Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
Orenda 21 Gün - Sözümoki
26 Ağustos 2021, Perşembe 14:01 · 153 Okunma

Orenda '21 Gün'

7. Bölüm ~ Herşeyin Başladığı An

Herkes fiziksel yaralarının sarıldığı bir vakitte tekrar bir araya toplanmıştı. Mavi ve Atlas gemiden iner inmez otelin büyük revirine geçmiş usta bir hemşire ellerinde tedavi olmuşlardı. Yolcuların geri kalanı büyük otel binasından gözlerini alamazken odalarına yerleşmiş ve üç saat sonunda Atlas'ın isteği üzerine otelin restorant kısmına inmişlerdi.

Uzun ve geniş birçok masadan oluşan restoranın duvarları beyaz ve altın renkli bir duvar kağıdıyla kaplanmıştı. Restoranın sağ kısmı otel girişine bakıyor sol kısmı ise büyük camlara kaplı, süs fıskiyesinin olduğu yere bakıyordu. Normal otellere nazaran küçük olan bu otel titizlikle hazırlandığını belli eden bir şölen sunuyordu insanlara. Otelin girişi, yolcuların yorgunluk ve yaşadıkları şok yüzünden göremediği kadar ihtişamlıydı. Her bir basamağı siyah mermer olan merdivenin kolları kar beyazdı. Büyük kapının iki yanında da traktör tekerleği büyüklüğünde taştan saksılar vardı ve içerisinde de süs ağaçları dikiliydi. Uzun ve geniş olan giriş halısı klasikler aksine kırmızı değil bej idi. Bunun gibi bir çok detayı olan giriş, otelin diğer kısımlarının da göz kamaştırıcı olduğunun kantıydı.

Çoğu yolcu yemek yemeğe ve Atlas'ın daveti için aşağıya indiklerinde, bu detaylara dikkat etmişti. Şimdi ise restorandaki herkes gruplar halinde masalara oturmuştu.

Genç adamın bu acil çağrısına şaşıran herkes onun söyleyeceklerini merakla beklerken genç adam ise lafa nasıl gireceğini düşünüyordu. Dün akşama kadar iyi giden planı sekteye uğrama tehlikesindeydi. Ona bakan gözlere bakmadan gözlerini karşısındaki dünya haritası olan tabloya çevirdi. "Dün yaşadıklarımızdan sonra hepinizin aklında soru işareti kaldı biliyorum. Bu tatile büyük umutlarla, büyük beklentilerle geldiniz ama daha ilk günden bunları yaşamak hepinizi sarstı. Bu yüzden buradan gidip gitmemeyi size seçenek olarak sunmak istiyorum." Lafını bitirirken anlayışla gülümsemeye çalıştı. Onların gelmesi zaten işini zorlaştırıyorken bir de yaşananlar yüzünden şikayetlenmelerini dinleyemezdi.

Herkes birbiriyle konuşmaya başladığında Mavi dimdik Atlas'a bakıyor ve mimik dahi oynatmıyordu. Ne diyeceğini bilememiş halde gözlerini genç adamdan çekerken masanın üzerinde duran sarılı ellerine baktı. Bu onun felaketten önce son şansıydı.

Serdar, Mavi'nin ellerine olan acı bakışlarını gördüğünde gözlerine bir hüzün çökmüştü. İlk tanıştıkları andan beri ne yaşadığını bilmediği kadın için içten içe üzülüyordu. Bunu belli etmemek adına onu her zaman güler yüzle karşılıyor ve olumlu şeyler konuşuyordu. Genç adamın elleri Mavi'nin ellerini üzerine gittiğinde bastırmadan destek olur gibi tuttu ellerini. Mavi ona döndüğünde güzel bir gülümseme ile karşılaşmıştı. O an yaşananlar onların arkadaşlıklarının en temel hareketi olmuştu.

"İstersen geri dönebilirsin. Dün geceden sonra bu tatil zor geçebilir senin için." Serdar, Mavi'nin dün gece ne yaşadığını bilmiyordu ama tahmin edebiliyordu. Geminin kapalı gövdesinden çıktıklarında Mavi'nin ve Atlas'ın üzerini kan içerisinde görmüş ama birşey soramamıştı. Kaptan Akira'nın söylediğine göre de o gövde fena halde dağılmış ve bütün cam eşyalar kırılmıştı.

Dün gece onları orada bıraktığında birlikte aşağıya ineceklerini düşündüğü için çok üstelememişti ama geçen bir kaç saat sonrasında durulan suya rağmen ikiside aşağıya inmemişti. En son adaya geldiklerini belli eden bir komut aldıktan sonra dışarıya çıktığında ise onlarda kapalı gövdeden berbat bir halde dışarıya çıkmışlardı. Tek kelime etmeden ikisi nitelikte sessizce gemiden inmiş ve revire geçmişlerdi.

"Hayır dönmek istemiyorum. O kadar yolu boşa gelmiş olmak da istemiyorum." dedi Mavi, genç adama samimi bir gülümsemeyle bakarken.

Atlas'ın bakışları herkesin üzerinde bir süre dolandıktan sonra onlara döndüğünde kaşlarını çatmıştı. Boğazını temizlerken yüksek sesle konuşmaya devam etti. "Bu gece Kaptan Akira yola çıkacak. Mucize olmadığı sürece tekrar bir fırtına olma ihtimali çok düşük bu konuda tereddütünüz olmasın. Eğer dönmek isteyen varsa bütün masrafları karşılanacaktır."

Atlas'ın hemen karşısındaki koltukta oturan Julia sahte bir kahkaha attı. "O kadar yol geldik Atlas Bey. Zorlu bir yol olsa da nihayet tatilimizin tadını çıkarabileceğiz. Kim gitmek ister Tanrı aşkına?"

Atlas sanki ekşi bir tat almış gibi yüzünü buruştururken başını fıskıyeye çevirirken mırıldandı. "Keşke sen istesen."

Onun mırıldanışını duyan Mavi ve Serdar kendi aralarında kahkaha atarken Atlas sert bakışlarla onlara döndü. İkisi birden dudaklarını birbirine bastırdığı gibi önlerine dönmüştü.

Bay Clark boğazını temizledi Atlas'ın dikkatini çekmek ister gibi. "Atlas Bey bize olan desteklerinizden dolayı çok teşekkür ederiz. Benim fikrim gitmek yönünde ama eşim Anna kalmak istiyor." dedi ve elini avuç içini karısının omuzuna koydu. "Biz kalıyoruz."

Atlas onlara gülümseyerek başını salladı. Ardından Kihyun arkadaşlarına değen gözleri ardından Atlas'a baktı ve "Bizde kalıyoruz." dedi.

Miles ve Betty de aynı şekilde başlarını sallayarak onaylarken Destan, Atlas'ın onlara söylediğini Yaşam'a çeviriyordu. Yaşam gülümseyerek Atlas'a döndü ve başını salladı. "Olur, kalıyoruz." Atlas çoğunluğun anlaması adına İngilizce konuşuyor olduğu için Yaşam gemiye bindikleri andan beri birilerinden yardım alarak olayı anlamaya çalışıyordu.

Atlas'ın hareleri köşede oturan Lale'yi bulduğunda genç kadın diğerlerinin aksine tereddütle bakıyordu ona. Genç adam ona anlayışla gülümserken bu sefer sıranın onlara gelmesini bekleyen Serdar ve Mavi'ye döndü. Tek kaşını kaldırdı ve cevap bekler gibi yüzlerine baktı. "Siz?"

"Bizde kalıyoruz." dedi Serdar samimiyetsizce gülümserken. Mavi onu takip eder bir hareketle kafasını aşağıya yukarıya salladı.

Atlas ellerini pantolonun cebine sıkıştırırken onlara arkasını döndü ve cam balkona doğru ilerledi.

"Hepinizin kalmasına sevindim. Eğlenceli olacak."

...

O gün herkes hiçbir şey olmamış gibi akşam yemeğine oturmuştu. Dün gece tartışan, birbirlerine hakaret eden insanlar kaybolmuş yerlerine dost canlısı insanlar gelmişti. Akşam üzeri Kaptan Akira gemide hasar olmadığına dair  kendinden emin bir konuşma yapmış ardından üç hafta sonra tekrar gelmek üzere yola çıkmıştı.

Akşam yemeğinde otelin müdürü misafirlerini en güzel şekilde karşılamak için mutfağa haber vermiş ve bin bir çeşit yemek yaptırmıştı. Kendisi de Atlas'ın daveti üzerine yemeğe katılırken koyu bir sohbete çoktan başlamışlardı.

Birlik ve beraberliğe fazlasıyla önem veren yaşlı adam garsonlardan masaları birleştirmesini istemiş herkesle birer birer tanışmayı talep etmişti. Birleşen masaların ardından açmaya çalıştıkları muhabbetle Lale, Destan ve Minji hariç herkes katılmıştı.

Otelin müdürü diğer personeller gibi bir Türk'tü. Ali Pusat'ın isteği üzerine ada adeta Türk topraklarına özel yapılmış gibi binbir çeşit benzerlikle doluyken içinde yaşayan insanlarda bizzat Türk'lerden seçilmişti. Ali Pusat her ne kadar para göz bir insan olsa da Milliyetçi idi. Batı özentisi insanlardan nefret eder, kendi ideolojisini yaşamayı severdi.

"Ee Atlas Bey, sizi buraya ne getirdi?" dedi müdür ellerini önündeki masada birleştirirken.

Genç adam ona yöneltilen soruyla, dudaklarına götürdüğü mendili nazikçe masaya bıraktı. Serdar ve Mavi'nin ilgisini çeken bu soru ikisininde bakışlarını Atlas'a çevirmesine sebep olmuştu. Atlas yüzüne dönen bakışları ciddiye almadan müdüre sakin bir gülümsemeyle cevap verdi. "İş ve şehir temposundan biraz uzak kalmak istedim Yavuz Bey. Kafa dinlemek benim de hakkım öyle değil mi?"

"Haklısınız... Çok haklısınız. İstanbul gibi bir yerde yaşamak zor elbette. Umarım yorgunluğunuzu atabilirsiniz burada. Sizi misafir edecek olmamız büyük şeref."

Atlas dudağını büzerek imalı bir gülümsemeyle karşılık verirken, Mavi ikisi arasındaki diyaloğu dinliyordu. Atlas'ın şimdiye kadar ki tavırlarından hoşnut olmasa da yaşadığı son krizlerinde yanında olması ona karşı olan tavrında sakinleşemeye itiyordu. Adamın sert çehresini izlemeyi sürdürürken Atlas'ın, bakışlarını ona çevirmesiyle göz göze geldiler. Mavi, mimik oynatmazken Atlas kaşlarını çatmıştı.

Genç kadın yüzünden sırtına aldığı darbelerden dolayı derin bir acı çekiyor, bunu belli etmemek için büyük bir çaba sergiliyordu. Oturduğu sandalyede bile yaslanmış gibi dururken aslında sandalyeyi sırtına bile değdirmiyordu. Atlas canının kıymetini bilen bir adamdı ve şuan yatak döşek yatabileceği durumda bile hiçbir şey olmamış gibi darvanabiliyordu.

"Yavuz Bey, bize ada hakkında bilgi verir misiniz lütfen, burası hakkında internette pek bilgi bulunmuyor." dedi Betty heyecanla masaya dirseğini yaslarken.

Serdar onu destekler gibi "Evet bende araştırma yapmıştım gelmeden önce ama sadece eskiden askeri üs olarak kullanıldığı yazıyor. Buraya gelmeden önce Kaptan Akira da Kızılderililer ile ilgili bir şeyler anlattı."

Yavuz, onların saf merakına tok bir kahkaha attı. "Kaptan size askeri üs öncesini anlattığına göre büyük bombayı bana bırakmış o zaman." Yaşlı adam sandalyesinden kalktı ve geniş masanın etrafında dönerek hikayeyi anlatmaya başladı. Bu sırada Mavi gibi herkes onu merakla dinliyordu. "Bundan tam 52 yıl önce yapılmış bu bina. Askeri üs binası olarak Rusya'nın hizmetine açılan bu üs de ne yapıldığını kimse bilmiyor ama dört yıl süren çalışmalardan sonra bina boşaltılmış ve faaliyetler durdurulmuş." Derin bir nefes alırken masanın diğer ucunda oturan Miles'ın arkasına gelmişti bile. "Kaçak bir çok gemi gelmiş o senelerden sonra. Burada ne yapıldığına dair bir iz aramışlar ama hiçbir şey bulamamışlar. Ne bekliyorlardı ki zaten." Yaşlı adam keyifle gülerken kendi sandalyesine tutundu. "Bu ada fazlasıyla büyük bir alanı kaplıyor. Bir kısmı kullanıma kapalı şeritlerle ve dikenli tellerle kaplı. Bu ada işletilmek için açık arttırmaya çıkartıldığında bile adanın o kısmına gitme yasağı konmuştu. Ali Pusat bu şartla kabul etti anlaşmayı."

"Neden kapalı peki orası?" Mavi, gözlerini kısarken yaşlı adama doğru bakıyordu. Bu sorusuyla Destan'ın dikkati tamamen müdürün cevabına kaymıştı. Buraya gelme amacı yaşadığı tükenmişlik sendromunu toparlamakken öğreneceği herşey onun lehine bir ilham kaynağı olabilirdi.

Yavuz, ona dimdik bakan gözleri gördüğünde anlık bir şok yaşamış ardından yaşadığı küçük çaplı bir hayranlık duygusundan sonra soruya cevap verebilmişti. "Tahminimce vahşi hayvan tehlikesi veya yabani otların bulunduğu bir kısım olduğu için kapalı. Dediğim gibi ada neredeyse bir şehir büyüklüğünde. Sizin kullanabileceğiniz alandan daha fazlası bile açık size. O kısma ihtiyaç duymayacaksınız bile."

Bu sefer Destan merakla atladı. "Peki hiç düşündünüz mü, belki de orada 52 yıl önce yaptıkları bir şeyi gizliyorlardı."

"Bence bugünlük bu kadar yeter." Atlas'ın ani çıkışı herkesin bakışlarını üzerine çekmesine sebep olurken bundan rahatsızlık duymuyor gibi yerinden kalktı. "Bence dün gece yeterince yorulduk. Güzel bir uyku ardından yarın, yirmi bir günlük tatilimizin ilk gününü geçirebiliriz."

Onun sahte gülümsemesine takılı kalan Mavi imayla kaşlarını kaldırdı. "Ne oldu Atlas Bey? Bu konu açıldığından beri renginiz attı sanki." Atlas, alev saçan gözleriyle genç kadına bakarken Mavi sırıtıyordu.

"Ne alakası var Mavi Hanım. Günün yorgunluğu olsa gerek. Malum zor bir gece geçirdim." Bu sefer kaşları çatan taraf Mavi'yken, tam cevap vereceği sırada Atlas kalktığı sandalyesini gürültüyle geriye itti. "Hepinize iyi geceler."

Hep bir ağızdan "İyi geceler." Mırıldanmaları yükselirken odalara dağılmışlardı. Büyük restoranda iki garson tabakları toparlarken bir garson masaları düzenlemeyle çalışıyordu. Kendi aralarında buraya geldiklerinden beri konuştukları şeyleri tekrarlıyorlardı.

Elindeki tabakları masaya koyduğu tepsiye dizerken huysuz bir sesle konuştu Burak. "Şu düştüğümüz duruma bak ya. İki kuruş para alacağız diye dünyanın öbür ucuna garsonluk yapmaya geldik. Şaka gibi."

"İki kuruş dediğin parayla araba alırım lan ben. Böyle bir yeri görme ihtimalimiz asla olamayacakken bu bahane oldu bizede. En azından Türkiye sınırları dışına çıktık." Çınar'ın söylediklerinden sonra dağılmış sandalyeyi yerine koyan Selin girdi lafa. "Çınar haklı. Kolay kolay bulunabilecek bir iş değil bu."

Burak onlara burun kıvırdı ve tepsiyi eline aldı. "Sizi gidi vizyonsuzlar." Yönü kapıya döndüğünde yüksek sesle tekrar konuştu. "Misafirlerin dediklerini duymadınız mı üstelik. Buraya geleli iki hafta olacak ama hâlâ ada hakkında bilgimiz yok. Adanın diğer tarafı neden kapalı bilmiyoruz bile. Kurt adamlar ve yamyamlar vardır bence." Burak son lafında alayla gülerken Selin kaşlarını çattı. "Ne, gerçekten mi?"

Çınar, genç kadının değişen yüz ifadesiyle kahkaha atarken bir tepside o almıştı eline. "Şaka yapıyor kızım, sakin."

"Aman ne komik."

....

Sabah erken vakitte odanın kapıs sesiyle uyandı Mavi. Gözlerini kırpıştırırken ağrıyan bileklerini yukarıya kaldırarak ayaklandı. Ağır adımları kapıyı bulduğunda parmaklarının ucuyla kapı kolunu indirdi. Karşısında parlak turuncu saçları ve kocaman gülümsemesiyle Miles duruyordu. "Günaydın hanımefendi."

"Portakal." Mavi aralıklı göz kapaklarının arasında seçtiği turuncuyla, ağzından çıkan lafa sahip olamamıştı. Dudaklarını ısırırken gözlerini bu sefer tamamen açmıştı. "Günaydın. Kusura bakma, birden çıktı ağzımdan."

Miles başta genç kadının ne demek istediğini anlamasa da çok özür dilemesiyle kastını anlamıştı. Büyük bir kahkaha atarken, "Hiç önemli değil. Kahvaltı için gelmiştim aslında. Çoktan uyanmışsındır diye düşünmüştüm." dedi.

"Kahvaltı saati geldi mi?" 

"Aslında geldi geçti bile. Şuan saat iki. Biz biraz geç kalmışız sanırım yorgunluktan dolayı." Genç adam dudağının kenarını keyifle kıvırırken Mavi ona şaşkınlıkla bakıyordu. "O kadar oldu mu ya?" Miles ona başını sallayarak yanıt verirken koridorda bir ses daha duyuldu. İkisi de bakışlarını oraya çevirirken karşılaştıkları manzara Atlas'ın düşen kutularıydı.

Atlas dizlerinin üstüne çökmüş onları toparlamaya çalışırken Miles tekrar Mavi'ye döndü. "Sen hazırlan, biz Betty ve Serdar'la seni aşağıda bekliyoruz." dedi ve Atlas'ın yanına doğru ilerledi.

Miles'ın söylediklerinden sonra Mavi üstelemeden kapıyı kapatıp içeriye girmişti. Miles büyük adımlarla Atlas'ın yanına vardığında dağılan eşyalarını toplamak için yardım edecekti ki Atlas'ın işaretiyle durdu. Genç adam eğildiği yerden sakince doğrulurken, Atlas kutunun etrafındaki dosyaları, bir kaç ölçüm cihazı ve ağır metal bir düzeneği elindeki kutuya koyduğunda yerinden kendinden en bir şekilde kalktı.

Miles'ın kaşları gördükleriyle çatılırken boğuk bir sesle konuştu. "O malzemeler ne için?"

Atlas karşılaştığı soruyla tek kaşını kaldırırken kutuyu daha sıkı kavradı. "İş ile ilgili malzemelerim."

"Psikiyatrist olduğunuzu biliyorum. Yanlış mıyım?" Miles'ın gözleri kutuya gittiğinde içindeki merak duygusu daha da kabarmıştı.

"Doğrusun Miles. Ama iş ile ilgili dediysem üstelememenizi rica ederim. Bilmeniz gereken bir şey olsaydı eğer siz sormadan söylerdim zaten." Atlas katı bir sesle konuştuktan sonra Miles'ın yanında geçip gitmişti.

Miles, genç adamın bu tepkisine şaşırırken ne diyeceğini bilemedi. Tam ayakları onu merdivene götürürken bu sefer Destan ile karşılaşmıştı. Orta yaşlarında olan bu adan dinç görüntüsüyle Miles'ı şaşırtıyordu. Üstüne giydiği yazlık gömleği ve cep ile dolu kapri pantolonuyla istediği şıklığı elde etmemiş gibi bir de şapka takmıştı. "Oo bu ne şıklık Destan Bey?" dedi çaktırmadan gülerken.

"O sizin şıklığınız beyefendi." dedi Destan keyifle gülerken.

"Nereye böyle, giyinmişsiniz süslenmişsiniz."

"Öyle bir gezmeye çıkmak istiyorum. Adaya keşif diyelim işte." adımları Miles'a yaklaşırken merdivenin başına kadar gelmişti.

"Size eşlik etmek isterdim."

"Bundan memnuniyet duyardım, sizi engelleyen nedir?" Aralarında geçen resmi konuşmadan ikiside eğleniyor gibiydi.

"Kahvaltı yapmadım henüz. Belki başka sefere."

"Anlıyorum. O halde görüşürüz."

"Görüşürüz." Miles'ın son sözünden sonra merdivenlerden ikisi birlikte sessice inmişlerdi. Destan otelin giriş kapısına doğru bej halı üzerinde sakince ilerlerken Miles, adamın arkasından seslendi. "Destan Bey!"

Destan ona seslenilmesiyle arkasını dönerken konuşmaya devam etmesi adına gülümsedi. "Aman ha diğer ormandan uzak durun."

Yaşlı adam kırışıklıklarını belli edercesine gülerken elini havada salladı. "Merak etme yakınından bile geçmem."

Bu sırada Mavi kısa bir duş aldıktan sonra hızla giyinmişti. Yanına almaya gerek duymadığı telefonunu bir kenara fırlatırken sadece odanın kapı kartını almış şortunu cebine sıkıştırmıştı. Islak saçlarını her zaman ki gibi, kurutmak yerine güneşe emanet ederken dışarıya çıktı. Adımları küçük koridorda sert zeminde ilerlerken elleriyle ensesine yapışan ıslak saçları düzeltiyordu. Attığı adımlar merdivene yaklaştığında bir kağıt yırtılması duyduğunda durdu. Bakışları ayakları altında ki kağıda gittiğinde eğilip aldı. Attığı adımla küçük kağıdı yırtmıştı.

Eline aldığı boş kağıdın arkasını çevirip baktığında aslında boş olmadığını gördü. Kağıdın bir çok yerinde ve özellikle sol köşesinde birbirine yaklaşık dik çizgiler varken onun biraz altında ucu yuvarlak dağa benzer çizim vardı. Kağıdın yırtılan kısmında çizilmiş birkaç şey daha vardı ama ne olduğuna dair bir açıklama getirememişti Mavi. Kağıdı biraz daha incelediğinde yırtılan kısmın yakınında duran sık çizgilerin dibinde anlamsız karalanmayı görmüştü. Bu kağıt bir çeşit karalama defteri yerine kullanılmış gibiydi. Çok üstelemeden kağıdı katlayıp arka cebine koyduğunda adımları tekrar merdiveni buldu.

Şimdi biraz tatil yapmanın ve kafa dinlemenin vakti gelmişti. Onca uğraştan ve riskten sonra nihayet kafa dinleyebilecekti. Yıllardır kalbini kemiren herşeyi arkasında bırakmak için geldiği yerde bunu başarmak en büyük gayesiydi. Hissediyordu genç kadın. Burada bir şeyler değişecekti. Ona ait kötülükleri uzaklaştıracaktı ondan. Bu her nasıl olacaksa olacaktı.

Betty, Miles, Serdar ve Mavi yolculuk başladığından beri güzel bir arkadaşlık kurmuşlardı. Bunu adada da sürdürüyor olmaları şaşırtıcı değildi bu yüzden. Birlikte kahvaltı yapmışlar ardından da havuza girmişlerdi. Mavi ve Serdar her ne kadar psikolojik sorunları olan insanlar olsa da toplum içinde durmaktan rahatsızlık duymuyorlardı. Onların aksine Lale, geldiğinden beri odasından çıkma mecburiyeti olmadığı sürece dışarıya adım dahi atmamıştı. Genç kadının bu çekimser tavrı sadece Serdar ve Mavi'yi rahatsız ediyordu. Burau gelme amaçları kafa dinlemek insanlardan uzak durmak olduğu için onu zorlamak istemiyorlardı aynı zamanda. Asyalılar ise kendi aralarında kapalı havuza giriyor ve mecbur kalmadıkça diğerleriyle konuşmuyorlardı.

Destan kendince bir ada turu yaparken Yaşam ise yorgun bedenini uyuyarak dinlendirmeyi tercih ediyordu. Julia, Bay ve Bayan Clark ile denizi kumsala tercih etmiş, kumsalda güneşleniyordu.

Onlar kendi hallerinde eğlenmeye devam ederken önündeki kağıtlara gömülü duran Atlas'ın kapısı çaldı. Genç adamın komutuyla kat görevlisi kadınlardan biri içeriye girdi. "Merhaba Atlas Bey. Oda temizliği için çağırmışsınız sanırım."

"İsminizi öğrenebilir miyim?"

"İsmim Bilge efendim."

"Bilge Hanım bu temizlik işlerinden siz sorumlusunuz sanırım. Düşündüğünüzün aksine sizden bu odaya girmemeniz, temizlik yapmamanızı isteyeceğim." dedi Atlas sandalyesinden kalkarken. Bilge karşısındaki adama şaşkınca bakarken lafa gireceği sırada Atlas'ın tekrar konuşmasıyla sustu. "Bu benim kendi isteğim Bilge Hanım. Tatilimiz bitene kadar bu odaya girildiğini görmek istemiyorum."

"Peki efendim." dedi kadın, başıyla onaylarken.

"Teşekkür ederim." dedi Atlas karşısındaki kadına anlayışla gülümserken. Bilge odadan sessizce çıkarken dışarıda onu bekleyen arkadaşına döndü. "Tuhaf bir adam."

Ahsen, boş bakışlar atan arkadaşına merakla bakarken "Ne oldu, girelim mi odaya?"

Bilge önündeki temizlik arabasına tutundu ve şaşkınlıkla dudak bükerken konuştu. "Temizlik yapılmasını istemiyorum dedi. Yakışıklı adammış."

Ahsen, arkadaşının son cümlesine gülümserken elini saçlarına götürdü. "Gerçekten mi?"

"Yemyeşil gözleri, geniş omuzları var." dedi arabayı koridora doğru iterken. Biri kısa süre gördüğü bir adam hakkında konuşurken konuşurken bir diğeri görmediği adama hayranlık duymaya başlamıştı.

....

Hava karardığında otelde büyük bir sessizlik vardı. Herkes odasına çekilmiş kafasını dinliyor ve havanın tadını çıkarıyordu. Dolunayın ışığı, eşsiz okyanusa, okyanusdan Mavi'nin balkonuna yansırken genç kadın ortamın ambiansına adeta tutulmuş, gözünü uçsuz bucaksız okyanustan alamıyordu. Uzun zamandır yaşadığı en güzel an, şuandı. Balkondaki küçük masanın yanında, sallanan sandalyesine kurulmuş gökyüzüne gülümsüyordu. Tenini yalayıp geçen rüzgar ona ayrı bir keyif katarken derin bir nefes aldı.

"Onca acıya rağmen şuan hâlâ gülümseyebiliyorsam, yaşıyorum demektir." dedi mayhoş bir gülümsemeyle. O hiçbir zaman kaybeden taraf olmamıştı. Yaşadıkları için kendini suçlamamış bunu ona yapanlardan ölesiye nefret etmişti. Kimsenin günahını çekmek zorunda değilken binmişti sorumluluklar sırtına. Bunları gözü kapalı taşayacağını düşündüğünde hiç sorun yoktu ama olaydan üç sene sonra başlayan krizleri, sırtına yara yapan sorumlulukların selamıydı. O bunlara rağmen birilerine belli etmeden yaşamını sürdürmüştü uzun süre. Krizleri artmasaydı sürdürmeye de devam ederdi.

O gecenin büyük kısmını düşünerek geçirdi Mavi. Yaşadıklarını, yaşattıklarını tekrar tekrar düşündü. Kötü bir hayat geçirmemişti belki de. Sonuçta hayatının tamamı sadece o andan ibaret değildi. Daha neler yaşayacak kimlerle tanışacaktı.

Yandaki odanın balkon kapısı yavaş hareketlerle açıldığında bakışları derin sulardan oraya döndü. Lale, ona bakıldığından habersiz odasından rahatça çıkarken yüzünde büyük bir gülümseme vardı. Mavi onun bu halini ilk defa görüyordu. İlk defa eğilmiş, beli bükük değil, dimdik ve kendinden emin duruyordu.

Genç kadın balkonun trabzanlarına yaklaştığında esner gibi kollarını iki yana açtı. Mavi varlığını belli etmek için öksürürken utanmaması adına bakışlarını gökyüzüne çevirdi. Lale duyduğu sesle hemen toparlanırken elleri üstüne aldığı şalın kenarlarına gitti. Kendini koruyup kollamak  ister gibi vücudunu şal ile sarmalarken yüzünü Mavi'ye döndü.

Mavi onun orada olduğunu yeni farkediyor gibi sahte bir şaşkınlıkla ayağa kalkarken onun olduğu taraftaki trabzana yaklaştı. İkisi arasında ki mesafe kollarını uzatsalar birbirine değecek derecede yakındı. Lale önündeki trabzandan bir adım geride dururken Mavi olabildiğince yaklaşmıştı. "İyi akşamlar Lale." dedi muhabbet açmak adına.

Mavi sosyal bir insan olduğu için çok çabuk iletişim kurabiliyor ve insanlarla geçinebiliyordu. Bunu, buraya geldiğinden beri herkesle kısa da olsa sohbete girmesiyle göstermişti. Lale onun aksine insanlara uzak biriydi ama karşısındaki kadının niyetinin iyi olduğunu bildiği için zoraki bir gülümsemeyle yanıt verdi. "İyi akşamlar."

"Nasılsın?"

"İyiyim, sen nasılsın?"

"İyi." demekle yetinebilmişti sadece. Geldiğinden beri çağrılarını sürece odasından dışarı adım dahi atmamıştı. Günlerdir istediği huzura bir odada varmış gönül rahatlığıyla kilitli kapılar arkasında uyuyordu.

"Orenda'yı beğenmedin sanırım. Hiç dışarıda göremedim seni." Mavi, onun odada kalma sebebini direk sormak istemediğim için öğrenebileceği en makul şekilde sormuştu.

"Hayır aksine, çok beğendim." dedi ve gözlerini yere çevirirken cümlesine devam etme mecburiyeti hissetmiş gibi konuştu. "Dışarıya çıkmak fırsatım olmadı daha."

"İstersen yarı-" Konuşmasını bölen Mavi'nin arkasında kalan balkon kapısınında açılmasıydı. İkisininde bakışları oraya dönerken Serdar gayet rahat bir şekilde dışarıya çıktı. Parmaklarının arasında tuttuğu sigaranın dumanı adeta acıyla bağırarak izmariti terkederken genç adam bu durumu zevkle izliyordu. Küçük balkonda attığı iki adımla trabzana yaklaşan Serdar hala izlendiğinin farkında değildi.

"Serdar." Mavi'nin seslenmesiyle genç adam yerinde sıçrarken esnemek için açtığı kolları korkuyla kapadı. "Hı?" Dudakları arasında çıkan sesle Mavi gülerken Lale boş gözlerle karşısındaki adama bakıyordu.

Genç adam şaşkınlığı atlattığında da kendi kendine gülmeye başladı. Gözleri Mavi'deyken ara ara Lale'ye gidiyor onun kendisine bakışlarından korkar gibi geri çekiyordu. Lale her ne kadar dışa dönük biri olmasa da tıpkı Mavi gibi insanları incelemekten zevk alırdı ve şuan korkmadan Serdar'a bakıyordu. Bunu görüşmeye geldikleri gün öğrenmişti Serdar. Kendisini izlediğini bildiği genç kadına dönüp bir kez olsun bakmamıştı o gün. Dışarıdan ürkek olduğu açık bir kadını utandırmak, istediği son bir şey bile değildi. Lale'nin karakterine aykırı davranışı şimdi de genç adamı fazlasıyla şaşırtıyordu.

"Sen nasılsın Serdar?" dedi Mavi günün verdiği samimiyetle. Tüm günü birlikte geçirmiş Miles ve Betty ile güzel bir arkadaşlık kurmuşlardı.

Serdar boşluğa konuşur gibi konuşmuştu. Karşısındaki kadın dikkatini dağıtıyor, ilgi odasını değiştiriyordu. Gemide yaşadıklarından sonra Lale'ye bakmak mahcup durumda hissettiriyordu. "İyi... Siz ne yapıyorsunuz burada?" dedi nihayet bakışlarını genç kadının yüzüne çıkarırken. Lale, yüzüne dönen bakışlardan rahatsız olmamış gibi davranıyor bakmayı sürdürüyordu. Serdar'ın konuşmasından önce nasıl bakıyorsa şimdi de aynı bakıyordu. Serdar biten sigarasını izmaritini trabzanın kenarına bastırarak söndürdü ve elindeki tutmaya devam etti.

Mavi ikisi arasındaki tuhaf bakışmaya dudağını şaşkınca bükerek tepki verdi. Birbiriyle şimdiye kadar muhatap olmayan iki insanın böyle bakışması anlamsız gelmişti genç kadına. "Sen ne için çıktıysan bizde onun için çıktık." dedi Mavi gözlerini hızlı hızlı açıp kapatırken. "Siz niye birbirinizi boğazlayacak gibi bakıyorsunuz."

Mavi'nin sözlerinden sonra Lale gözlerini hızla karşısındaki adamdan çekti ve geriye birkaç adım attı. "Ben değil, o bakıyor." Lale'nin cesur itirafını beklemeyen Serdar gözlerini şaşkınlıkla açtı. "Sen ciddi misin?" dedi sinir bozucu bir kahkaha atarken. Şimdiye kadar ağzını açmayan kadın tek lafıyla onu suçlamıştı.

Mavi onlara bakarken yüzünü buruşturdu. Belki de bunu sormamalıydı. "Hey, sormadım sayın lütfen." dedi dudağını ısırırken.

"Ben mi sana bakıyorum? Boğazlayacak gibi?" dedi Serdar kaşlarını çatarken. Lale onun bu tavrından korkmuştu. "Hayır." dedi geriye adımlamaya devam ederken.

Mavi, kadının korkan ifadesini gördüğünde Serdar'a döndü. Genç adam ellerini trabzana dayamış dimdik karşısındaki kadına bakıyordu. Mavi uyarıcı tondan boğazını temizlerken, "İçeri gir." dedi fısıltıyla Serdar'a doğru.

Serdar, Mavi'nin sözleri üzerine hışımla içeriye girerken Lale rahat bir nefes vermişti. Genç kadının gözleri Mavi'yi bulurken minnetle baktı."Teşekkür ederim."

Mavi bu durumdan rahatsız olmuştu. Gözlerinin önüne düşen perçemini kulağının arkasına bırakırken gözleri Lale hariç heryerde dolanıyordu. "Önemli değil." dedi yerinde hareketlenirken. Lale karşısındaki kadının kalkmasıyla kaşlarını kaldırırken hareketlerini izledi. Mavi, Lale'ye baş selamı verdi ve "İyi geceler." dedi kapıya yönelirken.

Lale sebepsizce yaşadığı suçluluk duygusuyla, "Mavi!" dedi elini havaya kaldırırken. Genç kadın ona seslenilmesiyle şaşkınlıkla döndü. "Efendim."

Lale başını yere eğerken öne çıkardığı elini ensesine götürdü. "Özür dilerim... Ondan." dedi bakışlarını kaçırırken. Mavi şaşkınlıkla gülümserken başını salladı ve içeri girdi.

Lale tek kaldığında aklına bir tokat attı. "Yine mi Lale ya." dedi kendine sitem ederken. "Yine mi yalnız kalacaksın? Böyle mi devam edecek yine herşey?"

....

Sabah farklı saatlerde herkes kahvaltıya inmişti. Restorantı büyük bir sessizlik kaplarken kahvaltı yapmaya en son gelen Serdar'ın ayak sesleri yükseldi boş koridorda. O sırada Atlas resepsiyonistle konuşuyor otel bölgesi hakkında bilgi alıyordu. Eline verilen küçük otel haritasıyla başı önde dışarıya doğru yürürken sert bir şeye çarpmasıyla durdu. Gövdesine çarpan bedene kaşlarını çatarken geri adımladı. "Destan Bey?" dedi sorgular gibi bakarken.

"E-efendim." Karşısında dikilen adamın konuşmaya hali yok gibi duruyordu. Her an bayılacak gibi duran bedeni Atlas'ın çarpmasıyla sendelerken yanındaki duvara zoraki tutundu. Anlından boncuk boncuk terler akıyordu. Kızaran gözleri ağır bir hastalık geçirdiğinin en büyük kanıtıydı da. "Kusura bakmayın." dedi eliyle burnunun kemerini sıkarken.

"Önemli değil. İyi misiniz siz?"

"Değilim sanırım. Yaşlı bedenim adaya alışamadığından olsa gerek, havuzdan çıktından sonra bir halsizlik çöktü üzerime."

"Anlıyorum. Otelin reviri açıktır, bir görünün isterseniz." dedi Atlas geriye adımlarken. Hastalanmaktan korkuyor olması karşısındaki adamdan uzaklaşması için büyük bir sebepti. Şuan yaptığı da tam olarak korktuğunun göstergesiydi.

"Teşekkür ederim. Size iyi günler." dedi Destan geriye ilerleyen adamı izlerken. Yavaş adımlarla revire doğru ilerlerken gözden kayboldu.

O sırada Kihyun ve Minji sahile inmiş ve havuzun veremediği ferahlığı denize girerek çıkarmışlardı. Tek başına olmadıkları sahilde dün olduğu gibi Bay Clark, Bayan Clark ve Julia vardı. Diğerlerinden uzak olmak isteyen Clark'lar boş vakitlerinde otel etrafını ve sahili geziyorlardı. Julia ise doğru ilerleyen Atlas'ı görmüş peşinden Bayan Clark'ı bahane ederek gelmişti. Miles otelin küçük spor salonuna gelmiş çalışırken Betty ve Yaşam ise spa merkezindeydi.

Herkes kendisiyle ilgilenirken Mavi de malzemelerini almış, otelin arkasındaki antrenman sahasına indi. Otelin etrafını incelemek için dışarıya çıkan Atlas sahilden sonra Mavi'nin olduğu tarafa ilerledi. Görüş açısına Mavi girmezken gözleri küçük voleybol sahasına ardından da basketbol ve en son futbol sahasına dönmüştü. Tenis sahasına baktığında ise görmüştü Mavi'yi. Tenis sahasının bir kısmı dart ve okçuluk adına yapılan nişan tahtaları mevcuttu.

Nişan tahtalarına 30 metre uzaklıkta duran genç kadın çıplak ayaklarını çapraz şekilde omuz hizasında açmış ve yayı kendine çekmiş odaklanmayı bekliyor, atmak için uygun zamanı kolluyordu. Aldığı derin nefesler onu iyiden iyiye havaya sokarken Atlas onun atışını bekliyordu.

Mavi, gözlerini kapadı ve parmaklarına doğru sıcak bir nefes verdi. Gözlerini açtığında hizaladığı oku parmaklarını terketti. Giden ok ardından vücudunu milim oynamamış arkasında onu izleyen adamla birlikte oku takip etmişti. Havada dans ederek ilerleyen oku, tam isabet noktasına girdiğinde dudağının kenarını kıvrıldı.

Atlas'ın kaşları şaşkınlıkla kalkarken dudak büktü. Hiç ses çıkarmadan izlemeye devam edeceği sırada Mavi sırtında asılı duran oklardan bir tanesini daha aldı ve yayına yerleştirdi. Oku çekip hızla Atlas'a doğru döndüğünde genç adam yerinden sıçradı.

Mavi'nin yüzünde sinsi bir gülümseme olurken Atlas yerinden kalktı. "Çek üzerimden şunu, şeytan doldurur." dedi genç adam bağırarak.

Mavi kahkaha atarken, "Şeytana gerek yok ben doldurdum." dedi ve hızla arkasına döndüğü gibi parmaklarını yaydan çekti. Serbest kalan ok az önce attığı okun yanını bulduğunda büyük bir kahkaha attı. Bunu yapmaktan keyif aldığı açıktı.

Atlas üzerinden çekilen okla derin bir nefes alırken yüzüne vuran rüzgarla gözlerini kapadı. İklimi sıcak olan adanın rüzgarını ilk defa hissediyor gibiydi. Mavi, okunu parmaklarının arasından bırakırken yerle bütünleşmesini izledi. Kendiside tıpkı yayı gibi yerle bütünleşmek için olduğu yere oturdu. Kastığı vücudu alarm verir olduğunda arkaya doğru yattı. Atlas ise onun hareketlerini sadece izliyordu. Adımları sahaya doğru döndüğünde sessiz adımlarla kadının yanına doğru ilerledi. Sahaya girdiğinde adımları büyüdü ve genç kadını buldu. Mavi, gözlerini kapamış onun adım seslerini dinlerken başına kadar geldiğini anlamıştı. Buna rağmen gözlerini açmazken öylece yatmaya devam etti.

"Yatacak yerin yok mu senin?"

Kadın'ın yüzünde bir gülümseme olurken gözlerini açtı. "Hava çok sıcak. Bu çimler yeni sulandı diye geldim."

Atlas, kadının gözlerini gördüğünde yüzündeki gülümseme büyümüştü. Bu kadının yüzü ciddi anlamda göz alıcıydı. Yüzüne yansıyan güneş çillerini ortaya çıkarırken gözlerinin büyüsünü de ortaya çıkarıyordu. "Bir içeride bir dışarıda olmak üzere iki havuz ve kocaman bir okyanus serinlemek için büyük nimetler. Bu tercihin tuhaf."

Mavi yansıyan güneş yüzünden adamın yüzünü görmek için başını yana yatırdı. "Nerem tuhaf değil ki?" Yara izi dolu olan avuçlarının yukarıya kaldırdı. "Bunu normal bir insan yapar mı sanıyorsun?"

Atlas'ın gülümsemesi solarken dizlerinin üstüne çöktü. "Normal insanları hiç sevmem zaten. Çok önemseme."

Mavi onun söylediklerine kaşlarını kaldırırken şaşkınlıkla güldü. "Buna sevindim." Genç adam yerinden kalkarken elini kadına uzattı. Mavi ona uzatılan eli tutup yerinden kalkarken yayını da yerden almıştı.

"Teşek-" Mavi'nin lafını bölen otelin önünden gelen çığlık sesleri oldu. İkisi de birbirine şaşkınlıkla bakarken bir çığlık sesi daha duydular. Mavi hızla elindeki oku yere bırakırken Atlas ile birlikte otelin önüne doğru koşmaya başladılar. Ortalama bit otel boyutundan bir hayli küçük olan bu otel ada için ideal bir büyüklükteydi ama mesafe alanı bir hayli büyüktü. Otelin etrafında koştukları halde yaklaşık iki dakika sonra gelmişlerdi otelin önüne. Boş olan giriş, gelen sesin güvenlikleri de hareketlendirdiğinin kanıtıydı. "Nereden geldi bu ses?" dedi genç kadın nefes nefeseyken.

Elleri dizini bulan Atlas yüzünü ekşitti. "Bilmiyorum." dedi kaşlarını çatarken.

Bir çığlık sesi daha koptuğunda bu sefer hedeflerinin sahil olduğunu anlamışlardı. İkisi tekrar hareketlenirken Mavi, çıplak ayaklarına rağmen Atlas kadar hızlı koşuyordu. İkisi kumsala ayak bastıklarında olay yavaş yavaş açığa çıkıyordu.

İkisi birden adımlarını durdururken kalpleri şok içinde atmaya başlamıştı. Gördükleri manzara, felaketin en büyük haberdarıydı.

İkisi de az önce koşan ayaklarını şimdi yavaşça ilerletiyor ve olaya daha da yaklaşıyorlardı. İkisinin de sesi çıkmazken gözleri önlerine düşen bedenle Mavi'nin dudaklarından küçük bir çığlık çıktı. Arkalarında duydukları adım sesleri hemen yanlarına gelen Miles ve Serdar ile son bulurken ikiside gördükleri karşısında bir küfür mırıldanmıştı.

Gözleri önünde onları felakete sürükleyen ilk adımdan başka bir şey yoktu

Gözlerinin önünde yitip giden hayattan başka bir şey yoktu.

Gözleri onünde cesetten başka bir şey yoktu.

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Ben bununla omuz omuza savaşırım dediğin biri var mı? Neden öyle düşündün?
X

Daha iyi hizmet verebilmek için sistem içerisinde çerezler (cookies) kullanmaktayız. "Çerez Politikamız" sayfasından daha detaylı bilgilere erişebilirsin.

Anladım, daha iyisini yapmaya devam edin.