Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
Orenda 21Gün - Sözümoki
27 Temmuz 2021, Salı 03:26 · 148 Okunma

Orenda '21Gün'

1. Bölüm ~ Babasının Kızı

Avuçlarının arasındaki sıcak kupayı dudaklarına götürürken gözleri önündeki gazetedeydi. Burnuna dolan o eşsiz kahve kokusu aldığı haberle onu daha da keyifli bir hale getirmişti. Yaslandığı sandalyesinden bir hareketle öne doğru eğilirken kahvesini masaya bıraktı ve gazeteyi yaklaşık on dakikadır yaptığı gibi tekrar tekrar okumaya başladı. Aylardır beklediği haberi nihayet almıştı. Gün onun için aksi başlasa da aldığı haber uzun zaman sonra onu fazlasıyla mutlu etmişti.

Yüzünde küçük bir tebessüm oluşurken gazeteyi kahvesinin yanına dikkatli bir hareketle koydu ve sandalyesinden ağır hareketlerle kalktı. Takım elbisesini düzeltirken yüzündeki gülümseme daha da büyüdü. Şimdi işin en eğlenceli kısmıyla uğraşacaktı.

Kapıya kadar ayakkabısının çıkarttığı tok sese aldırış etmeden yürüdü. Soğuk kapı kolunu tutup kendine doğru çekerken yüzündeki gülümsemeyi silmiş, sert ifadesini takınmıştı. Kapıdan dışarıya attığı ilk adımda çehresine dönen yüzlere aldırış etmeden ofisin girişindeki asistanına dönüp odasını işaret etti. Onun dilinde bu, odayı görüşme için hazır etmesi için bir işaretti. Asistanı onu başıyla onaylarken önündeki dosyaları kapatıp ayaklandı.

Genç adam tekrar önüne dönerken adımlarını soluna çevirmiş kendinden emin tavırlarla arkadaşının odasına gidiyordu. O tok ses bastığı yeri titretirken etrafındaki insanları ona hayran bırakıyordu. Uzun boyu, kumral teni ve tenine uyumlu kumral saçları karşı cinc için ilgi çeken ilk özellikleriydi. Bunun yanında renk değiştirdiğine emin olduğu göz rengi yeşil ve mavi arasında tuhaf bir tona sahipti. Etli dudakları ve sık kirpikleri kadınları kıskandıracak kadar göz alıcıydı.

Alışık olduğu bu bakışlardan rahatsızlık duysa da dışarıya halinden memnunmuş havası vermekten mutluydu. Hayran olunası görünmek zevk veriyordu. Yüzüne taktığı maskesini indirmekten pek hazzetmeyen bir insan olsa da sevdiği insanların yanında kendisi gibi hissettiği açıktı. Bileğini sallayarak kolunu yüz hizasına kaldırırken gözler siyah kopçalı eski saatine kaydı. Öğle arasının bitmesine çok az bir vakit kalmıştı. Haber vermek için yeterli bir vakit olduğunu düşündü.

Kapıyı iki tıklatmada odadan gelen ses ile içeriye girdi. Dudakları gülümseme ile buluşurken çatık kaşlarını serbest bıraktı. “Tünaydın.” Karşısında ona sert bakışlar atan arkadaşı onun bu mutlu halini görünce göz devirdi ve masasının hemen önünde duran iki sandalyeyi gösterdi. “Tünaydın, gel.” Genç adam onun komutuyla yerinde hareketlenirken kapıya doğru bakan geniş sandalyeye oturdu. “Yüzünüz gülüyor beyefendi. Nereden geliyor bu neşenin kaynağı?”

“Yeni bir gün, yeni insanlar, yeni bir ben. Ne olsun?” Zayıf bir gülüşle arkadaşının sorusuna cevap verirken yerinde kıpırdandı. Arkadaşı onun bu tavrına merakla bakarken ellerini önündeki masada birleştirdi. “Yok yok bugün farklı bir şey var. Ruhsuz gülümsemene alışmıştık.”

Genç adam dizlerinin üstüne doğru eğilirken gözlerini şüpheyle kıstı. “Tatile gidiyorum.” Tekrar geriye yaslanırken bacak bacak üstüne attı ve parmağını çenesinin etrafında gezdirdi. Bu hareketi heyecanlı ve meraklı olduğu zamanlarda sıkça yapardı. Eymen de bunu gayet iyi biliyordu. “Ne tatili?” diye sorabildi sadece. Bu hâl tavrından daha önemli bir konuydu çünkü. Çalışmaya başladığından beri mecbur kalmadığı sürece ofisinden ve işinden uzak kalmayı sevmeyen işkolik arkadaşı tatile gideceğini söylüyordu. Göz ardı edilemez bir meraktı Eymen için.

“Bir süre kafa dinlemeye ihtiyacım var. Buralarda olmayacağım.” Eymen arkadaşının yüzünü detaylıca inceledi. Bir mimik, bir hareket bekliyordu bu söylediklerini sorgulamak için. “Nereden çıktı bir anda?” Atlas ona boş gözlerle bakıyor ve bir o kadar boş bir gülümseme ile karşılık veriyordu. Eymen onun bu haline burun kıvırdı.

Genç adam, ona doğru dönerken kaşlarını kaldırdı. “Geçen senenin yükünü atmam lazım Kalender. Olmuyor böyle.” Sıkıntıyla oflarken gözlerini yumdu genç adam. Arkadaşının ona soyadıyla seslenmesine alışmış olsa gerek sorgulamadan merakını gidermeye çalıştı. “Üzerinden on ay geçti Atlas! Şimdi tatil fikri saçma değil mi sence?”

Adam onu başıyla onaylarken gülümsemesini büyüttü. “Tatil yapacağım dedim oğlum, amma büyüttün.”

“Nereye gideceksin?” Atlas’ın boş vermiş tavrına karşı pes etmişti Eymen.

“Aklımda bir yer var ama henüz belli değil. Hem detayları sonra konuşuruz bak öğle arası bitti,” dedi Eymen'in masasındaki saati gösterirken. Gözleri tekrar kol saatine gittiğinde kafasını kaldırdı ve sandalyenin iki yanını avuçlayarak ayağa kalktı. Kapıya doğru sesli adımlarla yürüdü. “Bunun için mi geldin buraya sen? İki dakika var daha nereye gidiyorsun?” Arkasından seslenen arkadaşına dönüp sert bir nefes verdi. “Haber vermeye geldim Eymen, şimdi de gidiyorum.”

Eymen onun bu haline tekrar göz devirirken eliyle gitmesi için hareket yaptı. Aklına bir şey gelmiş gibi kaşlarını kaldırırken Atlas’a seslendi. “Maskeni unuttun.”

Genç adam ona küçük bir kahkaha atarken boğazını temizledi ve eski kaşları çatık haline dönüp arkadaşına baktı. “Yakıştı mı?”

Eymen ona yan bir gülüş ile karşılık verirken kapıyı gösterdi. “Git!”

Atlas dışarıya çıkıp kapıyı arkasından kapatırken kapının hemen yanındaki duvara yaslandı ve derin bir nefes aldı. Arkadaşlarını kullanmaktan hiç hoşlanmıyordu.

“Beyefendi geçebilir miyim?” Olduğu yerde sıçrarken gözlerini hızla açtı. Beklenmedik yerden gelen cılız sese doğru dönerken yerinde toparlandı ve duvar ile olan bağını kesti. Büyük olan ofis binasına inat yapılmış olan bu koridor fazlasıyla küçüktü. Hele ki Atlas gibi iri yarı insanlar için fazla küçüktü. İşleri aksatmamak adına tadilat yapılmamış olan ofise tekrar lanet okudu o an.

Karşısında ortalama bir kadın boyundan fazlasıyla uzun bir kadın vardı. Koyu kahverengi saçlarına yakışan kumral teni eşsiz güzellere taş çıkaracak derecedeydi. Sol gözü maviyken sağ gözü mavinin içerisinde toprak rengini de misafir etmişti. Burnunun kenarlarına özenle serpiştirilmiş çilleri gözlerine adeta ben buradayım der gibi bir havaya sokmuştu. Atlas derin bir nefes alma isteğiyle dolup taştı o an

Karşısındaki kadının gözlerinin tuhaflığına odaklanmış gidiyorken genç kadın gözlerini kısıp başını eğdi ve tekrar seslendi. “Beyefendi, iyi misiniz?”

Atlas olduğu yerde dikleşirken boğazını temizledi. Kaşlarını çatarken kapıdan bir adım uzaklaştı. “İyiyim, kusura bakmayın. Buyurun.”

Genç kadın ona ters bir bakış atarken başını olumlu anlamda salladı ve kapıyı tıklatarak içeriye girdi. Atlas kadının kapıdan girişini izledikten sonra kafasını iki yana salladı ve arkasını döndü. Şimdi işin diğer kısımlarını halletmeliydi.

~~~

Oturduğu sandalyede biraz daha kıpırdandı genç kadın. Neredeyse yarım saattir sırasının gelmesini bekliyordu. Öğleden önce kaçırdığı randevusuna gelmiş, kendisinden sonraki hastanın randevusunu iptal etmesi onun için büyük bir şans olmuştu. Etrafındaki insanların harelerine ters bir bakış atarken olduğu yerde geriye yaslanmış kollarını birbirine bağlamıştı. Eli çalan telefonuna giderken insanları rahatsız etmemek adına hızla açıp kulağına dayadı. “Efendim abla?”

“Çıktın mı Mavi?” Genç kadın nefes nefese kalmış bir şekilde sordu. Mavi, genç kadının zoraki çıkan sesiyle kaşlarını çattı. “Ne yapıyorsun, sesin tuhaf çıkıyor?”

“Spor yapıyordum. Senden ses çıkmayınca arayayım dedim.” İmayla konuşmasını Mavi anlamıştı. Ablası yine göz ardı edildiğini düşündüğü için alınganlık yapıyordu.

“Randevuya geç kaldım. Öğleden sonra gelecek olan hasta yerine gireceğim. Geç gelirim muhtemelen.” Sesi hırıltılı çıkmıştı.

“Tamam canım, çok geçe kalırsan yarın buluşuruz.” Mavi sanki o görecekmiş gibi başını aşağı yukarı salladı ve mırıldandı. “Tamam görüşürüz.” Akşam buluşmak için sözleşmiş olsalar da her ikisi aslında buluşamayacaklarını biliyorlardı. Nesli yoğun iş temposundan özel hayatına fırsat bulamazken, Mavi savsaklaması yüzünden fırsat bulamıyordu.

Telefonu kapatmalarının ardından Mavi tekrar eski oturma düzenini almış insanları izliyordu. Bu, onun için bir huy olmuştu. İnsanları izlemek, daha kim olduğunu öğrenmeden karakteri hakkında tahmin yürütmek oyun gibi geliyordu ona.

Yanında oturan kadını incelemeden edemedi yine o an. Dört sandalye ötesinde oturan kadın gözlerini yere dikmiş dalgın bakışlar atıyor ve yumruklarını sıkıyordu. Elbette buraya gelen insanların normal olmasını beklemiyordu ama bu kadının bakışları adeta yeri delip geçecek ve bir o kadar acı dolu görünüyordu.

Siyah ve beyaz ağırlıklı olan bu büyük binaya neredeyse iki aydır düzenli olarak geliyordu Mavi. Gördüğü rüyalar ona bunu daha sık yapmasına zorlasa da yedi senedir bu tedavilerin bir işe yaramamasından bıkmıştı. Psikoloğu ofis değiştirmiş ve evine daha yakın bir yere yani buraya gelmişti. Bu biraz olsun işine gelse de son zamanlarda tedaviyi bitirme dürtüsüyle savaşıyordu.

Yedi sene süren tedaviler sadece gördüğü kabusların seviyesini düşürebilmişti. Artık nefesi kesilerek değil ağlayarak uyanıyordu meselâ. Baba diye haykırarak değil anne diye ağlayarak uyanıyordu. Babasının cesedini değil annesininkini görüyordu. Aradan geçen onca senede hiçbir şeyi değiştirememişti.

Kadında olan gözlerini çoktan çektiğini, karşısındaki kapıya delici bakışlar attığını sonradan fark etti Mavi. Çatık kaşları ve sıktığı dişleriyle kapıya nefretle bakıyordu. Dimdik baktığı kapı tek hareketle açıldığında içeriden kalıplı bir adam çıktı. Genç adamın kapıyı açtığında yüzünde olan gülümsemesi eşikten geçtiği anda kaybolurken kaşları nefretle çatılmıştı. Mavi karşısındaki adamın mimiklerine dikkat kesilmişken yüzünde anlık bir gülümseme oldu. Adamın kendini dışarıya karşı soyutlaması onu şaşırtmış, aynı zamanda eğlendirmişti.

Genç adam başını asansörün yakınında masada oturan kadına çevirip odasını işaret etti ve soluna dönüp kasılarak yürümeye başladı. Mavi adamın bu hareketine daha da gülerken geriye yaslanmış kollarını birbirine bağlamıştı. Adam yürürken ciddi manada kendini sıkıyordu.

Adam beş altı adım atıp Mavi’nin biraz sonra gireceği odaya girdi. Genç kadın tek kaşını kaldırıp sorgularcasına arkasından bakarken derin bir nefes aldı. Zaten zoraki geliyordu, bir de randevu saatinde yerine başkası mı girecekti?

Son zamanlarda, yaşadığı her şey tahammül seviyesini arttırıyordu. Buradan çıkıp gitmek istiyordu. Biraz nefes alıp yalnız kalmalıydı. Ellerini sandalyesinin iki yanına koydu ve her an kalkıp gidecekmiş gibi bir pozisyona geçti. İster istemez gözleri yanındaki kadına dönünce az önceki halinden bir farkı olmadığını gördü. Orta yaşlarda olan kadının dudaklarında anlamsız bir gülümseme peyda oluyordu anlık ama saniyeler içinde eski yüzü asık haline dönüyordu. Mavi, bu kadının acı çektiğine yemin edebilirdi. Kaslarını fazlasıyla zorluyordu. Ayakta durmakta güçlük çekiyor gibiydi.

Oturduğu yerde kıpırdanırken gözlerini kadının üzerinden çekti. Derin bir nefes alırken yerinden hırsla kalktı. Randevusuna geç kalmış olsa bile yerine gireceği kişinin saati gelmişti ve daha fazla beklemeyecekti. Arkasında kalan asistanın boşluğuna getirip kapıya doğru emin adımlarla yürürken kapının açılmasıyla olduğu yerde durdu. Az önce odaya giren adam aynı sert ifadesiyle geri çıkmıştı.

Atlas kapının hemen yanındaki duvara yaslanıp kendini rahat bırakmış ve yüzüne bir gülümseme takmıştı. Genç adam gözlerini kapatırken gülümsemesi daha da büyüttü. Mavi, adamın bu hareketlerini anlamlandıramadı.

Dar olan koridorda odaya doğru ilerlerken onu görmezden gelmeye çalışıyordu fakat koridorun ortasına konan büyük kolon bu iri yarı adamın varlığıyla birlikte hareket alanını da kısıtlıyordu. Adama yaklaştığı anda cılız çıkan sesiyle “Beyefendi geçebilir miyim?” dedi.

Genç adam olduğu yerde ürpermişti Mavi’nin sesini duyunca. Gözlerini açtığında karşısındaki kadını hızlıca süzdü ve toparlandı. Arada bir sessizlik olurken Atlas, genç kadının gözlerinde takılı kalmış dikkatle inceliyordu. Ne tek kelime etmişti ne de tek bir söz söylemişti.

Mavi herkes tarafından karşılandığı şekilde karşılanmıştı yine. Genç adam, Mavi’nin gözlerinden gözlerini alamamıştı. Karşısındaki kadını gözleri herkesi kendine hayran bırakacak gibiydi ve Atlas gözlerini ondan alamamakla haklıydı. Annesinden aldığı mavi gözleri sol tarafında tamamen hüküm sürmüşken sağ gözünde hayatına yara açan babasının kahvesini taşıyordu. Mavi bu bakışlara alışık olduğu için mimik dahi oynatmadı. “Beyefendi, iyi misiniz?” diyebildi sadece.

Atlas kendine gelmiş, olduğu yerde dikleşmişti. Gözlerini genç kadından çekebildiğinde yerinde kımıldandı ve ona geçmesi için yer açtı. “İyiyim, kusura bakmayın. Buyurun.”

Mavi karşısındaki adam cevap vermeden odaya girdi. Yaşadığı tuhaf olayı arkasında bırakmak ister gibi kendini toparladı ve onu selamlamak için ayağa kalkan doktoruna gülümsedi. İkili kısa bir el sıkışma ve hâl hatır sorma merasiminden sonra aylardır konuştukları muhabbeti tekrar açmışlardı. “Devam ediyor mu?” dedi Eymen karşısında umutsuzca oturan genç kadına gülümserken.

Mavi onu başıyla onaylarken elini saçlarına götürdü. Omuzlarına düşen saçlarıyla oynarken gözleri yerdeydi. “Kurtulamayacağım bundan.”

“Neden böyle düşünüyorsun? Bunu benimle görüşmeye ilk geldiğinde de söylemiştin ve bak fazlasıyla yol kat ettik.” Eymen her zaman olduğu gibi olumlu yanıtlar veriyordu ama Mavi çoktan ümidini yitirmişti. İyileşmek onun için bir hayalden öteye gitmiyordu.

Başını hırsla kaldırdı genç kadın. “Ne yolu Eymen Bey? Hiçbir şeyin düzeldiği yok! Her şey daha ilk günkü gibi. Aradan neredeyse on sene geçti ama hâlâ yüzlerini aklımdan silemiyorum. İkisinden de nefret eder oldum artık!”

“Annen?” sesi zayıf çıkmıştı adamın.

“Ondan da nefret ediyorum. Kocasından da nefret ediyorum.” Sert bir nefes verdi Mavi. Başı dönüyordu konu onlara geldiğinde. Gözlerinin önüne düşüyordu o gece. “Babamın kızı ben değilim.” Kendi duyacağı şekilde fısıldadı. “O içimde.” Sayıklar gibi yerinde sallanıyordu. “Kurtulamıyorum.” Başının döndüğününü hissetmişti. Avuçları terlemiş, nefes alışverişleri sıklaşmıştı.

“Mavi, sakinleş lütfen.” Eymen telkin edici bir ses ile Mavi’ye yaklaşmaya çalışırken genç kadın gözünün önüne gelen görüntülerle daha da öfkeli bir ifadeye büründü. Eymen onun yaşadıklarını bilen nadir insanlardandı ve onca aydan sonra verdiği vereceği çoğu tepkiyi öğrenmişti.

“Sakinleşemem.” Elleriyle gözlerine baskı uyguladı Mavi kendini soyutlamak ister gibi. Sesi fısıltıyla çıkıyordu. “Buraya gelmek istemiyorum artık.”

Eymen oturduğu yerden kalkmış Mavi’nin hemen karşısındaki sandalyeye yerleşmişti. “Anlamadım?” Genç adam karşısındaki kadının dediğini anlamıştı ama net bir açıklama bekliyordu. Mavi, aradan geçen onca yıldan sonra iyileşemeyeceğine dair umutsuzluğa kapılmamıştı ama şimdi neden böyle olumsuz konuşuyordu anlamamıştı.

Mavi ellerini gözlerinden çekerek yutkundu. Boğazı düğümlenmişti yine. Elleri kendiliğinden titremeye başladığında acıyla gülümsedi ve elini kaldırdı. “Kaç sene oldu tedaviye başlayalı. Kurtulamıyorum onlardan. İsimleri her geçtiğinde varlıklarını hissettiğim her anda gözlerimin önüne düşüyor o halleri.” Parmaklarını saçlarının arasından geçirdi. “Bana bunu yapmaya hakları yoktu!” İçinde yenemediği öfkesi büyürken parmaklarıyla saçlarını kavrayıp hızla çekti. Acıyla dişlerini sıkarken yüzünde bir gülümseme oldu. Eymen, genç kadının kendi saçını çekmesiyle yerinden hızla kalkarken onu engellemek adına elini tuttu.

“Mavi, dur!” Genç kadın ne yaptığının farkında değildi. Sıklıkla yaşadığı krizler her defasında kendisine zarar vermeye itiyordu onu. Bilinçli olduğu vakitlerde kendine açtığı yaraları sararken kendini kaybettiği anlarda o yaralara bir yenisini daha ekliyordu. Ona bunu babası öğretmişti. Babası öğrettiyse doğruydu yaptıkları. Mavi öyle düşünmese de diğer yanı buna fazlasıyla hak veriyordu. “Yapma Mavi!”

Mavi hâlâ parmakları saçlarının arasındayken dümdüz karşısına bakıyordu. Genç adam karşısındaki kadının canını daha fazla yakmamak adına müdahale etmek istedi ama her dokunuşunda Mavi saçlarını daha sert çekiyordu. Yüzünde acıya dair gram mimik oynamazken içi paramparçaydı. İçinde yaşayan Mavi adeta çığlıklar içinde acıyı her bir zerresine kadar hissediyordu. Bu krizler, gördüğü rüyaların yanında ona adeta hediye edilmişti.

“Yasemin!” Eymen adeta haykırmıştı. Genç kadının karşısına geçmiş ona bakması için olağanüstü bir çaba sarf ediyordu. Çağırdığı asistanı endişeyle odaya girerken gözlerini korkuyla büyümüştü. Odaya girdiği anda Eymen’e dönen bakışları karşısında oturan kadına gidince dehşetle daha da açıldı. “Yasemin, Atlas’ı çağır! Hemen!”

Yasemin başını korkuyla aşağı yukarı sallarken odayı terk etti. Eymen karşısındaki kadına daha da yaklaşmış ifadesiz yüzüne karşı bir şeyler sayıklıyordu. “Mavi! Beni buna mecbur bırakma ne olursun!”

Mavi içeriden çığlıklar içerisinde kurtulmak için yalvarırken babasının kızı ona izin vermiyordu. Acıyı hissetmek zevk veriyordu ona. Eymen’in karşısında Mavi yoktu. Babasını kızı vardı.

O, o adamdan acı çeken tarafını almıştı. Acı çektirmek babasının kızının işiydi. Gözlerinde imzasını bırakan adamın kızı kendisi değildi.

Atlas odaya hızla adımlarla girerken Eymen’e doğru yaklaştı. “Nasıl oldu?” Genç adam asistanın söylediklerinden bir şey anlamasa da Eymen’in yardıma ihtiyaç olduğunu kadının mimiklerinden el hareketlerinden net bir şekilde anlamıştı. Odaya girdiği anda karşılaştığı manzara da ona her şeyi açıklıyordu. “Eymen!”

“Disosiyatif,” dedi Eymen sıktığı dişleriyle arasında. Başka bir şey söylemesine gerek yoktu o an. Hastalarının bilgilerini her ne kadar paylaşma taraftarı olmasa da şu an bunu düşünecek durumda değildi.

Atlas kaşlarını hayretle kaldırdığında vakit kaybetmeden Mavi’nin önüne geçti. Genç adam Mavi’nin karşısında Eymen’e kaş göz işaretiyle kollarını gösterdiğinde Eymen başını hızla iki yana salladı. Onun zarar görmesini istemiyordu.
Atlas tıslayarak fısıldadı. “Hadi!” Eymen, genç adamın komutuyla elini Mavi’nin kolundan çekip arkasında kendisini sabitledi.

Mavi dimdik yere bakarken yüzündeki gülümseme acısı arttıkça büyüyordu. O acıdan zevk alıyordu. Parmaklarını da avuçlarının içine geçirmiş sıkıyordu fakat istediği acıyı alamıyordu. Mavi daha önce yaşadığı tecrübelerle tırnaklarını her zaman kısacık kestiği gibi o gün de kesmişti. Avuçlarındaki yaralara bir yenisini eklemek onun işi değil babasının kızının işiydi.

Her zaman olduğu gibi yaraları babasının kızı açar, Mavi sarardı.

Atlas, Mavi’nin yüzünü ellerinin arasına aldığında ona odaklanması için çenesini yukarıya kaldırdı. Mavi harelerini oynatmamaya yemin etmiş gibi yere bakmaya devam ederken gözünden bir damla yaş düştü. Atlas’ın genç kadının çehresinde gezinen bakışları gözünden düşen bir damla yaşı takip etti ansızın.

Eymen arkada komut beklerken Atlas yutkundu. “Bana bak.” Fısıltıyla dudaklarından dökülen kelimelerden sonra bir mucize oldu. Mavi gözlerini acıyla kapatırken Atlas’ın işaretiyle Eymen genç kadının bileklerini tuttuğu gibi geriye çekti. Mavi anında hırçınlaşmış elini ondan kurtarmaya çalışıyordu ki Atlas ayağa kalkıp bir adım geriye çekildi. Eymen, Mavi’nin arkasından bileklerini bırakmadan yanına doğru ilişti. “Mavi kendine gel.” Sesi yükselmişti ama genç kadın onu duymuyordu.

Büyük bir çabayla bileğini tutan adamdan kurtulmaya çalışıyordu. Her krizinde yaşanan durumlardı bunlar. Mavi bunlarda hem ruhsal hem fiziksel acı çekiyordu. Vücudunun sahibi babasının kızıydı bu zamanlarda. Ona söz düşmüyordu.

Atlas ayakta bir ileri bir geride hareket ederken parmaklarını saçlarının arasından geçirdi. Genç kadının yaşadığı şeylerden haberdar değildi ve ne yapabileceğini bilmiyordu. Ortada oluşan sessizlikte odada yankılanan tek şey Eymen’in sayıklamalarıydı. Mavi, ağzı mühürlenmiş gibi tek kelime etmezken verdiği çaba can yakıcıydı. Vücudunda sesinin sahibi kendisiydi buna babasının kızı müdahale edemiyordu ama hakimiyet kendisinde değilse sesi kesinlikle çıkmıyordu. Atlas genç kadının diğer yanına otururken Eymen zoraki tuttuğu elleri bıraktı. Mavi parmaklarını tekrar saçlarına götüreceği anda bu sefer bileklerini Atlas tuttu. “Dur!”

“Bırakma Atlas!” Eymen olduğu yerden hızla kalkarken masasının etrafında dolaştı ve çekmecesinden iğnesini aldı. Hastalarının bu gibi durumlarda kontrolünü kaybetme ihtimalini göz önünde bulundurmak gerekiyordu. Üstelik Mavi’nin geleceği günlerde daha önce hiç kullanmasa da bunu göz ardı etmiyordu. Mavi, kendisi için ne yapıldığından haberdardı. Eymen iğneyi Atlas’ın sımsıkı tuttuğu bileğine dayanarak ince gömleği üzerinden koluna vurdu. Mavi, iğnenin acısıyla ilk önce duraksadı ardından tekrar hareketleniyordu ki etkisini gösteren iğne onu önce yavaşlamaya ardından uyutmaya başladı. Atlas, bilincini kaybeden kadının düşmemesi adına tutarken Eymen derin bir nefes aldı. “Son ihtimaldi.”

Atlas, genç kadını kucağına alırken masanın iki adım ilerisindeki terapi koltuğuna yatırdı. Arkasını döndüğünde Eymen’in yeri izlediği dikkatini çekmişti. Tıpkı Mavi gibi ruhsuz bir bakış atıyordu zemine. “Neredeyse yedi senedir tedavi görüyordu.” Yutkundu genç adam. “Son zamanlarda artık umutsuz olduğunu anlamıştım. Bugün dile getirdi. Bununla yaşamaya alışmak istiyor.”

Eymen yere bakarak konuşurken bunları kendisine söylemediğini biliyordu. Atlas sormak istedi nedenini ama cevap alamayacağını biliyordu. Onun gibi umursamaz bir insan dahi bu kadını bu hale getiren şeyin sebebini merak etmişti. Başıyla onaylamakla yetindi sadece.

~~~

Aradan yaklaşık bir saat geçtiğinde Eymen hastalarının erteleme gibi bir lüksü olmadığı için Atlas’ın odasına geçmiş görüşmelerini orada gerçekleştirmişti. Atlas ise hâlâ baygın yatan kadınla aynı odada Eymen’in oturduğu koltuğa oturmuş bir ayağı dizinin üstünde telefonuyla ilgileniyordu. Onca işinin arasında bir de bu kadınla ilgilenmek zorunda kalmıştı. Bir an önce aklındakileri arkadaşına anlatmalı ve kurtulmalıydı.

Telefonda sabahki haberin detaylarını incelerken makalenin altındaki isimle kaşlarını şaşkınlıkla kaldırdı. Şimdi işinin çok daha kolay olacağını düşündü o an. Aklındaki soru işaretleri bir bir yok olurken mutlulukla gülümsedi.

Parmakları rehberde aradığı numarayı bulunca yerinde kıpırdandı. Gülümsemesi kesilmiyordu. Üzerine tıkladığı numarayla telefonu kulağına dayarken boğazını temizledi. Karşısındaki adamla kısa bir konuşma yaptıktan sonra o gün akşam için sözleşmişlerdi. Atlas telefonu zaferle kapatırken akşam görüşmenin başarılı geçeceğine emindi.

“B-ba-” Mavi kıpırdanmaya başladığında sayıklıyordu. Her zaman yaptığı gibi onu hale getirenin adıyla başlıyordu cümlelerine. Eli saçlarına giderken henüz açtığı gözlerini acıyla yumdu. Saç dipleri acıyla zonkluyordu. Kurumuş dudaklarını ıslattığında yerinde doğrulamaya çalıştı.

Atlas, genç kadından çıkan acı inlemeyle ona doğru dönerken telefonu cebine sıkıştırdı. Mavi, yerinde doğrulurken gözlerini açmaya çalıştı ama hissettiği acı ona izin vermedi. Genç adam, kadının yanına ilerlediğinde varlığını belli etmek ister gibi başına dikildi ve boğazını temizledi. “İyi misin?”

Mavi, duyduğu tok sesle gözlerini zoraki açarken kafasını kaldırdı ve ona tek kaşını kaldırmış bakan adama döndü. Sulanmış gözleri bir süre Atlas'ı seçemezken yüzünü buruşturdu. Atlas ona dönen bakışlarla, onu ilk gördüğü anda yaşadığı şaşkınlık hissini saniyelik tekrar yaşarken bunu belli etmemek adına gözlerini odanın geniş camlarına çevirdi.

Cevabını alamadığı soruyu tekrar etmezken Mavi kuru bir sesle sordu. “Ne oldu?” Kadının fısıltıyla çıkan sesini Atlas zor duymuştu. Mavi, dağılmış saçları, kırışmış gömleği ve kızarmış gözleriyle bitik görünüyordu.

“Kriz geçirmişsin.” diyebildi sadece adam. Yüzünde alaycı bir gülümseme olurken kapının açılmasıyla başını odaya giren Eymen’e çevirdi. “Uyandı nihayet.” dediğinde çoktan genç kadının karşısına geçmişti Eymen. Atlas ağzından sert bir nefes verirken kapıya doğru ilerledi “Konuşmamız gerekiyor,” dedi ve ikisine de bakmadan odadan çıktı.

Atlas yaklaşık on dakika kapının önünde duvara yaslanmış arkadaşını bekledi. Söyleyeceği şeyleri düşünmüş, Eymen’in ona soracağı soruları bile hesap etmişti. Şimdi tek yapması gereken onu ikna etmekti.

Eymen odadan çıkarken sabit tutmaya çalıştığı ifadesini anında koyuverdi. Mavi’nin o halinden senelerdir huzursuzdu ve bunu belli etmemek adına büyük çaba sarf ediyordu. Onun için elinden geleni yapsa bile genç kadın gelişme gösteriyordu. Bu durumun huzursuzluğu moralini bir hayli bozmuştu.

Atlas arkadaşının odadan çıkmasıyla dibinde biterken hemen lafa girdi. “Eymen aklımda harika bir plan var.” Eymen dibinde biten arkadaşına göz devirirken bir adım geri gitti. “Ne diyorsun?”

“Orenda’ya gidiyoruz.”

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Ben bununla omuz omuza savaşırım dediğin biri var mı? Neden öyle düşündün?
X

Daha iyi hizmet verebilmek için sistem içerisinde çerezler (cookies) kullanmaktayız. "Çerez Politikamız" sayfasından daha detaylı bilgilere erişebilirsin.

Anladım, daha iyisini yapmaya devam edin.