Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
Orenda 21 Gün - Sözümoki
18 Ağustos 2021, Çarşamba 11:40 · 138 Okunma

Orenda '21 Gün'

3. Bölüm ~ Havaalanı

İnsanoğlunun sevmediği bir duygudur korku. Benliğini zayıf düşüren, çaresiz hissettiren hatta acı veren bir histir. Kimi için aşılması kolay olsa da kimisinin canından can koparır.

Daha korkunun ne anlama geldiğini bilmiyordu büyümeye başladığında. Ona şefkatle bakan babası, el üstünde tutan annesi öğretmişti bu duyguyu. Hayatını mahveden o gecede ateş ateşe karşılık vermiş ve korku duygusunu yitirmişti Mavi. Bir insanın yaşayacağı en büyük korkuyu yaşamıştı belki de. Kavga içinde büyüyen bedeni o son kavgayla ruhuna veda edecekti neredeyse.

Babası sinir hastasıydı genç kadının. Karısının kendisini aldattığından şüpheleniyordu sürekli. Nitekim hislerinde de yanılmamıştı. Birbirine âşık olan iki taraftan sadece biri bu aşkı sürdürebilmiş diğer taraf yıllarca ihanet etmişti bu aşka. Otuzlu yaşlarında olan kadın kocasını daha genç bir erkekle aldatıyordu. Bunu kızının önünde yapıyor ve gram rahatsızlık duymuyordu. Uzun süre kocasından saklayabilmişti bunu ama Mavi büyüdükçe olanları anlamaya başlamış ve babasının şüphelenmesine neden olmuştu.

O gece, Mavi daha 16 yaşındayken eve sarhoş gelen babası odalarından gelen iğrenç sesleri duyduğunda anlamıştı şüphelendiği şeyin başına geldiğini. O gece bitmişti Mavi'nin hayatı, o gece son bulmuştu ömrü.

Karısıyla tanıştığı andan itibaren değişmeye çalışan adam eski haline dönmeye başlamıştı. Canlılara acı çektirmekten zevk alan bir insandı Murat. Karısı Selvi ile tanıştığı anda sırılsıklam aşık olmuş ve ölesiye korkmuştu öğreneceği düşüncesiyle. Kendisini zapt etmek her ne kadar güç olsa da alışmıştı artık normal yaşamaya. İnsanları, hayvanları seviyordu artık karısı sayesinde. Selvi sevdirmişti ona dünyayı.

Her şeyden habersiz evlenmişti Murat'la. Sevgisi iyileştirmişti kocasını ama Murat'ın ona olan sevgisi yetmemişti kadına. Her zaman fazlasını istemiş ve sonunda yapmaması gereken bir hataya düşmüştü.

Mavi'nin gözleri ahşap zeminde dolandı uzunca. Geçen onca seneyi düşünüyordu her zaman yaptığı gibi. Bitmek bilmeyen acısına gülümsüyor, kendisiyle gurur duyuyordu.

Kim ailesinin cesetleriyle bir gün geçirmişti ki?

Kim annesinin parçalarını saymış, kim babasının asılı duran bedenini görmüştü?

Bekleme salonuna geldiği andan beri salonda tur atan bedene döndü bakışları. Normal görüşme günleri dışında oldukça kalabalıktı bugün. Daha önce görmediği bir çok insanı görmüştü sanki.

Bu normaldi tabi, ne de olsa bugün görüşme günü dışında gelmişti. Eymen aramış ve acil bir görüşme için çağırmıştı. Ne olduğunu merakla sorsa da istediği cevabı alamamıştı genç kadın.

Ayakta bir ileri bir geri ilerleyen adama bakmayı sürdürürken adam olduğu yerde aniden durdu. Mavi, genç adamın birden durmasıyla ürperirken gözlerini üzerinden çekti. Genç adam etrafına iğneleyici bir bakış atarak gözleri herkesi hızla taramıştı. İzlenme hissine kapılmıştı.

Kaşları alayla havalanırken dudaklarında küçümseyici bir gülümseme oldu birden. Tekrar olduğu yerde adımlamaya devam ederken onu bir çift göz daha izliyordu.

Sıra sıra dizilmiş mavi uzun koltukların en uç köşesinde ürkek bakışlarla izliyordu adamı genç kız. Elleriyle birbirine işkence etmek ister gibi parmaklarını ovalarken hissettiği korku acının önüne geçmişti. Yine bir şeyler deniyordu kadın ve dışarıya umursamaz görünmeye çalışıyordu. Başaramadığı çok açıktı elbet. Küçük bir çocuk gibi yüzünde ahenkle dans eden mimikleri herkesin gözüne çarpıyordu. Gözleri koca salonda ayakta dolaşan adama kayıyordu istemsizce. Onun sürekli hareket etmesi ve ani hareketler yapması korkutuyordu genç kadını.

Kapının yakınında oturan sekretere gelen telefon sesiyle odadaki herkes olduğu yerde duraksadı. Sekreter telefonda kısa bir konuşma gerçekleştirirken ahizeyi yerine bıraktı ve kısa eteğini düzelterek yerinden kalktı. Masasının etrafında dolaşıp kapısı açık odaya girerken gözleri ayakta dikilen adama döndü. "Serdar Bey, Eymen Bey sizi çağırıyor." Genç adam, karşısındaki kadına onaylar anlamda baş selamı verdi ve odadan çıktı.

Kadın, odada ona kayan bakışları tatmin etmek ister gibi, "Görüşmeler kısa sürecek merak etmeyin." dedi ve tatlı bir gülümseme eşliğinde odadan çıktı.

Kapının yanındaki koltukta oturan orta yaşlardaki adam sekreterin arkasından eğilip bakarken yüzünde çapkın bir gülüş oluştu. Yine huyunu konuşturuyordu adam. Onu tanıyıp peşinden koşan insanların değil onu tanımayan insanlarla oynamaktan zevk alıyordu ve yeni oyuncağını gözüne kestirmişti.

Mavi, zampara olduğu on metre geriden belli olan bu adama ters bir bakış atıp oturduğu uzun koltuğun en ucundaki kadına baktı bir süre. Kadın ürkek bakışlarını yere sabitlemiş kendisini korumaya almak ister gibi ellerini kollarına sarmıştı. Mavi bulunduğu ortama göz devirdi geriye yaslanırken.

Kendisinin de onlardan pek bir farkı yoktu bunu biliyordu hatta belki onlardan daha beter durumdaydı. Düşüncelerine koca bir of çekerken elleriyle yüzünü ovaladı. Açıkçası odadaki en sıyırık kişi kendisiymiş gibi davranmaktan uzak tutmaya çalışıyordu düşüncelerini.

Aradan yaklaşık on dakika geçtiğinde köşede oturan kadın eski yerinde hareket etmemiş en son olduğu pozisyonda yeri izlemeye devam ediyordu. Kapının yakınında oturan adam boş bir sırıtışla telefonuyla ilgilenirken beklemekten memnun gibi görünüyordu. Mavi ise parmakları saçlarının arasında yüzü yere bakacak şekilde eğilmiş uyukluyordu. Gece boyu çektiği ağrılar yüzünden rahat bir uyku çekememişti. Eymen'in acil görüşmek istemesine de hayır diyemediği için uykusuz kalmıştı.

"Siktiğimin salakları. Başlarım sizin adanıza. Yeni icat çıkarıyorlar başımıza" Sertçe açılan kapı ardından gelen hamurdanmayla odadaki herkesin bakışları Serdar'a döndü. "Hayırdır ne bakıyorsunuz?" Tek kaşını kaldırmış hesap sorar gibi odadakilere bakarken üstlerine atlayacakmış gibi bir ifade takınmıştı.

Köşedeki kız gözlerini hızla ondan çekerken başka yöne döndü. Mavi tersleyecek gibi tam bir şey söyleyeceği sırada sekreter araya girdi. "Serdar Bey, buyurun kapı şu tarafta."

Kadının yönlendirmesiyle Serdar sinirle geniş ofisten asansöre yönelirken Mavi, sekretere umursamaz bir bakış attı.

Sekreter biliyordu Mavi'nin yapabileceklerini. Çalışmaya başladığı yıldan bu yana buna çok güzel tanık olmuştu buna. Ve bir sonraki vukuatları engellemek için elinden geleni yapıyordu.

Çalan telefonla sekreter masaya yönelirken yerine oturmadan telefonu kulağına dayadı. Tek kelime etmeden karşı tarafı dinlerken "Tamam Eymen Bey." dedi ve telefonu yerine bıraktı.

Topuklu ayakkabılarının çıkardığı tıkırtılarla odaya yaklaşırken yüzünde zoraki bir gülümseme vardı. "Mavi Hanım, buyurun." dedi eliyle karşıdaki kapıyı gösterirken. "Sıra sizde."

Mavi onu başıyla onaylarken ayağa kalktı ve odadakilere bir bakış atıp sekreterin yanından hızla geçti. Sakince yumrukladığı kapıdan istediği komutu alınca içeriye girdi. Eymen önündeki defterden gözleri zorla çekerken ayağa kalktı. Samimi bir gülümsemeyle Mavi'ye elini uzattı.

Mavi ona uzatılan ele parmak uçlarıyla karşılık verirken yerine oturdu. Eymen onun bu davranışlarına alışkın olduğu için çok yadırgamadı.

"Merak ediyorsundur seni neden görüşme tarihi dışında buraya çağırdım." Mavi, Eymen'e merakla başını sallayarak cevap verdi. Kendisi sormadan konuyu açmasına sevinmişti. "Çok acil olmasa seni çağırmazdım biliyorsun..." dedi lafı uzatmak ister gibi. Konuya nasıl gireceğini bilememişti Eymen. Ters tepsin, bu fikirden uzaklaşın istemiyordu.

"Evet biliyorum, üstelik en son görüşmede buraya tekrar gelmeyeceğimi belirttiğim halde çağırmış olmanız tuhaf." dedi Mavi düşünceli bir sesle.

"Haklısın, evet. Bak konuyu uzatmadan anlatacağım. Dışarıda daha bu teklifi yapacağım iki kişi daha var. Senin için iyi bir fırsat olabilir bu." Eymen gereksiz bir heyecana kapılmış ellerini koyacak yer bulamamış gibi masanın üzerinde oynatır olmuştu. Mavi onun tedirgin haline kaşlarını çattı. Ne demeye çalışıyordu bu adam?

"Eymen Bey sadede gelecek misiniz?" dedi Mavi merakla.

"Evet evet haklısın bir dakika..." Eymen avuçlarıyla yüzünü ovalarken derin bir nefes aldı. Lafı toparlamakta güçlü çekiyordu. Bu teklifi yaklaşık beş dakika önce başka hastasına yapmıştı ama bu kadar zorluk çekmemişti. Mavi onun için kariyerinde büyük bir fırsattı ve kesinlikle bu teklifi kabul ettirmeliydi. "Biz klinik olarak özel durumda olan hastalarımız için bir tatil hazırladık."

Eymen tek nefeste ağzındaki baklayı çıkarırken Mavi ona boş gözlerle baktı. Adamın dediğini duymuştı ama onunla alakasını anlamamıştı. "Ee?"

Derin bir nefes aldı genç adam. İşin kolay kısmını anlatmıştı şimdi sıra işin zor kısmındaydı. "Bu özel durumda olanlardan biri sensin Mavi."

Mavi duyduklarına alayla bir kahkaha attı. Bu adam dalga geçiyor olmalıydı. "Eymen Bey ben bunu bu yedi sene içerisinde kaç kere denedim biliyorsunuz. Aklım dağılsın diye göndermediğiniz ülke kalmadı. Olmuyor işte bu neyin çabası daha?"

"Bak Mavi bu, o bildiğin tatillerden değil. Ben sana iyi geleceğinden emin olmasam onca şeyden sonra sana bu teklifi yapar mıyım?" Eymen ilgiyle masaya yaslanırken vücudunu ona doğru çevirdi. "Hayır yapmam. Üstelik bu sefer sadece başka bir ülkeye de gitmeyeceksin."

Mavi genç adamın söyledikleriyle kaşlarını çatarken alayla mırıldandı. "Şehir gezintisi de yapmıştım Eymen Bey! Uzatmayalım isterseniz."

"Seni dünyanın öbür ucuna göndereceğiz Mavi. Tam da istediğin gibi insanlardan uzağa."

Genç kadın Eymen'in söyledikleriyle nefesini tuttu. Adamın ciddiyetini sorguladı bir an. Ülke veya kıta değiştirmek zor değildi onun için. İlgi çeken taraf insanlardan uzak olmaktı elbet. "Nasıl insanlardan uzak?"

Eymen kullandığı silahın işe yaramış olmasına içten içe sevinirken yüzünde bu durumdan memnun olmuş bir gülümseme vardı. Onun ilgisini çekebileceğini biliyordu. "Büyük Okyanus'ta bir adaya gideceksiniz. Yirmi bir günlük kısa bir tatil olacak sizin için. Üstelik tam da istediğin gibi iletişimsiz geçireceğin bir yirmi bir gün olacak."

Mavi masaya doğru döndü ilgiyle. "Biraz daha detaylandırabilir misiniz?"

...

Yaşam bazen insana sadece tatlı yönlerini gösterir. Zorlukların ve acının aksine sahte mutluluğu öğretir. Yediğin ilk tekmede de alayla düşmeni izler. En nihayetinde de sahte mutluluğun, gerçek mutluluğa ulaşmak adına yıkılır.

Her zaman mutlu edilmiş bir çocukluk geçirdi genç adam. Uzun yıllar göremediği babasının yerini dolduran güzel kalpli annesiyle geçirdi hayatını.

Sevmedi ama sevildi. Sevilmeyi sevmekten daha çok sevdi.

Soğuk duvarlar arasında kalbini ısıtmaya çalışıyordu tek variyeti.

Bavulunun fermuarını sertçe kapatırken plastik kulbunu bıraktı. Sola doğru dönerken dolabının yanındaki duvara yaslandı bir süre. Yüzünde belli belirsiz oluşan mimikleri huzursuz olduğunun habercisiydi. Yaslandığı duvardan aşağıya doğru kayarken kendisini soğuk zemine oturmuş buldu bir an.

Planı kurarken pek tabi kolaydı her şey. Gitmek için bahane, kukla, sebep. Uygulaması da kolay olmuştu ama içerisinde bir yerlerde vicdanı hareketlenmeye başlamıştı çoktan. Bu yoldan dönemezdi biliyordu ama vicdanını biraz olsun bastırabilmek için iyilik adı altında peşine insanları takmıştı. 'Yirmi bir gün' diye geçirdi içinden. 'Sadece yirmi bir gün... Sonra her şey mükemmel olacak.'

Aradan üç gün geçmiş Eymen hastalarıyla saatlerce konuşmuş ve sordukları sorulara sabırla cevap vermişti. Hastalarında üçünü ikna edebilmişti en nihayetinde. Mavi'ye karşı ikna yöntemlerinin hepsini denemiş ama olumlu bir yanıt alamamıştı. Onun merakının üzerine gitmişti ilk seferde. İlgisini çekebilecek bir çok şey söylese de Mavi teklife olumlu bakmamıştı. Eymen durumu kabullenip Atlas'a söylediğinde onun yerine başkasını bulmasının çok daha iyi olacağının cevabını almıştı.

Atlas son iki gündür yolculuk için hazırlıklar yaparken kendisi Orenda'da iken iş konusunda zorluk çıkmaması adına düzenleme yapmıştı. Görüşmelerinin çoğunu ertelemiş ilk defa görüşmeye gelecek olanlarıda Eymen, karısı ve arkadaşlarına yöneltmişti. Onların da işlerinde başarılı olduğunu bildiği için gözü kapalı vermişti bu kararı. Yarın yolculuk vaktiydi.

Kendisi bir hastasıyla konuşmuş ve kadının büyük heyecanla kabul etmesiyle bunun sorumluluğundan da kurtulmuştu. Artık işin tadını çıkarma vakti gelmişti.

Karşısında oturan arkadaşına boş bakışlar atan Atlas onun bu somurtkan duruşuna göz devirdi. "Eymen biraz daha böyle surat asarsan şu telefonu kafana geçireceğim. Sanki gurbete gelin gidiyorum." Son cümlesinde alayla gülerken Eymen'den de kıkırdama yükseldi.

"Senin için üzülen kim oğlum? Ben Mavi'yi ikna edemediğime yanıyorum şuan. Kaç sene sonra böyle büyük bir şansı kaçırıyor göz göre göre."

"Kendisi kaybeder sen çok bile peşinden koştun. O olmazsa başkası gelir, biliyorsun bu ülkede psikolojisi bozuk insan çok." O alayla konuşurken Eymen sinirle soludu.

"Saçmalama Atlas. Benim neyden bahsettiğimi biliyorsun üstelik. Kız'ın belki de son şansı. Gittikçe kötüleşiyor. Daha bilmediğin çok şey var." Her cümlesini bastıra bastıra söylerken önündeki sehpaya heceler gibi parmağıyla vuruyordu.

Atlas onun gibi eğilirken dudağı alayla kıvrıldı ve önündeki sehpaya parmağının ucuyla vurdu. "Anlat bakalım Alacalı'nın derdi neymiş?"

"Kimin?" Eymen tek kaşını kaldırmış anlamak ister gibi arkadaşına bakarken Atlas'ın gülüşü büyüdü.

"Akşam yemekte görüşürüz." Oturduğu yerden kalkarken yanındaki berjerden ceketini aldı ve koluna astı. "O kızı da ikna etmeye bak. Sen beceremiyorsan nazı geçen birinden yardım al."

Atlas, Eymen'e gözlerini samimiyetle kırpıp odadan çıktı. Eymen, arkadaşının dediklerini kaşlarını çatmış düşünürken bunu daha önce düşünememesine lanet okudu o an. Adaya gitmelerine bir gün kalmıştı ve elindeki kozun tutup tutamayacağın bir muammaydı. Yerinden bir hışımla kalkarken masasındaki telefonu avuçladı. Mavi için herhangi bir olumsuz durumda ulaşabileceği tek kişinin numarası tabiki mevcuttu. Aradığı ismi bulduğunda telefonu çoktan kulağına götürmüştü. İki kere çalan telefonun üçüncüde açıldı.

"Alo? Eymen Bey!" Karşıdan gelen endişeli sese gülümsedi. Şu geçen onca seneden sonra Eymen hiç aramamıştı Nesli'yi ve bu ilk arama onu korkutmuştu. Mavi'nin birileri tarafından hâlâ seviliyor ve düşünülüyor olması sevindirmişti onu.

"Merhaba Nesli Hanım. Sorun yok sakin olun."

Nesli sert bir nefes verdi kendisine gelmek adına. Ardından geçen bir dakikada Eymen tek kelime etmemiş karşıdan sakin bir yanıt beklemişti. Kadın boğazını temizlerken sordu. "Kusura bakmayın... Korktum."

"Önemli değil Nesli Hanım, anlıyorum sizi. Rahatsız ettim kusura bakmayın."

"Hayır önemli değil, buyurun?" Nesli düşünceli bir sesle sordu. Zor zamanlarda bile aramayan adamın şimdi bir sebep yokken aramış olması kafasını karıştırdı.

Eymen konuşmaya hazırlanır gibi boğazını temizlerken aklında duruma uygun binbir kelime geçiyordu. "Mavi'yi tatile göndermeyi düşünür müsünüz?" Son kelimeler dudaklarını terkederken anında pişman olmuştu. Bunu böyle sormamalıydı.

.....

Kapının yumruklanmasıyla yerinden sıçrayarak uyandı genç kadın. Alacaklı gibi çalınan kapıya huysuz adımlarla yürürken açık kalan camdan esen rüzgar vücudunun titremesine sebep olmuştu. Soğuk zeminde ses çıkarak çıplak ayaklarına aldırmadan yürüdü kapıya kadar. Kim olduğunu sorma zahmetinde bulunmadan açtı kapıyı Mavi. Kapıyı böyle çalan manyak ablasından başkası olamazdı.

Yüzü kıpkırmızı olmuş nefes nefese kalmış ona bakan kadına göz devirdi ve kapının kenarına geçti. Nesli paytak adımlarla içeriye geçerken Mavi kapıyı kapattı ve peşine takıldı. Nesli nefesini düzene sokmaya vakit dahi ayırmadan konuşmaya başladı. "Mavi kalk hazırlanıyorsun. Hemen, şimdi!"

"Sebep?" Uykusunu alamamış halde tek gözü açık bakıyordu kadına.

"Tatil planı yaptım senin için hadi. Yarın uçağın var." Nesli büyük bir sevinçle anlatırken Mavi kapalı olan tek gözünü açtı.

"Yine nereye?"

"Eymen Bey'in bahsettiği adaya."

Mavi, ablasına boş bakışlar attı bir süre sonra düşünceli bir sesle konuştu. "İyide ben onu kabul etmedim. Nereden çıktı?" Gözleri şüpheyle kısılmıştı.

"Ben senin yerine kabul ettim canım benim." Nesli gösterişli bir gülümseme bıraktı ortaya. Bu gülümseme onun dilinde 'Sana sorma ihtiyacı duymadım' demekti.

"Saçmalıyorsun!" Mavi yerinden kalkarken Nesli onu elinden tutarak durdurdu.

"Mavi bak, Eymen Bey bana her şeyi anlattı. Ada tam senin için konsept edilmiş gibi. İnsanlardan uzak olmak istemiyor muydun, al sana fırsat. Sana ne kadar düşkün olduğumu biliyorsun ve üç hafta senden ayrılmayı istemeyeceğimi de biliyorsun. Buna rağmen sırf senin için bunun hâlâ harika bir fikir olduğunu düşünüyorum." Mavi'nin elini avuçlarının arasına aldı ve dolu gözlerle kardeşine baktı. "Biraz yalnız kalmaya ve kafa dinlemeye ihtiyacın var."

Mavi tam araya gireceği sırada Nesli gözlerini onu durdurmak ister gibi büyüttü. "Biliyorum daha önce tatile gittiğini de söyleyeceksin ama bak bu gerçekten farklıymış. Eymen oranın büyük bir ada olduğundan bahsetti. Hobilerinle ilgilenebileceğin alanlar dahi mevcutmuş neden bu kadar olumsuz bakıyorsun bu teklife? Bir daha ayağına gelmeyecek bir fırsatı kaçırıyorsun."

"Abla... Bilmiyorum, içimde kötü bir his var. Öyle canım istediğinde dönüp geri gelebileceğim bir yer değil. Bu konsept olayı tamamen saçmalık. Beni buna ikna edemezsin."

Nesli, Mavi'ye masum bir gülücük sundu. "Biletin alındı bile. Her şey hazır üstelik, yapman gereken tek şey bavulunu hazırlamak. Gitmeme gibi bir seçeneğin yok"

Genç kadın ona inanmıyormuş gibi baktı. Bakışlarına karşın bir yanıt alamadığında sert bir soluk vererek oturduğu yerden kalktı. Nesli'nin dediği gibi, o dediyse gitmeme gibi bir seçeneği kalmıyordu.

"Sana inanamıyorum gerçekten!" Mavi, ablasına şaşkın gözlerle bakarken elindeki mayoyu valize fırlattı.

"Ne var kızım?" Nesli keyifle gülerken yatağın üzerinde duran bavulun yanına oturdu.

"Beni bulaştırdığın şeylere bak. Suyu çıktı zaten İspanya'nın, İtalya'nın. Nerede karışık ve tuhaf işler orada Mavi. Neden? Çünkü ablası öyle istiyor." Kendi kendine homurdanırken valizi hazırlamaya devam ediyordu. Bir valiz yetmemiş ikincisini doldurmaya başlamıştı çoktan. Yirmi bir gün nasıl değerlendirilebilir veya nasıl vakit geçirilebilir diye dişünmüş ve sevdiği şeylerin hepsini bir valize koymuştu. Kendi kıyafet valizinden daha ağır olan valize döndü bakışları. Yüzünde alaşağı bir gülüş olurken bu tatil işinin aslında gerçekten işe yarayabileceğini düşündü.

Olayın olumsuz yanlarına bakmaktan kendisine olacak yararı düşünmemişti.

"Homurdanma... Duyuyorum seni."

"Duy diye konuşuyorum zaten. Kaçta bu uçak?"

"Sabah 7.50 sanırım. Sen Eymen'i ara ve sor, saatten emin ol. Uçağı kaçırma aman ha."

"Tamam." dedi onaylar gibi başını sallarken. "Bu yaptığını unutmayacağım. Emrivakileri sevmediğimi biliyorsun."

"Hey hey konuyu uzatmayalım artık. Sonuç olarak gidiyorsun ve ben sensiz kafa dinliyorum."

İkisi aralarında gülüştüler bir süre. Hazırlanma işi çoktan bitmiş birlikte kahve yudumluyorlardı dinlenirken. Nesli'nin gitme vakti geldiğinde uzunca vedalaştılar. Sabah bunun için vakit bulamayacakları için bu faslı erkene çekmişlerdi.

Nesli gittikten sonra Mavi evin her yerini kontrol etmiş ve evde olmayacağı süre boyunca bozulacağını düşündüğü yiyeceklerini bir kutuya ayırmıştı. Sabah bu kutuyu kapıcıya vermeyi aklının bir köşesinde yazdı. Kendisi yemezse başkaları yiyebilirdi pek tabi.

....

Sabah erken vakitte uyandığında karanlık yerini aşık olduğu aydınlığa bırakmıştı. Duş alıp hazırlandıktan sonra kapıcıya akşamdan hazırladığı kutuyu vermiş evi son kez kontrolden sonra bavullarını yerleştirmiş ve binadan çıkmıştı. Arabaya yerleştiğinde sorun olmaması adına olası senaryoları aklından geçirdi. Elektriği kesmiş pencereleri en az beş defa kontrol etmişti. Kapıcıya tatile gideceğini ve uzun bir süre gelemeyeceğini söylemiş ve evini ona emanet etmişti.

Arabayı çalıştırdığında telefonu arbaya bağladı ve Eymen'i aradı. Çalan telefon çok geçmeden açılmıştı. "Günaydın."

"Günaydın Mavi. Hazır mısın?" Karşıdan gelen neşeli sese göz devirdi genç kadın.

"Hazırım Eymen Bey. Havaalanına gelmek üzereyim."

"Tamam ben orada olacağım, bekliyoruz seni."

Telefon kapandığında Mavi havaalanına daha da yaklaşmıştı. Evinin, şehrin göbeğinden uzak olmasının bir iyi yanıda trafiğe girme mecburiyetinin olmamasıydı. Havaalına yakın olan evinden uçağa bir saat kala çıkmış ve kısa bir vakitte istediği yere ulaşmıştı.

Arabayı durdurup yanında duran sırt çantasını aldığında bir an duraksadı. Her şeyi hesap edip arabayı nasıl bırakacağını hesap etmemişti. Anahtarı yanına alsa otoparka dünya para öderdi. Yanında kimse gelmediği için birine de emanet edemeyecekti. Alt dudağını dişledi endişeyle. Her şeyi ince detayına kadar düşünürken bunu nasıl unuttum diye geçirdi içinden.

Arabanın kapısını açtı ve çantasıyla birlikte çıktı. Çantayı sırtına geçirirken arabanın kapısını öfkeyle kapattı. Ağzının içinde küfür mırıldanırken hemen yanındaki arabanın bagajında bir şeylerle uğraşan adam kafasını ağır çekimde yukarıya kaldırırken gözleri öfkeyle kızarmış Mavi'ye döndü.

Mavi ona bakıldığını hissetmiş gibi başını adama doğru çevirirken yüzünün tanıdıklığıyla gözlerini kıstı. Bu adam, Mavi kriz geçirdiğinde başında bekleyen adamdan başkası değildi.

Genç kadın tekrar önüne döndüğünde açtığı kapıyı sertçe geri kapattı. Adamın varlığını yok sayarak onun hizasına geçti ve kendi arabasının bagaj kapağını açtı. Valizlerini teker teker indirirken malzemelerinin zarar görmemesi adına ayrı koyduğu büyük çantayı omzuna astı. Şeffaf olan çantanın içerisinde ne olduğu net bir şekilde anlaşılıyordu.

Genç adam, Mavi'yi izlemeye devam ederken gözleri kadının omuzunda asılı olan çantaya gittiğinde kaşları şaşkınlıkla kalktı. Böyle bir kadının okçulukla uğraşacağını kırk yıl düşünse aklına gelmezdi belki de. Psikolojik sorunlar yaşayan insanların herhangi bir hobiyle uğraşmasını önerirlerdi ama bu genelde yüzme, voleybol veya basketbol olurdu. Kadının bu seçimini taktir etti genç adam.

"Hey! Onu adaya götürebileceğini düşünüyor musun? Bu tür aletler silah sayılabilir." Atlas alayla Mavi'ye bakarken genç kadın göz devirmeden edemedi.

"İzinim var. Daha önce bir çok ülkeye götürdüm, adı sanı duyulmamış bir adaya mı götüremeyeceğim?" Açtığı bagaj kapısını sertçe kapatırken iki yanında duran valizlerin kullarını avuçladı.

Atlas karşısındaki kadının verdiği cevaba şaşırsada belli etmemek ister gibi arabaya doğru döndü ve bagajını kapattı. O da tek valizinin kulbunu tutarken hızlı adımlarla arabadan uzaklaşan kadının yanında yürüdü. Büyük adımlarla hemen Mavi'nin yanında biterken soluk verdi ve başı dik yürümeye devam etti.

Mavi yakınında biten adama başını dahi çevirmezken tıpkı onun gibi dimdik ileriye bakarak yürümeye devam etti. Bir kaç defa iki valizi sürememesinin yüzünden ayağı takılsa da çaktırmadan yürümeye devam ediyordu. Atlas durumu farketmiş ama yardım teklifini düşünmemişti bile.

Havaalının giriş kapısından geçtiklerinde hâlâ yan yana yürümeye devam ediyorlardı. Mavi ara ara ayaklarına takılan valizlerini düzeltiyor ve omuzunda düşen çantasını toparlıyordu.

İleride onlara el sallayan Eymen'i gördü Atlas. "Bu taraftalar." dedi yönünü değiştirirken.

Mavi ona cevap vermeden baktığı yere döndü. Beraber onlara doğru ilerlediler. Eymen grubun eksik üyelerinin tamamlanmasıyla derin bir nefes alırken Mavi'yi büyük bir gülümsemeyle karşıladı. "Hoşgeldiniz."

Atlas öne atılıp etrafta gözünü gezdirirken "Hoşbulduk, hani Yaşam nerede?" diye sordu.

"Lavaboya gitti gelir birazdan."

Mavi'nin gözleri bir an Eymen'in etrafında dolanırken kaşlarını çattı. "Sizin valizleriniz nerede?"

"Ben gelmiyorum Mavi."

"Böyle bir fırsatı benim kaçırmamamı söylerken sizin gelmemeniz garip." dedi Mavi imayla dudak bükerken.

Atlas takrar lafa atladı. "Durumlarınız aynı sayılmaz."

Eymen gözlerini büyüttü onu susturmak için. Mavi tek kaşını kaldırmış Atlas'a dönerken öfkesi yüzünden okunuyordu.

"Atlas!" Eymen uyarıcı bir sesle konuşurken genç adam dudağını keyifle kıvırmıştı. Arkasına bakmadan onların yanından ayrılırken lavaboda dönen hastasıyla konuşmaya başladı.

"Kusura bakma lütfen. Ne dediğini bilmiyor bazen."

"Önemli değil. Siz neden gelmiyorsunuz?"

"Önemli bir çok işim ve ayrılamayacağım bir ailem var." Eymen yumuşak bir sesle bunları söylerken Mavi acıyla gülümsedi. Kimsenin mutluluğundan dram yaratacak biri değildi ama bulunduğu durum hoşuna gitmemişti.

"Peki Eymen Bey sizden arabamın anahtarını ablama teslim etmenizi istesem olur mu? Buradan almasını söylemeniz yeterli." dedi zoraki bir gülümsemeyle elindeki anahtarı sallarken.

"Tabi neden olmasın." Eymen avucunu genç kadına doğru uzattı. Mavi, anahtarı Eymen'e teslim ettiğinde derin bir nefes aldı. Bu yükten kurtulduğuna sevinmişti. "Gel seni diğerleriyle tanıştırayım." Eymen ileride sırtı dönük oturan insanları gösterdiğinde oraya doğru ilerlediler.

Yanlarına geldiklerinde Mavi yüzlerinin tanıdıklığına şaşırmadı. Aynı gün orada olmalarının altından bir şey çıkmalıydı tabi.

Eymen boş sandalyelerden birine geçtiğinde Mavi de hemen yanına oturdu. Atlas orta yaşlarda olan hastasıyla yan yana oturmuş boş gözlerle Eymen'in söyleyeceklerini bekliyordu.

"Bu Mavi... Mavi Karaca." Gülümsedi genç adam. Şuan bulunduğu durumdan rahatsızlık duymuştu. Kendisini okula yeni gelen öğrencisini tanıştıran ilkokul öğretmeni gibi hissetmişti.

Parmağıyla hemen karşısında oturan genç kızı gösterdi. "Lale Ilgaz." Ardında iki sıra uzağında oturan orta yaşlardaki zamparayı gösterdi. "Destan Işık." Parmağı onun yanında dikilmiş çatık kaşlı genç adama döndü. "Serdar Çakmak."

Hepsiyle baş selamı ve sahte bir gülücükle yanıt verdi Mavi. Karşılığında zampara haricinde kimseden mimik dahi alamasa da çok dert etmedi. Atlas yanındaki kadını gösterdi ve "Yaşam Sevinç." diye tanıttı. Herkes birbiriyle anlamsız bir tanışma çabasında değildi. Bu yüzden umursamadılar.

Eymen yerinden kalktı ve arkadaşının başına dikildi. "Ben sizinle gelemeyeceğim ama Atlas her zaman yanınızda olacak. Herhangi bir sorunda çekinmeden ona ulaşabilirsiniz."

Atlas başında dikilen arkadaşına göz devirdi. "Her sorunu çözebilmek yeteneğim yok ona göre.."

Mavi alayla güldü. "Sen bizim başımıza sorun açmada, gerisi halledilir."

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Ben bununla omuz omuza savaşırım dediğin biri var mı? Neden öyle düşündün?
X

Daha iyi hizmet verebilmek için sistem içerisinde çerezler (cookies) kullanmaktayız. "Çerez Politikamız" sayfasından daha detaylı bilgilere erişebilirsin.

Anladım, daha iyisini yapmaya devam edin.