterişli bir villanın önüne geldiğinde kapıdaki güvenliğin kontrolüne takılmadan geniş demir kapıdan içeriye süzüldü. Adam karşısındaki kadının tanıdık yüzüyle kalktığı sandalyesine tekrar kurulurken elindeki telefonuyla ilgilenmeye devam etti.

Mavi, göz hapsinde tuttuğu büyük evin kapısına doğru emin adımlarla ilerlerken dışarıdan adeta avını yakalamak isteyen yırtıcı bir hayvanı andırıyordu. Biraz önceki halinden eser kalmamış gibi sert adımlarla ilerliyordu eve doğru.

İnsanlar sadece onun istediği yaralarını sararlar her zaman. Gerçek yaralarını bilmezler, bilmeyecekler.

Zilini çaldığı kapıya yaslanıp beklerken kollarını birbirine bağlayıp bekledi bir süre. Aceleyle açılan kapıdan evin hizmetçisi baş gösterdi ilk önce. Mavi, o daha ağzını açmadan yüzüne dahi bakmadan içeriye girdi.

Zengin koca bulmak ümidiyle başladığı işinin ikinci senesinde eli boş kalan ardından evin babasına göz koyan biriydi tabi bu hizmetçi. Malikanelerde bu tür elit kesimin her zaman olurdu elinin altında birisi. İşin kötü yanı bunu evin hanımının bilmesin ve ses çıkartmamasıydı. Çok düşündü Mavi, acaba yine önyargılı mı davranıyorum diye ama yakaladığı birkaç yakınlaşma kendi düşündüklerini haklı çıkarmıştı. Her zamanki gibi.

Ağır adımları geniş salonu bulduğunda karşısında umduğu görüntüyü bulmuştu yine. Elinde dergisiyle meşhur koltuğundan kalkmayan bir hanımefendi. Hayattan bir ümidi kalmamış ve her şeye doymuş bir kadın olan ablası için şaşırılacak bir şeyde değildi elbette. Tek uğraşı parasını harcamak ve gösteriş yapmaktı. Ne dışarıdaki insanlar gibi yaşam derdi vardı ne kafasına takacağı sıkıntısı. Hayat bir tek ona gülmüştü. Mavi'ye de en büyük darbesini vurmuştu.

Kadın oturduğu koltuktan Mavi'nin geldiğini görmesiyle birlikte ayaklanırken kollarını iki yana açtı. "Kimleri görüyorum. Siz buraya uğrar mıydınız hanımefendi?" dedi yüzünde tatlı bir gülümsemeyle.

Mavi ona samimi bir bakış atarken kocaman gülümsemişti. Her ne olursa olsun bu hayatta kendine yakın gördüğü tek insandı. "Özlenmişiz malum. Bir uğruyayım dedim." dedi Mavi ona sarılırken. Yaşadıklarını bilen nadir insanlardan biriydi Nesli. O olaylar yaşandıktan sonra yanında kalan ona destek olan tek insandı. Bir çok kez Mavi'nin o istemediği yüzünü görse de diğerlerinin aksine hiç korkmamış arkadaşı sakinleşene kadar yanında kalmıştı.

Karşılıklı koltuklara geçtiklerinde çoktan çayları gelmiş koyu bir sohbete koyulmuşlardı. Uzun zamandır görüşememiş olmalarının acısını çıkarıyorlardı. Mavi okçuluk üzerine aldığı eğitimden heyecanla bahsederken Nesli bu hafta aldığı trend kıyafetlerinden bahsediyordu. Aralarında kısa bir sessizlik olurken Mavi derin bir nefes alma ihtiyacı hissetti. Boğazına oturan o yumru halen geçmemiş, ben buradayım dercesine her yutkunuşunda bayrak sallıyordu. Nesli'nin gözleri genç kadının yüzünde dolaşırken daha o söylemeden ne olduğunu anlamıştı. Genç kadının masada duran elini avuçlarının arasına aldı. "Çiçeğim." Ona doğru fısıldarken gözlerinden şefkat akıyordu sanki. Onlar kandan bağlı olmasalar da her zaman birbirlerinin eksiklerini tamamlayan iki kardeş olmuşlardı. Manevi de olsa kardeştiler. "İyi görünmüyorsun."

"Biliyorum." Mavi de aynı onun gibi fısıldamıştı. Kuruyan dudaklarını ıslatırken ablasının ellerinin üzerine diğer elini koydu, "Denedim ama. İyi olmayı, herkes gibi olmayı denedim."

"Henüz bitmiş değil Mavi." dedi kadın gülümsemeye çalışırken.

"Tam yedi sene oldu tedavilere başlayalı. Ben iyileşemiyorum. Olmuyor." Yutkundu ve devam etti. "Tedaviye devam etmek istemediğimi söyledim bugün. Gitmeyeceğim artık."

"Ne? Neden? Hayır Mavi!" Nesli sesini yükseltmeye başladığında Mavi gerildiğini hissetti. Elbette biliyordu bunun olacağını ve sakin kalmak için vereceği savaş için hazırlık yapmıştı. Nesli her ne kadar Mavi'nin durumunu bildiği için agresif yönünü bastırsa da bu konularda onun ümitsiz olmasından nefret ediyordu. Onun her zaman bir ümidi vardı. "Mavi bana bak, çevirme yüzünü yere. Tedavilere devam edeceksin her ne olursa olsun."

"Her seferinde bu sözler yüzünden devam ettim abla, olmuyor işte. Neyi zorluyoruz ki?" dedi Mavi acıyla gülümserken. Bir gün kendi canını yakan başkasının canını da yakardı. Bundan ölesiye korkuyordu.

"Bak başka yöntemler deneriz, başka doktorlarla görüşmeye başlarsın. Kafa dağıtırsın ne bileyim. Gezer tozar eğlenirsin uzaklaşırsın aklındakilerden. En azından bir süre sakinleşirsin."

"Denemedik sanki bunları." dedi Mavi imayla gülerken. Başka doktora gittiğinde olumlu yanıt almayı bırak bulunduğu halden daha vahim bir duruma düşmüştü. Tatil yapmıştı bol bol, yeni insanlar tanımış kafa dağıtmıştı ama bir türlü kendi benliğini unutamamıştı.

"Yeni şeyler bulabiliriz. Ümidimizi kaybetmedik hâlâ,"

"Ben kaybettim." dedi alayla hafif bir kahkaha atarken.

"Kapat çeneni, ayağımın altına alırım." Nesli sahte bir kızgınlıkla ona kaşlarını çatarken. "Bak ne diyorum tatile falan mı gitsen yine? Değişiklik olur."

"Eğitimim var gidemem bir yere. Hem gitsem ne değişecek denemedik mi milyon kere." Dedi Mavi karşısındaki kadına göz devirirken.

"Eğitimleri de bırak gitsin. Ne yapacaksın ok ve yayı Allah aşkına? Daha farklı hobiler edinmeye çalışsan ölürsün sanki."

"Abla!" diyerek uyarıcı bir sesle konuştu Mavi. Bu hayatta belki de severek yaptığı nadir şeylerden biriydi okçuluk.

"Ne? Yalan mı? Hem sen tatil işini bana bırak istersen ben ayarlarım sana gideceğin yeri. Bayılacaksın eminim."

Mavi endişeyle Nesli'ye bakarken dudağını büzdü. "Eminim."

....

"Sen ciddi misin?" dedi Eymen karşısında ona alaylı bakışlar atan arkadaşına doğru.

"Evet, hem de hiç olmadığım kadar. Mükemmel bir fikir değil mi?"

"Hayır Atlas. Emin değilim bundan. O adama güvenmek pek doğru bir hareketmiş gibi gelmiyor."

Atlas oturduğu yerde kıpırdanırken Eymen'e güven vermek ister gibi masaya doğru eğildi. "Bak adamı boşver. Sen bana güven. Ben ayarladım bu geziyi tamam mı?"

"Nasıl yani sen mi teklif ettin adama? Ve o da kabul etti öyle mi?" Eymen inanmıyormuş gibi şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. Arkadaşının böyle bir işi başaracağına olan inancı vardı ama Ali Pusat denen adamın böyle bir konuda düşünceli davranacak olması şaşırtıcıydı.

"Evet bunda şaşırılacak ne var. Ah dostum sanki bilmiyorsun, sihirli bir dilim vardır benim."

"Bilmez miyim hiç." Diye fısıldadı Eymen kendi kendine. Atlas'ın duyacağını bile bile fısıldamıştı. Atlas kısık bir kahkaha atarken gülüşü arasında, "Hastalarını çalıyor olmam sinirlendiriyor seni tabi." dedi.

"Lafı çevirme Atlas. Şimdi bana ne yapacağımızı söyle en başından kafam karıştı."

"Dün Ali Pusat ile görüşmeye gittim ve bu ada konusunda detaylıca konuştuk. Adanın işletmesini aldığını haberlerde gördüm dün sabah." Yutkunduğu sırada lafına devam edecekti ki araya Eymen girdi.

"Ve sen koştura koştura benim yanıma geldin."

"Evet ama araya girme." dedi Atlas gülerken. "Ali Pusat adada bulunan eski bir binayı otele çevirmiş. Yani turistlik geziler için kullanmak istiyor. Saçma sapan bir konsept bile hazırlamış." Dedi burun kıvırarak. "Adada yirmi bir gün kalmak zorundasın ve oraya gittiğin anda dünya ile ilişkin tamamen kesilecek."

"Çok saçma!" diyerek araya girdi tekrar genç adam. Yüzünü buruşturmuş anlamaya çalışır gibi bir yüz ifadesi takınmıştı. "Bu saçma fikir kimin aklına gelir Allah aşkına?"

"Dostum bilmiyorum ama adama bunu bende sordum. Böyle bir konseptin insanlar için çok daha ilgi çekici olacağını düşünüyor."

"Ee, devam et." Eymen, Atlas'ın konuya tamamen girmesi için sabırsızdı.

"Tatil fikri ne zamandır aklımdaydı, haberleri görünce de müthiş zekamla küçük bir plan kurdum. Ali Pusat'a adanın ilk konuklarının, önemli kişiler için hazırlık aşaması olabileceğinin fikrini verdim."

"Yani?"

"Yanisi, adama vicdan yaptırıp adanın konuklarını hastalarımızdan ayarlayabileceğimizi söyledim." Atlas bir çırpıda cümleyi bitirirken derin bir nefes aldı.

"Anlamadım ne yaptım dedin?"

"Alık mısın Eymen? Adaya ilk biz gideceğiz işte. Adam herhangi bir sorun yaşamamak adına deneme sürümü niyetine bizi gönderecek adaya."

"Atlas... Sen manyaksın!" dedi Eymen gözleri şaşkınlıkla açık haldeyken.

"Biliyorum, bak hemen olumsuz düşünme. Hem bizim için hem hastalarımız için harika olacak."

"Düşünmem gerekiyor Atlas, bilemiyorum. Hem bu etik gelmiyor bana."

"Başlatma etiğinden. Okyanusun ortasında eşi benzeri olmayan bir adaya tatile göndereceğiz. Üstelik bizde gideceğiz onlarla birlikte." Atlas inanamıyormuş gibi elleri havada süzülürken konuşuyordu.

"Kimleri götürmeyi düşünüyorsun?" dedi Eymen endişeyle. Hâlâ kararsızdı bu konuda. Bu zamana kadar böyle bir durum yaşandığını görmemişti ve doğruluğundan şüpheliydi.

"Gerçekten bunu hak edecek zor durumda olan hastam yok. Çoğunluğunun derdi harcayamadığı parası ve aldatan eşi. Geçen gün buraya gelen hastan gibi mesela..." dedi Atlas tereddütle. Eymen'in vereceği tepkiyi kestirememişti. "Onun gibi gerçekten iyileşemeyen hastaların için bu bir çıkış yoludur belki." Atlas yine kendisine yakışanı yapmış arkadaşını beklemediği noktalardan vurmuştu. Eymen tereddütle başını kaldırırken haklılık payını kurcaladı kafasında. Gerçekten işe yarayabilir miydi böyle bir tatil?

"Bilmiyorum belki de haklısın."

"Tabi ki haklıyım dostum. Hastaların belki de bu sayede iyileşirler. Bak konsept buna çok uygun aslında. Başlarına ne gelmişse etrafındaki insanlar yüzünden gelmiş oluyor hem onlardan uzak kalmak ve kafa dinlemek hepsine iyi gelecektir."

Eymen onu başıyla onayladı. "Bunu onlarla da konuşmam gerekiyor. Biliyorsun tek başıma verebileceğim bir karar değil. Üstelik bende gelemeyebilirim."

"Neden gelemiyorsun?"

"Evliyim oğlum ben. Karımdan bir gün bile ayrı kalamıyorum ne yirmi bir günü."

"Aptal." dedi ve güldü Atlas arkadaşının söylediklerine. Geçen onca seneden sonra sevdiği kadına kavuşmuştu Eymen. Bu tavrına şaşırmadı. Onun gelmemesi çok daha iyi olurdu tabi. Ayak altında dolaşıp işine mani olabilirdi.

"Kaç kişilik bu otel?"

"Ali Pusat adaya ilk sefer için çok konuk istemediğini söyledi aslında. Yakından tanıdığı birkaç kokoş sürüsü ve bizden altı kişi olacak."

"Altı kişide hastalardan mı yani?"

"Hayır ben dahil altı kişi. Bir hastamı ben ayarlayacağım geriye kalan dört kişi sende." Samimi bir gülüş açtı dudaklarında. "Yardımcı ol lütfen. Tatil yapmam için güzel bir fırsat olabilir." Eğildiği masadan geriye doğru yaslanırken samimi gülüşü gözle görülür değişime uğramış ve tehlikeli bakışlarını Eymen'e çevirmişti.

Eymen başı yerde düşüncelere dalmışken bu fikir ona gittikçe mantıklı gelmeye başlamıştı. Mavi'nin geldiği günü düşündü birden. Belki de ona en iyi bu gelecekti. İnsanları seven biriydi genç kadın ve aynı zamanda onlardan korkan. Hiçbir zamanda belli etmedi Mavi korkusunu. Daima dimdik durur ve kendinden emin bakardı. Kendisini rahat bırakacağı, bir süre kafa dinleyeceği bir yere gitmesi iyi gelebilirdi genç kadına. Geçen onca seneden sonra Eymen'in emin olduğu bir şey varsa o da Mavi'nin insanlara olan çekimser tutumuydu. Evet en çok Mavi'ye iyi gelecekti.

Atlas karşısında derin düşüncelere dalmış adamı incelemeye devam etti bir süre. Elbette olumlu bir yanıt alacağını biliyordu. Tahmini tutmasa bile ikna ederdi. Birini etkilemek çocuk oyuncağıydı onun için. Elinden uyanık milyoner Ali Pusat bile kurtulamamışken Eymen tabi ki kaçmazdı.

Atlas sert bir soluk alarak lafa gireceği sırada Eymen başını yerden kaldırdı. "Tamam yapalım. Kimseyi bunun için zorlamayacağım ama. Teklif edeceğim sadece ve kabul ederlerse senin gözetimin altında gidecekler."

Atlas arkadaşına göz devirdi. "Kocaman insanların bakıcılığını mı yapacağım?"

"Tek bir şey istedim. Kabul etmeyeceksen baştan anlaşalım."

"Tamam kabul. Yeter ki uğraştırma beni. Ne zaman görüşürsün hastalarınla? Adam haftaya uçuş gerçekleştirecekmiş adaya."

"Bugün ararım hepsini. Randevularını yarına alacağım. Anlatırım tatil mevzusunu." dedi yerinden kalkarken. Ne kadar kalacaklar ne şartlar altında kalacaklar hepsini dosyalayıp atar mısın bana?" Atlas zaferle gülümserken ayağa kalkmış arkadaşının karşısına geçmişti. Yaşayacağı ve yaşatacağı şeyleri bilmeden attığı bu adım bir çok kişinin canına mâl olacaktı. Bundan habersiz içinde fırtınalar koparırken mırıldandı.

"Çok basit! Okyanusun ortasında sakin bir ada ve yirmi bir gün boyunca iletişimsiz bir hayat. Kulağa müthiş geliyor."

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Ben bununla omuz omuza savaşırım dediğin biri var mı? Neden öyle düşündün?
X

Daha iyi hizmet verebilmek için sistem içerisinde çerezler (cookies) kullanmaktayız. "Çerez Politikamız" sayfasından daha detaylı bilgilere erişebilirsin.

Anladım, daha iyisini yapmaya devam edin.