Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
Orenda 21 Gün - Sözümoki
18 Eylül 2021, Cumartesi 12:52 · 126 Okunma

Orenda '21 Gün'

9. Bölüm ~ Kaybolan Bedenler
 
Sağ elini yumruk yaparak yanındaki ağaca hızla geçirdi genç adam. Bir saate aşkındır ormanlık alanda arkasında dikilen kadınla birlikte bağıra çağıra kardeşini arıyordu. Otelden çıktıklarından beri sahilden başlayarak sahalarda devam eden aramalar yolun sonunu aktivite ormanına getirmişti.

Ormanın geniş toprak yolu keşif için atv ve bisiklet için uygun hale getirilmişti, bu yüzden tek yolu olan bu ormanda kaybolmak, yolu takip ettikleri sürece imkansızdı. Miles bunun bilgisini geldikleri gün müdürden detaylıca öğrenmişti. Hatta çitlerin ötesi hariç adanın her yerini biliyordu. Buna rağmen kardeşini bulamıyor oluşu aklına kötü sonları getiriyordu.

Omzuna dokunan parmaklarla ıslanan gözlerini elinin tersiyle sildi ve arkasını döndü. "Miles ne yapacağız?" Genç kadının çaresiz bakışlarından bunu sadece Betty için sormadığını biliyordu.

Bir felaketin ortasına düştüklerinin farkına varmışlardı ama şuan sakın kalmaktan başka bir şey ellerinden gelmiyordu. Ortalığı velveleye verip kendilerini de yem etme niyetinde değildirler. "Otele dönmeliyiz." dedi genç kadın buruk bir gülümsemeyle. Burada bakabilecekleri çoğu noktaya bakmışlardı ve artık dönmekten başka çareleri yoktu.

"Müdür depolarda bahsetmişti. Oraya bakmadık Mavi. Belki de gördüklerinden korktuğu için oraya kaçtı."

"Hayır Miles, oraya baktık. Ormanın girişinde etrafında dolaştığımız küçük binalar o depolar. Lütfen artık dönelim." Miles'a arkasını dönerken boğazını temizledi. "Hem belki de Betty diğerleriyle birliktedir. Henüz Yaşam da ortada yok."

Miles acıyla gözlerini kapatırken parmaklarını parlak saçlarından geçirdi. Karşısındaki kadını başıyla onaylarken arkasından ilerlemeye başladı. Söyledikleri mantıklı gelmişti. Betty akılsız bir kız değildi. Bir şeylerden kaçmışsa eğer ilk noktası kalabalık alanlar olurdu.

Onlar ormandan çıkmak için hızlı adımlarla ilerlerken ormanın bir diğer girişinde aşçı ve iki garson otele malzeme götürmek adına kasaları kucaklamışlar olaylardan haberi muhabbet ediyorlardı. "Akşama bir keşkek patlatman yok mu be İskender abi."

"Adam misafirlere portakallı ördek yapayım diyor sen keşkek diyorsun. Geçenlerde vizyon arayan adama bak sen." Genç adam sözlerinin üstüne arkadaşının omzuna omzuyla vurdu.

Arkadaşı neşeli bir kahkaha atarken üç adım ilerisinde yürüyen aşçıya tek adımda yaklaştı. "Abi sen onu dinleme bak. Gece rüyamda gördüm, kokusu burnuma geldi. Bir yerlerim şişerse sorumlusu sen olursun." dedi masum gözlerle aşçıya bakarken. Yaşlı adam gülmemek için dudaklarını birbirine bastırırken boğazını temizledi. "Bakarız."

Çınar kaşlarını çattı bu sefer. "Ne demek bakarız. Geçen şırdan istediğim zaman beni niye reddettin o zaman." dedi itiraz eden bir sesle.

İskender adımlarını durdururken kaşlarını çatarak geriye döndü. "Ben nereden bulayım lan sana onun malzemelerini." Sonra alay eder gibi sırıttı. "He ben bulurum diyorsan git şu çitlerin arkasında süpermarket veya çiftlik ara." Burak, aşçının esprisine gülerken Çınar burun kıvırdı. "Ayrımcılık yapıyor-" Çınar keyifle konuşacakken sözünün kesilmesiyle durdu.

"Hey!" Üçü de başını aynı hızla onlara doğru koşan genç kadına çevirdi. "Buyurun?" dedi Burak elindeki kasayı ayaklarının ucuna bırakırken.

Genç kadın arkasında ona yetişmeye çalışan adamla birlikte İskender'in önünde durduklarında hızla sordu. "Burada turuncu saçlı, kısa boylu bir kadın gördünüz mü?"

Mavi'nin sorusuyla birbirlerine bakarlarken bu sefer Çınar söze atıldı. "Sabah aranızdaki beyefendiye kahvaltıda gördüm." Burak onu onaylarcasına başını sallarken, "Evet bende sabah gördüm." dedi. Miles ağzının içinde bir şeyler mırıldanırken yaşlı adam lafa girdi. "Neden arıyorsunuz? Ne oldu?"

Mavi sıkıntıyla oflarken gözlerini yumdu. "Sanırım acilen otele dönmemiz gerekiyor."

....

"Sizden başka kim var otelde Selin?"

"Aşçı ve iki garson depoya gittiler. Onlar haricinde Buse, Çağla ve güvenlikleri bulamıyoruz. Geri kalan herkes burada." Atlas, kadından gözlerini çekerken birkaç metre ileride oturanlara baktı bu sefer. Küçük otelde çalışan neredeyse herkes buradaydı. Gözleri tanıdık sima ile buluşunca göz devirmeden edemedi genç adam. Adımların ona yöneldiğini hisseden kadın bakışlarını hızla yerden kaldırırken derin bir nefes aldı ve ayağa kalktı. "Abim nerede?"

"Sen neden haber vermeden ortadan kayboluyorsun?!" dedi Atlas sesini yükseltirken. "Seni aramak için otelden çıkmak zorunda kaldılar. Çocuk oyunu içerisinde miyiz sence?"

Betty kaşlarını çatarken geriye adımları. "Bana sesini yükseltme hakkını sana kim veriyor? Beni buraya zorla getirdiler. Sizin yukarıda olduğunuzu söylediğim halde dinlemediler beni." dedi yanındaki adamlara bakarken. Atlas onun baktığı yerdeki adamlardan biriyle göz göze geldiğinde tek kaşını kaldırdı. "Öyle mi? " dedi adamdan onay almak ister gibi bakarken.

Otelin tek barmen olan Egemen başını hızla aşağı yukarı salladı. "Yardım etmek istedik ama yukarı çıkmamız imkansızdı."

"Ne demek imkansızdı? Bizi orada ölüme terk etmiş olabilirdiniz öyle mi?"

"O temizlikçilere ne olduğunu gördün dostum. Aynısını yaşamak istemiyorum." Atlas adamın üzerine yürüyeceğiz sırada aklına gelen şeyle durdu ve Betty'e döndü. "Yaşam'ı gördün mü?"

Betty gözlerini büyütürken dudaklarını hayretle açıldı. "Kahvaltıdan sonra spaya gideceğini söyledi ve yanımdan ayrıldı. Bir daha görmedim. Y-yoksa... "

"Hayır hayır ona bir şey olmadı." dedi ve düzeltti. "Bildiğim kadarıyla olmadı. Onu bulmamız gerekiyor." Bu sefer Betty' arkasını dönerek kalabalığa doğru konuştu. "Ben bulduğum herkesi buraya getireceğim. Hiçbiriniz buradan dışarıya çıkmayacak veya içeriye birini almayacak."

Herkesten onaylar mırıltılar çıkarken bakışları Egemen ve Selin' döndü. "Siz benimle geliyorsunuz."

Betty öne atıldı. "Bende geliyorum" Atlas ona dönerken sıktığı dişlerinin arasından," Sen burada kalıyorsun. " dedi her kelimeyi bastırırken. Sesini yükseltirken kalabalığa baktı ve işaret parmağıyla Betty'i gösterdi. "Rica ediyorum ona sahip çıkın. Nasıl buraya getirirken zor kullandıysanız dışarı çıkmaması içinde aynısını yapın."

Birilerinin sorumsuz davranışı yüzünden yara alan insanlara çok rastlamıştı ve bu durum onu çok sinirlendiriyordu. Bize yaşanılması öğrenilen bir hayat verilmişken dersinde kötü olan insanlar yüzünden hayatı suçlayan bir insan olmak istemiyordu genç adam. Ama ona gelen hastaların hepsi bu hayatın kötü oyunlarına değil hilekarların oyunlarına yenilmiş oluyordu. Ve en son istediği şey o hastaların yerinde olmaktı.

Üçü birlikte çelik kapıdan dışarıya çıkarken büyük içecek dolabını kapıyı örtmek adına ittirdiler. Herkes bir araya gelmeden ve bu vahşeti yaşatan kişi ortaya çıkmadan burayı gizlemeleri en doğrusu olacaktı.

Hızlı adımlarla otelin girişine çıktıklarında her şeyin bıraktıkları gibi kaldığını gördüler. Atlas buna çok takılmadan yanındaki kadına döndü. "Yaşam Sevinç hangi odada kalıyor biliyor musun?" dedi merakla cevap beklerken.

"Hayır, biz odaların olduğu kata çıkamıyoruz." Egemen söze girdi. "Odaların olduğunu kata temizlik harici çıkılmıyor. Oda servisi bile yok henüz."

Atlas aklına gelen şeyle histerik bir kahkaha attı. "Sizin güvenliklerden haberiniz var mı?" Egemen merakla kaşlarını çattı. "Ne olmuş onlara?"

"Sahilde." dedi ters gülümsemesi silinirken. "Cesetleri."

Selin korkuyla çığlık atarken geriye adımladı. "Na-nasıl olur?" Egemen ellerini şaşkınlıkla kafasının üstüne koyarken gözlerini kocaman açmış Atlas'a bakıyordu. "İnanın şuan hiç şaşırmanın zamanı değil. Eğer bunu kimin, neden yaptığını öğrenmezsek sonumuz arkadaşlarınız gibi olacak."

Egemen onu dinlemeden hızla büyük kapıdan çıkarken adımlarını sahile yöneltmişti. Selin onun gidişini bekliyormuş gibi peşinden koşmaya başlarken Atlas sinirle bir küfür savurdu. "Sizin yapacağınız işi sikeyim! Bekleyin!"

...

"Kapı kilitli mi?" dedi Lale onuncu kez tekrarlarken. Serdar burnundan nefes verirken yine aynı sabırla cevapladı. "Evet kilitledim."

"Serdar..." Bu sefer cevap vermesini beklemeden mırıldandı. "Kilit kırılırsa."

"Lale!" Genç adam gözlerini yumarken gülümsedi. "Ne kapıya ne de kilide bir şey olacak. Olsa bile ben varım burada. Korkmana gerek yok."

"Emin misin kilitli olduğuna." dedi genç kadın bakışlarını yere indirirken.

"Git kontrol et." dedi Serdar sabırsızca kapıyı gösterirken. Lale kaşlarını çatarken ona mantıklı gelen öneriye karşı ayağa kalktı ve kapıya yöneldi. Kısa adımlarla kapıya vardığında kulpu yavaşça indirdi. Açılmayan kapıyla rahat bir nefes alırken kilidi birkaç defa çevirdi. Tekrar yerine oturduğunda öncesine nazaran yüzünde rahatlamış bir ifade vardı. Açık kahve saçlarını geriye savururken gözlerini huzurla yumdu. Serdar'da tıpkı onun gibi gözlerini kapatırken geriye yaslandı. "Nihayet."

Genç kadını buradan çıkarmak, diğerlerinin yanına götürmek istiyordu ama kapının önündeki bedenler bunu yapmaması için en büyük sebepti. Kadının buna nasıl tepki vereceğini bilmiyor, herhangi bir travma olasılığının korkuyordu. Bayıldığı andan beri diğerlerini görmemişti. Nereye gittiklerini, ne yaptıklarını deli gibi merak ediyordu. "Lale," dedi Serdar gözlerini açmadan kuru bir sesle.

Lale kafasını dizlerinden kaldırdı ve karşısında en köşede oturan adam dikti gözlerini. "Efendim."

"Buradan çıkmamız gerekiyor biliyorsun değil mi?" dedi gözlerini açarken. Lale boş bakışlarla Serdar'a bakmaya devam ederken ikisi bir süre sessizce birbirini izledi. Lale uzun zaman sonra ilk defa cesurca bir erkeğin gözlerine bakıyor, bu bakışlardan da korku duymuyordu. Serdar bu anlamsız bakışmayı sonlandırmak adına boğazını temizlerken bakışlarını yere indirdi. "Bir şey söylemeyecek misin?"

"Buradan çıkmamamız gerektiğini söylemiştim. Dışarıda bir şey var." dedi Lale kendinden emin bir sesle. Serdar dirseklerini dizlerine yaslarken avuç içini çenesine dayadı ve bakışlarını Lale'ye çevirdi. "Dışarıda sadece bir şey değil birçok şey var. Mesela arkadaşlarımız gibi veya otel çalışanları gibi."

Lale zorlukla yutkunurken bencilce düşüncesine lanet okudu. "Haklısın a-ama ben..."

"Gelmek istemiyorum diyeceksen eğer asla kabul etmeyeceğim." dedi ve avuçlarını dizlerine vurarak yerinden kalktı. "Bunu bil." Adımları kapıya döneceği sırada durdu ve omzunun üzerinden Lale'ye baktı. "Seni burada bırakamam."

Genç kadın sıkıntıyla derin bir nefes alırken ayaklarını yataktan aşağıya sarkıttı. "Serdar dışarıda ne olduğunu bilmiyoruz. Sana dışarıdaki şeyin hırladığını söyledim."

Serdar çaresiz bir sesle elini havada sallayarak konuştu. "Sonsuza kadar burada kalacağımızı mı düşünüyorsun? Kimse bizi aramaya gelmeyecek, dışarıda olanlardan bir habersin Lale. Buradan çıkmaktan başka çaremiz yok."

Genç kadın kaşlarını çattı. "Bize yardım etmeyecekler mi?"

Huzursuzca kıpırdandı genç adam. "Belki bugün yardıma gelir bizi buradan kurtarırlar, ama sonra... Herkes kendini düşünecek Lale. Daha en başında birilerinden yardım bekleyerek geride kalırsan bu her zaman böyle devam eder ve sonun dışarıdaki insanlardan farksız olmaz." Yüzünde acı bir gülümseme açarken vücudunu tamamen ona çevirdi. "Ama bana güvenebilirsin, ben asla seni yarı yolda bırakmayacağım."

Lale sulanan gözlerini omzuna silerken gülümsedi ve parmağıyla köşedeki sehpayı gösterdi. "Şu sehpanın ayaklarını kırabilir misin?" Serdar sorar gibi kaşlarını çatarken devam etti. "Sopaya ihtiyacımız olabilir."

...

İki hafta önce çalışmak için geldikleri bu sakin adada birkaç adım ilerideki kadının söyleyeceklerini bilmeden sessizce ilerliyordu genç garsonlar. Kadının korkmuş ve şaşkın yüzüne karşın ne olduğunu sorduklarında cevap alamamışlardı ama bir şeylerin yolunda gitmediği açıktı. Aşçı bir kaç kez lafa girmiş ama o da cevap alamamıştı. Bu misafirler görünüşe göre sadece birini aradıkları için bu halde değildi. Kadının sabırsız adımları hemen yanında sert adımlarla ilerleyen adamın endişeli gözleri onlarıda korkutmuştu.

Çınar yavaşça arkadaşının yanına sokulurken kulağına doğru nefesini vererek fısıldadı. "Ne oluyor oğlum?" Burak kulağına değen sıcak nefesle huylanırken elini kulağına sürttü ve kaşlarını çatarak arkadaşına döndü. "Ne olduğunu bilmiyorum ama şu tuhaf gözlü kızın bakışları pek de iyi şeyler olduğunu söylemiyor."

"Yanındaki adamda öyle. Korkuyor gibiler." Burak arkadaşını başıyla onaylarken sessiz kalmayı tercih etti. Çınar arkadaşından uzaklaşırken büyük adımlarla Mavi'nin yanına yanaştı. Genç kadın yandan bir bakış atarken yürümeye devam ettiğinde Çınar sabırsızca saçlarını karıştırırken sordu. "Hanımefendi arkadaşınız kayıp mı?"

Mavi onu başıyla onaylarken boğazını temizledi. "Evet yaklaşık bir saattir ortada yok." Çınar anlayışla başını salladı. "Otelde olmalı, bizde yaklaşık bir saattir buradayız, birinin geldiğini görmedik. Sorun yoktur eminim." Miles sinir bozucu bir kahkaha attı onları dinlediğini belli eder gibi. "Emin ol sorun sadece kardeşimin kayıp olması değil." Mavi hızlıca başını aşağı yukarı salladı. "Sahilde ve otelde cesetler var."

Aşçı korkuyla gözlerini kocaman açtı. "Ne?" Burak ve Çınar bunun bir şaka olduğunu duymak istiyor gibi sinir bozucu bir gülümseme takmışlardı dudaklarına. "Ne diyorsunuz hanımefendi?" dedi Burak dalga geçer gibi bir nefes verirken.

"Bence kendiniz görmelisiniz." dedi Mavi, Miles'a bakarken. Genç adam onu başıyla onaylarken arkalarındaki adamların sorduğu hiçbir soruya cevap vermedi tıpkı Mavi gibi. Kendileri görsün ve öğrensin istiyordu kadın.

Kısa süren yolun ardından otele yaklaştıklarında otelin girişinde bir koşuşturma olduğunu gördüler. Mavi tekrar bakışlarını Miles'a çevirdiğinde onunda oraya baktığını gördü. Diğerleri hâlâ kendi aralarında bağırışıyor ve bu koşuşturmayı görmüyordu. Genç kadın gözlerini kısarak kim olduklarını kestirmeye çalıştığında gözüne ilişen Atlas'a takıldı. Önünde biri erkek diğeri kadın olmak üzere iki kişi sahile koşuyor Atlas'da onların arkasından bağırarak ilerliyordu. Bağırmasına rağmen sadece yankı olarak gelen sesten ne söylediği anlaşılmıyordu ki Miles sert bir sesle sordu. "Onları mı kovalıyor?"

Mavi başını iki yana sallarken adımlarını hızlandırdı. "Hayır, öyle olsa daha hızlı koşacağına eminim." Arkasına bakmadan onlara hitaben konuştuğunda Burak ve Çınar onu kulak kesildi. "Mideniz sağlamdır umarım. Hızlı olun!" dedi ve Miles ile birlikte hızla sahile doğru koştu. Diğerleri de hızla onun arkasından ilerlerken aşçı onlara nazaran fazlasıyla geride kalmıştı koca göbeği yüzünden.

Hızlanan adımları sahilin kumlarına battığında yavaşlamıştı. İlerideki bağırışı duyuyorlar ama tükenen nefesleriyle ve kumlara gömülen ayaklarıyla seslerin netleşmesi zaman almıştı.

Selin'in feryadını ilk duyan Çınar oldu. Kalbi korkuyla atarken kumlara aldırmadan adımlarını hızlandırdı ve kısa sürede o korkunç dakikaların içinde buldu kendini. Tıpkı peşinden gelen Burak gibi. İkisi de arkadaşlarının başında dizlerinin üstüne çökmüş Selin'e baktığında başta olayı anlamamış gibi kaşlarını çattı. Ardından korku dolu gözleri Selin'inin dizinin dibinde biten kanları takip ederek arkadaşlarına döndü. Çınar olduğu yerde dizlerinin üzerine çöktüğünde Burak soğukkanlılıkla yutkundu.

Atlas kaşlarını çatmış gelen adamlara bakarken bu durumla yeni karşılaştıklarını anlamıştı. Yüzünde acır bir ifade oluşurken duyduğu bir başka adım sesiyle soluna döndü. Mavi ve Miles'ın gelişini gördüğünde gözlerini kapatıp bir nefes verdi. Gün içerisinde içini rahatlatan tek haber onlarında sağ olduğunu görmekti belki de. Ya da sadece onun.

Diğerlerini geride bırakarak acele adımlarla Mavi'nin önüne geçerken onu durdurdu. Kadın bakışlarını onun yüzüne çıkarırken sorar gibi tek kaşını kaldırdı. "Ne oldu?" dedi merakla.

Atlas bakışlarını genç kadının gözlerinden zoraki çekerken onun yanında dikilen adama döndü. "Betty güvende. Otelin aşağı katına indirmişler zorla." Yanlış anlamaması adına durdu ve ekledi. "Arkamda dikilen barmen cesetleri bizden önce görmüş. Başkalarına haber vermek için aşağıya inmiş, bizim yukarı çıktığımız sırada tekrar girişe gelmiş olmalı. O ara almış Betty'i."

Miles'ın saatlerdir çatık duran kaşları rahatlamanın verdiği hisle serbest kalırken derin bir nefes aldı ve adımlarını şoku atlatamamış olan Egemen'e çevirdi. Adamın omzundan tutup bir şeyler söylerken Atlas, Selin'e döndü. "Selin!"

Genç kadın burnunu çekerek yanan gözlerine inat Atlas'a döndü. Atlas, arkadaşlarının başında korkuyla dikilen adamları gösterdi. "Onları al Egemen'i takip et. Aşağıya inin ve bizi bekleyin. Diğerlerini bulacağız." Kadın itiraz edeceği sırada Atlas sözünü kesti. "Başında oturduğun adamın yaşadıklarını yaşamak istemiyorsan eğer dediğimi yap." Sahile daha yeni adım atmış aşçıyı gösterdi. "Onu da unutmayın."

Cevap beklemeden önüne döndüğünde soru işareti dolu bir yüzle karşılacağını bildiği için Mavi'nin yüzüne bakmadan kolundan tuttu ve sahaların olduğu tarafa çekmeye başladı. Genç kadın itiraz etmeden peşinden giderken nazik tutuşu karşısında dudak büktü ister istemez. Atlas ona dönmeden, "Müdürü buldum." dedi soğuk bir sesle. Mavi heyecanla adımlarını hızlandırdı ve onunla aynı hizaya gelip yüzüne doğru eğildi. "Nerede?"

Atlas kısa bir an Mavi'nin harelerinde gezinirken tekrar önünde döndü. "Birazdan görürsün." Mavi onu başıyla onaylarken bileğini onun elinden kurtardı. Atlas itiraz etmeden yürümeye devam ettiğinde kısa süre içerisinde binanın köşesine varmışlardı. Mavi ne olduğunu anladığında dudaklarından bir küfür çıktı. "Pencereden düşen adam müdür müymüş? Ben o adamı tamamen unutmuştum." dedi kadın dert yakınır gibi. Onca karmaşa arasında Betty'nin kaybolma haberi ardından tamamen aklından çıkmıştı.

Son köşeden döndüklerinde ise yerde yatan adamın müdür olduğu kesinleşmişti. Mavi korkuyla etrafına bakınırken Atlas adama doğru yaklaştı. "Sence onları orada bırakmakla iyi mi yaptık. Ya bunu aralarından biri yapmışsa?" dedi Mavi sahaların arkalarında dolaştırdığı gözleriyle.

Atlas, müdürün önünde dizlerinin üzerine çöktüğünde nabzını kontrol etti. "Olay daha yeni oldu Mavi. Aralarında üzerinde tek bir kan lekesi olan gördün mü? Ben söyleyeyim, hayır. Cesetlerin çoğu neredeyse parçalanmış durumda. Bunu yapan birinin temiz kalmasını bekleyemezsin." dedi ve dizlerinin üstüne, etrafı inceleyen kadına döndü. "İşin garibi müdür kan içinde olmamasına rağmen ölü."

Mavi bakışlarını Atlas'a çevirdi. "Bunu yapan kişiden kaçarken düşmüş olmalı." Bu sefer Atlas devam etti. "Bunu yapanın insan olduğunu mu düşünüyorsun?" dedi şüpheyle. "Lale hırladığını söylemişti sadece."

"Anlamadım?" dedi Mavi tek kaşını kaldırırken.

"Bilmiyorum belki de sen... Sen kriz geç-" Atlas dilinin ucuna gelenleri söylemeye çalışırken Mavi elini hızlıca havaya kaldırdı. "O bakışların altındaki şüpheyi görebiliyorum Atlas. Kendine gel! Böyle bir şey olmadı... Ben kimseye zarar vermem!" dedi Mavi işaret parmağını Atlas'a doğru sallarken. Böyle bir şeyin iması dahi ona öfkelendirmeye yetmişti.

Atlas ne yaptığını anladığında genç kadın çoktan arkasını dönmüş otelin arkasına doğru ilerlemeye başlamıştı. Yerde yatan bedene bakmadan hızla kadının arkasından ilerlerken bir yandan da ona sesleniyordu. "Mavi beni yanlış anladın!" Kadın ona dönmezken kıyıya yaklaşan toprak zemine girdi birden. Sıklaşan ağaçların arasında adımları yavaşladığında Atlas'ın sesi daha net gelir olmuştu. "Mavi!"

Adam, Mavi'nin hizasına geldiğinde tam ağzını açıp konuşacağı sırada genç kadının gözlerini dikmiş olduğu yere döndü merakla. Toprak zeminde kan içinde yatan bedene şaşırmamışlardı. Sanki gündelik hayatlarında rutinleşmiş bir olay gibi sakin adımlarla bedene yaklaştıklarında kan içinde kalan yüzünü yeni görebilmişlerdi. Mavi karşılaştığı tanıdık yüzle sesli bir nefes alırken Atlas eliyle yüzünü sıvazladı. İşte şimdi işler kötüye gidiyordu.

Atlas hareketlenirken yerde yatan bedene doğru eğildi tekrar. Elini nabzına götürdüğünde beklediğinin aksine hissettiği hareketlilikle çocuk gibi sevindi o an. "Hayatta!" dedi Mavi'ye ümitle bakarken. Genç kadın işte buna fazlasıyla şaşırmıştı. Adamın yanına çöküp vücudunu incelerken bir yandan da uyanması adına adını haykırıyordu. "Destan Bey!"

"Destan!" Atlas’ta ona katılırken adamın göz kapaklarını parmaklarıyla kaldırdı. Kızarmış ve fazlasıyla sulanmış olan gözleri uykusuz bir uyuşturucu bağımlısını andırıyordu. "Destan iyi misin?" dedi Atlas adamı sarsmaya devam ederken.

"Atlas emin misin hayatta olduğuna? Karnına bak." Mavi, Destan'ın diğer yanına geçtiğinde soru dolu gözlerle Atlas'a baktı. "Diğerlerinin hep karnı parçalanmıştı." dedi eliyle yüzüstü duran bedeni yoklarken. Atlas ona bakmadan Destan'ı yan çevirdiğinde Mavi adım geriye gitti.

Destan'ın kan içinde kalmış gömleği üzerinde elini gezdirdi Mavi yüzünü buruştururken. Gömleğin tamamı sanki kanlı ve toprak bir kovaya bastırılıp çıkarılmış gibi berbat bir durumdaydı. Mavi'nin burnuna gelen kan kokusu kıyıya vuran dalga sesiyle midesini bulandırmıştı. Atlas bakışlarını Mavi'ye çevirdiğinde eliyle karşıdaki sık ağaçları gösterdi. "İstersen orada bekle." dedi rahat kusması için yol gösterirken. Mavi onu onaylarken yerden destek alarak ayağa kalktı ve oraya doğru gitti.

Atlas onun gidişi ardından Mavi'nin yarım bıraktığı işi tamamlamak adına elini adamın karnında gezdirdi. Amacı bir yaraya veya kesici alete rastlamaktı. Adamın karnı toprak üzerine düşen yaprakları da kendine yapıştırmış pislik içindeydi. Atlas beklediğinin aksine avucuna yapışan kan ve toprak dışında bir şeye rastlamamıştı. İki eliyle birden adamın gömleğini tek seferde yırtıp açtı. Gömleğe nazaran daha temiz kalmış vücudunu gördüğünde tek bir yaraya rastlamamış olması onu şaşırttı.

Kendi kendine güldü aniden. Birinin ölmüş olmasına değil hayatta olmasına şaşıracağı aklına gelmezdi şimdiye kadar.

Mavi tüm gün bulanan midesini boşalttığında kendine gelmişti. Kanlı elini kabuklu ağaca sürterken yüzünü buruşturdu gökyüzüne bakarken. Hava kararmaya başlıyordu yavaş yavaş. Hala Destan'ın vücudunu inceleyen Atlas'ın yanına vardığında bozuk bir sesle konuştu. "Hava kararıyor otele dönmemiz lazım."

"Diğerlerine bunu kim yapmışsa Destan'a da aynısını yapmak istemiş olmalı. Sadece hırpalamakla kalmış şuna bak." dedi Atlas kadının söylediklerini duymazdan gelir gibi Destan'ın konusunu kaldırırken.

Mavi önüne uzatılan kola gözlerini kısıp baktı. Çizik ve yara bere dolu olan bilekleri görünce kaşlarını çattı. Bir iki adım yaklaşıp tekrar dizlerinin üstüne çöktüğünde Atlas'a bakmadan, "Onu engellerken olmuş olmalı." dedi.

Genç adam başını iki yana salladı. "Sadece o değil." Destan'ın gömleğinin kolunu geriye sıyırdı. "Bak."

Mavi korkuyla geriye düşerken gözlerini kocaman açtı. "B-bu normal mi?" Atlas başını iki yana salladı. "Pek sanmıyorum." Adamın kollarındaki damarlar kendini belli eder gibi şişmiş ve morarmış görünüyordu. Bu morarmanın normal olmadığı açıktı fakat bu denli belirgin görünmesi korkutucuydu. "Zehirli bir ota falan dokunmuş olabilir mi?"

Atlas düşünür gibi kadının yüzüne bakarken dudak büktü. "Kuvvetle muhtemel. Bu çizikler ve yaralarda bunu ona yapandan kurtulmak için çırpınırken olmuş olmalı." dedi ve Destanın tek omuzundan tutarak kaldırmaya çalıştı. "Onu buradan götürmeliyiz. Bunları her kim yaptıysa Destan onu gördü."

Mavi heyecanla Destan'ın diğer kolunun altına girerken alacakaranlık ortasında ağır adımlarla yürümeye başladılar. Atlas arada sendeliyor Destan'ın yükünü almak için onu daha çok kendine çekiyordu. Onun bu hareketi Mavi'nin dengesini boyarken kızgın gözlerle genç adama döndü Mavi. "Bir rahat dursana ya!"

"Sana da iyilik yaramıyor ya. Ne demek rahat dur?" Atlas ona bakmazken alayla gülüyordu. "Şu düştüğümüz duruma bak." diye fısıldadı kendi kendine. "Başımıza ne geldiyse senin yüzünden geldi birde düştüğümüz duruma şikayet ediyorsun." Mavi'nin öfkeli sözlerine Destan'ı bırakacak gibi olurken Atlas gözlerini ona çevirdi. "Ne yapıyorsun kızım? Tutsana adamı!"

"Sana dediğimi duymadın mı? Benden şüphelendiğin açıktı az önce. Bizi buraya getiren sensin, ne malum senin başının altından çıkmadığı." dedi Mavi kaşlarını çatmaya çalışırken. Atlas ne diyeceğini bilememiş gibi yükü tamamen ona kalmış adamı tuttu ve gözlerini kırpıştırdı. "Şaka yapıyorsun değil mi?" dedi savunma bulamamış gibi. Mavi onun gibi bir adamın böyle bir duruma düşmesine içten içe gülerken dudakları yukarı kıvrıldı. "Evet şakaydı." dedi tekrar Destan'ın yükünü paylaşırken.

Atlas sert bir nefes verirken sol eliyle yüzünü sıvazladı. Böyle bir suçlama atılırsa kalabalık karşısında tek başına savaşamayacağını düşünmüştü birden. Bunu her ne kadar kendisi yapmamışta olsa birilerine inandırmak zor olurdu diye düşündü. Suçlamaların başını Mavi gibi akıllı bir kadın yapsa bataklıktan çıkmayacağı açıktı.

Mavi sinir bozucu bir keyifle adama döndüğünde güldü. "Suçlanmak zor olsa gerek?" dediğinde Atlas ona yaptığı imayı hatırladı. Bunun gerçekten bir şaka olduğunu anladığında cevap verme gereği bile duymadan dişlerini sıkarak Destan'ı Mavi'nin elleri arasından kurtarıp sırtına aldı. "Gidelim."

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Ben bununla omuz omuza savaşırım dediğin biri var mı? Neden öyle düşündün?
X

Daha iyi hizmet verebilmek için sistem içerisinde çerezler (cookies) kullanmaktayız. "Çerez Politikamız" sayfasından daha detaylı bilgilere erişebilirsin.

Anladım, daha iyisini yapmaya devam edin.