Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
Orenda 21 Gün - Sözümoki
18 Eylül 2021, Cumartesi 12:53 · 73 Okunma

Orenda '21 Gün'

10.Bölüm ~ Şüphe Çukuru

"Bak şimdi, hızlı hareket edeceğiz tamam mı? Ben kapının kilidini açacağım ve sen kadınlara bakmadan direk merdivenlere yöneleceksin. Anladın mı?"

"Anladım." Lale'nin bitkin bakışlarına umutsuzca baktı genç adam. Buradan çıkma işi onun için belki kolaydı ama Lale'nin ne tepki vereceğini kestiremiyordu. Dışarıda olan bitenden haberdar olan kadın yerde kötü halde yatan bedenleri görmemişti daha. Serdar bile o kadınlara bakamıyorken Lale görse kaldıramayabilirdi. Serdar tıpkı Lale gibi usanmadan söylediklerini tekrar etti. "Lale sakın kadınlara bakma! Direk merdivene ilerleyeceksin."

"Tamam Serdar anladım. Kaç kere tekrar edeceksin daha?" dedi Lale şikayet eder gibi. "Sen anlayana kadar tekrar etmeyi düşünüyordum ama daha fazla zaman kaybedemeyiz, gidelim." Serdar son sözleri ardından kilidi açmak için çevirdiğinde kapı tek seferde açıldı. Kaşları hayretle açılırken elini kapı kolundan çekmeden başını arkaya çevirdi. "Sen kapıyı kilitleyeceğim derken kilidi mi açtın?"

Lale gözlerini büyütürken elini ileriye doğru uzattı. "Yanlış tarafa mı çevirmişim?" dedi hayretle. Serdar derin bir nefes alırken sinirle gözlerini yumdu. Kilit mevzusuna bu kadar takıntılı olduğu halde yaptığı hata onu sinirlendirmişti. "Hadi!"

Lale, Serdar'ın ona sinirlendiğini anlamış gibi sessizce arkasında dikilmeye devam ederken genç adam kapıyı yavaşça açtı. Koridorda çıt çıkmazken her şeyin bıraktığı gibi olduğunu gördüğünde derin bir nefes aldı. Yarım açtığı kapıyı ardına kadar çekerken Lale'nin geçmesi için kenara çekildi. Kadın ona komut verilmiş gibi gözlerini karşısındaki beyaz duvara dikti ve dışarıya doğru adımladı. Attığı her adımda aldığı nefes titrerken tutunmak için yer aradı. Boşluğa düşen elleriyle kapıdan çıktı. Serdar kadınlara bakarak Lale'yi yönlendirirken yüzünü buruşturmadan edemiyordu.

Kadınların yüzleri kan içinde ve parçalanmıştı. Aynı şekilde kadınlardan sadece birinin karnı parçalanmış, organları saçılmış görünüyordu. Serdar zoraki yutkunurken Lale'nin merdivene yaklaştığını gördü. Rahat bir nefes alırken hızlı adımlarla peşine takıldı. İkisi birlikte sakince merdivenden indiklerinde girişteki büyük sessizlik Miles'ın sert adımlarıyla son buldu. Serdar heyecanla öne atılırken onu görmeyen adamın kolundan tuttu. Miles transtan çıkar gibi takip ettiği adamdan gözlerini çekerken Serdar'a döndü.

"Miles ne oldu, nereye gidiyorsunuz? Diğerleri nerede?" Serdar'ın ardı arkası kesilmeyen sorularına Miles kısa kısa cevaplar verirken Lale onların gerisinde duruyor ve Egemen'e bakıyordu. Serdar, Miles'ın kısa cevaplarıyla sorularına devam etmezken arkasına döndü. "Onlarla gidiyoruz Lale." dedi cevap beklemeyen bir sesle. Lale üstelemeden peşlerine takılırken birlikte aşağıya indiler.

Çok geçmeden girişteki kısa süren sessizlik tekrar bertaraf oldu. Atlas sırtında Destan'la girişe paldır küldür girerken Mavi'de sakin adımlarla onu takip ediyordu. Nereye gideceklerini bilmeden ilerlediğini fark ettiğinde sordu. "Nereye gitti herkes? Biz nereye gidiyoruz?" dedi önüne doğru eğilirken. Yüzünü görmek için eğilmesi gerekiyordu, çünkü Atlas sırtındaki ağırlık yüzünden fazlasıyla eğik duruyordu. "Herkes aşağıda Mavi. Yaşam ve birkaç çalışan dışında herkes aşağıda."

"Yaşam yok evet. Evet tabii ya... Bende kim eksik diyordum." dedi Mavi kendi kendine konuşur gibi. Sonra olayı yeni algılamış gibi şokla gözlerini büyüttü. "Yaşam nerede?

Atlas boğazından gelen sesle zoraki konuştu. "Bizde bilmiyoruz. Şu tepemdeki adam için revire gidelim sonra aşağıya ineceğiz. Almamız gereken birkaç malzeme var."

Mavi onu başıyla onaylarken aklında gelenle tekrar yüzüne doğru eğildi. "Sen aşağıya in ben senin istediklerini getirebilirim. Daha fazla ayakta duramayacak gibisin."

Atlas başını iki yana sallarken onu reddetti. "Hayır yalnız bırakamam seni. Bir kişinin daha ölüsünü görmek istemiyorum."

"Uzun zamandır ses yok, ben hemen istediklerini alıp peşinden geleceğim. Zorluk çıkarma, bir şey olacağı yok." Atlas tereddüt etse de sonunda sırtındaki ağırlığa dayanamayıp kabul etti. Mavi'ye neler alması gerektiğini ve aşağı katın girişini hızlıca anlattıktan sonra ona revirin yerini tarif edip merdivenlere ilerledi.

Aşağıya indiğinde sırtındaki ağırlığa dayanamadan dizlerinin üstüne çöktüğünde bağırdı. "Miles! Yardım edin lan!" dedi omzundaki adamı yere yatırırken. Bir süre ses gelmese de çok geçmeden dolap hareket etti ve arkasından Serdar'la birlikte Miles çıktı. İkisi dizleri üstündeki Atlas'ı gördüğünde hareketlenirken Serdar genç adamı yerden kaldırırken Miles, Destan'ı kaldırmaya çalışıyordu. Atlas yakınır gibi, "Hafif görünüyor ama eşek ölüsü gibi." dedi omuzlarını oynatırken.

"Destan'a ne oldu? Mavi nerede?" dedi Serdar çatık kaşlarla sorarken.

"Revire birkaç malzeme almaya gitti. Destan için gerekli." Atlas söyledikleri şikayet eder gibi bir tondaydı. "Onu tek mi bıraktın?" dedi Miles hayretle. "Öyle gerekiyordu Miles. Bu durumdan memnun mu görünüyorum sence?" Başını iki yana salladı ve Miles'ın sırtındaki Destan'ı gösterdi. "Şu adamı içeri alın, ben Mavi'yi alıp geliyorum."

Serdar burnundan solur halde Destan'ın yükünü paylaşırken Atlas'a arkasını döndü. İkisi birlikte dolabın arkasından içeriye geçtiğinde adam geriye doğru esnedi. Sırtına yapışan tişörtü bedeninden çektiğinde yüzünü buruşturdu. Destan'ı taşırken üstü kan içinde kalmıştı. Kirli sakallarını sıvazlarken gözlerini yorgunlukla yumdu ve tekrar merdivenlere yöneldi. Adım attığı ilk basamakta büyük bir çığlık sesi yankılandı.

Atlas korkuyla sıklaşan nefesine aldırmadan merdivenleri neredeyse uçarak adımladı. Sımsıkı tuttuğu tırabzanları yukarıya çıktığı an fırlatır gibi bırakırken yukarı çıkan merdivenlerin altından geçerek revirin açık olan kapısına tutunarak hızını kesti. Hemen kapıdan içeriye girerken karşılaştığı kişilerin verdiği rahatlıkla gözlerini sıkıca yumdu. Onun bu girişine dönen bakışlar Mavi'nin sorusuyla son buldu. "Ne oldu?"

Atlas nefes nefeseyken, "Ses geldi... Sonra çığlık sesi." Konuşmaya devam edeceği sırada Mavi yanındaki kadının elini tutarken adamın sözünü kesti. "Buraya saklamışlar. Ben bir anda içeriye girince korktukları için bağırdılar. Sorun yok." Yaşam onu başıyla onaylarken diğerleri de sessiz kalmaya devam etti.

"Aşağıdakiler sizi arıyor olmalı." dedi Atlas ayakta dikilen kadınlara bakarken. "İsminizi hatırlamıyorum ama hemşire ve masöz olmalısınız." Kadınlar hızla başını sallarken Atlas dizlerinin üstünden doğruldu. "Sizi bulduğumuz iyi oldu. Seni de öyle Yaşam. Bunca zamandır burada mısınız siz?"

Yaşam sıkıntıyla nefes aldı. "Ben aşağıda masaj yaptırıyordum Atlas Bey. Buse Hanım aceleyle gelip aşağı kata inmemiz gerektiğini söyledi ama biz giriş kata geldiğimizde duyduğumuz koşuşturma sesinden korkup buraya saklandık." Yutkundu ve devam etti. "Ne zaman çıkmaya niyetlensek bir ses bize engel oldu."

"Anlamadım. Nasıl bir ses?"

"Adım sesleri, çığlık sesleri gibi sesler. Siz bizi bulmasanız asla çıkamazdık buradan." Kadının çaresizliği yüzünden okunuyordu. Nitekim Mavi destek olurcasına elini sıkarken gülümsemeye çalıştı. Biraz olsun rahatlatmak istemişti. "Herkes eksiksiz aşağıda. Hadi gidelim." dediğinde Atlas güler gibi tuhaf bir ses çıkardı ve Mavi'ye döndü. "Eksiksiz?" dedi sorar gibi kaşlarını kaldırırken.

Diğerleri anlamamış gibi birbirine bakarken Hemşire öne atıldı. "Temizlikçiler hariç değil mi? B-ben onları gördüm yukarıda."

Mavi kadına doğru döndüğünde acı bir ifadeyle mırıldandı "Sadece onlar değil."

....

"Ya nasıl olur benim aklım almıyor. Nasıl nasıl nasıl..." Dakikalardır olduğu gibi Yaşam'ın sayıklamaları kesintisiz sürüyordu. Aşağıya indiklerinde Mavi olanları herkese anlatmış ve korkunç tepkilerini izlemişti. Hatta konuşmaya başlamadan önce Atlas'a, özellikle otel çalışanları olmak üzere herkesin hareketlerini incelemesini söyledi. Ne de olsa bir psikologdan başka kim suçluyu diğerlerinden ayırt edebilirdi ki? Anlatılanları bilenler sessiz kalmayı tercih ederken yeni öğrenenlerin bir kısmı korkuyla ağlıyor bir kısmı öfkeyle küfürler ediyordu.

Karşılıklı boş sandalyelerin olduğu bu oda fazlasıyla büyüktü. Bir yandan yemekhaneyi andırsa da diğer yandan sığınak havası veriyordu. Soğuk ve gri duvarların olduğu odada bu demir masa ve sandalyelerden başka hiçbir şey yoktu.

Miles kucağında uyuyakalmış kardeşine bakarken düştükleri duruma lanet okuyordu. Ondan farkı olmayan Serdar ise başını avucunun içine dayamış tek kelime etmeden oturuyordu. Otel çalışanları kendi aralarında küçük bir tartışmaya girmişken diğerleri sadece onları sessizce dinlemekle meşguldü.

"Hey!" Atlas huzursuzca yerinden kalkarken ses kalabalığını dağıtmak adına bağırdı. "Dışarıdaki cesetler dışında ada halkının hepsi burada.." Tüm gözler ona dönerken o bakışlarını karşısındaki duvara çevirdi. "Ve bunu aranızdan biri yaptı." Sanki devamını getirmek istemiyormuş gibi zorlandı. O devam etmeye çalışırken Mavi yerinden kalktı ve onun cümlesini tamamladı. "Demek oluyor ki bunu yapan her kimse şuan burada." Atlas derin bir nefes verirken bir adım ilerisinde sırtı ona dönük olan kadına gülümsedi. Bu davranışı hoşuna gitmişti.

Kalabalık arasında bir uğultu olurken herkes birbirine bakıyor ve korkuyla naralar atıyordu. Egemen yerinden kalkarken korkuyla sordu. "Bizden biri yapmış olamaz. İki haftadır buradayız, herkes birbirini tanır."

Mavi kuşkuyla adama doğru bir adım attı. "Ne demek istiyorsun?" dedi kaşlarını kaldırırken.

"Sizden biri yapmış olmalı." dedi adam geriye doğru adımlarken. Söyledikleri yüzünden başına ne geleceğini bilmiyordu ama bir cesaretle söylemişti. Korkusu alenen belli oluyordu.

"Egemen haklı. Şimdiye kadar kavga bile çıkmadı bu adada. S-siz geldiniz ada... Ada adeta kurban pazarına döndü." Arkalardan çıkan cılız sesin sahibini görmek adına sağa doğru eğildi Mavi. Küçük kalabalığın arkasına saklanmış sesin kime ait olduğunu o korku dolu bakışların altında anlamıştı.

Kadın, adımlarını bu sefer ona doğru çevirirken herkes sessizce onları izliyordu. Serdar ve Lale, Mavi'nin attığı adımları sayar gibi soluksuz izlerken Atlas ve Miles kadının neler söyleyeceğini kestirmeye çalışıyordu. Nitekim ikisinin de doğru cevapları bulduğu söylenemezdi. Atlas, kadının karşısındaki kızı azarlayacağını düşünürken, Miles direk kızın üstüne atlar diye düşünmüştü. Ama Mavi onları yanıltarak kızın karşısında geçip boylarını eşitlemek adına eğildi ve "Halihazırda mezarlık olan bir yerde kurban pazarı benzetmen can sıkıcı. Cümlelerini dikkat seç yoksa o dostum dediğin iş arkadaşların, tıpkı dışarıdaki kurbanlar gibi senide paramparça eder." dedi dişlerinin arasından.

Atlas şaşkınlıkla bakışlarını kadına dikerken asla böyle bir şey söylemeyeceğini düşünmediği için gözlerini büyüttü. Aynı şekilde diğerleri de Mavi'nin sözleriyle sus pus olmuştu ama genç kız çenesini inatla yukarıya dikip homurdandı. "Bu bir tehdit değil mi? Sabahtan beri birilerine yardım etme çabanızın hepsi şovdu. Şimdi sıra bize mi geldi? Bu yüzden mi tutuyorsunuz bizi bura-" Kızın sözlerini kesen ikiz kardeşinin dokunuşuydu. "Güneş kapat çeneni!" dedi kardeşi gözlerini büyütürken.

Mavi, kızın sözlerine gülerken Miles'a döndü. "Madem katilin aramızda gezdiğini biliyoruz. Neden burada duruyoruz? Yukarı çıkalım." dedi kendinden emin bir sesle kıza arkasını dönerken. Şu an en son istediği şey olay çıkmasıydı. Gün boyu büyük bir koşuşturma içinde kalmış ve bir hayli yorulmuştu.

"Aramızdan birinin yapmış olduğu kesin değil Mavi." Onun sözleri ardından kısa bir sessizlik olurken aşçı kaşlarını çatarak sordu. "O ne demek?"

"Şu demek... Dışarıdaki insanların bedenleri neredeyse parçalanmış durumda. Bunu bir insan eğer psikopat değilse, katil dahi olsa yapmaz, yapamaz. Vahşi bir hayvan yapmış olmalı."

Atlas başını iki yana salladı. "Müdüre bir şey yapmamış ama."

Miles kararsız kalmış gibi dudak büktü. "Bunların hepsinin cevabı onda." dedi Miles birleştirilmiş sandalyelerde yatan Destan'ı gösterirken. Yaşlı adam yorgun düşen bedeni yüzünden saatlerdir uyuyordu. Yaraları sarılmış ve yüzü temizlenmişti.

Burak kuşkuyla dizlerini titretirken Selin onu durdurmak adına sağ dizine dokundu. Burak korkuyla kendine gelirken kadına döndü ve fısıldadı. "Ne?" Selin ayakta bir ileri bir geri ilerleyen Mavi'yi işaret etti. "Sence onlar mı yaptı? Güneş haklı."

Burak başını onaylamaz şekilde salladı. "Hayır, bizi buraya kadar onlar getirdi. Ve emin ol sen Mete'ye nasıl acır gözlerle baktıysan aynı bakışları onda da gördüm. Onlarda korkuyor." dedi Burak Mavi'yle göz göze gelirken. Hafif bir gülümseme ile uzaktan selam verirken genç kadından da aynı karşılığı aldı.

Selin yanındaki adama kuşkuyla bakarken Çınar'a döndü. "Sence Çınar? Sence misafirler mi yaptı bunu? Güneş doğru söylüyor olabilir mi?"

Çınar tıpkı Burak gibi başını iki yana salladı. "Şu turuncu kafalı adamdan ve tuhaf gözlü kızdan değilde yanlarındaki kumral adamdan şüpheliyim sadece." Gözlerini kıstı. "Geldiğinden beri bir tuhaf zaten." Selin, bilmiyorum der gibi dudak büktüğünde yerinde dikleşti. Adamların söyledikleri mantıklı gelmişti.

Destan yerinde kıpırdanmaya başladığında diğerleri hâlâ kendi aralarında bir tartışma içerisindeydiler. Sanki personeller bir taraf, misafirler bir taraf olmuş birbirlerine karşı düşman kesilmişlerdi. Bir çoğunun sesi çıkmasa da bakışlarından her şey anlaşılıyordu.

Atlas personellerden birinin yaptığını düşünmüyordu ama. Hatta bu odadan birinin yapmış olma ihtimali yoktu ona göre. Müdürün cesedinin başında Mavi'ye söylediği gibi, bunu her kim yaptıysa şu an bedeni kan içinde olmalıydı. Oysa Destan ve kendisi hariç başkasının üzerinde tek damla kan bile yoktu.

Atlas'ın düşünceleri aksine Serdar ve Miles, Egemen ve garsonlara gözünü dikmişti. Miles, Serdar kadar olmasa da onlardan kuşkulanıyordu. Şimdiye kadar yaptıkları uçak ve gemi yolculuğu süresi boyunca kendilerinden herkesle tanışmış ve sorunlu bir hareketlerini görmemişti. Bu yüzden onlardan başka seçenek kalmıyordu. Tabii bu vahşi hayvan teorisi gerçekten doğru değilse.

"Destan!" Ortamın sessizliğini Yaşam'ın çığlığı böldü. Kadın hızla yerinden kalkarken bakışlarını tavana dikmiş adamın yanına dizlerinin üstüne çökerek oturdu. Bir kişide olsa bu durumdan kurtulmuş birini görmek diğerleri gibi onu da mutlu etmişti.

Herkes Yaşam'ın çığlığıyla korkup ayağa kalkarken anında Destan'ın başında dikildiler Yaşlı adam yorgun bakışlarını görüş açısına giren kafalara rağmen hareket ettirmezken Atlas önünde dikilen Çınar'ı geriye iterek Destan'a daha çok yaklaştı. Elini kaldırıp adamın gözleri önünde gezdirdi ve ismini birkaç defa seslendi. "Destan! Destan iyi misin?"

Genç adam cevap alamazken Destan'ın diğer tarafında ayakta dikilen hemşireye baktı. "Ne duruyorsun, bir şey yapsana!" dedi uyarır tonda sesini yükseltirken.

Kadın hemen başını sallarken dizlerinin üstüne eğildi ve önlüğünün cebinden çıkardığı kaleme benzer bir ışığı adamın gözlerine tuttu. Sanki gördüklerini anlamamış gibi çatılan kaşları ardından, "Gözleri kıpkırmızı. Sanki uyu-" derken sözü iki ses tarafından kesildi.

"Uyuşturucu bağımlısı gibi." Atlas ve Mavi onun cümlesini aynı anda tamamladı. Diğerleri gözlerini ona dikmişken ikisi de Destan'a bakmayı sürdürüyordu. "Kaçarken kafasını vurmuş olmalı. Beyin kanaması riski olabilir." dedi Buse elindeki ışığı cebine koyarken.

Destan'ın bilinci yerine gelmiş gibi kuruyan boğazına inat konuştu, "Ne oldu bana?" Yutkunmaya çalışırken yüzünü buruşturdu. Uzun süredir tek damla sıvı değmemişti dudaklarına. "Su!" dedi yaşaran gözlerini kapatırken.

Çınar hemen "Ben getiririm." diyip odadan dışarı fırladı. Yaşam, Destan'ın elini tutarken yüzüne yaklaştı. "Destan iyi misin?" dedi gülümsemeye çalışarak.

Adam başını sallarken yerinden doğrulmaya çalıştı. Onun oturma girişimine Serdar ve Miles yardım ederken diğerleri bir iki adım geride durmayı tercih etmişlerdi. Hepsinin gözünde korku vardı. Destan'ın ne diyeceğini merakla bekliyor bir o kadar da alacakları cevaptan korkuyorlardı. Egemen yanında dikilen arkadaşını dürttü. "Şu adama dikkat et Vedat." dedi fısıltıyla kulağına yaklaşırken.

Vedat kaşlarını çatarken arkadaşının gösterdiği yere baktı. Atlas'ı gösteriyordu. "Neden? Ne oldu?" dedi Egemen'e aynı fısıltıyla karşılık verirken. "Sabah Ahsen bana o adamın odasını temizletmek istemediğini hatta odaya girilmemesi için özellikle bir istekte bulunduğunu söyledi."

Adam gözlerini kıstı. "Ahsen şu temizlikçilerden biri değil mi?" dedi emin olamadığı konuyu kesinleştirmek ister gibi. Düşünür gibi elimi kafasının üzerine attı. "İyide bu olayla ne alakası var? Neden dikkat edelim adama?" Adam arkadaşının neyi ima ettiğini anlamıştı ama ikisi arasındaki bağı çözememişti.

Egemen göz devirmeden edemedi. "Ne salaksın oğlum. Adam besbelli bir şey saklıyor. Yeni hedef biz olmadan kaçalım buradan." Vedat gözlerini büyüttü. "Ne?" Egemen derin bir nefes alırken arkadaşının kolundan tuttuğu gibi Çınar'ın açtığı kapıdan dışarıya çıktı.

Aradan çok geçmeden Çınar paldır küldür içeriye girdiğinde elinde büyük bir parça kek ve pet şişede su vardı. Destan'la ilgilenmeye çalışan kalabalığın arasına daldığında tek kelime etmeyen adamın eline tutuşturdu suyu. Bir an önce kendine gelsin ve olanları anlatsın istiyordu herkes gibi. Destan suyu hayatı buna bağlıymışçasına içerken herkes yudumlarını sayar gibi detaylıca onu izliyordu. Adam bir dikişler bitirdiği şişeyi dudaklarından uzaklaştırırken gözlerini kapattı.

"Destan!" dedi Miles sabırsızca. Adam gözlerini açarken Miles'a döndü sorar gibi. "Efendim?" Adam bu beklemediği sakin yanıta kaşlarını çatarken Atlas konuştu bu sefer. "Destan Bey bunu size kim yaptı? Dışarıdaki insanlara bunu kim yaptı?" Destan sanki hiçbir şey olmamış gibi şaşkınlıkla onlara bakarken sordu. "Kim ne yapmış?"

"Anlamadım?" Miles kendini zor tutuyormuş gibi adama yönelirken kardeşi onun gövdesinden tuttu. Mavi, Destan'ın tam karşısında dikilirken dikkatini ona vermesi için boğazını temizledi. Destan ona döndüğünde yana düşmüş kolunu kaldırdı. Hissettiği acıyla yüzünü buruştururken Mavi'nin konuşmasına izin vermeden söze girdi. "Koluma ne oldu benim?" Sonra üstüne baktı. "Ne oldu bana? Cevap verin ne oldu bana?!" Sona doğru şaşkınlığı ve öfkesi artarken sesini de yükseltmişti.

"Destan! Sakin ol!" dedi Mavi adamın hareketlenen dizlerini ellerini bastırırken. Atlas'ta tıpkı onun gibi kollarından tutarken Destan fazlasıyla korkmuştu. Sanki olanları yeni yeni anlıyor gibiydi. "Dokunmayın bana! Ne yaptınız bana? Neden bu haldeyim?!" Boğazı yırtılırcasına bağırıyordu. Miles adamın belinden tutmaya çalışırken Serdar adamın kafasını iki avucunun arasına almış sakinleştirici sözler söylemeye çalışıyordu.

Personeller sessiz bir şekilde geride kalmayı tercih ederken Yaşam ve Lale'de korkuyla geride kalmıştı. Güneş'in ikiz kardeşi Sevinç etrafına bakınma ihtiyacı hissettiğinde gördüğü boşlukla nefesini tuttu. Yoklardı. Arkadaşları ortada yoktu.

Ağlayan kardeşini Buse'nin kollarına bırakırken sakin olmaya çalışarak abisinin sağında Destan'ı korkuyla izleyen kıza yaklaştı. Betty kızın yaklaştığını bile fark etmezken onun dokunuşuyla yerinden sıçradı. Betty geriye doğru adımlarken abisinin koluna dokundu. Miles kardeşine dönerken sorar gibi kaşlarını çattı. "Ne var?"

Betty sessiz kalmayı tercih eder gibi karşısındaki kızı gösterdi. Miles işaret edilen yere dönerken elleri altında hareketini kesmeyen adama rağmen sakin tutmaya çalıştığı yüz ifadesiyle kıza döndü. 'Ne var' der gibi başını iki yana salladı.

"Ortalığı velveleye vermek istemem ama Egemen ve Vedat yok." dedi genç kız cılız sesiyle.

"Onlar kim?"

"Ne oluyor?" Mavi laf arasına girerken korkuyla bakan kıza döndü. "İyi misin?" dedi adeta korkmamasını söyler gibi.

"Egemen yok ortada. Sizi... sizi suçlayan çocuk. Vedat'la beraber gitmişler."

"Ne?" Atlas şokla bağırırken biraz olsun sakinleşmiş Destan'ı bıraktı. "Hassiktir! Ne zamandır yoklar?" dediğinde çoktan yerinden kalkmış ve etrafına bakınır olmuştu. "B-bilmiyorum."

"Geri zekâlılar kendilerini yem edecekler." dedi Serdar başını iki yana sallarken.

"Asıl yamyamların onlar olmadığı ne malum?" Miles'ın sözleri üstüne Burak söze girdi. "Onlar yapmış olamaz. Tüm gün beraberdik."

"Siz ormandayken onlar yanınızda yoktu." dedi Mavi bu sefer tek kaşını kaldırırken. Resepsiyonist lafa girme ihtiyacı hissetmiş gibi zoraki konuştu. "Burak gittikten sonra Vedat hep benimleydi. Egemen'de öyle."

"Size güveneceğimizi mi sanıyorsunuz?" Atlas tükürür gibi söyledikleri ardından kapıdan öfkeyle çıktı. Hemen ardından Mavi, Miles'a döndü ve fısıldadı. "Destan'a dokunmalarına ve bu odadan çıkmalarına müsaade etmeyin." Son cümlesinde Serdar'a dönmüştü. Serdar onu başıyla onayladı.

"Sen nereye gidiyorsun Mavi?" Betty endişeyle kadına bakarken Mavi gülümsedi.

"Birilerinin başına bela almasını engellemem gerekiyor. Borç ödeme vakti." Mavi'de tıpkı Atlas gibi bir hışımla odadan çıkarken Serdar arkalarından kapıyı çekti ve iki sandalyeyi alıp kapının hemen yanına koydu. Birine kendi otururken diğerine Lale'nin oturması için işaret verdi. Genç kadın sessizce onu onaylar gibi sandalyeye oturdu. Nitekim en güvende hissettiği kişinin yanında durmak onun için zaten büyük bir nimetti.

Destan'ın yorgun bedeni, çırpınışları ardından eski haline dönerken tekrar uyuyakalmıştı. Yaşlı bedeni artık fazla hareketi kaldırmıyor hemen yoruluyordu. Sakinleştiricilerinde bu uykuda büyük etkisi vardı tabii. Kimse bilmese de bu yaşlı adamın serumunda sakinleştirici vardı.

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Ben bununla omuz omuza savaşırım dediğin biri var mı? Neden öyle düşündün?
X

Daha iyi hizmet verebilmek için sistem içerisinde çerezler (cookies) kullanmaktayız. "Çerez Politikamız" sayfasından daha detaylı bilgilere erişebilirsin.

Anladım, daha iyisini yapmaya devam edin.