Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
Orenda 21 Gün - Sözümoki
02 Ocak 2022, Pazar 22:13 · 111 Okunma

Orenda '21 Gün'

12.Bölüm ~ Yasak Bölge

İki beden dakikalardır nefes almadan hızla büyük ormanın derinliklerine ilerlerken bir yandan bağırıyor diğer yandan yollarını bulmaya çalışıyorlardı. Adanın otel bölümü hariç, ormanını keşfe çıkmaya vakitleri olmadığı içindi belki bu acemilikleri ama Egemen'in bir şeyler biliyormuşçasına attığı adımlar Vedat'a büyük cesaret veriyordu.

Genç adamın çaresiz solukları kesildiğinde geniş gövdeli bir ağaca tutunarak durdu. "Egemen dur!" Egemen onu duymamış gibi arkasına bakmadan oradan uzaklaşırken Vedat tekrar bağırdı. "Egemen!"

Adam toprak zeminde kayarak kendini durdururken arkasını döndü. Vedat'ın sesini duysa da kendisini görememişti. Vücudunda ansızın panik duygusu yeşerirken geldikleri yola doğru döndü. "Vedat?" diye mırıldandığını fark edince ileri doğru atılarak bağırdı. "Neredesin lan?!"

Nemli ve geniş gövdeli ağaçların arasından duyduğu çıtırtı sesiyle hareket etmeyi keserken bakışlarını oraya çevirdi. "Vedat?" Bağırışına karşı cevap alamazken bir adım geri gitti.

"Bekle diyoruz amına koyayım!" Egemen arkasından aniden çıkan adamla yerinden sıçrarken ne olduğunu anlayamadan geriye doğru sert bir yumruk savurdu. Vedat yüzüne aldığı darbeyle sendeleyip kalçasının üstüne düşerken acıyla inledi. "Ne oluyor lan?"

Egemen sanki kanı çekilmişçesine geriden yerde yatan adamı seyrederken ellerini iki yana kaldırdı. "Ne öyle sessiz sedasız yaklaşıyorsun yavşak?!"

"Lan sabahtan beri sana sesleniyorum ne sessizi? Yarım saattir koşuyoruz nefes al biraz."

Egemen gözlerini kırpıştırırken sertçe saçlarını çekiştirdi. Bakışları az önce sesin geldiği yöne dönerken derin bir nefes aldı. O sesler bir fare veya sincaptan gelmiş olmalıydı. Taze korkusuna eklenen bu olayı görmezden gelirken diz kapaklarını avuçlayarak öne doğru eğildi. "Kafayı yiyeceğim o neydi lan?" dedi gözlerini büyütüp Vedat'a bakarak.

"Şu gelen çekiklerden biri lan işte." Vedat ellerini başının iki yanına koydu ve avuçlarını sertçe yanaklarına bastırarak aşağı doğru indirdi. "Öldü demediler mi bu adama?" dediğinde adeta kafayı yemiş gibi bir sağa bir sola adımlıyordu.

Egemen'in gözleri uzun süre ıslak toprakta oyalanırken sessiz kaldı. Onun aksine Vedat, karakterine uymayacak hareketler sergiler gibi agresifleşmiş kontrolsüz adımlar atıyor kendi kendine konuşuyordu. "Sen haklıydın Egemen sen haklıydın! Hepsi o adamların başının altından çıktı tabii ya."

Egemen sorgularcasına ona bakarken aklını kurcalayan şeyleri bir kenara bıraktı. "Ne?"

"Sözde o adamı öldü gösterip bizi yem niyetine önlerine atacaklardı." Kendi kendine gülerken sertçe burnunu çekip Egemen'e doğru parmak salladı. "Diğerlerini de kurtarmalıyız onlardan."

"Vedat dur bir dakika." dedi Egemen yerinde dikleşirken. "O adamı bende gördüm. Sahilde ölü gibi yatıyordu." Kalın parmakları başını bulurken gözlerini yumdu. "Vücudu kan içindeydi diğerleri gibi... O nas-"

"Kandırılmışız lan işte, anlasana! Bize adamı öldü gösterip sonra üstümüze gönde-" Bu sefer Egemen onun sözünü kestiğinde bağırıyordu. "Vedat o adam normal değildi."

Vedat şüpheyle kaşlarını çatarken yüzünü buruşturdu. "Ne?" Adam derin bir nefes alırken arkasındaki ağaca yaslanarak oturdu. "Biz sahile cesetleri görmek için gittiğimizde gördüm onları. Hepsinin rengi çekilmiş gibiydi sanki, tıpkı o adam gibi. Sonra n-ne oldu da ayaklandı bilmiyorum ama o orada ölüydü sanki."

Vedat arsızca bir kahkaha attı. "Zombi mi yani bu adam, onu mu demeye çalışıyorsun?" Egemen seğiren çenesine inat ona sert bir bakış attı.

Vedat ona aldırmadan gülmeye devam ederken cümlesinin sonunda tıpkı Egemen gibi dişlerini sıktı. "Adam sapasağlam karşımızdaydı Egemen. Evet her yeri kan içindeydi ama hiç öyle hastalıklı bir hali yoktu." Elini havada sallarken geldikleri yolu gösterdi. "Adam bize öylece baktı sonra üstümüze yürüdü lan! Hatta ne yürümek, bildiğin koştu!"

"Vedat tamam sus bende biliyorum ne olduğunu."

"Ne oluyor o zaman oğlum sana? Yarım saat önceki agresif ve şüpheci adama ne oldu?" Vedat karşısındaki adama doğru bir adam atarken şaşkındı. Onu buraya sırf şüpheleri üzerine kandırıp getirmişti. Şimdi ise sanki roller değişmişçesine şüpheci taraf o olmuştu. Onun bu haline anlam veremiyordu. "Kendinde misin sen?"

"Değilim." dedi Egemen yerinden kalkarken. "Anlamıyorsun Vedat o adamın gözleri hiç normal değildi."

"Seni ırkçı şerefsiz, şuan zamanı mı sence?"

Egemen burnundan soluyarak ona doğru bir adım attı. "Seni gebertirim Vedat!"

"Lan ben yüzüne bile bakamadım göt korkusundan ne gözünden bahsediyorsun o zaman?" dediğinde yüzünde acı bir ifade vardı.

Egemen tekrar söze gireceği sırada duyduğu gürültülü adım sesleri ardından sustu. İkiside başlarını sesin geldiği yöne çevirdiğinde Egemen tam karşısında gördüğü adamla ne olduğunu anlayamadan yere serildi. Vedat ise dakikalardır kaçtığı adamı arkadaşının üstünde gördüğü an korkuyla geriye kaçmıştı.

Adam acı içinde çığlıklar atarken bir yandan üzerindeki bedenden kurtulmaya çalışıyor bir yandan da yerinden kalkmaya çabalıyordu. Yetersiz çabası yüzünden üstündeki yaratığın kan içinde kalmış gömleğin kenarlarından tutup onu kendinden uzak tutmaya çalıştığı her an ona hırlayarak tekrar atılıyordu. "Vedaat!" diye acıyla inledi adam. Tek başına gücü yetmemişti.

Vedat onlardan uzakta bir ağacın arkasında öylece durmuş onları izliyordu. Hayatını riske atmayacak kadar bencil bir insan olduğunu bir kez daha gösterirken Egemen tekrar ismini haykırdı. "Vedat yardım et!"

Egemen gelmesini beklediği yardımı göremeyince bir cesaretle tekrar adamın omuzlarından tutup itmeye çalıştı. Onun tabiriyle karşısındaki çekiğin orantısız gücüne karşı gelmek zorluyordu onu. Egemen'in her omzundan da tutunmuş adeta bir yamyam edasıyla hırlayarak yüzüne doğru atılıyordu her seferinde. Adam onu birden üstünden kenara doğru iterken hızla yerinden kalktı.

Adımları hızla Vedat'ı bulurken tekrar koşmaya başladılar. Bu sefer öncesinin aksine arkalarındaki adım sesini daha net duyuyorlardı. İkisi de arkasına bakmaya cesaret edemezken adımların yaklaştığının farkındaydılar. Vedat'ın Egemen'e nazaran çelimsiz olan vücudu onu bir tık geride bırakırken Egemen sürekli ona hızlı olması için bağırıyordu. Büyük ormanda duyulan kuş seslerinin yankıları bu adamların adım sesleriyle geri planda kalmışken arada duyulan hırlama ve huysuz hayvan sesine benzer sesler bir ikiliyi fazlasıyla korkutuyordu.

Hızla atılan adımlar kuru yaprakları paramparça ediyordu ki Vedat birden ayağına takılan büyük bir kayayla birlikte yuvarlanarak yere serildi. Egemen arkasında acı inleme ardından duyduğu büyük gürültüyle arkasını dönerken çoktan aralarında on metrelik mesafe açılmıştı. "Kalk lan kalk!" dedi yerinde hareketlenirken.

Vedat aldığı uyarıyla yerinden kalkma girişiminde bulunduğu an hissettiği acıyla tekrar yere serildi. Sinirle bir küfür savururken elini tutunmaya çalıştığı tırtıklı ağaç kabuğuna sürttü. Avuç içleri ona kuvvetli bir sızı hissettirdiğinde bileklerinde hissettiği sıcaklık nefesini kesti. Kolunu yüzünün hizasına kaldırırken gördüğü kırmızılıkla yüzünü buruşturdu.

"Siktir! Geliyor lan!" Egemen'in bağırışı ardından adam tekrar yerinde hareketlenmeye başlayacağı sırada sırtında hissettiği eller ardından nefesini kesecek bir acı duydu. Omzu boyunca hissettiği tırnaklar ince tişörtünü paramparça ederken ayaklarının üstündeki baskıyla yere yüzüstü serildi. Acıyla inlerken titrek bir nefes aldı. "Yardım et!"

Egemen korku dolu gözlerle tıpkı Vedat'ın az önceki hali gibi uzaktan izlerken kaçıp kaçmamak arasında ince bir çizgideydi. Vedat'ın acı çığlıkları ve yakınlarındaki ağaçlara sıçrayan kanı da onun korkusunu arttırıyordu.

Adamın sırtındaki varlık adeta kendinden geçmiş gibi tırnaklarını Vedat'a geçirirken acı çeker gibi sesler çıkarıyordu.

Egemen korkuyla bir adım attığı sırada Vedat'ın çığlıkları kesiliklerken hareketi de kesilmişti. Sırtındaki varlık onun durmasıyla ellerini üstünden çekerken başını hızla yerden kaldırdı. Egemen hareketsiz kalan iki bedene uzaktan bakakalırken bir adım daha attı. Ayağı altında ezilen dal parçası sessiz ortamda çığlık gibi yayılırken birinin bakışlarını da üstüne çekmişti. Yüzünde acı bir tebessüm yayılırken üzerine yürüyen parçalanmış bedene baktı. "Yeme beni!"

□□□□

Genç kadının uzun bacakları kendini gösterir gibi büyük adımlar atıyor yanındaki iri adamı rahatlıkla geçiyordu. Atlas ona nazaran sağlam adımlar atıyor ve arkasını kontrol etmeye çalışıyordu.

Mavi nefes nefese yanındaki adama döndüğünde arkasını göstererek sordu. "Atlas niye koşuyoruz biz yeter artık?!" diye bağırdı isyan edercesine.

Adam kaşlarını çattı ona dönmeden. "Bunları yapan o olmalı Mavi!" dedi bağırarak. "Kan içindeydi görmedin mi?"

Mavi adımlarını yavaşlatırken gözlerini büyüttü. "Sen bunca zamandır bu yüzden mi kaçıyorsun? Biz cesetleri bulduğumuzda Haneul orada değildi Atlas ne saçmalıyorsun sen?"

Atlas arkasını kontrol ederken ona bakmadan kendinden emin şekilde konuştu. "Bize gülüyordu Mavi."

"Ne?" Mavi avuçladığı diz kapaklarını bırakırken dikleşti.

"Üstümüze doğru koşmadan önce gördüm onu, bize gülüyordu." Cümlesinin sonunda bakışlarını kadına çevirdi. "Bu bakışları tanıyorum ben Alaca. Biz oradan kaçmasaydık sahildeki cesetlerden bir farkımız olmayacaktı buna emin olabilirsin."

"Neden yapsın bunu?" diye sordu Mavi şaşkınlıkla. "Üstelik Minji ve Kihyun onun arkadaşları. Sahilde başlarında ağladı onlar için. Ben... ben anlamıyorum gerçekten."

Atlas başını iki yana salladı. "Bilmiyorum." Gözlerini yorgunlukla kapattı. "Bunun için ne gibi bir sebebi olabilirdi ki?"

"Bunu yapacak biri değil o Atlas." dedi kadın dizlerinin üstüne çökerken. Koşmak onu fazlasıyla yormuştu. "Sıcak kanlı birine benziyordu."

Adam kendi kendine güldü. "Psikopat insanlar çok güzel rol yapar ve sen bunu fark etmezsin bile." Geldikleri tarafa bakıp kontrole devam ederken kendi kendine mırıldandı. "Atlattık sanırım."

Mavi başını onaylar anlamda salladı. "Yaklaşık iki dakika önce atlatmıştık zaten." Atlas ona ters bir bakış attığında umursamadan tekrar konuştu. "Diğerlerini uyarmalıyız. Eğer bizden önce o onları bulursa hiç iyi olmaz."

"Hem de hiç." dedi Atlas saçlarını dağıtırken. "Gidelim."

Adam arkasına dönerken Mavi şaşkınlıkla seslendi. "Nereye gidiyorsun acaba? Geldiğimiz yere bak." dedi iki elini açıp etrafı gösterirken. "Zaten kaybolmuştuk, şimdi hiç dönemeyeceğiz."

Atlas ona döndüğünde işaret ettiği yerlere baktı. Aktivite ormanına nazaran toprakları biraz daha koyu ve çalı doluyken ağaçlar daha da sıklaşmıştı. Ucu bucağı görünmeyen ormanın yolu bile yokken geldikleri yere dikkat etmemiş olmalarının aptallığı çekiyorlardı. "Ormandan çıktık mı?" dedi adam kendi kendine.

Mavi anlamamış gibi yüzünü buruşturduğunda sordu. "Kendinde misin sen?" Dalga geçer gibi güldü. "Etrafına bak Atlas, ormandayız."

"Otelin ormanında değiliz Alaca."

Mavi kaşlarını çattı. "Ne?"

"Çiti aşmışız, karşı ormandayız." Yanındaki büyük kayaya oturdu. "Aktivite ormanın fazlasıyla büyük bu yüzden olası kaybolmaları engellemek için neredeyse her bölgesinde yol var." Elini oturduğu kayaya vurdu. "Ve böyle büyük kayalar atv sürüşlerinde kazayı engellemek adına toplanıyor."

"Sen bütün bunları nereden biliyorsun?" dedi Mavi kaybolduğu gerçeğini bir kenara bırakarak.

"Sizin aksinize adaya geldiğimde bu tür detayları rahmetli müdürümüzle konuşmuştum." Samimiyetsizce güldü.

"Peki... Haneul gelmeden önce ormanın içinde miydik?"

"Hayır, o zaman da çoktan çıkmış olmalıyız. Oradaki ağaçlarda bunlar gibiydi."

Mavi sinirle ona doğru bir adım attı. "O zaman arkamızda bizi kovalayan bir manyak yoktu, sen niye bildiğin halde bizi çıkmaza soktun o zaman?"

"Bak sakin ol! Ben sadece sana söylediğim detayları biliyorum tamam mı? Bende yolu bulmaya çalışıyordum ama insanım sonuçta." dedi adam yerinden kalkarak. Mavi'nin haklı olduğunu biliyordu ama kendisi de söyledikleri dışında bilerek hiçbir şey yapmamıştı.

"Geri dönmemiz gerekiyor Atlas." diye çaresizce dizlerinin üstüne çöktü genç kadın. "Diğerlerine de zarar verecek." Adam onun tam karşısında geçip tıpkı onun gibi dizlerinin üstüne çöktü. İkisinin diz kapakları birbirine değerken genç kadın başını kaldırıp ona baktı. "Benim yapmadığıma ikna oldun mu?" diye sordu sinir bozukluğunun verdiği bir gülüşle.

Atlas dudaklarının birbirine bastırırken başını aşağı düşürdü. "Hâlâ şüphelerim var." dedi gizlice gülümserken. Başını tekrar kaldırırken dimdik karşısındaki kadının gözlerine odaklandı. Bir yanı gökyüzü bir yanı kuru toprak olan harelere baktığında saklamaya çalıştığı gülümsemesi ufacık da olsa görünmüştü. "Bizi buradan çıkaracağım."

Mavi'nin gözleri bir anlık Atlas'ın hareketlenen dudaklarına gittiğinde o ufacık gülümsemeyi gördü. "Nasıl?" diye dalgınca sordu.

"Sabah olmasını beklemeliyiz, yaklaşık iki saate hava aydınlanacak. Haneul diğerlerinin nerede olduğunu bilmiyor, eğer Egemen ve Vedat'a rastlamazsa bir kayıp daha olmadan onlara ulaşabiliriz."

"Ahh tabii ya... Birde onlar var." dedi Mavi öfkeyle saçlarını karıştırırken. "Ne yaşıyoruz biz böyle?" Kendini geriye doğru atarken toprak zeminde buldu kendini bir anda. "Tatil diye bir kabusun içine düştüğümüze inanamıyorum." Atlas onun gibi geriye doğru kendini bırakırken boş bir kahkaha attı. "Böyle olacağını hiç düşünmemiştim." dedi itiraf edercesine.

Genç kadın da dalga geçer gibi burnundan güldü. "Senin peşine takıldığımız için aptallık bizde."

Atlas dirseklerinin üstünde yükselirken kaşlarını çattı. "Asıl sorumluluğunuzu aldığım için aptallık bende." Kendinde tekrar geriye bıraktı. "Nereden bilebilirdim ki yarısının öteki tarafa göçeceğini."

Mavi şaşkınlıkla konuştu. "O nasıl söz öyle?! Sanki normal bir konudan bahsediyormuşsun gibi konuşuyorsun." Ellerini havaya kaldırırken gökyüzündeki yıldızları izlemeye devam ediyordu. "Bu ne soğukkanlılık?"

"Bunu diyen sen misin?" Güldü ve devam etti. "Güldürme beni Allah aşkına. Senin gördüklerini o sessiz kız görse çoktan bir köşede ağlıyor olurdu ama sen benden daha rahatsın.."

Bu sefer Mavi dirseklerinin üstünde yükseldi. "Sessiz kız kim, Lale mi?"

"Hı hı... Sanırım adı buydu." Adam tıpkı Mavi gibi yıldızları izlemeye devam etti bir süre. Mavi'den bir yanıt gelmezken o da tekrar dirsekleri üstünde yükseldi. İkisi göz göze geldiğinde kısa bir sessizlik olmuştu ki adam dayanamadı ve bu sessizliği sorusuyla bozdu. "Gerçekten sen neden bu kadar soğukkanlı kaldın o ölülere anlamıyorum."

Kadının dudakları hafifçe kıvrıldı. "Ölülerden değil dirilerden korkulması gerektiğini erken öğrendim diyelim." Atlas mesleki yeteneklerini kullanmayı denediği her vakit başarılı sonuçlar almış olsa da ilk defa karşısındaki insanın ne düşündüğünü çözememişti. "Ama ölmekten korkuyorsun." dedi merakla cevabı beklerken.

Mavi sakince oturur hale geldi. "Gerçek mutluluğu tatmadan beni bu hale getirenlerin yanına gitmek istemiyorum." Derin bir nefes aldı. "Onlar gerçek mutluluk nasıl olur göstermem gerekiyor."

□□□□

"Hiçbir yere gidemezsiniz!"

"Bizi burada zorla tutamazsınız, bırakın çıkalım."

"Size bir yere gidemezsiniz dedim." Serdar'ın öfkeli bağırışı ardından odada sessizlik oldu. "Diğerleri gelene kadar kimse buradan çıkmayacak." Miles kardeşini Destan'ın yanında bırakıp Serdar'ın yanına geçti. Destek olur gibi elini omzuna koydu ve "Zorluk çıkarmayın." dedi kapının önüne kapatırken.

İskender koca göbeğini unutup hızlı bir hareketle yerinden kalkarken tahammül seviyesini aşmış gibi elini havada salladı. "Otelin müşterisisiniz diye size boyun eğeceğimizi mi sanıyorsunuz?" Serdar'a doğru yürüdü. "Burada canımız söz konusu, sizin keyfiniz değil."

Serdar sinirle gözlerini yumdu ve Miles'a dönüp sessizce mırıldandı. "Ben biraz dışarı çıkıyorum." Önündeki kalabalığı gösterdi. "Sorumluluk sende."

"Nereye Serdar? Mavi dışarı çıkmayın, çıkartmayın demedi mi?" diye itiraz eder bir sesle konuştu Miles. Bu kadar insanı baş etmek zaten zorken birde tek kalması onu huysuz etmişti. Serdar gözlerini ovalarken derin bir nefes aldı. "Emin ol bu daha sağlıklı bir karar olacak." dedi gülümseme çalışırken. Kalabalık içinde bağırışlar yükselirken onlara bakmadan Destan'ın yanındaki sandalyede uyuyakalan Lale'ye döndü ve dışarı çıktı. Miles onun son sözlerinden sonra kalabalığı yatıştırmaya çalışır olmuştu. Betty'de ona destek olur gibi yanına vardığında ikili, çalışanlara olayı uzunca anlataya çalıştı.

Adam otelin büyük kapısından çıkarken derin bir nefes aldı. Alt katın baskın havası onu sıkmış ve bir hayli germişti. Gözünü alan güneş ışığı anında başını bir sancı saplarken gözlerini kıstı. Elini gözlerinin üstüne perde yaptı ve dalgalanan denize doğru bir iç çekti. Yüzüne vuran sabah rüzgarı sinirini alıp götürürken düşüncelerinide kendine getirmişti. Saatlerdir homurdanan insanların sorumluluğunda olmak zordu ona göre. Üstelik son saatlerde kimisi dışarı çıkma girişiminde bulunmuş kimisi acıkmış veya susamıştı. Mavi'nin giderayak kesin talimatı da onun elimi kolunu bağlamıştı. Bacaklarını açmak adına yerinde birkaç adım atarken kollarını geriye doğru açtı. Uykusuz bedeni yorgun olduğuna dair sinyaller verirken gözlerini yumdu.

"Yardım edin..." Serdar duyduğu kısık sesle gözlerini açarken kendini topladı. "Yardım edin lütfen!" Sesin nereden geldiğini saptayamamıştı genç adam.

"Neredesin?" diye bağırdı. Kapıdan tamamen çıktığında bakışları hemen etrafında dolandı. Otelin geniş girişinin küçük bir kısmı taş geriye kalan büyük kısmı ise kumla kaplıydı. Ayakları çok geçmeden sıcak kumla buluşurken tekrar bağırdı. "Sesimi duyabiliyor musun? Neredesin?"

Cevap alamazken adımları sahile doğru döndü. Bir yandan bağırıyor diğer yandan etrafını kolaçan ediyordu. "Atlas!" Gözleri ilerideki karartıda bir süre oyalandı. "Sen misin?!" Yardım isteyenin o olmadığını biliyordu ama bir ümit seslenmek istemişti. Duyduğu ses bozuk bir İngilizce kullanıyordu. Oysa Atlas'ın İngilizceyi ana dili gibi konuşuyordu. "Heey!"

"B-buradayım!" Duyduğu renksiz sesin sahibini gördüğü an koşarak ona doğru ilerledi. Aralarındaki 20 metrelik mesafe kısa sürede kapanırken Serdar sırtı ona dönük adamın yanına çöktü. "İyi misin?!" dedi adamın karnını yoklarken. Diğerlerine olan ona da olmuş olabilir diye düşünmüştü. Adam acıyla inlerken başını iki yana salladı. "Hadi kalk gidelim hemen." dedi Serdar adamın kolundan tutarken. Adam ona doğru dönerken Serdar adamın vücudunu inceliyordu. Bakışları bir anlığına adamın yüzüne çıktığında şokla tuttuğu kolu bıraktı. "Kihyun?!"

Adam acı içinde az önce yattığı yere tekrar düşerken homurdandı. "Ne yapıyorsun, kaldırsana beni!"

Serdar hâlâ olayın şokunu atlatamazken sahile doğru baktı hayretle. Uzakta kalan sahilde ufak karartılar hariç hiçbir şey görünmezken gözlerini ovaladı. Uykusuzluğun verdiği dalgınlıktan şüphelensede gerçeği kavranması uzun zamanını almamıştı. "Sen... Nasıl?" Kaşlarını çattı bir adım geriye gitti. "Sen sahildeydin... Öl-"

"Kaldır beni buradan!" dedi adam acı içinde kıvranırken. "Lütfen."

Serdar düşünmeden adama doğru atılırken kolundan tuttuğu gibi yerden kaldırdı. Kolunu omzuna doğru atıp bedenini kendine yasladı ve girişe doğru ilerlemeye başladı. Kafası karışmış halde bomboş gözlerle adımlar atarken soru sormamak adına kendini tutuyordu. Kollarındaki adamı saatler önce sahilde kanlar içinde görmüştü ama şuan kendindeydi.

Ağır adımlarla merdivene kadar ulaştıklarında Serdar, adamın bütün ağırlığını üzerine yükleyerek merdivenden indi. Attığı her adımda adamın ağırlığının acısını çekerken yüzünü buruşturduyordu. Ona nitekim Kihyun da farksız değildi. Bedeninde hissettiği sızlamalar ve kas ağrıları onu ayakta tutmakta zorluk çektiriyordu. Arada dudaklarından firar eden inlemeler zaman geçtikçe zayıflamaya başlamıştı. Serdar bunu fark ettiğinde çoktan kapıyı örten dolabın önüne gelmişlerdi. Adamı dik tutmaya çalışarak önündeki dolaba sert bir tekme geçirdi. İçeride bir çığlık sesi duyulduğunda ilk önce kapı ardından dolabın hareketlenişini izledi genç adam. Attığı tekme duyulmuş olmalıydı.

Miles şaşkınlık dolu gözlerle dolabın kenarından başını uzattığında Serdar'ın yanındaki adamı görmesiyle bakışları daha da büyüdü. "Kihyun?!" dedi şokla bedeninin tamamını dolabın arkasından çıkarırken. "Ama sen..."

Serdar, adamı Miles'a doğru bırakırken lafını kesti. "Durumu iyi değil, içeriye geçelim." Miles üzerine düşen zayıf adamı tek hareketle tıpkı Serdar gibi omzuna attığında zorlanmadan içeri geçti. Serdar'a nazaran daha geniş omuzlu ve iri yapılı olması tuttuğu bilinçsiz bedeni taşırken işini daha da kolaylaştırıyordu.

İçeriye adım attıkları anda herkeste kısa bir şok dalgası olurken ilk tepki Betty'den gelmişti. "Abi!"

Serdar, Miles'ın arkasından geniş depoya girdiği an gözleri Lale'yi aramıştı. Bıraktığı yerde uyuyor halde gördüğü kadının üzeri örtülmüş yanı başındaki sandalyede dolmuştu. Kaşları anında çatılırken yanında sandalyede oturan adam döndü. Ona doğru attığı ilk adımda önü kesilirken karşısında, sırtı ona dönük adama baktı. Miles, Kihyun'u Destan'ın yanına doğru götürüyordu. Onun peşine takıldığında kalabalık yine hareketlenmeye başlamıştı. "Kim o?" diye atladı biri arka taraftan.

"Gelen korelilerden biri değildi o ya?"

"Hani onlarda sahildeydi?" Soruyu yönelten yine çenesini tutamayan ikizlerden biriydi. Yüzünde bilmiş ifade yanındkai insanlara aleni gösterişti. Onların bir oyun içerisinde olduğunu ve kendilerinide öldürmek için bu oyuna alet ettiklerini söylüyordu en başından beri. Şimdi gördükleri de ona malzeme olmuştu. Arkasındaki arkadaşlarına doğru döndü sinirle. "Ben size söyledim değil mi? Bizimle oyun oynuyorlar, bu çekiklerin öldüğünü söyleyip kandırdırlar bizi."

"Güneş yeter!" diye bağırdı Selin onun ayaklanmalarını bastırmak için. Lale'nin yanında şokla Kihyun'u izleyen Çınar'ı ve Burak'ı gösterdi. "Onlarda sahilde o adamı gördüler." Tekrar Güneş'e döndü. "Ortada yalan yok, kendin gel artık."

"Ama Sel-" Lafını öfkeli bağırışıyla kesen Miles olmuştu. "Kesin sesinizi!" Bakışlarını bir an olsun Kihyun'un üzerinden çekmezken oluşan sessizlik içinde konuştu. "Onu buraya Serdar getirdi ve görünen o ki o bile ona ne olduğunu bilmiyor. Biz onu en son sahilde kanlar içinde görmüştük, doğru ama siz ne biliyorsanız bizde o kadarını biliyoruz o yüzden kapatın çenenizi artık."

Son sözlerinden sonra depoda sessizlik hüküm sürmüşken Buse, Destan'ın sargısını bırakıp Kihyun'la ilgilenmeye başladı. Serdar ve Miles yaralı adamın tepesinde dikilmiş Buse'yi izliyordu. Hemşire, Kihyun'a yukarıdan Atlas'ın talimatıyla aldığı sakinleştiricileri uygulamış yaralı karnını görmek adına üzerindeki yırtık gömleği makasla kesmişti. Kan içindeki karnının sol kısmında derin bir kesik gördüğünde Serdar'a döndü. "Dikiş gerekli."

Serdar onu başıyla onaylarken Miles'a döndü. "Sen onu revire götür, gerekli malzemelerle birlikte buraya gönder." Bakışları Çınar'ı bulurken onu gösterdi. "Çınar'ı ve aşçıyı da mutfağa götür, yiyecek bir şeyler getirin." Miles ona sorgulayıcı bir ifadeyle ona bakarken Serdar ona yaklaşarak fısıltıyla konuştu. "Bu adamı bunların yanında tek başına bırakamam. Üstelik..." Bakışları Lale'yi buldu. "Birazdan uyanır."

Miles anlayışla gülümserken Çınar'a yöneldi. Aşçıyla birlikte ne yapacaklarını konuştuktan kısa bir süre sonra Buse'yle birlikte depodan çıktılar. Betty küçük adımlarla Kihyun'u izleyen Serdar'ın yanına vardığında meraklı bir sesle sordu. "Onu nerede buldun?"

Serdar hareket etmezken bakışlarını sabit tuttu. "Girişteki kumların arasındaydı." Genç kadına döndü. "Biz onu sahilde görmedik mi Betty?" Kaşları olayı sorgularcasına çatıldı. "Haneul geldi sonra, başlarında ağladı." Başını yana yatırdı kadının arkasındaki duvarı incelerken. "İkisini mi karıştırıyorum acaba diye düşündüm ama hayır. Eminim sahildeki Kihyun'du"

Betty onu onaylar gibi gözlerini yumdu. "Evet oydu Serdar, doğru hatırlıyorsun. Haneul biz oradan ayrıldıktan sonra ortadan kayboldu ama biz onun cesedini gördük." Onun derken yerde yatan Kihyun'u göstermişti. "Nabızlarını kontrol etmiş miydiniz?"

Serdar elini başına götürürken gözlerini kapattı. "Hayır... Sanırım Clark'ları kontrol ettik sadece. Herkesin öylece kan içinde olduğunu görünce kontrol etmemiştik." Burun kemerini sıktı. "Yaralı halde oradan gelmiş olmalı."

Betty yerdeki adama bakarken mırıldandı. "O zaman o da biliyor bunu onlara yapanın kim olduğunu."

"Muhtemelen." Destan'a döndü bakışları. "Destan gibi olmasın da."

Betty destek olur gibi Serdar'ın koluna dokundu. Adam sorgular gibi ona dönerken genç kadın onu teselli edici bir gülücükle karşıladı. "Bunu yapan ortaya çıkacak mutlaka merak etme." dedi Serdar'ın kolunu hafifçe sıkarken.

Serdar diğer eliyle kolundaki parmakları iterken gülümsemeye çalıştı. "Ben bi' Lale'ye bakayım?" Adam ona arkasını dönerken Betty bozuntuya vermeden Kihyun'le ilgilenmeye döndü.

Serdar derin bir nefes alırken aynası gördüğü kıza doğru adımladı. Onca sese karşın hâlâ uyuyor olmasına şaşıyordu ama yaşadıklarını kaldırabilecek bünyesi olmadığını da biliyordu. Genç kadın hem fiziksel hem ruhsal olarak çok zayıftı ve Serdar onca insan arasında bu kadına destek olmaya çalışıyordu. Sanki kendisi olmasa, kadın ayakta duramayacak ya da zarar görecekti. Bir annenin bebeğiyle ilgilenişi gibi sorumluluk hissediyordu ona karşı.

Kadının üstüne örtülen ince çarşaf aşağı doğru kaymış başı geriye doğru düşmüştü. Adamın dudakları kıvrılırken genç kadının yanındaki boş sandalyeye oturdu. Çarşafın ucunu işaret ve baş parmağıyla tutarken kadına temas etmemeye dikkat ederek üstünü örttü. Onca sese uyanmayan kadın bu harekete kıpırdanırken Serdar hemen geri çekildi.

Lale gözlerini kırpıştırarak açarken harelerine vuran florasanın acısıyla gözlerini tekrar kapattı. Yerinde dikleşip destek alır gibi Serdar'ın sandalyesinin demirin tutundu. Adam kendini iyice geri çekerken Lale'nin kendinden habersiz yaptığı hareketlerin farkındaydı. Sessizce onu izlemeyi sürdürmeyi tercih etmişti.

Kadın dikleştiği sandalyede toplanırken nihayet gözlerini açtı. Etrafındaki durgunluk uyurken bıraktığı gibiydi. Hiçbir şeyden habersiz gözleri Serdar'ı ararken baktığı hiçbir yerde bulamadı. Ensesinde toplanan açık kahve saçlarını sol omzuna toplarken kurumuş dudaklarını yaladı. Betty ve Yaşam'ın yerde yatan adamla ilgilendiğini görmemişti ama ortadan kaybolan kişiler dikkatini çekmişti. Görüş açısını çoğunlukla Selin ve arkadaşları kaplıyordu.

"Ne o? Birini mi arıyorsun?" dedi Serdar dudaklarını birbirine bastırırken. Lale beklenmedik ses karşısında sıçrarken elini hızla çarpan kalbine götürdü. "Ha-hayır." Sesi çatallı çıkmıştı.

"Hmm..." Dizlerine vurarak yerinden kalktı. "Aç mısın?" diye sordu Kihyun'a bakan açısını kapatırken. Onu bu haldeyken görmesi pek iyi olmayabilirdi. Kadının kendine gelmeden görebileceği bir manzara değildi ona göre.

"Evet biraz." Ayağa kalktı genç kadın. "Ne oldu Serdar? Mavi geldi mi, çıkacak mıyız buradan?"

Adam başını iki yana salladı. "Hayır daha bir gelişme yok."

"Sen niye öyle dikildin karşıma birden?" Kadının şüpheci tavrını beklemiyordu adam. Ne diyeceğini bilememiş gibi iki elini amaçsızca havada salladı. "Şey ya birazdan Miles ve diğerleri yemek getireceklerde onlara bakınıyordum."

Lale başını sallarken Kihyun'un yattığı tarafa doğru bir adım attı. Serdar bir adımda tam karşısında dikildi. "Nereye?" Lale onun yaklaşmasıyla bir adım geri çekilirken kaşlarını çattı. "Diğerlerinin yanına." Arkasında personelleri işaret etti belli etmemeye çalışarak. "Onlar korkutucu geliyorlar."

Serdar onun bu açık tavrına güldü. "Sana anlatmam gereken bir şeyler var, lütfen otur. Ondan sonra oraya geçebilirsin." Kadın şüpheyle gözlerini kırpıştırdı. Sağa doğru eğilip Serdar'ın sakladığı şeye bakacağı sırada adamda onunla birlikte eğilip görüş açısını kapattı. "Lütfen dedim." dedi adam samimiyetten uzak bir gülüşle.

Lale sessizce kabullenip yerine oturduğunda Serdar onun uyuduğu anlarda yaşanılan, onun bilmediği ne varsa anlattı. Kadın şokla onun anlattıklarını dinlerken ağlamış ve tıpkı önceden yaptığını yapıp dizlerini kendine çekmişti. Adamın düşündüğünü gibi bütün bunları ona fazla gelmişti.

Serdar uzaktan onun bu korku dolu tepkilerini izlerken yaşadıkları ve yaşayacakları şeyleri düşünmeden edemiyordu. Burada yardım isteyebilecekleri hiç kimse ve hiçbir şey yoktu. Ne onları koruyacak bir silahları ne de yardım çağıracak iletişim araçları vardı. Aralarında kim olduğu belli olmayan bir katil ve hayatta kalmak için yirmi bir günleri varken hiçbir şey kolay olmayacaktı.

...

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Vasıfsız bir hükümdar mı vasıflı normal bir insan mı olmak isterdin? Neden?
X

Daha iyi hizmet verebilmek için sistem içerisinde çerezler (cookies) kullanmaktayız. "Çerez Politikamız" sayfasından daha detaylı bilgilere erişebilirsin.

Anladım, daha iyisini yapmaya devam edin.