Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
Orenda 21 Gün - Sözümoki
18 Ağustos 2021, Çarşamba 11:42 · 124 Okunma

Orenda '21 Gün'

4. Bölüm ~ Son Yolculuk

Uçağa binmelerine az bir vakit kala herkes sessizzliğe bürünmüş ve hareketsizce etrafı seyreder olmuştu. Atlas ona gelen telefonla onların yanından ayrılırken Eymen hastalarıyla son bir görüşme gerçekleştiriyordu. Herkesle teker teker ada hakkında ve orada kaldıkları süre boyunca yapmaları gerekenler hakkında konuşurken Mavi'ye tek kelime etmemişti. Destan'a, Serdar'a ve Lale'ye ne diyeceğini her zaman biliyordu ama bu Mavi için pek kolay değildi.

Mavi çok güçlü bir kadındı. Başkalarının aksine kendi duyguların saklamak yerine insanlara belli eder ve bu durumdan çekinmezdi ama başkalarına olan hislerini ve o anki duygularını zaptetmek oldukça zordu onun için. Öfkesini ve heyecanını bastırmak kolay değildi ama buna mecburdu. Babasının kızına aman vermeyi hiç istemiyordu.

Eymen onun bu huylarını, tavırlarını ve davranışlarını az çok öğrenmiş ve ona göre hareket eder olmuştu. Onca seneden sonra bile bazen Mavi, Eymen'i bile şaşırtacak şeyler yapıyor ve kendisiye tekrar tekrar tanışıyordu.

Mavi oturduğu yerde ayaklarını ileri geri sallarken gözleri etrafta koşuşturan insanlardaydı. Eymen'in kendisiyle konuşmasını bekliyor ve diğer hastalarıyla konuşmasının bitmesini izliyordu. Eymen Destan'la bir süre konuşmuş ve tam Mavi'ye yönelecekken Serdar'ın yanına geçmişti. Genç kadın onun bu çekingen tavrına göz devirdi ve yanında oturan ürkek beden doğru döndü. "Hey!"

Lale ona seslenilmesiyle çekingen bakışlarını Mavi'ye çevirdi. "Efendim?"

"İyi misin? Solgun görünüyorsun." dedi Mavi ilgili bir sesle. Kadını ilk gördüğü andan beri titrek bakan gözleri dikkatinden kaçmamıştı.

"E-evet... Teşekkürler." dedi Lale hafif bir tebessümle önüne dönerken. Mavi dudak büzerek başıyla onayladı ve bakışlarnı genç kadından çekti. Biri onunla konuşmak istemiyorsa elbette onu suçlamayacaktı bunun için. Üstelik kendisi bile insanlardan uzak durmayı bir özgürlük nedeni olarak benimsemişken başkasının özgürlüğüne burun sokmak gereksiz olurdu.

Eymen ikisi arasında geçen diyaloğa uzaktan kulak misafiri olduğunda hafifçe gülümsedi. Adada birbirlerine iyi geleceğini düşündüğü iki insan şimdiden iletişime geçmişti. Aralarında geçen bu konuşma her ne kadar kısa ve anlamsız görünsede ikisi içinde bunun ne kadar önemli olduğunu en iyi Eymen biliyordu.

Bir anda cebinde titreşen telefonuna uzandı parmakları. Açılan ekranda beliren isimle derin bir nefes alırken telefonu kulağına götürdü.

Eymen tam ağzını açıp Atlas'ı azarlamaya başlayacakken genç adam hemen konuşmaya başladı. "Beş dakikaya oradayım, ekibi dağıtma sakın hemen geliyorum."

"Neredesin abi sen? Uçak saat geldi diktin bizi buraya sonrada kayboldun.

"Diğer ekibi karşılamaya gittim, geliyoruz şimdi."

"Diğer ekip?" diye sordu sesini yükseltirken.

"Geliyoruz!" dedi ve telefonu kapattı genç adam.

Yavaş adımlarla Eymen'in olduğu koltuklara doğru ilerledi Atlas, elindeki anahtarı sallarken. Arkasında onlarla gitmek için bekleyen kafileye omzunun üzerinden baktı sakince.

Elbette adada sadece onlar olmayacaktı. Ali Pusat'ın ayarladığı bir kaç kokoş sürüsü ve yaşlı adamın biricik oğlunun arkadaşlarıda gelecekti. Böyle bir fırsatı kaçırmayacak olan insan sayısı her ne kadar çok olsada otelin kapasitesi belli olduğu için ilk seferde zorlamak istememişlerdi.

"Atlas Bey uçak kalkacak birazdan, nereye gidiyoruz? Uçağa ne zaman bineceğiz?" dedi arkasındaki kadınlardan biri bozuk Türkçesiyle.

Atlas arkasına dönmeden "Birazdan." dedi başından savarcasına. Genç kadın Atlas'ın tavrına bozulmuş gibi burun kıvırdı.

Eymen ağır adımlarla ona doğru ilerleyen arkadaşını gördüğünde sert bir nefes vererek ayağa kalktı. "Eh be oğlum... Saat geldi, nerede kaldın?"

Atlas arkadaşının yanına geldiğinde kocaman gülümsedi ve arkasındaki insanları gösterdi. "Ali Pusat'ın başka misafirleride bize eşlik edecek."

Eymen'in gözleri Atlas'ın arkasında dolandığında kaşlarını çattı. "Bunlar nereden çıktı? Bunu konuşmamıştık!"

"Hayır konuşmuştuk Eymen." dedi Atlas kaşlarını çatarken.

Eymen arkadaşına bir adım yaklaşıp fısıltıyla sordu. "Adaya göndereceğimiz insanların neden gittiklerini bilmesende buna ihtiyaçları olduğunu biliyorsun Atlas. Yabancı insanların buna karşı tavırlarını göz ardı etmemek gerekiyor."

"Çok kuruntu yapıyorsun. Onlar bizim grubu kendileri gibi sorunsuz görüyor. Kimse onlara hastaların varlığından bahsetmedi, bahsetmeyecek."

"Emin misin sorun olmayacağından?" diye sordu Eymen şüpheyle. Tedavi gören çoğu insanın dışarıdan aldığı klasik tepki olan 'Deli doktoruna mı gidiyorsun?' sorusu her ne kadar basit görünsede bu hastalar için travmatik sonuçlar doğurabiliyor. Hasta insanların kendisini başka insanlardan farklı görüyor olması içten bile değil.

Atlas, Eymen'in omuzuna dokundu güven vermek ister gibi. "Ben de yanlarında olacağım Eymen sorun olmayacaktır emin ol."

"Bu beni daha çok korkutuyor." dedi Eymen gülerek.

"Komiksin." dedi Atlas ona arkasını dönerken. ellerini iki yana açıp boğazını temizledi ve her iki yanında duran grubun duyacağı şekilde sesini yükseltti. "Eveet! Hepiniz lütfen buraya bakar mısınız lütfen?"

Sonradan gelen grup Atlas'a doğru yaklaşırken arkadaki yaşlı çift homurdanmaya başlamıştı çoktan. Kendi aralarında fısıldaşmaları diğerleri tarafından duyulsada bunu çok önemsemediler. Bayan Clark, kocasının kulağına doğru karşılarındaki insanların bu geziye katılıp katılmayacağını şikayetlenircesine sorarken Bay Clark ona sessiz olmasını söylüyordu.

Bu sırada hemen önlerinde bütün güzelliği ve ihtişamıyla etrafındaki insanların bakışlarını üzerine çeken Julia arkasında didişen çifti dinliyor ve kıkırdıyordu.

Bu çift kendileri haricinde kimsenin ingilizce bilmediğini düşünüyordu ama gruptaki neredeyse herkes kendileri gibi yabancıydı. Ali Pusat böyle bir yatırımın reklamını yapmak için elinden geleni ardına koymamış ve kendisine başka projelerinde sermaye çıkarabilmek için etrafında nerede servet sahibi insan varsa adaya gidebilmeleri için elinden geleni yapmıştı. İstediğini başarmış olacak ki ünlü holding sahibi bir çift, tatil meraklısı iki varis kardeşi ve böyle bir adanın ilk ziyaretçesi olmak uğruna kendini paralamış bir kadını adaya göndermeye karar vermişti.

Atlas ona dönen gözlerle yerinde kıpırdanırken bakışlarını Eymen'in hastalarına doğru çevirdi. Mavi'nin onunla özdeşmiş sert bakışları Atlas'ın sert çehresinde gezdirirken gözlerinde yolcuğu sona ermişti. Atlas kadının her bakışında hissettiği ürpertiyi bedeninde saniyelik tekrar hissederken bulunduğu durumdan rahatsız olmuşcasına bakışlarını Mavi'den çekti. Mavi'nin yüzünde sinsi bir gülüş oluşurken oturduğu yerden kalktı ve Atlas'ı daha yakından duymak adına iki adım yakınına yaklaştı.

Lale ise oturduğu yere iyice sinmiş Atlas'ı dikkatle dinlerken Serdar ve Destan boş bakışlarla ayakta dikiliyorlardı.

"Beş dakika sonra uçağa gçeceğiz ve tam 9.30' da uçağımız kalkacak. Buradan Japonya'ya ardından gemiyle Orenda Adasına geçeceğiz." dedi ve derin bir nefes alıp devam etti genç adam. "Uçak yaklaşık 12 saat sürecek... Bu size uzun gelmesin çünkü adaya yolculuğumuz gemiylede 2 gün sürecek." Kalabalığın arasından homurdanmalar gelirken Atlas tekrar söze girdi. "Adanın Büyük Okyanus açıklarında olduğunu biliyorsunuz bu yolculuk en kısa aktarma ile gerçekleştirilen bir yolculuk, her ne kadar uzun görünsede gerçekten sizin için en uygun olanı. Ali Bey her şeyi sizin için özel ayarladı. Uçağımızda buna dahil."

Atlas temiz bir gülümseme ile konuşmasını sonlandıracakken Julia araya girdi. "Atlas Bey bu arkadaşlarda bizimle gelecek sanırım. Yanlış mıyım?"

"Evet Bayan Walker. Onlar bizzat benim davetimle bu yolculukta bize eşlik edecek insanlar. Bir sorun mu var?"

"Hayır, yok." dedi kadın zoraki bir gülümseme ile. Arkasındaki kadının sorusunu üstlendiğine pişman olmuştu Julia. Karşısındaki insanların kendileri gibi olmadığı on metre geriden belli oluyordu ve onların gelip gelmeyeceklerini kendiside en az Bayan Clark kadar merak etmişti.

Mavi, Julia'nın onda olan gözlerini hissetiş gibi yerde olan bakışlarını sertçe ona doğru çevirirken Julia, Mavi'nin gözlerini gördüğü anda nefesini tuttu.

Mavi, kadının ürpermesine içten içe gülerken ondaki etkisi hoşuna gitmişti. Sadece gözleri değil, bakışları ve yüz ifadesi karşısındaki insanı anlık şoka sokuyor ve ürpertiyordu. Mavi insanlar üzerindeki etkisine bayılıyordu.

"Hazır mısınız? Vakit geldi." Atlas yanındaki valizinin kulbunu avuçladı ve arkasındaki toplulukla kapıya doğru ilerlemeye başladı.

****
Uçağa bineli neredeyse üç saat geçmiş ve yolculuk bu saate kadar bir hayli sessiz sürmüştü. Atlas yarım saate bir yarısı boş lüks uçak içerisinde yolcuları kontrol amaçlı dolaşırken hosteslerin üzerinde olan gözleriyle Eymen'in özellikle dikkat etmesini istediği hastalarını dikkatle inceliyordu. Eymen hasta - doktor ilişkisinin önemine dikkat ederek Atlas'a, hastaları hakkında bir şey söylememiş ama önemli durumlar doğrultusunda lazım olacağını düşündüğü bir dosya hazırlamıştı. Bu dosya içerisinde hastalarıyla ilgili bilgiler ve olası krizlerde kullanılması gereken ilaçlar belirtilmişti. Dosyayı ihtiyaç olmadığı sürece kurcalamayacağına dair kesin konuşan Atlas dosyayı çantasına koymuş ve adaya gittiğinde müdüre teslim edeceğine de söz vermişti.

Genç kadın başucunda kıpırdanma hissetmesiyle gözlerini aralarken yanından hızla geçip giden Serdar'a döndü uyku mahrumluğuya. Genç adam sert adımlarla bastığı yeri titretirken uçağın küçük olan tuvaletine öfkelenmiş kendi kendine söyleniyordu. "Bu nasıl iş ya? Sen bir adaya milyon dolarlar yatır, uçağının tuvaleti el kadar olsun."

Mavi, genç adamın homurdanmasına gülümserken onun, çaprazında duran koltuğuna yerleşmesini izledi uzaktan. "Yanlız çoğu uçağın kapasitesi bu kadar. Adam istesede pek bir değişiklik yapabileceğini düşünmüyorum." Serdar ona seslenilmesine çatık kaşlarla gülerken yüzünü Mavi'ye döndü. "Emin ol bunlarda bu kadar para varken her şeyi yapalar."

"Haklısın aslında, o potansiyel Orenda'yı alan adamda da vardır bence."

"Neden öyle düşünüyosun?" dedi Serdar gereksiz bir merakla.

"Kim parasını okyanus ortasında bir adada meçhule yatırır ki? Risk almayı seven ve para içinde yüzen adamlar bunun için biçilmiş kaftan gibi görünsede aslında savurgan ve gözü aç insanların merakını gidermek ve daha fazla para kazanmak için kendini kandırdığı bir oyun. Eh böyle insanlarında kendi kıçlarınıda düşünmesi şaşırtıcı olmaz." dedi Mavi derin bir nefes alırken. "Akıllı kızsın." dedi Serdar kısılan gözleriyle gülümserken.

"Biliyorum." Mavi son sözlerinden sonra tekrar önüne dönerken yüzünde boş bir gülümseme vardı.

Lale uçağın en kuytu köşesinde sessizce oturmuş gülüşen Mavi ve Serdar'ı izliyordu. Aralarına katıldıkları andan beri insanlardan uzak kalışı herkes tarafından açıkça görülsede üzerine gidilmemesi tuhafına gitmişti. Bu zamana kadar bulunduğu topluluklarda onun asosyal duruşu herkes tarafından irdelenmiş ve tuhaf karşılanmıştı. Hatta olayı abartıp genç kadını bunun için azarlayan ve dışlayan bile olmuştu. Nitekim Lale bunun için insanlara kızmıyordu artık. Kendisi bile bir zamanlar öyleyken nasıl onlara karşı olumsuz bir şeyler düşünebilirdi.

Bir kaç sıra arkasında oturan Destan, Lale'yi uçağa bindiklerinden beri uzaktan sessizce izliyordu. Bu sefer farklı olarak bakan gözleri kadına acır gibi bir ifadeyle doluydu. Kendini insanlardan uzak tutuşu ve ürkek bakışları adamın içerisinde uzun zamandır yosun tutmuş bekleyen ilham perilerini uyandırırken aklına gelenleri elindeki küçük not defterine yazıyordu. Onu tanıyan insanlar onun bu bakışlarından istisnasız kötü niyet fışkırdığını düşünürlerdi. Nitekim adından sadece kitaplarıyla söz ettirmiyor, zamparalıkta da kendini meşhur hale getiriyordu.

Destan genç kadının bakışlarını takip ederek olduğu yerde yerleşmeye çalışan Mavi'ye döndü. Az önce Serdar ile olan konuşamlarını, çoğu yolcu gibi duymuş ama gereksiz olduğunu düşündüğü muhabbetin arasına girme tenezzülünde bile bulunmadan başka şeylerle ilgilenmeye dönmüştü.

Mavi izlendiğini hissettiğinde başını elindeki dergiden sakinca kaldırdı. istemsizce çatılan kaşları ile etrafını tararken gözleri ona bakan bir çift gözle buluştu.

Atlas, Mavi'nin ona bakmasına keyifle sırıtırken, tanıştıkları günden bu yana Mavi'ni onda bıraktığı etkinin aynısını bu sefer kendisi hissettirmek istemişti. İstediğini başarabildiği pek söylenemezdi gerçi. Mavi'nin bakışları yine her zamanki gibi ona karşı sert ve alaycıydı.

Az önce Serdar ile konuşmalarını duymuş hatta düşüncelerine karşı büyük şaşkınık yaşamıştı. Kadının böylesine derin ve detaylı düşünmesi onu biraz korkutsada bunun üzerinde çok fazla durmadı. Kim neden, nasıl şüphelenebilirdiki bir şeylerden?

Genç kadın tekrar önüne döndüğünde bir süre dergiyi okumuş ardındanburaya gelmeden önce telefonuna indirdiği iki filmi art arda bitirmişti. En sonunda göz yorgunluğuna dayanamamış ve uykuya dalmıştı. Bu sırada diğer grup kendi aralarında zengin sohbetini bitirmiş derin bir sessizliğie bürünmüşlerdi.

İki büyük varisten biri olan Miles, kız kardeşinin uyumasıyla derin bir nefes alırken yorgun gözlerini yumdu bir süre. Her ne kadar kanından canından biri de olsa bazen kardeşi Betty, çekilmez olabiliyordu. Buna rağmen Miles'ın ona olan tutumu her zaman kibar ve sevecen olurdu. İstisnalar hariç.

Uyuşmuş bacaklarını açmak adına yerinden kalkarken uçağın tuvalet kısmına doğru adımladı sessizce. Kendine gelmek için yüzünü yıkayacak, az da olsa iki üç adımla atıp vücudunu açacaktı. Çoğu boş koltukların arasından yavaş adımlarla ilerlerken bir kaç kişi hariç çoğu kişinin uyumuş olduğunu gördü. On iki saat kolay geçmeyecek gibi görünüyordu kendisi için. Uykuyu seven biri değildi Miles, üstelik böyle yolculuklar onu tamamen uyku düşmanı yapıyordu. Rahatsız koltuklar, gürültücü insanlar ve kalabalık pek onun uyku ortamına uygun değildi. Bu uçak, her ne kadar diğer uçaklar aksine çok daha lüks içerisinde düzenlenmiş olsada bu uyumasına bir etken değildi.

Miles ve kardeşi ailelerinin zoruyla bu tatili kabul etmiş ve Ali Pusat ile görüşmeler ardından yolculuk için hazırlanmaya başlamışlardı. Miles'ın işkolik hali, Betty'nin ise alışveriş bağımlılığından bir süre uzak durmaları ve kafa dinlemeleri için babası bu tatili onlara mecbur bırakmış ve gitmelerini şart koşmuştu. Genç adam soğuk suyla yüzünü serinlettikten sonra koltuğuna doğru ilerledi.

Gözleri, ortadaki koltuklardan birinde oturan çilli bir kadına takıldı. Kadının kafası yaslandığı koltuktan yavaşça boşluğa doğru kayıyordu. Onun bu halini gördüğü gibi iki büyük adımda yanına yaklaştı ve tam düşeceği sırada kadının kafasını iki avucuyla birden tuttu. Genç kadın gözlerini hızla açtığında Miles ile göz göze geldi. Miles kadının gözlerini gördüğünde ellerini hızla çekti ve geriye bir adım attı. "Aman Tanrım!"

"Ne yapıyorsun sen?" Mavi yana düşen kafası yüzünden boynuna giren acıyla yüzünü ekşitirken sinirle bağırdı. "Başınız yana düşüyordu." dedi Miles yerinde dikleşirken. Kadının gözlerini gördüğünde yaşadığı şaşkınlığı çabuk toparlamıştı.

Atlas duyduğu sesle hızla yerinden kalkarken bakışlarını ayakta boş gözlerle Mavi'ye bakan adama çevirdi. "Ne oluyor?" Mavi yerinden kalkarken eli hala sızlayan boynundaydı. "Tamam, yok bir şey. Teşekkür ederim beyefendi, kusura bakmayın." dedi ve duraksadıktan sonra devam etti. "Öyle birden ellerinizi hissedince korktum."

"Ne?" Atlas anlamamış gibi ikisine de bakarken, Miles samimi bir şekilde gülümsedi. "Önemli değil. Siz kusura bakmayın." Mavi anlayışla kafasını sallarken tekrar yerine yerleşti. Miles ise sessizce Atlas'ın yanında geçip gitti. Diğer yolcular olaydan habesiz uykularına devam ederlerken sadece bir kaç kişi uyanmış ve kısa süren tartışmadan sonra tekrar uykularına devam etmişlerdi. Atlas ise onu takmamalarına öfkelenirken sert adımlarla yerine oturdu.

***

Sorunsuz biten uçak yolculuğundan sonra Tokyo Uluslararası Havalimanı'na akşam saatlerinde indiler. Kısa süren bir kontrolden sonra herkes, limana gitmek için ayarlanan büyük arabaya bindi. Atlas ise şoförle kısa bir konuşma gerçekleştirmiş ve diğerlerinin arasına oturmuştu.

Kocaman şehrin kıyısında olan havalimanı okyanusada kıyı almıştı. Şoför büyük otobüsü şehir merkezine doğru sürdüğünde arabadaki bir kaç kişi kendi aralarında konuşuyor, diğerleri ise yolun onlara hediyesi olan ağrılarıyla oturdukları yerden kıpırdanıp duruyorladı. Mavi'de onlardan biriydi. Yolun büyük çoğunluğunu uyuyarak geçirmiş ve bir türlü rahat bir pozisyon elde edememişti.

Elini dağılmış saçlarının arasına doğru götürüdü ve sızlayan saç diplerini ovaladı. Geçen günden kalan acıyı henüz yeni yeni vücudundan atıyordu. Atlas onu uzaktan izlerken dayanamayıp genç kadına doğru fısıldadı. "Hey!" Mavi ona seslenildiğini duymamış gibi eliyle saçlarını ovalamaya devam ediyordu. "Hey! Kime diyorum ben?" dedi Atlas sesinin tınısını yükseltirken. Mavi kaşlarını çatmış sesin geldiği tarafa dönerken elini bu sefer ağrıyan boynuna götürdü. "Ne?"

"Elini saçlarına götürmemelisin. Bir hayli güzel görünüyorlar, zarar görsünler istemem." Atlas'ın sessiz imasıyla sinirledi Mavi. "Bence sesini kesmelisin." dedi dişlerinin arasında. Derin bir nefes aldı ve devam etti. "Yoksa ben keserim."

Atlas keyifle bir kahkaha atarken önünde oturan Julia'nın dikkatini çekmişti. Genç kadın güzel bir gülümseyle arkasına dönerken keyifle konuştu. "Merhaba Atlas Bey."

Atlas'ın gülümsemesi yüzünde donarken, ciddileşen yüz ifadesiyle kadına döndü. "Merhaba Bayan Walker."

"Adaya davet ettiğiniz için teşekkür ederim. Büyük şeref benim için." Mavi onları sessizce dinlerken gözleri camdan dışarıya bakıyor ve büyük şehrin kalabalığını izliyordu. Gözleri bir süre etrafta sakince yürüyen insanlara takıldı.

İşlerinden evlerine dönen bir çok insan büyük bir koşuşturma içindeydi. Onları aksine evlerinden hava almak için çıkan ve ağır adımlarla eşleriyle gezen tek tük insan vardı. Dünyanın her tarafında olan yaşam savaşına gülümsedi genç kadın anlamsızca. Ne bekliyordu ki? Kendi ülkesi aksine başka bir ülkede bir ekmek için çabalamayacaklarını mı... Belki rüyasında.

Yaklaşık beş dakika geçtiğinde genç kadın kıyı kesime gitmesi gerekiren yolun şehir meydanına doğru ilerlediğini farketti. "Nereye gidiyoruz acaba? Limanlar şehir merkezinde kurulmuyor diye biliyorum." dedi tek kaşını kaldırırken. Bunu başlarda sormak istememişti ama araba kalabalıktan uzaklaşmış ve tek katlı evlerin olduğu büyük bir sokağa girmişti.

"Grubu tamamlamaya gidiyoruz Mavi Hanım." dedi karşısındaki kadın gibi tek kaşını kaldırırken. Yüzündeki alaycı gülümseme silinmemişti. Mavi, içinden adama karşı bin bir küfür savururken nefretle burnunu kıvırdı. Nezaketen başını salladı ve önüne döndü.

Bir kaç sıra arkasında oturan Serdar yanındaki adamın bacaklarını parmağının ucuyla iterken sert bir nefes verdi. Dakikalardır adamın horultusunu çekmezmiş gibi birde adamın koltuğa yayılma şeklinden dolayı rahat oturamıyordu. Yanında oturan adam bacaklarını iki yana açmış ve oturduğu yerde beline kadar kaymıştı. Serdar başlarda adamdan rahatsızlık duyduğu için kalmak ve başka yere oturmak istesede bunu adamın oturma şeklinden dolayı başaramamıştı. En sonunda adamı dürterken bir yandan da ona sesleniyordu. Uçakta tanışmışlar ve kısa bir sohbet içerisine girmişlerdi. "Destan Bey!" Adam dürtmelere yanıt verir gibi homurdanırken gözlerini açtı. "Ne?"

"Geçebilir miyim?" dedi Serdar derin bir nefes alırken. Bu önemsiz olayı kafasına çok takmamalı ve sakin kalmalıydı. Tıpkı ona öğretildiği gibi derin nefesler alırken adamın dizlerini çekmesiyle aradan sıyrılıp çıktı. Öfkelenmesine ramak kalmış gibi hareketler yaparken içten içe kendisini sakinleştirmeye çalışıyordu.

Büyük otobüsün içerisinde bir kaç sıra daha ilerledi ve geriden boş gördüğü ilk ikili koltuğa oturdu. Sesini duymasıyla varlığının farkına vardığı kadının sessiz çığlığıyla elini damağına götürüp yukarıya itti. "Ne oldu, iyi misin?"

"İ-iyi-yim." dedi genç kadın kekelemesine engel olamayarak. Atlas uzaktan olanları görmüş ve yerinden kalkarak çoktan Serdar'ın başında bitmişti. Serdar'ın kulağına eğilerek fısıldadı. "Erkeklere karşı hassasiyeti var. Başka bir yere oturmanı rica edebilir miyim?" dedi genç adam sakin bir ses tonuyla. Ardından cevap beklemeden tekrar eski yerine oturdu.

Serdar kaşlarını çatmış genç kadına döndüğünde Lale oturduğu yere pısmış başka yerlere bakmaya çalışıyordu. Titreyen elleri uzaktan bile belli olacak derecede şiddetliydi. Gözleri korkuyla dolmuştu. Serdar'ın sıklaşan nefesi düzelirken şaşkınlığını gizleyememiş gibi çatılan kaşlarıda kendini koyvermişti. "Özür dilerim." dedi yerinden kalkıp giderken.

Bir kadının kendisi yüzünden ağlıyor olma ihtimaline üzülmüştü birden genç adam.Her ne kadar öfkeli bir insanda olsa bu zamana kadar bir kadının ağlamasına neden olmamıştı.

Belki de bunu yaptığı tek kişi dünyaya gözünü açtığı gün sancı verdiği annesiydi.

Araba kalabalık sokaklardan uzak bir restorantın önünde durduğunda bütün gözler Atlas'a dönmüştü. Atlas herkesin bir açıklama beklediğini anladığı için yerinden kalkıp gülümsedi ve konuşmaya başladı. "Birkaç arkadaşımızıda alacağız kusura bakmayın lütfen, sonra hemen limana geçeceğiz." İki üç kişiden onaylar anlamda mırıldanma çıkarken Atlas açılan kapıdan çıktı.

Kısa süre ardından Atlas, şoförü de yanına çağırmış ve yeni misafirlerin valizlerinide arabaya yerleştirmişti. Arabaya tekrar bindiğinde biri kadın üç kişiyide yakınlarında bir koltuğa yerleştirmişti. Asyalı olduğu gözlerinden belli olan bu üç kişi Koreliydi. Türkiye'de arkadaşları olan Ali Pusat'ın oğlu Çınar Pusat aracılığıyla bu tatil için yerlerini ayırtmışlardı. Yolculuk için Kore ve Japonya arası mesafe daha kısa olduğu için buradan alınacakları ayarlanmıştı. Tabi bunun bilgisi sadece Atlas'taydı.

Serdar gözlerini şüpheyle kıstı oturmaya hazırlanan Asyalıları izlerken. "Hey, baksana! Bu çekiklerde mi bizimle gelecek?"

"Bilmiyorum, Eymen Bey bunlardan bahsetmemişti. Gerçi arkamızda oturan gruptanda bahsetmemişti." dedi Mavi, Serdar'ın meraklı bakışlarına karşı. Yanında oturan adama doğru yavaşça eğildi ve fısıltıyla konuştu. "Uçağa bindiğimizden beri attıkları ezikleyici bakışı farketmedin mi?"

Serdar onu başıyla onaylarken gözlerini büyüttü. "Kesinlikle öyle. Özellikle şu yaşlı kadın... Tükürecekmiş gibi bakmıyor mu?" dedi gözleriyle çaprazında oturan kadını gösterirken. Mavi onun söylediklerine gülerken önlerinde oturan kadın olduğu yerden yükselip onlara doğru döndü.

"Dedikodu mu yapıyorsunuz siz?" Kadının keyifl bakan gözleri yaşı gereği yorgun bakıyordu. Bu kadın Atlas'ın getirdiği tek hastası olan Yaşam'dı.

"Galiba öyle yapıyorlar." dedi arka sıradaki adam, Yaşam gibi yerinde yükselirken.

"Siz bizi mi dinliyorsunuz?" dedi Mavi keyifle gülerken. Serdar arkasına dönerken kısa bir geçmişi olduğunu farkettiği adama göz devirdi. Arka sıralardan birinde oturmuyor muydu bu adam?

"Yüksek sesle konuşuyorsunuz." dedi cılız bir ses bozuk bir Türkçeyle. Mavi sesin geldiği tarafa döndü şaşkınlıkla. Fısıldayarak konuştuklarını düşünüyordu oysaki. "Duydular mı bizi?" dedi Mavi dudağının kenarını ısırırken. Serdar dudağını büzüp mırıldandı. "Duysalar ne olacak sanki?"

"Duysalarda anlamazlar merak etme, pek Türkçe bilmiyorlar." dedi Betty turuncu saçlarını geriye savururuken. Mavi ona gülümseyerek başını onaylar anlamda salladı.

***

"Herkes yerleştiğine göre bir kontrol etmek istiyorum izninizle." dedi Atlas elindeki dosyaya göz atarken. Sağ elininin işaret parmağını yukarıya kaldırdı ve kendi kendine mırıldanarak isimlerin kontrolünü yaptı.

Destan Işık, Eymen'in hastlarından en sorunsuz ve sakin olanı yerinde oturmuş defterine bir şeyler karalıyordu. Lale Erguvan Ilgaz, Eymen'in en hassas ve korku dolu hastası en köşedeki sandalyede pısmış oturuyordu. Serdar Çakmak, Eymen'in öfke sorunu yaşayan hastalarından biri olarak büyük geminin demirlerine tutunmuş karanlıkta uçsuz bucaksız okyanusu izliyordu. Mavi Karaca, yine Eymen'in güçlü kadın olarak nitelendirdiği kötü bir geçmişe sahip hastalarından biri, oturduğu yerde kulaklıklarını takmış ve gözlerini kapatmıştı. Yaşam Sevinç, Atlas'ın adaya gelen tek hastası olan geçmişi yaralı bir kadın, Bayan Clark ile konuşuyordu.

Ali Pusat emriyle tatile katılan, Julia Walker, Miles ve Betty Black, kamaranın bir köşesinde oturuyorlardı. Blake Clark ve Anna Clark, diğerlerinin aksine kalabalıktan uzak duruyor ve birbirleri harcinde kimseyle muhatap olmuyorlardı, tıpkı şuan yaptıkları gibi. Son olarak da havalimanında beklemek istemedikleri için kenar mahalle restoranından almak zorunda kaldıkları, Kim Haneul, Shin Minji ve Han Kihyun, yaşlı çift gibi sadece kendi aralarında konuşuyor ve gülüşüyorlardı.

Atlas, listeden bakışlarını tamamiyle kaldırdığında gözlerini geminin kaptanına çevirdi. Başını onay vermek amaçlı salladı ve derin bir nefes verdi. Akşam başlayan yolculukları yaklaşık 48 saat sürecekti, ardından istediği huzura kavuşacak ve yaptıklarının sefasını sürmeye başlayacaktı. Sorunsuz atlatması gereken sadece iki günü kalmıştı.

Kaptan büyük geminin motorunu çalıştırmaya başladığında bütün gözler Atlas'a önmüştü yine. Genç adam 'Ne var?' anlamında başını sallarken büyük adımlarla boş koltuklardan birine oturdu. Büyük gemi lüks içinde donatılmış bir evden farksız olarak eksiksiz bütün özelliklerine sahipti. Beyaz ve siyah ağırlıklı olan bu geminin tatilden çok konaklama için yapıldığı bile düşünülebilirdi.

"Havaalanında da söylediğim gibi gemi yolculuğumuz yaklaşık 48 saat sürecektir. Hepinizin bu kısa süreç içerisinde yaşam faaliyetleriniz olan, yiyecek-içecek, uyku ve duş imkanlarınız yine bu gemi içerisinde mevcuttur. Göz açıp kapayıncaya kadar çabuk geçecektir yolculuğunuz hiçbir kaygınz olmasın... He bir de telefonlarınızla yavaş yavaş veda etmeye başlayabilirsiniz." dedi Atlas sırıtırken. "Kıyıdan uzaklaştıkça bütün iletişmleriniz kesilecek ve dönüş zamanına kadar geri gelmeyecek." Atlas'ın son sözlerinden sonra Julia ve Betty hemen çantalarından telefonunu çıkarırken çoktan fotoğraf çekimlerine başlamışlardı. Lale ve Mavi ailelerine ulaşmaya çalışırken geri kalan herkes telefonuna dokunma tenezzülünde bile bulunmamıştı.

Gemi karadan demirini topalmış yavaş yavaş uzaklaşmaya başladığında herkes yavaş yavaş kaynaşmaya başlamıştı bile. Yaşam, Julia ve Betty ile koyu bir muhabbete girerken Mavi, Serdar ve Miles ile güzel bir arkadaşlık kurmuştu bile. Bay ve Bayan Clark klasik olarak kendi aralarında konuşurlarken Lale, Mavi'nin uzaktan teklifine rağmen tek başına oturmaya devam ediyor ve karanlık suları izliyordu. Çok sürmeden Atlas gittiği odasında bir şeyler karalamış ve işi bittikten sonra bir bakıcı gibi herkesi ortak olan odalarına yerleştirmişti. O gece herkes yolun verdiği yorgunlukla küçük yataklarında hemen uyuyakaldı.

Atlas ertesi gün erken satte uyanmış ve daha önceden ayrladığı görevlilerle birlikte geminin ana gövdesinde büyük bir kahvaltı hazırlamıştı. Birkaç kişi bu sırada uyanmış masaya yerleşmişti bile. Atlas uyanmayanların kapılarını birer kez tıklatmış ve o da masaya yerleşmişti.

Herkes masaya yerleştiğinde sessiz süren kahvaltıdan sonra görevliler masayı toplamıştı. Atlas, Clark'lar, Lale ve Serdar odalarına çekilirken diğerleri gövdeye konumlandırılmış büyük renkli koltuklara yerleştiler. Mavi, Betty ile yan yana sessice oturuyorken Yaşam, Julia ve diğer üç asyalıyla konuşmaya çalışıyordu. Beşli arasında konuşmalar herkes tarafından duyulacak şekilde yüksek çıkarken Mavi ve Betty de onlara döndü.

Julia, bozuk Türkçesiyle, Asyalıların söylediklerini yalan yanlış Yaşam'a çevirirken kahkaha atıyordu. "Hayır Yaşamcığım öyle demedi. Seninle tanıştığı için çok memurmuş Minji."

Yaşam 'memur' demesine anlam verememişti ama ona onaylar gibi başını salladı ve elini karşısında oturan Asyalı kadına uzattı. Genç yaşlarda olduğu belli olan kadın güzel bir gülümseme ile ona uzatılan eli sıktı. "Çok tatlı bir kadın." dedi Minji ana dili gibi konuştuğu İngilizcesiyle.

Gemide Yaşam haricinde İngilizice bilmeyen kimse yoktu. Bu onların iletişimi fazlasıyla kolaylaştırıyordu ama çoğu bu ortak noktalarının farkında bile değildi. Özellikle Bay ve Bayan Clark kendi aralarında insanları küçümser şeyler söylerken anlaşıldıklarından habersiz buna devam ediyorlardı. Mavi, Destan ve Lale buna birkaç kez rastlamış ama duymazdan gelip gülmeye devam etmişlerdi.

Miles'ı deniz tutuyordu ve bu yüzden uyandığından beri yarım saatte bir lavaboya koşmak zorunda kalıyordu. En son yaptığı kahvaltının tamamını çıkartıp kalabalığın arasına girdiğinde herkes gülmeye devam ediyordu. Kardeşi Betty'e neden güldüklerini sorduğunda o da aralarına katılmıştı. Uzun yıllardır Türkiye de yaşadıkları için Türkçeyi ana dili gibi konuşuyordu Miles ve Betty.

Günün büyük çoğunluğunu sohbet ederek geçirdiler. Mavi, Japon olduğunu düşündüğü kişilerin Koreli olduğunu öğrendiğinde küçük bir şok yaşamıştı. Serdar ise birileri ile ters düşmekten korkuyor olsada bunu şimdiye kadar yaşamamış olmasının sevincindeydi. Atlas uzun süre ortalıkta görünmemiş hava kararmaya başladığında insanların arasına karışmıştı.

Akşam yemeğinden sonra herkes bir araya gelmiş geminin kaptanı olan Akira'nın alattığı efsaneleri dinliyordu. Destan, kaptanın anlattıkların hemen yanında oturan Yaşam'a çevirirken diğerleri onu can kulağıyla dinliyordu. "Bu ada çok önceden, yani daha Rusya hakimiyetine girmeden evvel Kızılderililerin efsaneler yazdığı bir adaydı... Okyanusun ortasında olması ve oraya, onu keşfetmek için gidenlerin bir daha gelmemesi efsanelere merak salan bir topluluk için çok ilgi çekiciydi tabi. İsmini bile Orenda koymalarının sebebi buymuş. Orenda; huron dilinde gizemli üç anlamına gelir." dedi orta yaşlarda olan adam derin bir nefes alırken.

Julie ve Betty adama korkuyla bakarken diğerlerininde fazlasıyla hoşuna gitmişti bu efsane olayı.

Mavi merakla öne atıldı. "Bu olayların bahsedilen askeri üs ile alakası var mı peki?" dedi akıcı bir dil ile.

Atlas genç kadının sorusuyla kaşlarını çattı. Bu gizlediği bir şey değildi ama adaya girdiklerinde herşeyi detayıyla anlatacaklardı. Bunu özellikle araştırıp öğrenmediği sürece bilmesi şaşırtcı olurdu. "Evet Akira, bunu bende merak ediyorum." dedi Atlas gözlerini Mavi'den zoraki çekerken.

"Hayır bir alakası yok aslında. Bundan 50 yıl kadar önce faaliyetteydi o askeri üs. Ardından çok sürmeden kapattılar ve uzun bir makhumiyete hapsettiler adayı. Bundan 1 sene öncede adanın işletmesinin satışa çıkarıldığı duyuruldu. Sonrasını da biliyorsunuzdur."

"Adada neden iletişim yok?" dedi Serdar aklını kurcalayan soruyu sorarken.

"Askeri üs olduğu zamanlarda yani 50 yıl önce verici bile kullanılmıyordu o adada. Kimse ne yaptıklarını bilmiyordu yani. Ama bir arkadaşımın söylediğine göre, babası oraya malzeme götüren gemilerden birinde çalışıyormuş ve o adada bir şeylerin gizlendiği söylemiş. Şimdi de verici koyma ihitimalleri olmasına rağmen sırf konsept uğruna böyle bir girişimde bulunmamışlar."

"Çok saçma." dedi Mavi ve Serdar aynı anda. "Ne saklıyorlardı acaba adada... Merak uyandırıcı." dedi Miles büyülenmiş gibi adamı izlerken.

Atlas onların söylediklerine göz devirdi ve söze girdi. "Hepsi saçmalık. 50'li yllarda verici kurmak kolay mı sanıyorsunuz? Ne saklayabilirler sanki, gizli silahlarını mı?" dedi dalgayla gülerken. Julia ve kaptanda onun gülüşüne katılırken diğerleri onun alay etmesine boş bakışlar atıyordu.

Bir süre sonra herkes kendi arasında sohbete girerken Mavi ve Betty de kendi aralarında sohbete girmişti.

"Gözlerin çok güzel Mavi." dedi Betty büyük bir hayranlıkla.

"Teşekkür ederim. Bende senin saçlarına bayıldım. Çok eşsiz bir rengi var." Mavi parmaklarını Betty'nin saçlarına götürürken gülümeyen gözleri Atlas ile karşı karşıya geldiğinde solmuştu. Yine o günü hatırlatırcasına gülümsüyordu. Gözlerini ondan çekerken tekrar Betty'e döndü. "Bende olsunlar isterdim."

"İstersen gözlerinle saçlarımı değiştirebiliriz." dedi kahkaha atarken.

Mavi'de onun söylediğiyle kocaman gülerken, "Neden bu tatili tercih ettiğini sorsam çok özeline girmiş olur muyum?" dedi Mavi okyanusun sert esen rüzgarının savurduğu saçlarını yüzünden çekerken.

"Biraz kafa dinleyip kendimize gelmeliyiz diye düşündüm." dedi Betty bakışlarını abisine çevirirken. "Her ne kadar ailemiz ikimizinde bu tatile gitmesini istesede benden çok onun bu tatile ihtiyacı var."

Mavi, genç kadının hüzünlü bakan gözlerindeki buğuyu dağıtmak adına lafı değiştirmek istedi. "Bu anlatılanlar seni korkuttu sanırım. Kaptana büyük gözlerle bakıyordun."

"Efsaneleri ve anlatılanları göz ardı edelim lütfen. Olaylara karşı bilgisiz kalıp mutlu olmak istiyorum. En azından bir süre özgür olup istediğimi yapmak istiyorum." dedi Betty büyük bir gülümsemeyle.

Mavi gözlerini karanlık okyanusa çevirirken kendiisi duyacağı şekilde mırıldandı. "Tek gerçek özgürlüğün ölüm olduğu bir yerde mutluluğu kafanda zorlaştırma."

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Ben bununla omuz omuza savaşırım dediğin biri var mı? Neden öyle düşündün?
X

Daha iyi hizmet verebilmek için sistem içerisinde çerezler (cookies) kullanmaktayız. "Çerez Politikamız" sayfasından daha detaylı bilgilere erişebilirsin.

Anladım, daha iyisini yapmaya devam edin.