Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
Orenda 21 Gün - Sözümoki
23 Ağustos 2021, Pazartesi 11:51 · 114 Okunma

Orenda '21 Gün'

5. Bölüm ~ Fırtına Habericisi

Beklenen güne uyanmışlardı o sabah. Atlas yine erkenden kahvaltı için bir kaç kişiyi uyandırmaya gitmiş ve kahvaltıdan sonra odasına çekilmişti. Kaptan Akira'nın fırtına habercisi sözlerinden sonra diğerleride kahvaltıdan sonra ana gövdenin kapalı olan kısmına geçmişti. Dünün aksine bugün herkes kendi halinde takılırken bir kaç kişi odasına geçmişti. Salona benzer bir ortam olan bu kısım her ne kadar kahve tonlarında bir kaç koltuğu ve büyük beyaz bir yemek masasını haricinde başka bir eşyaya yer vermemiş olsa da fazlasıyla büyüktü.

Mavi hemen yanında duran küçük camdan dışarıya çevirdi bakışlarını. Uçsuz bucaksız okyanusun dalgalanan yüzeyine baktı uzunca. Gözleri o rengin en güzel tonuna sahipken kuru toprağa mahkum olan o küçük kısım susuzluktan ölüyordu. Uzun yıllar acıya mahkum olan ruhu belki de ilk defa rahat kalacak ve huzur bulacaktı.

Okyanuslar aşıp gittiği onca ülkede onca insanda acsını dindirecek tek bir deva bulamaması onun suçu değildi. İlk andan beri bundan kurtulmak ve normal insanlar gibi yaşamak istiyordu. Bunun için kimseyi suçlayacak değildi elbette. Bu durumunun sebebi olan insanlar da çoktan cezalarını çekmişti. Mavi, yaşadıklarının acısını çıkarabileceği birinin olmadığını biliyor ve buna daha da öfkeleniyordu.

Gözlerini yumdu bir süre. Derin bir nefes alırken yerinden kalktı. Betty ve abisi Miles'ın gözleri ona dönerken onlar sorun yok anlamına gelen bir gülümseme bırakırken hemen yanınadaki koltukta duran battaniyeyi aldı ve gövdenin açık kısmına giden demir kapıdan çıktı. Sert esen rüzgar anında dengesini kaybetmesine neden olurken birinin onun omuzlarıdan tutmasıyla duruşunu düzeltti. Yüzüne doğru uçuşan saçlarını parmakları arasında kulağının arkasına sıkıştırırken görüş alanına onu tutan Atlas girdi. "Teşekkür ederim." dedi Mavi bozuk bir sesle kapının önünden çekilirken.

Atlas başıyla onayladı sadece. Mavi'nin yanından geçip gövdenin uç kısmına doğru bir şey söylemeden ilerledi. Genç kadın onun peşinden ilerlerken rüzgarın etkisiyle arada bir sendeliyor ve omuzlarına aldığı battaniyeyi daha da sert kavrıyordu. Gövdenin tam uç kısımda durdu genç adam. Mavi onun birkaç adım gerisinde hareketlerini izlerken onun bu kadar süre sessiz kalmış olması tuhafına gitmişti. Onu, ilk gördüğü andan beri sürekli kendisini görterme çabası şuanda ki haliyle çatışıyordu.

Gemiye bindikleri andan beri arada sırada ortadan kayboluyor ve birkaç saat sonra ortaya çıkıyordu. Bu durum kimsenin pek umurunda da değildi. Sadece Mavi bu durumu garipsemişti. Gitmeden önce gülen yüzü her dönüşünde asık oluyor ve gittikçe susukunlaşıyordu.

Mavi, ona doğru bir adım attı ve başını, yavaş hareketlerle yüzünü göreceği şekilde önüne doğru eğdi. "İyi misin?"

"Evet, neden?" dedi Atlas düz bir sesle daldığı sudan çırpınarak çıkarken.

"Gemiye bindiğimizden beri baya tuhafsın. Sanki bilmemiz gereken bir şeyler var ve sen söylemiyorsun." Mavi bu söylediklerinden neredeyse emindi. Her ne söylerse söylesin bu adamın bir şeyler gizlediğini düşünmemek elde değildi genç kadın için.

Atlas alayla güldü. "Fazla kurgucusun. Sadece tatil yapmak için gidiyoruz."

"Peki." dedi Mavi geri çekilirken. Tabi ki de kabul etmesini beklemiyordu.

Genç adam tek kaşını kaldırdı ve arkasında okyanusu izleyen Mavi'ye döndü. Rüzgarın savurgan ruhu kadının saçlarını dansa kaldırırken Atlas'ın alaycı ifadesi yüzünden anında silinmeye başladı. Kaşları bu sefer çatılırken hemen önüne döndü ve tek nefeste alayla sordu. "Sen de beni izliyordun sanırım."

"İlgilenecek bir şeyim kalmadığı zamanlarda birilerini gözlemlemek hoşuma gidiyor. Özellikle etrafımda garip insanlar varsa." dedi Mavi gözlerini derin sulardan ayırmadan.

Adam vücudunun tamamanı kadına çevirdi ve arkasındaki demirlere yaslandı. Elleri her iki yanında bulunan demirlere gittiğide sıkıca tutundu. Soğuk demirin etkisi onu kendine getirirken gülümsedi. "İlgi çekici olduğumu biliyorum aslında buna şaşırmam tuhaf, haklısın."

"Gereksiz bir özgüvenin var biliyorsun değil mi?" dedi Mavi bakışlarını Atlas'a çevirirken.

"Özgüven insanı ayakta tutar Alacalı. Sende de pek eksik gibi görünmüyor ama bunu insanlara göstermiyorsun."

"Hissettiriyorum, bence bu yeterli." Atlas'ın sözleri arasında geçen kelimeye takıldı Mavi birden. "Alacalı?"

"Harmanlanmış birkaç rengin bir arada görünüşünün anlamıdır Alacalı." dedi Atlas sırıtırken.

Mavi'nin çatılmış kaşları düzelirken bu sefer saf bir merakla sordu. "Şimdi neden söyledin ki bunu?"

Atlas gözlerini devirdi umutsuz vaka dercesine. "Gözlerini kastederek söylemiştim. Sen emin misin bu özgüveni hissettirdiğine?"

"Hey, laflarına dikkat et." dedi Mavi öfkeyle.

"Tamam tamam bir şey söylemiyorum." Atlas burun kıvırırken. Mavi tekrar gözlerini okyanusa çevirirken Atlas konuşmanın bittiğini anlamıştı. Daha fazla üzerine giderse olayın büyüyeceğini de tahmin ediyordu.

****

Yine akşam yemeğine kadar sorunsuz geçen bir günden sonra herkes Atlas'ın isteğiyle birlikte kapalı gövdede oturmuş kahve yudumluyordu. Şaşırılacak derecede büyük bir suskunluk varken Atlas arada muhabbet açmaya çalışıyor ama olumlu ve etkin yanıtlar alamayınca herkes gibi tekrar suskunluğa boğuluyordu. Bu sırada Mavi yeni yanıştığı üç Koreli yolcuyla muhabbeti ilerletmişti. Hatta uzun zamandır eğlenmediği şekilde eğlenmişti Mavi onlarla konuşurken. Ali Pusat'ın oğlu Çınar Pusat ile yakın arkadaş oldukları için çok sık Türkiye'ye geliş gidiş yapıyorlar ve çok az Türkçe biliyolardı. Bu yüzden onların Türkçe konuşma çabası Mavi'ye bir hayli komik gelmişti.

"Siz neden bu tatile geliyorsunuz?" dedi Mavi onları zorlamak istemiyor gibi İngilizce konuşarak.

Haneul onun anlayışla gülümsemesine karşın aynı şekilde karşılık verdi. "Farklı maceralar arıyoruz sanırım." dedi yanında oturan arkadaşının omzuna kolunu atarken. "Aynı şehirleri ve kıtaları gezmekten bıktık."

"Allah başka dert vermesin." dedi Mavi'nin arkasında oturan Serdar yüzünü buruştururken. Mavi, Serdar'ın Türkçe konuşmasına gülerken Haneul "Ne dedi?" diye sordu.

Yanında oturan arkadaşı kaşlarını çattı. "Bir şey vermesin dedi ama gerisini anlamadım."

"O da senin gibi düşünüyormuş." dedi Mavi toparlamaya çalışırken. "Söylediklerine hak veriyormuş yani."

Serdar, Mavi'nin arkasında kahkahaya boğulurken Destan da onları uzaktan dinliyor ve kıkırdıyordu.

"Siz neye gülüyorsunuz bakalım." dedi Betty yanında Julia ile onların yanına gelirken. Gemide olan hemen hemen herkesin ya Türkçesi yoktu ya da çok azdı. Onlar için durumu kolaylaştırmak adına herkes İngilizce konuşurken bazen Serdar ve Mavi unutuyor ve kendi aralarında anadillerini konuşuyordu.

"Anlaşmaya çalışıyoruz sadece." dedi Serdar kahkahalarının arasında.

Büyük demir kapının sertçe açılışından sonra sıcak olan ortam anında esen soğuk rüzgarın etkisiyle herkesi titretmişti. Küçük kapıdan Kaptan Akira'nın girmesiyle bütün gözler ona dönerken Atlas oturduğu yerden elindeki defteriyle birlikte kalktı. "Ne oldu Akira?"

Gözlerin üzerinde olduğunun farkındaydı kaptan ve bu durum onu fazlasıyla germişti bir anda. Boğazını temizledi ve ıslanmış yağmuruğuna aldanmadan yanındaki sandalyeye oturdu sakince. "Orenda'ya yarın sabah varmış olacağız." Sözlerinin ardından bir kaç kişiden mutluluk nidaları yükselirken tekrar lafa girdi. "Tek sorun sabaha çıkabilmek." dedi kaptan zoraki bir gülümsemeyle.

Destan yerinden kalkarken kaşlarını çatarak sordu. "O ne demek?" Yaşam hemen yerinden kalkıp Mavi'nin yanına geldi ve kaptanın ne söylediğini sordu. Aldığı cevapla tıpkı diğerleri gibi kaşlarını çatarken Mavi'nin yanındaki boş yere oturdu.

"Büyük bir fırtına alanına girdik ve bunu atlatmak hiç kolay görünmüyor." dedi acı bir gülümsemeyle.

Serdar hızla yerinden kalkarken çoktan adamın dibinde bitmişti. "Ne diyorsun lan sen?" dedi adamın yakasından tutup kaldırırken. "Yola çıkmadan önce kontrol edilmiyor mu böyle şeyler? Ne diyorsun sen?!" Son cümlesinde öfkeyle bağırırken adeta kükreyen bir aslana dönmüştü. Az önceki halinden eser kalmamış gibi bu saldırgan davranışı herkesi korkutmuştu.

Atlas, Serdar'ı adamın üstünden çekmeye çalışırken Destan adamı yerden kaldırmayı çalışıyordu. Diğerleri şok olmuş gibi olanları izlerken Mavi olayın şokunu erken atlatıp kendine geldi. Etrafına bakındı önce, ardından ayakta dikilmiş öylece yere bakan adama doğru ilerledi ve kolundan tutup demir kapıdan çıktı. Atlas onların peşinden dışarıya çıkarken diğerleri çoktan panik yapacak hale gelmişti.

Mavi dışarının rüzgarıyla savrulacak gibi olurken yanındaki adamdan sıkınca tutundu. Peşi sıra Atlas sert adımlarla onların peşinden gelirken Mavi çok ilerlemeden durdu ve adamın kolunu bırakmadan karşısına geçti. "Bana konuyu biraz daha aç kaptan"

Akira tam ağzını açıp konuşacağı sırada Atlas yanlarında bitti. Serdar'dan sonra adamın yakalarından tutup kaldırırken dişlerinin arasından tısladı. "Akira içeride söylediklerini tekrar et!" Her şey buraya kadar yolunda giderken olabilecek en olağanüstü olay başlarına gelecekti. Bir okyanusta bu, elbette imkansız veya zor değildi ama onca kontrolden onca detaylı araştırmadan sonra böyle bir duruma düşmek hiç onluk bir hareket değildi.

"B-ben yemin ediyorum baktım. Yola çı-çıkmadan önce her şey kontrol edildi." dedi Akira kekelemesine engel olamayarak. Adam yola çıkmadan her şeyi bizzat kendisi kontrol etmiş ve herhangi bir sorun olmadığına kanaat getirincede yola çıkmaya hazırlanmıştı. Sabah fırtına habercisi sert rüzgarları hissedince bunu çok önemsememiş üzerinde durmamıştı ama gittikçe artan dalgalar ve rüzgar beklenmedik bir durumu açıkça gösteriyordu.

Mavi olduğu yerde sendelerken etrafında tutunacak bir şeyler aradı. Sert esen rüzgar bedenini fazlasıyla zorluyordu. Elini bir yerlerden tutunmak amaçlı karanlık ortamda gezdirirken sıcak bir bedene dokundu parmakları. Parmaklarının dokunduğu yeri hızla avuçlarken kendisini o bedene doğru çekti. Biraz daha böyle durmaya devam ederse kesinlikle düşmesi kaçınılımaz olurdu. "Mavi!" dedi genç kadının dokunduğu ses.

"Miles!" Mavi, adamın kolunda olan tutuşlarını sıklaştırırken ona daha da yaklaştı. Miles bir kaç adım ötelerinde duran Atlas ve Akira'nın kavgalarını çevirdi bakışlarını. Rüzgarın sert sesinden ne konuştukları bile anlaşılmıyordu."Miles beni aşağıya indir!" dedi Mavi bağırarak.

"Anlamadım!" dedi Miles kaşlarını çatarken. Rüzgar öylesine kuvvetliydi ki Miles dibinde duran Mavi'nin bağırışından dahi bir şey anlamamıştı. Mavi, Miles'ın kulağına daha da çok yaklaştı. "Beni aşağıya götür, tek başıma yürüyemiyorum."

Miles onu onaylar gibi başını sallarken tam arkasını dönüyordu ki Mavi'nin diğer kolunun tutulması ikisine de engel olmuştu. Mavi, başını onu tutan adama çevirirken tek kelime etmesine fırsat verilmeden aşağıya giden kapıya doğru çekiştirildi. Mavi çoktan Miles'ın kolunu bırakmış onu tutan adamın peşinden gidiyorken öfkeyle bağırıyordu. "Gerizekalı mısın sen? İnsan gibi tut şu bileğimi. Uçurtmaya mı benziyorum oradan?"

"Şuan bunu konuşacak durumda mıyız acaba? Belki 3 belki 4 saat sonra diğer taraftan bunun hesabını sorarsın he ne dersin?" dedi Atlas burnundan solurken. "Yukarıda bilmiş gibi konuşmak kolay tabii, geç bakalım şuraya!" dedi Atlas bileğinden tuttuğu genç kadını odaların olduğu koridora savururken.

"Kendine gel! Ne yaptığını sanıyorsun sen?" diye haykırdı genç kadın öfkeyle.

"Ben ne yaptğımı gayet iyi biliyorum Mavi. Adam, fırtınaya paşa paşa ilerliyoruz diyor, yapabileceğin bir şey var mı? Öylece adam kolundan tutup çıkarmak çok akıllıca tabi." dedi alayla gülerken adam. Şuan yaptığı tek şey bütün sinirini Mavi'den çıkarmaktan başka bir şey değildi.

Mavi bir an ne diyeceğini bilememiş gibi duraksarken yüzü şekilden şekile girdi. "N-ne, nasıl yani?"

"Kekeleme sırası sana geçmiş sanırım." Atlas sinir bozukluğuyla kocaman bir kahkaha attı. "Kafayı yiyeceğim gerçekten!" diye son cümlesinde bağırdı. Bu bağırma Mavi'ye değilde daha çok kendisine gibiydi. Parmakları saçlarının arasına girerken onları çekiştirdi sinirle.

Mavi ne diyeceğini bilememiş gibi öylece adama bakıyordu. Oldukları küçük koridora Miles ve Kaptan Akira girdi tek kelime etmeden. Miles hemen Mavi'nin yanına kadar geldi ve merakla sordu. "İyi misin?" Mavi onu başından savarcasını mırıltıyla onaylarken Atlas hala küçük koridorda bir ileri bir geri dolanıyordu.

Akira birden aklına bir şey gelmiş gibi öne atılırken Mavi, gözlerini hemen adama çevirdi "Bu sadece %70'lik bir ihimal. Hem bu yetmişlik kısımda hayatta kalabilirsek adaya yakın olacağamız için okyanusta mahsur kalmak zorunda olmayacağız."

Mavi birden adama doğru atılınca Miles genç kadının belinden tuttu. "Lan sen hala hayatta kalırsak mı diyorsun?" dedi ellerini adama doğru uzatırken. "Miles bırak beni!" Bağırışı küçük koridorda yankılanırken Akira suçluluk duygusuyla bir adım geriye gitti. Atlas sakin kalmaya çalışıyormuş gibi dişlerini sıkarken zoraki bir gülümsemeyle adama baktı. "Bu %30'luk kısım ne yaparsak gerçekleşir?" dedi adama yavaş adımlarla ilerlerken. Akira koridorun sonunda duran küçük kapıyı işaret ederken mırıldandı. "G-göstereyim.".

****

"Şu anda bulunduğumuz yer burası." dedi Atlas önündeki haritada bir yer gösterirken. Titreyen parmakları gösterdiği yerin etrafında büyük bir yuvarlak çizgi. "Burası muhtemelen fırtınanın olduğu kısım." Çizdiği dairenin biraz ilerisindeki küçük kara parçasını gösterdi ve mırıldandı. "Burası da Orenda, doğrumu anladım?"

Küçük masanın bir kenarında Mavi, bir kenarında Atlas diğeri iki kenarında da karşılıklı olmak üzere Miles ve Akira vardı. Masanın üzerine serili büyük haritadan Akira uzun uzun bir şeyler anlatmıştı. Atlas anladıklarının doğruluğunu sorgular nitelikte onu tekrarlarken Akira'nın başını sallamasıyla tekrar söze girdi. "Bu %30'luk kısım neresi peki bu durumun? Akira, geberip gitmeden söyle artık herşeyi lafı geveleyip durma bana!" Mavi, gözlerini karşısındaki adama çevirirken tanıştıkları andan beri görmediği bu yüzüne karşın şaşkın bakışlar atıyordu.

"Bu 30'luk kısım o parmağınla çizdiğin dairenin etrafından dönmek oluyor." dedi Akira saçlarını karıştırırken.

Miles birden lafa daldı. "Peki neden bunu yapmıyorsunuz? Ölecek olmak hoşunuza gitmiyordur herhalde." dedi imayla gülerken.

"O dairenin içine çoktan girdik ve gittikçe fırtına şiddetini arttırıyor. Buradan geriye dönüp o dairenin etrafından dönmemiz çok zor."

"Zor ama imkansız değil." dedi Mavi parıldayan gözlerle.

"Bunu şimdiye kadar yapmamış olman delilik kaptan, delilik!" dedi Atlas avucunun içiyle masaya sertçe vururken. Akira karşısındaki insanların baskılarına daha fazla dayanamamış gibi o %30'luk kısmı deneyeceğine ikna olmuştu. Geriye kalan %70'lik kısımda kurtulma ihtimalleri vardı ama geminin alabora olma ihtimali ve bir kaç kişinin ölecek olmasıda kaçınılmaz bir gerçekti. "Tamam, yapalım."

Miles ve Akira ana güverteye geçerken Atlas ve Mavi'de yukarıdakileri odasına ve güvenli olan kapalı alana geçirmek için için hareketlendi. Odaların olduğu kısımdan koridora geçtiklerinde aralarındaki sessizlik sürüyordu. Koridorun sonuna geldiklerinde Atlas kapıyı açtığı gibi sert rüzgar ikisinin yüzüne vurmuştu. Mavi, hemen Atlas'ın kolundan tutarken yüzüne bile bakmadan bağırarak konuştu. "Uçmak istemiyorum."

Atlas onun yüksek çıkan sesini mırıldanma gibi duysada dediğini anlamıştı. Hiç birşey söylemeden onu başıyla onayladı ve açtığı kapıdan ilk kendisi çıktı. Peşi sıra Mavi de çıktığında rüzgarın sert esen hali daha da artmış oluğunu farketti. Atlas'ın iri yarı vücudunu bile olduğu yerde sendeletirken Mavi, Atlas'ın koluna iyice yapıştı. Yaklaşık 10 metrelik olan bu alanda normalde bir dakikadan az sürede ilerleyeceklerken şimdi on dakikada anca ilerliyorlardı. Atlas, koluna yapışan kadına döndü birden. Kendisi bile zar zor yürüyorken bu kadını bıraktığı an uçmaması imkansız gibiydi. Kolundaki kadını kucağına doğru çekti hiçbir şey söylemden. Mavi, Atlas'ın bu hareketine sesini çıkarmazken onun küçük adımlarıyla birlikte kapıya doğru ilerledi. Atlas kucağındaki kadını dahada sarmalarken neredeyse dışarıdan görünmeyecek derecede üzerine kapanmıştı. Mavi genzini yakan kokuyla kendine gelirken burnunu adamın göğsünden boynuna doğru kaldırdı. Atlas'ın hareketleri duraksarken genç kadın telaşla başını tekrar göğsüne doğru indirdi. "Rahat dur!" dedi Atlas onun duyacağı şekilde sesini yükseltirken.

Adımları kapıyı bulduğunda kapıyı açtığı gibi içeriye daldılar. Mavi hemen Atlas'tan ayrılırken kendini yanındaki koltuğa attı. Rüzgarın yüzüne çarpmış olması bir an kendisini kaybetmesine sebep olmuştu. Kendine gelmek için beklerken Atlas çoktan her şeyi anlatmaya başlamıştı. Serdar bir köşede tek başına, gözleri yerde Atlas'ı dinlerken az önceki halinden pek farkı olmayan bakışlarla başını kaldırdı. Şimdiye kadar kendini göstermeyen siniri yeni yeni uyanıyor ve uzun süre misafirlik yapacak gibi görünüyordu. "O adamın söyledikleri doğru mu peki?" dedi birden Serdar umursamaz bakışlarla Atlas'ı süzerken.

Atlas karşısındaki adamın bu tavrına sinirlenirken bunu belli etmemeye çalışarak, "Doğru, ama bu tamamen umutsuzluğa kapılacağız demek değil." dedi ve devam etti. "Akira bizi bu durumdan kurtarabileceğini söyledi."

"Doğru mu söylüyor?" dedi Betty endişeyle Mavi'ye dönerken.

Mavi kafasını yerden kaldırmadan başıyla genç kadını onayladı. Elleri saçlarına giderken korkuyla saç diplerini ovaladı. Şuan ne diyeceğini ne yapacağını bilmiyordu Mavi. Etrafında olayı anlamak ve bu durumun çözümünü öğrenmeye çalışan kalabalığın sesini duymak istemiyormuş gibi saçlarında dolaşan elleri kulaklarına inerken insanların sesi gittikçe dahada artıyordu sanki. Mavi, nefesinin daraldığını ve ellerinin titreyişini hissettiği an yüreği korkuyla atmıştı. Hiç yeri ve zamanı değildi bunun için.

Atlas bir yandan etrafında toplanan insanların sorularına yanıt vermeyi deniyor bir yandan da onların yapacaklarını anlatmayı çalışıyordu. Kimsenin söylediklerini dinlemiyor oluşu onu sinirlendirirken gözleri kapının yanındaki koltukta oturan Mavi'ye döndü. Elleri saçlarına arasında sertçe dolaşıyor ve gözleri dümdüz ileriye bakıyordu. Dışarıdan görünüşü sorunsuz gibi olasada Atlas gelecek olan şeyin haberini almış gibi hızla etrafındaki kalabalığı dağıtarak ona doğru ilerledi. Herkes birbiriyle konuşmaya ve bu durum hakkında yorum yapmaya devam ediyordu.

Mavi, yavaş yavaş sıklaşan nefesi ve gözlerinde artan buğuyla başında dikilen Atlas'a doğru döndü. Genç adamın gözlerinde bariz belli olan acır ifade Mavi'yi daha da korkuturken "Yardım et, görmesinler." dedi fısıltıyla gözünden bir damla yaş düşerken.

Genç adam işaret parmağıyla Mavi'nin yanağında süzülen yaşa dokundu ansızın. Gözlerini, kadının gözlerinden ayırmadan bağırdı. "Herkes odasına geçecek. Biz bu olayı çözmeye çalışana dek tek bir kişiyi bile burada görmek istemiyorum!" Gözlerini kadından zoraki ayırırken Serdar, Destan, Haneul ve yanındaki arkadaşına doğru baktı ve tekrar lafa girdi. "Siz kadınların aşağıya inmesine yardımcı olacaksınız. Bu rüzgarda birbirinize tutunmadan oraya geçmeniz imkansız. Anladınız mı?"

Serdar sert bir nefes verirken öfkeyle yerinden kalktı ve tek kelime etmeden kapıya doğru ilerledi. Demir kapıyı zoraki açarken içeriye giren sert rüzgarı umursamadan duyulmak adına bağırdı. "Emredersiniz Atlas Bey." dedi son kelimesine bastırırken. Gözleri Atlas'tan, yakınında duran Betty'e kayarken dışarıyı gösterdi ters bir ifadeyle. "Buyurun." dedi elini genç kadına uzatırken. Betty, adamın ters ifadesine aldanmadan elini tutarken birlikte dışarıya çıktılar. Peşinden Bay ve Bayan Clark sessizce çıkarken, Destan, Julia ile Yaşam, Haneul ile hiç beklemeden çıkmıştı.

Peşlerinden geriye kalanlarda çıkarken Atlas onlara dönmeden Mavi'nin hemen yanına oturdu. Genç kadının dizlerinin üzerinde olan bileklerini avuçlarken kendine çevirdi. "Mavi bana bak!"

Mavi sıklaşan nefesiyle gözlerini Atlas'a çevirdi. "Özür dilerim." dedi gülümsemeye çalışırken. "Geliyor. Engelleyemem."

Genç adamın kaşları çatıldı. Bu kadının neyden bahsettiğini anlamamıştı. Eymen'e, geçen günün ardından bu travma hakkında soru sormuş ama bir cevap alamamıştı. "Kim geliyor Mavi?" dedi Atlas sesini yükseltirken. İçeriye dolan soğuk hava ve rüzgarın sert sesi onların birbirini duymasını fazlasıyla engelliyordu.

"Atlas... Gitmediler, sus." dedi Mavi kendini sıkıyorken. Birileri onun bu halini görsün ve tuhaf bakışlar atsın istemiyordu.

Serdar açık olan kapıdan içeriye hızla girerken Atlas ona baktı. Dağılmış saçları kızarmış burnuyla kendine gelmek adına bekliyor gibiydi. Gözleri etrafta dolaşırken en köşedeki sandalyede oturan Lale'ye takıldı. Endişeyle dudağını dişlerinin arasına alırken Atlas'a döndü genç adam. Atlas onun bakışlarından demek istediğini anlamış gibi sıkıntıyla soludu.

Mavi'nin yere düşen başını ona bakması adına yerden kaldırırken anlayışla gülümsedi. "Herkesi birazdan göndereceğim Mavi. Sakın korkma geliyorum şimdi." dedi onun bileklerini bırakırken. Mavi serbest kalan ellerini hemen kendine çekerken adamı başıyla onayladı.

Atlas onu öylece bırakmanın verdiği endişeyle arkasını dönerken Lale'ye doğru ilerledi ve aralarında bir kaç adımlık mesafe kalınca durdu. "Lale... Bak ben buraya gelmeden önce Eymen'den çok söz işittim sizin için. Tam bilmiyorum ne yaşadığını, ne hissettiğini ama bugün bu durumundan feragat etmek zorundasın." dedi Atlas dizlerinin üzerinde eğilirken. Bir çocuğa laf anlatmaya çalışıyor gibiydi. "Her şeyi sende gördün ve duydun. Başka çaremiz olmadığını biliyorsun."

Lale çaresiz bakışlarını yerde tutmaya devam ederken bir şey söylemedi. Ne durumda olduklarını biliyor ama bir insanın ona dokunacak olmasını dahi düşünemiyordu. Özellikle bu bir erkekse. "B-ben... İs-"

Atlas birden sesini yükseltti. "Lale lütfen. Bak lütfen işimizi zorlaştırma." dedi sakin olmaya çalışırken. Arada arkasındaki kadına bakıyor ve durumunu kontrol etmeye çalışıyordu.

Lale titreyen parmaklarını cebine götürdü ve cebinden yumru haline getirilmiş küçük bir peçete çıkardı. Atlas ve Serdar onun hareketlerini dikkatle izlerken genç kadın peçetenin içerisinden küçük bir hap çıkardı ve bir şey söylemlerine izin vermeden ağzına attı. Gözlerini yumarken titreyen parmaklarını kucağında birleştirdi ve soluk bir sesle, "Y-yaklaşık 2 dakika sonra u-uyumuş olacağım... Sadece odama götürü-n beni." dedi bakışlarını Serdar'a çevirirken. Serdar, kadının ona dönen bakışlarıyla bir adım yaklaşırken derin bir nefes aldı. Bir araya geldiklerinden beri bu kadının yüzünü ilk defa bu kadar net görüyordu.

Atlas onları arkasında bırakıp tekrar Mavi'nin yanına döndü. Genç kadın, olduğu halinden çok daha bitkin ve yıkılmış duruyordu. Atlas onun tekrar yakınına otururken dizleerinde olan ellerini tuttu. Bu tutuş tamamen onu engellemek adınaydı. Mavi tekrar kriz geçirirse aynı şeyler yaşansın istemiyordu. "Alacalı, tıpkı istediğin gibi herkesi gönderdim sadece sen ve ben kaldık." dedi Atlas, kucağında Lale ile dışarıya çıkan Serdar'a bakarken.

Mavi kesik kesik nefesler alırken kalbine oturan ağılıkla büyük bir mücadele içerisindeydi. Babasının Kızı ölümden korkan tarafıydı Mavi'nin. Onun duyguları her zaman iki kişilik olmuştu. Korku ve endişe Babasının Kızına aitken güç her zaman Mavi'nin olmuştu. Belki de bu zamana kadar hayatta kalmış olmasının sebebide buydu. "Mavi duyuyor musun beni?"

"Evet" dedi Mavi gözlerinin önüne düşen saçlarının arasından. Atlas derin bir nefes alırken rahatlamanın verdiği hisle göslerini yumdu. Mavi'nin omuzlarından tutup kendine doğru çevirdi ve gözlerinin önüne düşen perçemleri kulağının arkasına bıraktı. Mavi'nin yerde olan gözleri Atlas'a döndüğünde genç adam kaşlarını çatmasına engel olamadı. "Bu gözlere bu kadar renk yeterliyken kırmızı hiç yakışmamış." dedi sahte bir öfkeyle. Mavi'nin aklını dağıtmak bulunduğu kriz başlangıcından çıkarmaya çalışıyordu ama bilmiyordu ki kriz başlamışsa asla zarar vermeden bitmezdi. "Hadi Mavi, gidelim bizde."

Mavi hızla başını iki yana salladı. "B-ben gidemem, sen git. Beni bağla ve git!" Genç kadın tane tane ve özenle konuşuyor aynı zamanda olduğu yerde sallanıyordu. Tıpkı her kriz başlangıcında olduğu gibi. "Ne diyorsun Mavi? Burada kalamazsın, kalamayız. Bak gittikçe kötüleşiyor hava, hadi kalk lütfen."Atlas sıkıntıyla boynunu ovalarken Mavi'nin kızaran gözlerinden, açık olan demir kapıya çevirdi gözlerini. "Birilerine zarar vermek istemiyorum. Beni buraya bağlaki kendime de zarar vermeyeyim." dedi Mavi öfkeyle Atlas'a bakarken.

"Sen ne di-" derken Mavi bağırarak lafın arasına girdi.

"Duydun işte, beni bağla Atlas. Hemen şimdi!"

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Ben bununla omuz omuza savaşırım dediğin biri var mı? Neden öyle düşündün?
X

Daha iyi hizmet verebilmek için sistem içerisinde çerezler (cookies) kullanmaktayız. "Çerez Politikamız" sayfasından daha detaylı bilgilere erişebilirsin.

Anladım, daha iyisini yapmaya devam edin.