Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
Orenda 21 Gün - Sözümoki
23 Ağustos 2021, Pazartesi 11:52 · 127 Okunma

Orenda '21 Gün'

6. Bölüm ~ Zihin Zindanı

Serdar kucağındaki kadını sımsıkı tutmuş sağlam adımlarla odaların bulunduğu koridorda, onun odasını bulmak adına ilerliyordu. Birkaç kişi koridorda durum güncellemesi beklerken geri kalanlar odasına geçmiş kapılarını kapatmıştı. Genç adam kucağındaki kadının odasını bilmiyordu. Temas etmemeye büyük çaba harcadığı kadının adını bile daha yeni öğrenmişken odasını bilmiyor olması şaşırtıcı değildi ama grup içindeki hemen hemen herkesin odasını biliyordu.

Genç adamın gözleri bir kaç adım ötesindeki Betty ile çakışınca kucağındaki kadını bedeninden uzak tutmaya çalışarak ona doğru ilerledi. "Lale'nin odası neresi?" dedi ağrıyan kollarından dolayı yüzünü buruştururken.

Betty onu anlamamış gibi kaşlarını çatarken, "Lale kim?" dedi. Ardından gözleri adamın kucağındaki kadına giderken çatık kaşları düzeldi. "İsmi Lale'miymiş."

"Betty!" dedi Serdar dişlerinin arasından. Şu an hiç onun hallerini çekecek durumda değildi.

Genç kadını bedenine yaslasa bu kadar sancı çekmezdi ama bunu kesinlikle istemiyordu. Kendisine dokunulmasından nefret eden bir kadına baygın dahi olsa bu kadar yaklaşmak doğru değildi ve Serdar'da tam bunu yapıyor, sadece kolları üzerinde taşıyordu.

"Bilmiyorum Serdar. Odaların hepsi en fazla iki veya üçerli olarak kullanılıyor ve dolular. Ben Lale'yi hiç görmedim herhangi birine girerken."

"Saçmalama, bu kız nerede kalıyor o zaman?" Serdar kaşlarını sinirle çatmıştı. Betty ona bilmiyorum der gibi dudak bükerken kapısında dikildiği odasına girdi.

"Siktir!" dedi Serdar kollarındaki halsizliğe karşı. Artık kaldıramıyacak duruma geldiğini hissettiğinde hemen yan tarafında duran kapalı kapıya bir tekme geçirdi. Kısa süre ardından kapı telaşla açılırken Destan'ın renk değiştirmiş yüzü çıktı ortaya. Serdar'ın attığı tekmeyle olduğu yerde sıçrayan adam telaşla açmıştı kapıyı. "Ne oluyor oğlum? Bu kıza ne oldu?"

Serdar açılan kapıyla, Destan'ın konuşmalarını dinlemeden odaya girdi. Kalan gücüyle Lale'yi sakince yatağına yerleştirirken Destan hala konuşmaya devam ediyordu. Serdar dokunuşlarını kadından çekmeden yüzünü Destan'a döndü. "Dışarıya çık Destan, geliyorum." dedi sert bir tavırla. Destan ona göz devirirken sorduğu soruların cevabını alamayacağını bile bile dışarıya çıktı.

Serdar tekrar önüne dönerken ellerinin arasındaki minik kadının sırtını yumuşak yatağa bıraktı. Kucağına aldığı andan itibaren yüzüne çıkmayan bakışları o an kadının çehresinde doğru yol aldı. Adamın yumuşak bakışları genç kadının ansızın değişen ifadelerini izledi bir süre.

Lale baygın halde acı çekiyor gibi yüzünü şekilden şekile sokuyor, arada iniltiler çıkarıyordu. Genç adam ise bu durumdan korkmuştu. Kadının ansızın çıkardığı ağlamaklı sesler için bir şey yapmak istiyordu ama onu izlemekten başka elinden gelen bir şey yoktu. "Hey!" dedi bir adım geri çekilirken.

Lale iniltilerinin arasında bir şeyler mırıldanıyor ama kısık çıkan sesinden bir şey anlaşılmıyordu. Serdar genç kadını daha iyi duymak adına yüzüne doğru eğildi. Lale sıktığı dişlerinin arasından acı bir nefes verdi. "Dokunma... lütfen dokunma."

Genç adam kulaklarında yankılanan acı sesle buz keserken durdu o an. Nefes alışverişleri sıklaştı, terlemeye başladı. Hızla geriye adımlarken bağırarak iki elini yukarıya kaldırdı. "Dokunmadım, ben bir şey yapmadım." dedi korku dolu bir sesle. "Yapmadım ben... yapmadım." Tıpkı Lale gibi sayıklar halde konuşuyordu. İki dakika önce dağları devirecek güçte olan adam şimdi dokunsan devrilecek gibi duruyordu. Titreyen parmaklarını sol koluna götürdü. Suçlu çocuklar gibi dirseğini ovalarken dişlerini kırarcasına sıkıyordu.

İşte o an farketti adam, biri ona dokunan ten yüzünden acı çekerken diğeri dokunmadığı bir beden yüzünden acı çekiyordu.

Serdar, yavaş adımlarla geriye giderken gözlerini kadından ayıramıyordu. Beli öne doğru bükülmüş elini koyacak yer bulamamış gibi ileriye doğru uzatmıştı. Geriye giden adımları sırtının duvarı bulmasıyla duraksarken öne uzattığı elini kendine doğru çekti. Zorla kaçırdığı bakışlarıyla hızla kapıdan çıkarken kimseye bir şey söylemeden kalabalık arasında yukarıya çıktı.

***

Atlas gözlerini karşısındaki koltukta bağlanmış halde duran kadından çekti yerinden kalkarken. Son on dakikadır kesintisiz hareketlerini takip ediyor, verdiği tepkileri soluksuz izliyordu. Mavi ise ara ara derin soluklar alıyor, yerinde ani hareketlerle kıpırdıyordu. Genç adam bu tür birçok krize rastlamış olduğu için onun hareketlerini yadırgamıyor aksine bu halinin sakin olduğunu bile düşünüyordu. İlk karşılaşmalarında bu durum şuan düşündüğünün tam aksine de olsa Atlas'ın içi gelecek olan krizden habersiz rahattı.

Artık babasını kızıyla tanışma vakti gelmişti.

Genç adam sallantısı artan gemide ayakta durmakta zorlanır gibi duvara tutunmuş, kararan gökyüzüne bakıyordu. Görüş açısına, cama hızla çarpan yağmur damlalarından başka bir şey girmezken bu sefer bakışları acımasızca dalgalanan sulara döndü. Her bir dalgada geminin sallanış şiddeti artıyor felakete yaklaştıklarını belli eder gibi ses çıkarıyordu. Kapalı gövdede dursalar dahi esen sert rüzgar camlara büyük bir hızla vuruyor soğuğunu belli eder gibi insanın içini titretiyordu.

Mavi bu sırada sakinleşmiş gibi kımıldamayı kesmiş ve sessizleşmişti. Atlas, genç kadından istediği durgunluğu almış gibi iki büyük adımda yanına geldi. Mavi uyukluyor gibi öne düşen başın binbir zorlukla yerden kaldırırken kuruyan dudaklarını oynattı. "Dokunma... Bekle," dedi başını tekrar önüne düşürürken. Genç kadın olacakları biliyor Atlas'ı bunun için uyarmak istiyordu. O, içinde tutamadığı duyguların herhangi birini olması gerektiğinden fazla yaşadığı her an istemediği yüzünü ortaya çıkarıyordu. Alışmıştı artık duygusuz görünmeye. Her duyguyu stabil yaşamak onu kurtarıyor daha çok göz ardı ediyordu.

En son kriz geçirdiğinde o istemediği anıları düşünmüş üstüne tahammülsüzlük ve öfke eklenince yine patlak vermişti. Bugün yaşadıkları ise tamamen korkuydu. Saf bir ölüm korkusu.

Genç adam, Mavi'nin başında onu duymak adına yüzüne doğru yaklaşırken sordu. "Ne oldu?" Mavi saçlarının arasından Atlas'a baktığında titrek bir nefes aldı ve ağlamaklı bir sesle "Çözme lütfen." dedi.

"İyi misin?" Atlas, kadının gözlerinin önüne düşen saçlarını parmaklarıyla kulağının arkasına bıraktı ve dizlerinin üstüne çöktü. Elleri tekli koltuğun kenarındayken, başı önüne düşmüş kadının yüzünü daha net görebilmek adına Mavi'nin dizlerine kadar eğdi kafasını.

"Uzak dur!" dedi Mavi kafasını kaldırırken. Atlas kadının hareketiyle ürkerek duruşunu düzeltirken hala dizlerinin üzerinde durmaya devam ediyordu. Atlas'ın gözleri genç kadının ip yüzünden kızaran kollarına gittiğinde kaşlarını çattı. Tam ağzını açıp bir şeyler söyleyeceği sırada gemiye çarpan sert dalgayla dengesini kaybedip olduğu yerde kalçası üzerine oturdu. Mavi acıyla gülerken Atlas dalga yüzünden sarsılmış olmasını bile önemsemeden genç kadına çatık kaşlarla bakmayı sürdürüyordu. Onun bu duygu değişimine şaşırmıştı.

Mavi göstermek istemediği yüzüyle bakıyordu karşısındaki adama. Kendi benliği adeta beyin hapsine alınmış gibi hareketlerini kontrol edemiyordu. Bütün kontrol o kıza geçmişti. Atlas henüz bunun farkında bile değildi. O, şuan genç kadının krizi atlattığını ve her zamanki gibi kendisiyle alay ettiğini düşünüyordu.

Mavi gözlerini yumdu. "Acı çekmek istemiyorum." diye konuştu net bir sesle.

Atlas oturduğu yerden kalkarken genç kadına yaklaştı. "Acı çekmeni istemiyorum."

Genç adam sözlerinden sonra hemen Mavi'nin arkasına geçti ve genç kadının isteği üzerine sıkıca bağladığı ipleri çözmeye başladı. Mavi kapalı kaldığı zihin zindanında acıyla bağırırken Atlas'ın yaptığına müdahale etmek istiyordu ama bu sefer tek bir kelime bile edecek durumda değildi. Gittikçe sallanma hızını arttıran gemi korku duygusunu tetikliyor onu dönülmez bir yola itiyordu. Biliyordu ki Atlas o ipleri çözerse bu fırtınaya kalmadan kendi kendine zarar verecekti. Babasının kanını damarlarında hissedeceği vakit yakındı. Acı içindeki bedeni iplerden kurtulduğu an kollarını hızla iki yana açıldı. Atlas, kadındaki hareketlenmeyle anında yaptığı hatanın farkına varmıştı. Bunu göz ardı edecek kadar aptal bir adam değildi ama o acıyla bakan alacalara başka çözüm düşünememişti o an.

Mavi oturduğu yerden kalkarken gözleri etrafını taradı. Bakışları kapıya döndüğünde kapının yakınında duran büyük meyve tabaklarının üzerindeki bıçak ona adeta göz kırpmıştı. Mavi'nin yüzünde şeytani bir sırıtma oluşurken oraya doğru adımlamaya başladı. Şiddeti artan rüzgar gemiyi daha da sert sallamaya başlamış bu durum Mavi'nin yürüyüşü de zorlaşmıştı.

Atlas, genç kadının dik bakışlarını takip edip karşılaştığı manzara karşısında şoka uğradı. Disosiyatif bozukluğa sahip olan hastalar büyük ölçüde kendilerine ve dışarıya zarar verme eğilimde olduğunu biliyordu Atlas. Onu şaşırtan ise bundan haberi olmayışıydı. "Mavi!"

Hızla yerinde hareketlenirken iki büyük adımda Mavi'ye yetişmişti ki sağa doğru yatan gemide ikisi birden düşerek duvara savruldu. Gövdedeki mobilya ve küçük eşyalarda onların üzerine doğru hareketlenmeye başlarkenAtlas hemen genç kadının üzerine kapandı. Sırtına doğru hızla çarpan sandalye dudaklarından acı bir inleme firar etmesine sebep olurken Mavi altında durduğu adamın varlığını önemsemeden yerinden kalkmaya çalıştı. Atlas, kadının hareketlenmesiyle öfkeyle bağırdı. "Ne yaptığını sanıyorsun sen?" Adam sırtından aşağıya doğru akan kanı hissetmeksizin üstlerine düşen sandalyeyi tek hareketle fırlattı.

Genç kadın, Atlas'ın başka birşey ilgilendiğini fırsat biliyormuş gibi hızla yerinden kalktı. Gemi bu sefer diğer tarafa doğru eğildiğinde Atlas hala yerde dizlerinin üzerindeydi. Mavi henüz ayağa kalktığı için yalpalanarak yere düşerken hep birlikte sola doğru sürüklediler. Her şey ağır çekimde oluyor gibiydi.

Atlas bir yerlerden tutunmaya çalışırken Mavi'nin gözü yeri boylayan bıçaktan başka bir yere değmiyordu. Atlas onu engellemek için attığı her adımda daha çok yalpalanıyor ve hareket alanını kısıtlıyordu.

Atlas kükrercesine Mavi'ye doğru bağırdı. "Kendine gel Mavi! Şimdi zamanı değil... Lütfen!" Son sözü yalvarır gibi terketmişti dudaklarını.

Genç kadın dalgaların hızını arttırmasıyla yerde bir sağ bir sol sürükleniyor bir türlü istediği şeye yakınlaşamıyordu. Atlas onun birkaç adım gerisindeydi. Biraz olsun azalan dalgalanmanın fırsatıyla Mavi dizlerinin üzerinde yükselip emekleyerek bıçağa doğru ilerledi. Atlas onun yaptıklarını izliyordu ki aklından geçeni anlamış gibi birden uzandı ve Mavi'nin ayak bileğinden tuttu. Genç kadın ayak bileğinden tutulduğunda bir haber uzatmayalım çalıştı. Transa girmiş gibi tek bir şey için çabalıyor dikkatini başka yöne çevirmiyordu. "Mavi kendine gel!"

Atlas parmaklarının arasından akıp geçen sıcaklığa döndü. Gözleri o kırmızılıkla buluştuğu an dehşetle karşısındaki kadına baktı. Görüş açısına Mavi'nin avuçlarından dizlerine kadar uzanan kan gölü girmişti. "Siktir!" diye öfkeyle bağırdı.

Dalganın etkisiyle yer değiştiren mobilyalar arasında bulunan cam vazo ve bardaklar düşüp parçalara ayrılmıştı. Mavi bunları görse dahi canının yanmasından hoşlanan tarafının ağırlığı sayesinde hiç üstelemeden kendini onların üstüne atmıştı. Hatta acısını daha iyi hissetmek adına ellerini kaldırıp sertçe tekrar camlara bastırıyordu. Gözüne kestirdiği bıçağın vereceği acıdan daha şiddetlisini hissediyor, bundan zevk duyuyordu. İstediğini elde etmişti.

Atlas zorlukla yerden kalkarken eli hala kadının ayak bileğindeydi. Hızlanmaya başlayan dalgayı hissettiğinde elini çabuk tutmak adına kadının bileğini bıraktığı kollarından tuttu ve yukarıya kaldırdı. Mavi, tam dengesiz kaldığı için yüzüstü düşeceği sırada Atlas, kadını kendine doğru çekti.

Genç kadın sırtını bir başka bedene yaslandığından habersiz yerdeki camlara odaklanmıştı bu sefer. Bir çocuğun oyucağı için annesinin kucağında çırpınması gibi Atlas'ın kucağında acı çekmek için çırpınıyordu.

Atlas sımsıkı tuttuğu bedenle birlikte geriyle doğru adımları. "Başıma aldığım belaya sıçayım." dedi ayakta durmakta zorlanırken. Kadına acı çektirmeyeceğini söylemiş aradan zaman geçmeden neler yaşamasına göz yummuştu. Üstelik kendisini uyarmasına rağmen aptallık yapıp ipleri çözmüştü.

Camlardan birinin şiddetle patlamasıyla ikiside tekrar geriye savruldu. Duvara yakın olan bedenleri sert zemine çarparken Atlas genç kadını bir an olsun bırakmamıştı. Bitişik olan bedenleri sürünerek duvarın en köşesine geçtiğinde genç adam derin bir nefes aldı. Sallantısı artan gemide aşağıdakilerin ne durumda olduğunu düşünemiyordu ikiside. Düşündükleri tek şey kendi canlarıydı.

Biri canını kurtarmaya çalışıyor diğeri ise canını acıtmaya çalışıyordu.

Atlas duvarın tam köşesine yerleşti ve açtığı bacaklarının arasına oturttu genç kadını. Kollarının üzerinden sıkıca tutmaya devam ederken Mavi sessizleşmiş ve olduğu yerde durgunlaşmıştı. Patlayan cam ile ani bir şok yaşarken bilincini kaybetmişti. Atlas kendi yönlendirmesiyle hareket eden kadının baygınlık geçirdiğini anlamamıştı bile.

Şiddetli fırtına bir süre daha devam ettiğinde Atlas kucağındaki kadının sessiz kalmasından şüphelenmiş ve yüzüne baktığında anlamıştı bayıldığını. Bu onu biraz olsun sevindirirken sıkıca tuttuğu kollarını serbest bıraktı. Mavi'nin serbest kalan bedeni Atlas'ın kucağına doğru düşerken genç adam derin bir nefes alıp geriye yaslandı. Belki de bu zamana kadar yaşamadığı aksiyonu yaşamıştı bugün. Alışık olmadığı bu durum onun bedenini de bir hayli yormuştu.

Atlas, aklına gelen şeyle hemen yerinde dikleşiren kucağındaki bedende onunla birlikte yükseldi. Elleri hemen genç kadının ellerine giderken dikkatlice yerden kaldırdı ve avuçlarına baktı.

Kandan görünmeyen avuçlarının arasında parıldayan cam parçaları gözün battığında dudakları arasından bir küfür firar etti. Buna izin verdiği için lanet okuyordu kendine. Daha adaya ayak basmadan bu yaşadıkları durum büyük felaketin habercisi gibiydi.

Görebildiği bütün parçaları temizlemeye çalıştı Atlas. Elleri arasındaki kadın bir kaç cam parçasında acıyla inliyor, sessizce ağlıyordu.

Artık duyguları olan Mavi'nin hakimiyetine geçmişti beden. Babasının kızının açtığı yaraları bu sefer kendisi sarmıyordu. Acı çeken yine oydu ama bu sefer tek değildi.

Mavi en ufak acıyı bile hissediyor ve korkuyordu ama o kız acıya açtı. Bu hiçbir zaman doymayacak bir açıktı hemde.

Atlas topladığı parçaları uzak bir köşeye fırlattığında sallanan geminin şiddeti azalmıştı. Her iki yandan da derin bir nefes aldı Atlas. Korktuğu şeyler yaşanmamıştı.

Atlas parmakları arasında tuttuğu avuçtaki camların neredeyse tamamını temizlemişti. İşaret parmağını, kalan camları kontrol etmek adına kadının avucunun içinde yavaş hareketlerle sürttü. Bu sırada Mavi başını koyduğu gövdede ağlamaklı bir ses çıkarırken genç adam parmağını sürmeyi kesti ve parmağının ucuna gelen küçük cam parçası almaya çalıştı. İri parmakları cama tutunamazken adam bir kaç kere daha denedi ama hepsinde başarısız olmuştu. En son kadının avucunu dudaklarına yaklaştırırken yüzünü buruşurdu. Kadının kan içinde kalan avucundaki küçük cam parçasını ağzına götürmüş ve ön dişiyle çıkarmıştı.

Mavi acı bir inlemeyle yüzünü buruşturdu. Bu çektiği acıların sadece başlangıcıydı. Uyandığında tarifi olmayan bir acı çekeceği açıktı.

Genç adam, kadının ellerini hemen yanına düşmüş halde bulduğu peçetelerle temizledi ve çıkardığı tişörtünü parçalara ayırdı. Çıkardığı bez parçalarını genç kadının ellerine sarardı ve tekrar bileklerinden tuttu. Mavi ise hala baygın halde yatıyor, tepki vermiyordu.

Atlas kucağında yatan kadını iyice sarmalarken geriye doğru düşürdü başını. Bu sefer hata yapmayacak, birilerinin zarar görmesine izin vermeyecekti.

....

Serdar önünde oturmuş radarda inceleme yapan adamdan ters bakışlarını çekemiyor her an üzerine atlayacakışm gibi bir tavır sergiliyordu. Ona nazaran yanında dikilen Miles'ı endişe duygusu sarmış, durumu düzeltmek adına bir şeyler yapma amacı edinmişti.

Aşağıda bekleyen insanları da büyük bir endişe sarmıştı. Kimisi birbiriyle konuşuyor ve çözüm yolu düşünüyor kimi ise korkunun verdiği öfkeyle küfürler ediyordu.

"Kurtulduk!" Geminin kaptanı Akira büyük mutlulukla yerinden kalktığında başında dikilen iki adam korkuyla yerinden sıçradı.

Miles saf bir heyecanla atıldı. "Ne oldu, nasıl?"

"Dediğiniz gibi fırtına bölgesine girmeden o ince kısımdan etrafından dolaşacağız. Bu yine bizi sarsacak ve alabora ihtimaline sürükleyecek ama daha az riske yapacak."

Serdar adama, dişlerini sıkarak sordu. "Ne kadar az risk?"

"Sizin Karadeniz dalgalarının iki katı kadar dalgalar bekliyor bizi. Kurtulabilme ihtimali yüksek bir oran bu." dedi Akira edindiği tecrübeler üzerine konuşurken. Dünyanın birçok yerini gezmiş ve denizlerinde bulunmuştu. Bundan üç yıl önce geldiği Türkiye'de de Karadeniz ve Maramara'yı gözlemleme fırsatı bulmuştu. Orada birçok kaptanla tanışmış bilmediği şeyler öğrenmişti.

"Bu iyi o halde." dedi Miles soluk bir gülümsemeyle. Elini, yanında dikilen Serdar'ın omuzuna attığında Serdar da derin bir nefes almıştı.

Miles, Akira ile durum hakkında konuşmaya başladığında Serdar yanlarından ayrılmış aşağıya inen küçük merdivenlerdeydi. Aşağıdaki insanlara güzel haberi vermek, bu durumdan kurtulacaklarını söylemek için içten içe mutluluk duyuyordu.

Düşünceleri ara ara aşağıda yatan kadına gidiyor, yaşadıkları durumu kafasında tartıyordu. Lale'ye aklına gelen ilk ihtimalin olmuş olması şuan isteyeceği en son şeydi. Ona dokunduğuna bin pişman haldeydi odadan ayrıldığında. Başka bir ihtimal olmasa dahi ona dokunan kişi olduğu için kendisine öfkeliydi.

Ayakkabıları küçük koridorun kırmızı halısıyla bütünleştiğinde kulaklarına kalabalığın sesi net bir şekilde geliyordu artık. Destan, Serdar'ın ismini hatırlamadığı iki Koreli, Bay ve Bayan Clark büyük bir tartışma içerisindeyken Julia, Betty, Minji ve Yaşam onları dizginlemeye çalışıyordu.

"Nerede senin o yanındaki uzun çocuk? Neden o baygın kızı yatırdı gitti? Ne oldu o kıza? Nereye götürüyorsunuz bizi?! Atlas Bey nerede?" Bay Clark, Haneul'un onu tutmasını önemsemeden bağırarak Destan'ın üzerine yürüyor ve küfürler ediyordu. Destan onun tavırlarına aynı şekilde karşılık verirken onu da Kihyun tutuyordu. Bayan Clark, kocası gibi Destan'ın üzerine atlarken sanki şimdiye kadar içinde tuttuğu kinin acısını çıkarıyordu. Destan öfkeyle bağırırken elini havada salladı. "Ne diyorsunuz beyefendi siz? Kıza zarar verecek değil ya. Herkesin yaşadığı bir durum bu, neden suçu birilerine atıyorsunuz. Haddinizi bilin!"

Serdar onların kavgasına kaşlarını çatarken ellerini birbirine vurdu. Çıkardığı alkış sesiyle bakışlar ona döndüğünde arkasında bıraktığı merdivenden onlara doğru ilerledi. "Panik yapmanızı gerektirecek bir konu kalmadı. Şuan herşey kontrol altında ilerliyor. Sabah sağ salim adaya varmış olacağız."

Serdar'ın sakin sesine nazaran Bayan Clark ona yüksek sesle bağırdı. "Geri dönmek istiyoruz biz. Bir ada uğruna hayatımızdan vazgeçecek değiliz. Neden bizi riske atıyorsunuz? Sizi dava edeceğim!"

Genç adam sıktığı dişlerinin arasında Bay Clark'a doğru attığı her sert adımda karşısındaki adamı karısına ithafen tıslayarak konuşuyordu "Bilip bilemediğiniz konular üzerine yorum yapmamanızı öneririm. Dönüşü olan bir yol olsaydı eğer bunu söylemez miydik sanıyorsunuz?" Sinirle güldü ve ekledi. "Sağ çıkarsan bu bizim sayemizde olacak ölürsende artık orada dava edersin."

Destan karşısındaki yaşlı adamın lafa girmesine izin vermeden konuştu. "Emin misin Serdar? Kaptan hiç öyle olumlu şeyler söylemedi, ne oldu da durum değişti."

"Abi fırtınanın etrafından dolaşmaya çalışıyoruz. Ne içine girebilirsek sağ çıkarız ne dışına çıkarsak. Gece yarısına kadar dalgalar şiddetini sürdürecek hatta artacak da. Siz sıkı sıkı tutunun bulduğunuz yerlere. Ben size güzel haberi getireceğim." Herkes rahat bir nefes alırken Yaşam, Destan'ın yanına sokuldu onun söylediklerini çevirmesi adına.

Serdar söylediklerinden sonra arkasını dönmüş merdivene doğru ilerliyordu ki kolundan tutulmasıyla durdu. Kaşlarını çatıp kolunu tutan beden döndüğünde Betty'le karşılaştı. Genç kadın endişeli bir ses tonuyla sordu. "Miles ve Mavi nerede?"

Serdar anlayışla gülümserken "Miles Akira'nın, Mavi ise Atlas'ın yanında merak etme." Betty derin bir nefes alırken Serdar'ın kolunu bıraktı ve gülümsedi.

....

Acı hiçbir zaman bir faniyi memnun edebilen bir duygu değildir çoğu insanın gözünde. Kimisi için zayıflık olarak nitelendirilse de kimi zaman kullanmayı bilen insanlar için bir mücevher haline geliyordu. Acı şeytan işiydi sanki. Öyle olmasa dahi sevildiği insanları şeytana çeviriyordu.

Genç kadın hayatının karardığı zamanlarda on yedi yaşındaydı. Erişkinliğe kalan bir senede olgunluğa adım atacakken, babasını şeytan olarak nitelendirecek zeka seviyesine düşmüştü genç kadın. O gece ardından ölen sadece ailesi değil kendi ruhuydu da.

Şimdi bile acı çekmeyi seven tarafı babası yüzünden var olmuştu. Acı çekmeyi kim sever, kim bundan mutluluk duyardı ki?

Yine her acının sancısını kendi çekecek bunu onların yanına bırakmamak için gün sayacaktı.

Hareket ettiremediği bileklerinin acısıyla yüzünü buruştururken gözlerini açtı genç kadın. Yüzüne vuran gün ışığla gözlerini kırpıştırırken gözlerini ovalamak istedi. Elini kıpırdattığı an hissettiği acıyla dudaklarından acı bir inleme firar etmişti. Bunun yanında hareket ettiremediği bileklerine döndü bakışları. Bilekleri biri tarafından sıkıca tutulmuş ve hemen yanlarında bulunan bacakların üzerine sabitlenmişti. Avuçları yukarıya doğru açık olan ellerine giden gözleri şokla büyüdü. Kan içinde kalan elleri bir bezle sarılmıştı.

Arkasında hareketlenen bedenle kafasını arkaya çevirmeyi akıl edebilmişti. Karşılaştığı manzarayla ağzı şaşkınlıkla açıldı. "Siktir!"

Genç adam onun hemen dibinde yarı çıplak halde yatıyordu. Atlas onun kıpırdanmasıyla uyanmış kısık gözlerle Mavi'ye bakıyordu. "Sanada günaydın."

Genç kadının gözleri karşısındaki adamın bedenine döndüğünde kan içindeki haline şokla bakmaya devam ediyordu. Tıpkı elleri gibi kurumuş kan ile bezenmiş bedeni çok kötü durumdaydı. "Ne oldu sana?"

Atlas kahkaha atacağı sırada bedenine giren acıyla sadece gülümsedi ve Mavi'nin arkasında kalan dağılmış eşyaları gösterdi. "Oranın ve..." derken bu sefer arkasına bakan Mavi'ye döndü. "Senin içindeki manyak yüzünden oldu."

"N-ne" Mavi şokla ona dönerken Atlas gözleriyle ellerini sarılı olan ellerini gösterdi. "Yerdeki camlar." dedi Atlas yaslandığı duvardan ayrılırken. Birbirlerine yakın olan bedenleri Atlas'ın yerinde dikleşmesiyle daha da yaklaşırken Mavi boğazını temizledi. "Üstüne düştün."

Aralarındaki boy farkı oturdukları yerden bile kendini belli ederken Mavi'nin burnu Atlas'ın çenesine değdi. Genç kadın bu temas ardında hızla kendini geri çekerken bileklerini ondan kurtardı.

Atlas oturduğu yerden ayaktaki kadına bakmayı sürdürürken dışarıdan tıkırtılar gelmeye başladı. Mavi'nin bakışları dışarıya döndüğünde dudaklarından bir küfür firar etti. Gördüklerine sevinmek ve şaşırmak arasında o ince çizgide tuhaf bir yüz ifadesiyle dışarıya bakmayı sürdürürken Atlas onun bakışlarına kaşlarını çattı. "Ne oldu, neye bakıyorsun?"

Mavi derin bir nefes alırken gülümsedi. "Orenda'ya geldik... Kurtulduk!"

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Vasıfsız bir hükümdar mı vasıflı normal bir insan mı olmak isterdin? Neden?
X

Daha iyi hizmet verebilmek için sistem içerisinde çerezler (cookies) kullanmaktayız. "Çerez Politikamız" sayfasından daha detaylı bilgilere erişebilirsin.

Anladım, daha iyisini yapmaya devam edin.