Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
Orenda 21 Gün - Sözümoki
18 Eylül 2021, Cumartesi 12:49 · 107 Okunma

Orenda '21 Gün'

8. Bölüm ~ Ölüm Günü

Adaya ayak bastıkları andan itibaren bir çoğunun kalplerine yeşeren korku duygusuna anlam verememişlerdi. Her ne kadar tatil için geldiklerini bilseler de gemide yaşananlar, onların korku pimini ateşlemişti bile. Geldiklerinden beri sanki yaşanacak büyük anın beklentisi içerisindeydi bedenleri. Şimdi bile kumlar arasında yatan bedenlere dönen korku dolu bakışlar istediklerini almış gibiydi. Herkes o beklenen günle karşılaşmış gibi yaşadıkları korkuyu doruklara taşıyordu.

Betty, Miles'ın kolları arasında ağlayarak iki adım ötesindeki bedene çevirdi gözlerini. Daha sabah birlikte kahvaltı yaptığı kadın kanlar içinde yerde cansız halde yatıyordu. Buna inanmak istemiyor gibi gözlerini yumdu genç kadın.

Mavi ise beş dakika önce yaşadığı korkuyu atlatmış gibi kaşlarını çatmış bedenlerin etrafında soğukkanlılıkla dolaşıyordu. Atlas da onun gibi sessizce analiz yapıyor ve herhangi bir açıklama arıyordu. Anlaşıldığı üzere kimsenin bir şeyden haberi yoktu. Genç adamın bakışları sahilin hemen yanındaki kayalıklara gittiğinde düşünceli bir şekilde sessizliği bozdu. "Bunu bir hayvan yapmış olabilir mi?"

Miles kolları arasındaki kardeşinin saçlarına teskin edici bir öpücük kondururken bakışlarını Atlas'a çevirdi. "Öyle olsa şuan yüzüne bakabilecek bir vücut parçası bile bulabilmek mümkün değildi emin ol." dedi bakışlarını sağlam bedenlere çevirirken. Bay ve Bayan Clark yan yana nefessiz halde yatarken vücutları bembeyaz kesilmişti. Onlardan bir farkı olmayan Julia, Minji ve Kihyun ise ayrı ayrı yerlerde yatıyordu. Kan içinde kalmış bedenleri bir filmden fırlamışçasına her an dirilecekmiş gibi duruyordu.

Serdar onu onaylar gibi başını salladı. "Miles haklı. Bunu vahşi bir hayvan yapmış olamaz."

Betty ve Mavi hızla Serdar'a döndü. "Sen ne diyorsun?" dedi Betty titreyen sesiyle. Bunu aralarından birinin yapmış olma ihtimali korkutmuştu ikisini de.

Mavi, Betty'nin sorusu ardından Atlas'ın arkasına doğru baktı. Yanlarına doğru ağır adımlarla ilerleyen Haneul ile Mavi'nin bakışları yerde boylu boyunca yatan arkadaşlarına döndü. "Haneul geliyor!" dedi şaşkınlıkla elini koyacak yer bulamazken.

Atlas başını hemen arkasına çevirdiğinde artık yapacak bir şey kalmamıştı. Haneul kumlar arasında bata çıka yanlarına vardığında gözleri ilerideki bedenlere değmemişti bile.

Bakışları diğerlerinin yüzlerinde gezinirken bir olay olduğunu anlamıştı. "Ne oldu size bö-" Sözlerini bölen arkadaşlarının bedenlerinden başka bir şey değildi. Adamın anında nefesi kesilirken aynı hızda yüzündeki tebessüm silinmişti. Diğerlerine bunun bir şaka olduğunu söyleyeceklerini dair içinde yeşeren küçücük umutla onların yüzlerine baktı.

Serdar ve Atlas, Bay ve Bayan Clark'ın bedeninin yanında kendi aralarında ciddi bir konuşmaya dönmüşler, Mavi, Betty ve Miles ise acıyla Haneul'a bakıyor vereceği tepkileri takip ediyorlardı.

Haneul adeta ruhsuz bir bedenle arkadaşlarının yanına yürüdü ve olduğu yere çöktü. Dudaklarının arsından bir hıçkırık kaçarken yerdeki sıcak kumları avuçları arasına aldı ve sıktı. Sıktığı dişleri arasından kendi kendine bir şeyler mırıldanıyorken Mavi onun yanında adımladı ve elini omzuna koydu. Genç adam içinde patlamaya yüz tutmuş yanardağı teskin etmeye çalışıyor gibiydi. Öylesine acı dolu ve korkak bir bakış atıyordu.

Haneul sulanmış gözleriyle başını Mavi'ye çevirirken, "Ne oldu onlara?" dedi.

Mavi başını iki yana salladı. "Bilmiyorum, bilmiyoruz."

Betty abisinin kollarında korku içinde ağlamaya devam ederken Atlas, Miles'a "Bu müdür nerede?" dedi öfkeyle.

"Sabah temizlikçilerle birlikte gördüm sadece. O zamandan beri ortada yok."

Serdar bedenlerin arasından çıkarken lafa girdi. "Ben de iki saat önce yemekhanede gördüm."

"Bu nasıl iş abi? Kim yaptı bunu?" dedi Atlas öfkeyle bağırırken.

Haneul arkadaşlarının üzerine kapanmış onların arasında geçen konuşmayı bile duymuyordu. Mavi, Atlas'a döndüğünde kaşlarını çattı. "Bağırmanın kimseye bir faydası yok Atlas. Bu otelin güvenliği, kamerası falan yok mu? Kaç kişiyiz hem topu topu bir kaç müşteri ve personel var."

Serdar, Mavi lafını bitir bitirmez eliyle arkasını gösterdi. "Bahsettiğin güvenlikler bizden önce gelmiş. Bak oradalar."

Mavi, Serdar'ın gösterdiği yere baktığında çukurda yatan bedenleri görmüştü. Gözleri hayretle açılırken adımlarını kıyıya doğru ilerledi ve daha önce görmediği bedenleri inceledi. Bu adamlar otele ilk geldiğinde kapıda dikilen iki güvenlikti. "Siktir!" dedi kendine engel olamayarak.

"Hiçbir şeyden haberiniz yok." Atlas'ın mırıldanışını duyan Serdar çattı kaşlarını bu sefer. "Neyden haberimiz yok?"

"Aradan on dakika geçti neredeyse, yeni görüyorsunuz ölen adamları. Ne diyeceğim başka?" Genç adam ona gözünü devirip adımlarını otele çevirdiğinde Mavi arasından bağırdı. "Nereye?"

"Müdürü bulmaya." diye bağırdı arkasına bakmadan.

"Bekle tek başına gitme." dedi Mavi peşinden giderken.

Atlas kaşlarını çatarak ona döndü. "Beni sen mi koruyacaksın? Diğerlerinin yanında kal!"

"Şuan sana bunun hesabını verecek değilim. Bana emir vermeyi de kes!" Mavi onun yanında hızla geçip giderken Atlas sert bir nefes verip gözlerini yumdu. Bu kadının en başından beri onun başına iş açacağı belliydi.

Genç adam tam konuşacağı sırada tekrar duydukları çığlık sesiyle irkildi. Herkes olduğu yerde duydukları tanıdık sese kulak kesilirken Serdar hiddetle bağırdı. "Lale!" Sözleri ardından hızla otele doğru koşarken diğerleri de onun arkasından koşmaya başladı.

Sahilde Haneul'u tek başına bırakmışlardı. O hariç herkes binaya koşarken adam diğerlerini umursamadan arkadaşlarının başında göz yaşı dökmeye devam etmişti.

Miles, Betty'nin girişte kalmasını söylerken genç kadın itiraz etmeden merdivenin altına girdi ve saklandı. Şuan yapmak istediği en son şey onlara ayak bağı olmak ve sorun çıkarmaktı.

Otelin girişine büyük bir gürültüyle giriş yaptıklarında otelin sessizliği onları karşıladı. Resepsiyonist yerinde yoktu ve restoran kısmı boştu. Bu sessizliğe çok aldanmadan hızla merdivenleri tırmanırken genç kadının içini büyük bir korku saplanmıştı.

Olanları görmekten çok yaşanırken tanık olmaktan korkuyordu. Bu, onun en büyük acısıyken bir insanın tekrar can çekiştiğini görmek istemiyordu.

Yukarıya çıkmasına bir iki basamak kala olduğu yerde dururken diğerlerinin adımları koridoru buldu. Attıkları o son adımla Atlas öfkeyle bağırdı. "Ne oluyor lan burada?!"

Mavi durduğu basamaktan diğerlerine baktığında gördükleri manzaranın normal olmadığını anlamıştı. Serdar endişeyle elini saçlarını götürürken Miles iki eliyle yüzünü sertçe ovaladı. Mavi ise onların yanına doğru yavaşça ilerledi ve korkarak baktıkları yere döndü.

Uzun koridorun başında boylu boyunca yatan kadının vücudu kan içindeydi. Hemen yanında duran temizlik arabası yan devrilmiş ve içerisindeki malzemeler koridora yayılmıştı. Birkaç metre ileride yatan bir diğer kadının hali çok daha kötü görünüyordu. İkisinin de baygın yatan hallerine doğru yaklaştı Atlas. Hemen önünde kadının yanına diz çökerken elini boynuna doğru götürdü ve nabzını dinledi. Parmaklarının altında hissedemediği hareketlilik karşısında acıyla dişlerini sıktı.

Hiç kimseye bir şey söylemezken yerinden kalktı ve diğer kadının başucuna oturdu. Tıpkı diğeri gibi onda da alamadığı nabızla gözleri iki kadının da vücudunda dolaştı. Kadınların karınları tıpkı sahildeki cesetler gibi parçalanmış görünüyordu. Hatta bu kadınlar öyle kötü durumdaydı ki sahildekilere baygın bile denilebilirdi.

Serdar olayın şokunu atlatmış gibi hareketlenirken iki kadının yanından da hızla geçip gitti ve Lale'nin kapısına dikildi. Yumruklayacağı kapıya giden eli kapıdaki kanı görünce durdu. "Hayır... Hayır, lütfen." dedi yalvarır gibi gözlerini yumarken. Burada, bunları yaşayacak en son kişi o iken, ona zarar gelmiş olmasını istemiyordu. Sıktığı yumruğu kapıya gideceği sırada kapının kilidi sessizce açıldı. Kilit ardından sakince aralanan kapı ortamın gerginliğine inat bir gıcırtı çıkarırken Serdar korku dolu gözlerle kapıya bakıyordu.

Miles, Serdar'ın hareketlerini izlerken Mavi ve Atlas yerdeki cesetlerden gözlerini ayıramıyorlardı. Her ikisi de tuhaf bulduğu bu olay üzerinde korkuyla düşünüyor ve ardından yaşayacakları her şey için atacakları ilk adıma hazırlanıyorlardı.

Aralanan kapıdan kafasını uzatan genç kadın ağlamaktan kızarmış gözleriyle karşısındaki adama baktı. Titreyen dudakları korkuyla hareketlendi. "Gi-gitti mi?"

Mavi ve Atlas, Lale'nin sesiyle kendine gelirken bakışları genç kadına döndü. İkisi de onu ürkütmemek adına geride durmayı tercih etse de Serdar kapıya yaklaşmak adına bir adım attı. Lale korkuyla çatılan kaşları ve titreyen kalbiyle hızla kapıyı kapattı. Diğerleri kapıya geldiğinde Serdar kapının ardında bekleyen kadına seslendi. "Lale, iyi misin?"

Kadının cevap vermesini beklemeden Atlas bağırdı. "Kim gitti mi Lale? Sen gördün mü?"

Serdar arkasındaki adama sert bakışlarla dönerken Atlas 'Ne var" anlamında başını salladı. Miles ikisi arasından geçip kapıyı tıklatırken sakin bir sesle konuştu. "Lale umarım iyisindir ama bunları yapanı gördün mü bize hemen bunu söylemen gerekiyor."

Kapı arkasından gelen tıkırtı ile içerideki sese kulak kesildiler. Üç adam da kapıda genç kadından bir hareket beklerken Mavi onların bir adım gerisinde olacakları izliyordu. Lale kapıyı tekrar aynı hızda açarken kafasını çıkarmamıştı bu sefer. Dudaklarının arasından kaçan hıçkırıkla ağlamasını zoraki bastırıyormuş gibiydi. "G-görmedim. O kadınların çığlıklarını duyduğumda ko-korktum, kilitledim kapıyı..." Yutkundu ve devam etti. "Buraya gi-girmek istedi."

Atlas kapıyı açmak için elini uzatacağı sırada Serdar onu bileğinden tuttu. Başını iki yana sallarken genç adamın bileğini geriye doğru bıraktı. Kadını daha fazla korkutmak istemiyordu. Mavi, kapıya doğru bir adım atarken durgun bir sesle konuştu. "Sesini duydun mu?"

Lale başını sımsıkı tuttuğu kapı koluna çevirirken titreyen bacaklarına inat konuştu. "O hiç konuşmadı a-ama... Hır-hırlıyordu." Son sözlerinden sonra yarım tuttuğu kapıyı açtı ve bitik haliyle yere yığıldı.

Serdar ayaklarının önüne düşen kadını hızla kucağına aldı ve odaya girdi. Arkasında bıraktığı şaşkınlık dolu bakışlar birbirlerine dönerken Atlas parmaklarını saçlarına geçirerek çekiştirdi. "Hırlıyor mu dedi o?" Mavi gözlerini kapatırken başını aşağı yukarı salladı.

Miles yerdeki kadınlara bakarak sinirle kahkaha attı. "Ne oluyor abi, ne oluyor?"

Kadın gözlerini açarken Miles'a döndü ve sinirle gülümsedi. "Alın size harika tatil."

Miles Serdar'ın arkasından odaya girerken Atlas diğer odaların kapılarına yöneldi. Peşinden ilerleyen Mavi bir bir yanından geçtiği odaların kapılarını kontrol ediyordu. Çoğu kilitli olan kapıların bir kaç tanesi açıktı onlarda muhtemelen temizlikçilerin açık bıraktığı boş odaların kapılarıydı. İkisi de aralarındaki sessizliği bozmamaya yemin etmiş gibi koridor boyunca odalara giriyordu.

Mavi, koridorun sonundaki kapısı açık odaya girdiğinde yüzüne vuran okyanusun kokusuyla kendine geldi. Sert rüzgarla kıstığı gözleriyle inceledi odayı. Eşyaları dağılmış odayı gördüğünde kısılmış gözleri şaşkınlıkla açılırken bağırdı. "Atlas, buraya gel!"

Genç adam koridorda duyduğu sesle elindeki yastığı yatağa doğru fırlatırken kapıya yöneldi. "Bir de bana emir verme diyor." Homurdanışının arasında koridorda bağırdı bu sefer. "Neredesin?"

Mavi, adımlarını odanın camlarına yöneltirken genç adama cevap vermedi. Atlas bu duruma kaşlarını çatarken endişeyle girmediği odalara hızla göz atıp çıkmaya başladı. "Mavi neredesin?" Girdiği odalarda her seferinde aradığını bulamamış gibi sıkıntılı bir nefes vererek çıkarken en sonunda doğru odaya girdi.

Elini kırık cama uzatan kadını gördüğü an korkuyla gözlerini büyüttü. Büyük adımlarla kadının yanına koşarken hızla onu kollarıyla sarıp kendine çekti. Mavi sıçrayarak kendine gelirken çığlık attı. Kollarından tutan adamdan kurtulmaya için debelenirken başını arkaya çevirdi. Gördüğü yüzle derin bir nefes alırken bağırdı. "Ne yapıyorsun lan sen? Bıraksana beni."

Atlas kollarında çırpınan kadını şaşkınlıkla yere bırakırken gözlerini büyüttü. "Sen... Kriz geç-"

"Hayır, saçmalama!" Genç kadın öfkeyle gözlerini devinirken aklına gelen gerçekle öfkesini henüz yerini aldığı korkuya bıraktı. Atlas karşısındaki kadının gözlerinin görülür değişen ifadesiyle kaşlarını çattı. "Ne oldu?"

Mavi ona camı gösterdi. Genç adam bakışlarını parçalanmış cama çevirdi. Yavaş adımları camın önünü bulduğunda ilerideki ormanlık alandan başlayarak her yere bakmış ama bu cama cama olacak bir şey bulamamıştı. En sonunda ayaklarını duvara dayarken ellerini soğuk mermere dayadı ve aşağıya baktı. O bakışlar yüzüstü yatan adamı gördüğünde şokla açıldı. Dudakları aralandığında başını Mavi'ye çevirdi. Genç kadının dudakları da titrek bir hal almıştı. Ne diyeceğini bilememiş gibi eğildiği yerden doğrulurken gözlerini endişeyle kırpıştırdı. "O mu yapmış?"

Genç kadın titrek bir nefes verirken başını iki yana salladı. "Ondan kaçarken olmuş olmalı."

"Mavi!" Koridorda duyulan ses ardından ikisi de birbirine bakarken Miles telaşla odaya girdi. "Betty'i gördünüz mü?"

"N-ne? Betty nerede?" Miles cevap vermeden öfkeyle yanındaki ahşap dolaba yumruk atarken ıslanan gözlerini sertçe sildi. "Ona beklemesini söylemiştim!" dedi cevap beklemeden dışarıya çıktı.

Mavi onun peşinden hızla odadan çıkarken Atlas hâlâ gördüğü şeyin etkisindeydi. Adımları tekrar pencereyi bulduğunda yaşlı olduğu kır saçlarından belli olan adama baktı. Takım elbisesi ve kalıbından anlamıştı Atlas kim olduğunu. Yerde kanlar içinde yatan adam müdürden başkası değildi.

....

Son beş dakikadır Miles ve Mavi otelin dışında genç kadının ismini haykırarak onu arıyordu. Atlas ise müdürün yanına gitmek için girişe inmiş ama duyduğu sesle otelin içerisinde dolaşıyordu. Mutfağa yönelen adımları uzunca birilerini bulmak adına dolaştı. Arada varlığını belli edercesine bağırıyordu. "Kimse yok mu?!"

Alamadığı her cevapta öfkesi biraz daha artıyordu. Bildiği kadarıyla otelin küçüklüğünden dolayı müdür dahil sadece on beş personeli vardı. İki güvenlik ve müdürün cesetlerinden sonra aradığı on iki personelden bir tanesine bile rastlamamıştı.

Bastığı yeri titreten adımları girdiği her odada biraz daha ağırlaşıyordu. Düşüneceği en son şey adaya getirdiği insanların düştüğü durumken ister istemez buna sinirleniyordu. Kimse daha olayın sıcaklığıyla ciddiyeti anlamamış gibi bir çözüm içerisindeydi. Atlas bunu yeni yeni anlıyor ve içindeki korku duygusunu yeşertiyordu.

Yukarı kata inen merdivene ulaştığında attığı ilk basamakta duyduğu çıtırtıyla kulaklarını dikti. Yerinden santim kımıldamazken kafasını dahi oynatmadı. Ses kendini tekrarlarken sesin geldiği yere döndürdü başını. Koridora vuran bir kadın gölgesiyle çatan kaşlarını serbest bıraktı. Kasılan vücudu rahatlıkla hareketlenirken duvarın yanında, görünmediğini düşünen kadına ilerledi.

Genç kadın onun adım sesleriyle telaşlanırken bulunduğu duvara daha çok sindi. Atlas onun tam karşısına geçtiği an genç kadın, adamın yüzüne bakmadan olduğu yere çöktü ve başını dizlerinin arasına aldı. "Ne olur  bana bir şey yapma! Sana ne istersen veririm, ne olur!"

Atlas'ın dudağının kenarı ruhsuz bir hareketle kıvrıldı. "Ne istersem mi?"

Kadın hızla başını kaldırdığında derin bir nefes aldı. Korkudan titreyen ellerini kucağından çekip iki yanına koydu ve başını, karşısındaki adamın varlığının rahatlığıyla duvara yasladı. Sulanan gözlerinden düşen bir damla yaşı dudağına varmadan titreyen parmaklarıyla sildi. Gözlerini bir an için yukarıya kaldırırken küçük bir tebessüm açtı dudaklarında. "Sesimi duydun." dedi fısıltıyla.

"Efendim?" dedi Atlas kaşlarını çatarken. "Bak aslında ne dediğin umurumda değil. Şimdi yerinden kalk ve beni diğerlerinin yanına götür."

Kadın geriye yasladığı başını adama çevirirken söylediklerini düşünür gibi bir süre konuşmadı. "Sen... Sen misafirlerin buraya gelmesini sağlayan adamsın."

Atlas ona bu sefer tek kaşını kaldırmış bakarken yüzüne doğru eğildi. "Hanımefendi beni duyuyor musun?" dedi sesini yükseltirken.

"Duyuyorum elbette." Bu sefer kaşlarını çatma sırası genç kadındaydı. "Diğerlerinin nerede olduğunu bilmiyorum. O... O geldiğinde ortadan kayboldu herkes."

"O kim? Dışarıdaki insanlara bunu yapanın kim olduğunu gördün mi?" Atlas'ın telaşlı sorusuyla kadın yerinden kıpırdandı. "Dı-dışarıdaki insanlara ne oldu?"

"Bana cevap ver!" Atlas'ın kükreyişi duvarlarda yankılanırken kadın olduğu yere iyice sinmişti. "Görmedim ben, görmedim. Ahsen gel-geldi. Bir adamın Bilge'ye saldırdığını söyledi sonra tekrar gitti."

"Onlar kim? Ahsen nereye gitti?" Atlas'ın sabırsız sorularına yanıt veremeyecek kadar kötü görünen kadın korkudan kanattığı dudaklarını oynattı. "Odalarınızı temizlemek için gelen kadınlar." Yutkundu ve ellerinden destek alarak ayaklandı. "Ahsen, Bilge'nin çığlıklarına dayanamadı ve-"

Atlas elini durması için ona uzattı. "Ahsen başka bir şey söylemedi mi?" Sonra birden aklına bir şey gelmiş gibi gözlerini açtı. "Adam mı dedin sen? Ahsen onun bir insan olduğunu mu söyledi?"

"Evet." Kadın yerinde dikleşirken adamdan bir adım uzaklaştı. "Her şey çok hızlı oldu. Ahsen geldi 'Yukarıda bir adam var. Bilge'ye saldırıyor.' dedi ve duyduğu çığlıklara dayanamayıp tekrar yukarıya çıktı."

Atlas onun sözünü keser gibi araya girdi. "Siz? Siz gitmediniz mi?"

"Yanımızda kimse yoktu. Sadece Güneş, Sevinç, Deva ve ben vardık. Biz peşinden gidecektik ama bu sefer Ahsen'in sesi..." Gözleri yeri aşındıracak kadar acı dolu bakıyordu. Sanki onu gönderdiği için acı içindeydi. "Biz korktuk. Herkes bir yere kaçtı."

"Başka kimse yok mu? Nerede bu insanlar?"

"Orenda'nın otel için hazırladığı bir deposu var. Aşçı bir kaç kişiyle oraya gitmişti en son ama hâlâ gelmediler. Otel sandığınızdan daha büyük, diğerleri alt kata inmiş olmalılar."

"Alt kat?"

Kadın onu başıyla onaylarken titrek bacaklarını sabit tutmaya çalışarak adımlarını merdivene çevirdi. Genç adam bir süre onun arkasında çatık kaşlarla bakarken çok sürmeden peşine takıldı. "Adım Selin." Kadının arkasına bakmadan mırıldanışını Atlas duymuştu. Cevap vermeye bile tenezzül etmezken kadının kolundan tutup durdu. "Nereye gidiyoruz?"

Onun tutuşuyla merdivene atacağı ilk adımı havada asılı kaldı. "Yavuz Bey size söylemiştir burası önceden bir askeri üst idi. Bu otel gördüğünden daha fazlasını içeriyor ve inanın aşağısı yukarıdan daha büyük. Herkes korkuyla oraya saklanmış olmalı."

"Oranın kapalı tutulduğunu sanıyordum." Atlas kendi kendine konuşur gibi mırıldanırken bakışlarını genç kadından boş merdivene çevirdi.

"Boşaltıldığı için kullanılıyor." Selin onun söylediklerine cevap verdiğinde Atlas tek kaşını kaldırdı. Kolunu ileriye doğru bırakırken çenesine merdiveni gösterdi. "Hadi."

İkisi merdivenleri hızlı adımlarla bitirirken karanlık bir koridorla karşılaşmışlardı. Selin elini sürttüğü duvarda ışığı yakacak düğmeyi bulduğunda ortam beyaz floresanla aydınlandı. Atlas yüzüne vuran beyaz ışıkla gözlerini kıstı. Selin ona dönmeden koridorun sonuna hızla ilerlerken Atlas büyük adımlarla ona yetişti. Genç kadının elleri yan dönmüş geniş bir içecek dolabının yanını bulduğunda çatılı kaşlarını düzeltti.

Atlas ise etrafındaki odaların kapılarına bakıyor ve görüş açısını toparlamaya çalışıyordu. Çamaşırhane yazan kapı yarılanmış içerideki makinelerin sesi net bir şekilde duyuluyordu. Hemen iki kapı yanında bulunan odanın kapısında yazan yazıyla kaşlarını çattı ve Selin'e döndü.

Baş parmağıyla gerisinde duran kapıyı gösterirken sordu. "Depo burada, aşçı nereye gitti?"

...

Adam elleri altında titreyen bedene kaldırdı kafasını. Yatağın hemen dibinde dizlerinin üstüne oturmuş başını ellerinin üstüne yaslanmıştı. Dışarıdan hasta annesi için dua eden küçük çocuklara benzeyen haline aldırmadan genç kadını izliyordu. Korkudan bayıldığını düşünüp yatağına yatırmış dokunmamaya dikkat ederek başında bekliyordu.

Bayılalı belki de yarım saat anca geçmişti ve Lale daha yeni yeni hareketleniyordu. Serdar heyecanla onun hareketlerini izlerken dizlerinin üstünde geriye gitti.

Genç kadın gözlerini kırpıştırırken hareleri ilk önce tavanı bulmuştu. Beyaz tavanda bir süre dolanan bakışları aklına düşen görüntülerle son buldu. Hızla yerinde doğrulurken odada bulunan adamdan habersiz çırpınan kalbi hatırladıklarıyla daha da hızlandı.

Serdar onun hareketlerini uzaktan izlerken müdahale etmesinin bir işe yapamayacağını biliyordu. Eğer üzerine gider ve ne olduğunu sorarsa onu daha çok korkutabilir ve tekrar bilgini kaybetmesine sebep olabilirdi. Bir kuş kadar küçük gördüğü bedenine gülümsemeye çalışarak baktı. "İyi misin?"

Genç adamın sesiyle düşüncelere dalmış olan kadın dudaklarından küçük bir çığlık kaçmasını engelleyemedi. Oturduğu yerden yatağın köşesine doğru kendini ittirirken dizlerini kendine doğru çekti. Kendini savunmaya almak ister gibi yaptığı bu hareketle başını dizlerine yasladı. Bir kuşun kanat çırpışı gibi çarpan kalbiyle dudaklarını aralarken boğuk çıkan sesiyle konuştu. "S-serdar."

Serdar, ismini duyduğunda kaşlarını şaşkınlıkla havalandı. "Efendim?" dedi dizlerinin üstünde kalkarken.

"Gitti mi?" Lale başını dizlerinden kaldırmamaya inat eder gibi bir de gözlerini sıkıca yummuştu. Bu hareketlerine ters düşen cüretkar sesi Serdar'ın kulaklarını doldurduğunda genç adam şaşkınlıkla gülümseme arasında kalır gibi bir ifadeye büründü. "Gitti Lale, güvendesin. Yanındayım."

Genç kadın duydukları ardından gözlerini dizlerinin karanlığına açarken başını yavaş hareketlerle kaldırdı. "Neydi o?"

"Ne, neydi?" Bu sefer kaşlarını çatmıştı genç adam.

"Ben oturuyordum... Sonra dışarıdan bir ses duydum. Kadının biri bağırıyordu." Dizlerini karnından uzaklaştırırken Serdar hariç her yere döndü bakışları. Genç adam ise dimdik kadına bakıyordu. "Sonra sustu. Başka bir kadın 'Yardım edin!' diye bağırdı. B-ben yapamadım." Gözleri suçluluk duygusuyla dolarken tırnaklarını üstünde oturduğu yorgana geçirdi. "Onları dinlerken sessizlik oldu ve ben," derken ilerideki kırılmış vazoyu gösterdi. "Onu devirdim. K-kapıya vurdu." Gözyaşları artarken dudaklarından küçük hıçkırıklar kaçmaya başladı. "Çok vurdu, kıracak diye çok korktum." Elleri başının iki yanına gitti ve gözlerini acıyla yumdu. Yerinde sallanmaya başladığında Serdar hızla kalktı ve başına dikildi.

Genç kadının sayıklamalarına son vermek istiyordu. O an, ona sarılmak, her şeyin geçeceğini söylemek istedi ama biliyordu ki ne buna cesareti ne de hakkı vardı. "Lale." diyebildi sadece elini ona uzatırken.

"Hayvan olduğunu sandım, o kadar çok hırlıyordu ki. B-ben yardım edemedim. Bana yardım edemedikleri gibi bende yardım edemedim." Hıçkırıkları artmaya devam ederken Serdar tekrar dizlerinin üstüne çöktü ve ona yaklaştı.

Kadın oturduğu yerden kaymış ve dizlerini yataktan aşağıya sallandırmıştı. "S-serdar ben yardım edemedim." Kızarmış gözlerini dizlerinin dibinde ona bakan adama çevirdi. "Ben yardım edemedim onlara."

Serdar kadının bitmiş ifadesine korkuyla bakıyordu. Cevap verecek bir şey bulamazken avucunu genç kadına uzattı. "Lale, bunu kimse bilmeyecek. Sen sadece kendini korudun tamam mı?"

Lale'nin ürkek bakışları Serdar'ın eline döndüğünde gülümsemeye çalıştı. Başını iki yana sallarken, "Ben kendimi koruyamadım." dedi dudaklarına bir damla düşürürken.

Serdar'ın bakışları anlık genç kadının dudaklarına döndüğünde kendini toparlamak adına başını iki yana salladı ve yerinden kalktı. "Diğerlerinin yanına gitmemiz gerekiyor."

Lale göz yaşlarını silmeye çalışırken titrek bir nefes verdi. "Onlar nerede?"

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Ben bununla omuz omuza savaşırım dediğin biri var mı? Neden öyle düşündün?
X

Daha iyi hizmet verebilmek için sistem içerisinde çerezler (cookies) kullanmaktayız. "Çerez Politikamız" sayfasından daha detaylı bilgilere erişebilirsin.

Anladım, daha iyisini yapmaya devam edin.