Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
Özgürlüğün Rangi 11.Bölüm - Sözümoki
01 Eylül 2021, Çarşamba 02:51 · 65 Okunma

Özgürlüğün Rangi 11.Bölüm

Ali İmrân

Berdan'ı çok kızdırmıştım işten çıkmış anneme gidiyorduk Doruk'da benimle beraberdi. "Sence affeder mi?" diye sorduğum da keşke sormasaydım

"Güven ruh gibidir. Terk ettiği bedene asla geri gelmez' der William Shakespeare,affetse bile güvenmez senden öyle bir tepki beklemezdi Aleyna sonuçta konu." diye gerçekleri yüzüme vurdu. Affetse bile güvenmez diyordu. "Saçmalama bee Berdan'dan bahsediyoruz" deyince bana dönerek "Cevabını biliyorsan neden soruyorsun?" dedi. Cevap vermedim

Evin önüne gelince ilk o indi arabayı park ederek bende peşinden yol alınca kapıyı çaldı.

Tabi ki karşımız da bir adet Aleyna görmeyi beklemiyorduk "Aley aşkım" diyerek Aleyna'yı kucağına aldı Doruk "Dayıcığım senin burda ne işin var?" diye sordum.

"Ya dayı sen beni sevmiyor musun daha? Hem ben sana gelmedim ki. Dedeme geldim değil mi Doruk'cuğum?" dedi.

"Kız haklı Ali İmrân" dedi Doruk ona göz devirerek. "Prensesim annen de burda mı?" diye soru sordum Aleyna'ya.
"Evet babam da gelecekmiş dayı biliyor musun? Ayşenur yengem burada ama Yasin dayım dedemle gelecekmiş teyzem de büyük dedemin yanındaymış" diye cevap verdi.

"Bu gece kalabalık gibiyiz" dedi Doruk. Haklıydı bu kadar kalabalık olmamız iyi değildi. Bir şey demeden salona geçtik. Annem yanımıza gelerek "Hoşgeldiniz annelerinin kuzuları" deyince güldüm annem benim yaa.

Bizden 15-20 dakika sonra abim ve babam da gelince onlarla muhabbet etmeye başladık. Konu siyasete açılınca Doruk ayağa kalkarak "Hayır bu konuyu kapatabilir miyiz?" diye sordu Ayşenur masayı kurarken "Sebep?" diye tekrar soru sordu.

Doruk, Ayşenur'a dönerek "Çünkü bir toplum da siyaset, din ve futbol konuşulmaz. Sevmesek de saygı duymak zorundayız" diyerek yine engin bilgilerini konuşturmuştu.

Kapı çaldığında bu sefer Haldun Bey, ailesi, dedem ve Hatice gelmişti onlarla da hoş beş ettikten sonra tekrar salon da hep beraber oturuyorduk .

"Ay" demişti Didem. Bu kız nasıl iticiydi böyle yaa. "Ne oldu Didem" diye sordu Ayşenur, Didem cevap vermemişti. Annem, babama "Yağız, Berdan'ı bir arasana gelecekti ama" deyince bu sefer dedem "Kaza yapmış gelecek ama geç" dedi.

Aleyna'nın elinde ki bardak bile yere düşerken her kes şoke olmuştu "Bi-bi-bir şeyi var mı?" diye sordu Esra. Hatice söze girerek "Hayır önemli bir şeyi yokmuş merak etmeyin "dedi.

Kimse şoku üzerinden atamamışken kapı çalmıştı, Esra koşar ayak kapıya bakmaya gitmişti seviyordu işte

Sevmek, sevmiyorum derken bile onun için yanmaktı belli ki. Onun için yakıp yıkmaktı karşılık beklemeden. Çünkü değecek kişileri severdi insan.

Berdan, salona girince sadece sol kaşın da bant vardı. Herkes geçmiş olsun dileklerini diledikten sonra Berdan konuyu üstü kapalı bir biçim de anlatarak kapatmıştı.

Yemeğe geçmek için herkes ayaklanırken annem yanıma gelerek "Annecim Didem olmaz merak etme bu arada özür dilerim. Sen de Berdan'dan dile" diyerek ayrıldı yanımdan Berdan kucağında ki Aleyna ile bir şey konuşurken "Berdan" dedim.

Bana baktıktan sonra "Bebeğim hadi git annene göster" diyerek küçük paketi tamamen Aleyna'nın eline bıraktı. Aleyna yanımızdan ayrılınca bana döndü "Özür dilerim" dedim direkt.

"Neden?" diye sordu "Konuşmuyorsun içine atıyorsun, tek başına savaşmaya çalışıyorsun ama yoruluyorsun belli oluyor" dedim. Cevap vermedi.

Ben birden sarılınca karşılık vermişti. Güldüm o da güldü "Bir daha Aleyna'yı katarsan seni varya elimden kimse alamaz" dedi. "Bir dahakine güzel anlat teke tek konuşalım" dedim o da güldü.

Masaya geçtiğimizde Didem zorla benim yanıma oturmuştu, ablası Bade'de Doruk ve Berdan'ın arasın da oturmuştu tabi bunu gören Esra hemen Berdan'ın yanına kurulmuş Aleyna'yı da Berdan'ın kucağına koymuştu.

Herkes yerine oturmuştu masada ki gerginlik fark edilmeyecek gibi değildi. Annem ve Ayşenur kaseleri toplamış ana yemek için servise başlamışlardı.

Ana yemekler geldikten sonra babam Haldun Bey ve dedem konuşuyordu ama biz gençler olarak pek katılmıyorduk Ömer söze girerek "Yarın ki maç ne olur sence İmrân ?" dedi. Ah bir de o mesele vardı değil mi.

"Hakkı olan kazanır Ömer. Lig'de Trabzonspor'un kazanmasını çok isterim tabi ki Beşiktaş'tan sonra ama lig birincisi olursa da üzülmem hakkı ile savaşan bir takım. Tebrik etmek yakışır bize" diye bir cevap vermiştim.

Sonuçta ne kadar Beşiktaş'lı olsam da bütün takımlar ülkemin takımlarıydı ve sonuna kadar tek yürek olarak mücadele edebilirdik.

"Bunlar senden beklenmeyecek cümleler İmrân sen Beşiktaş için canını verirdin ne oldu sana? Ayrıca bahsettiğin takım Trabzonspor şu hamsi olanlar varya onlar" diye hem soru sormuştu hem de aklınca Trabzonspor'u küçümsemişti.

"Birincisi Trabzonspor'a hamsi derken onlara hakaret etmiyorsun bizim gözümüzde kendini düşürüyorsun ki onların ne kadar başarılı olduğunu da 2010-2011 şampiyonu olarak şampiyonlar ligine giderek gösterdiler. İkincisi Beşiktaş için canımı veririm ama ben nasıl taraftar isem Trabzonspor'u tutan da Bursaspor'u tutan da bir taraftar. Üçüncüsü evet hepimiz renklere gönül verdik ben siyah beyaz severim sen sarı lacivert seversin önemli olan kırmızı beyaz formanın altın da toplanınca bir Beşiktaş'lının 'Biz dar sokakların da' ya da bir Trabzonspor'lunun 'Çarşı alayına karşı' diyebilmesidir. Bencillik Türk halkına yakışmaz." diyerek masadan kalktım.

Babam ve annem bana gururla bakarken kendimle bir kere daha gurur duydum. Doruk'da ayağa kalkmıştı sandalyesini düzeltirken Ömer'e dönerek "O küçümsediğin hamsiler o kadar güzel ki Trabzon'a yolun düşerse kesin ye." diyerek peşimden gelmişti.

Berdan ve abim de peşimizden gelince Doruk "4 kişi lavaboya giriyoruz farkındasınız dimi?" diye soru yöneltti, cevap vermek yerine hepimiz gülmüştük.

Ayşenur, Esra ve Hatice'de gelince Doruk "Kurulun toplanma yeri de harika. Lavabo" diye yakındı. Azıcık haklı olabilirdi.

"Ay Doruk abi sanki dedem 'Kızım gidin Rusya'da benim çalışma odam da toplanın' dedi de biz burda toplandık" diye Doruk'a cevap verince, Doruk bunun altın da kalmayarak "Çemkirme bana, abinim ben senin" dedi.

Dedem emekli büyükelçi idi. Görevinin çoğunu Rusya'da ki Türk konsolosluğun da yapmıştı ve ordaki çalışma odası gerçekten güzeldi Hatice sırf o odaya girmek için tatillerde dedemin yanına bol bol seyahat ederdi.

"Yanlız şuan daha önemli bir konu var farkındasınız değil mi?" diyerek Ayşenur araya girmişti. Berdan ellerini göğsüne dayayarak "Konu ne diye sorayım mı yoksa dinleyeyim mi? Eğer özelse çıkabilirim" dedi. Bu dediğine ben ve Doruk göz devirirken abim elini Berdan'ın omzuna koyarak "Sen neden kendini bizden soyutluyorsun oğlum belki senin vereceğin fikri kullanacağız belki sana ihtiyacımız var. Bir daha kendini böyle cümleler için de kullanırsan o şişme kaslarına bakmadan çarparım yüzünün ortasına" diye konuşunca hepimiz şaşırmıştık.

"Aslan kocam" demişti Ayşenur. Hatice Ayşenur'a bakarak "Yav tamam senin kocan Allah Allah" diyerek bıkkınlığını dile getirdi

"Ali İmrân abimin bir hastası zor durum da ona yardım edeceğiz." diye Berdan'a bakarak konuşmuştu Esra ama Berdan, Esra'ya bakmak yerine halıya bakıyordu.

"Şimdi o parlak beyinlerimizi çalıştıralım çünkü bu çocuk tam 1 saat sonra Ümran'ın yanına gidecek." deyince kadınlardan "Ne?" Sesi yükselmişti

Herkes açıklama yapmamı ister gibi bana bakınca "Serumuna ilaç katıyorlar onun için gidiyorum." dedim. Yalan değildi sonuçta.

"Ay aman direkt girip çıkaralım kızı işte" diye son fikrini vermişti Ayşenur. Yarım saattir herkes bir şey diyordu ama herkesin fikrinde bir sorun vardı, olmuyordu. Bir tarafı bıraksak diğer taraf elimizde kalıyordu.

Kapı önce çalınıp sonra açıldı gelen Aleyna idi. "Baba, anne, teyze, yenge ve dayılarım , dedem 'Tuvalet de boşa düşünüp vakit kaybetmesinler çalışma odama gelsinler' dedi" diyerek tekrar çıktı.

"Az önce o kız ne dedi?" diye sordu Hatice. Doruk'a dönünce "E yuh o kadar mı güvenmiyorsun bana kimseye bir şey anlatmadım" dedi. Dedem neden bahsediyordu?

Bir şey demeden ilk ben çıktım lavabodan diğerleri de peşimden geliyordu. Dedemin odasına gidince kapıyı çalarak içeriye girdim.

"Dede bizi çağırmışsın" deyince, dedem bana bakarak, "Hoşgeldiniz geçin oturun. Oturun da Ümran planını beraber yapalım"

"Süper dede, sen nereden biliyorsun?" diye sordu Doruk, şüphe ile Ayşenur'a bakınca dedem söze girdi.

"Barbaros ile konuştum, bir kız olduğunu ve üzerine fazla düştüğünüzü belirtti ve tabi istifanızdan..." diyerek Doruk'a döndü, "... hatta yaptığın harekete kadar anlattı" diyerek güldü. "Ben olsam, ben de aynısını yapardım" dedi.

Hatice gülerek, "O zaman bir planın var dede" deyince, dedem "Var aklım da bir şeyler oturun bakalım" demişti.

Hepimiz oturunca, dedem sandalyesinin arkasına geçince, "Basitçe alacağız Ümran'ı oradan" deyince kafamı Hayır anlamın da sallayarak, "Bu kadar kolay değil" demiştim.

Herkes bana bakınca, dedem söze girdi. "Elektrikler giderse, rahatça alırsın Ümran'ı" dedi. Ellerimi önde birleştirerek "Elektrik gitse bile 3 dakika sonra jeneratör devreye girecek" demiştim.

"Doruk ve Hatice güvenlik şirketine gidip kameraları durdurunca, Esra ve Berdan elektrik panosunun önüne gidip kabloları keser jenaratörü de hallederler. Sen, ben ve Yasin'de, Ümran'ı almaya gireriz" diyen Ayşenur'a herkes şaşkınlık ile bakarken, dedem 'İşte benim gelinim' bakışı atıyordu.

"Peki nerde kalacak? Benim evim olmaz ya da burası. Amcam ve Ertan eminim ki bakar" dediğim zaman bu sefer, Berdan söze girdi.

"Bizim şirketin yeni yaptığı siteler var A bloka gelirsiniz. A blokun girişi B blokun bodrumdan yapılıyor. Katalog var arabada" diyen Berdan, bana bakıyordu.

"Plan mükemmel olduğuna göre dağılabiliriz malum kimimiz hastaneye gidecek" diyen dedim dedem beni ima ediyordu.

"Kıza korkutmadan anlat anlat İmrân" dedi Ayşenur, kafamı geçiştirmek için salladım.

Hep beraber aşağıya indiğimiz de, misafirlere bakarak, "Kusura bakmayın hastam fenalaşmış gitmem lazım..." diyerek Doruk'a baktım bana gözleri ile, 'Beni burda bırakırsan seni pişman ederim' diyordu.

"Doruk hadi seni de bırakayım" diyerek kafam ile kapıyı gösterdim. Doruk ayağa kalkarken Berdan'da kalkarak, "Sabah sekiz de toplantım var gitmem gerek herşey için teşekkürler" diyerek anneme döndü.

"Şeyma hanım ellerinize sağlık her zaman ki gibi yine mükemmeldi yemekleriniz keza siz" diyerek gülen Berdan'a annem gülerek göz devirmişti.

Hepimiz dışarıya çıktıktan sonra, Berdan arabadan aldığı katalogları bana uzattı. "Dikkatli ol" demesi ile sarılması bir olmuştu, "Unutma ben sadece evi verebilirim sıcak ve huzurlu yuvayı kuracak olan içindekilerdir"

"Hadi ama dostum senin aşkın içerde benim sevgilimi hemen bırak" diyen Doruk ile ikimiz de gülmüştük.

Kendi arabama yürürken Doruk'a bakarak, "Benzine zam geldi benle geleceksen bin çabuk" demem ile sanki bu anı bekliyormuşçasına arabaya binmişti.

Yola koyulurken aklımda Berdan'ın söyledikleri vardı belli başlı bir imada bulunmuştu. Ama imkansız bir imada.

Yuva kurmak kolay değildi ki, her akşam evinin kapısını açan birisinin olması güzel bir şeydi peki ya sorumluluk almak bu kadar kolay mıydı?

Güvenlik şirketinin önün de dururken, hava çiselemeye başlamıştı. Doruk arabadan inerken, Berdan gibi "Dikkatli ol" demeyi unutmamıştı.

Kafamı sallayarak onu da yolcu ettikten sonra tekrar yola girdim.

"Git bakalım Ali İmrân efendi bakalım gittiğin yol hayır mı şer mi git" dedi kendi kendine.

Ümran

Gece dün gece ki gibi geçiyordu. Ertan gelmiş yine ilacı verip çıkmıştı ve ben yine zorla çekmeceden anahtarı alarak banyoda serum poşetini boşaltıyordum.

Tamamen boşandıktan sonra odaya girdim. Duvarda ki saat on ikiye gelmek için akrep, yelkovanı kovalarken camdan dışarıya baktım.

Yolun insizliği ve sessizliği birbirine karışırken, "İki gündür tanıdığın adam mı gelecek Ümran, kendine gel hala aptalsın. Kimseye güvenmemen gerektiğini unutuyorsun" dedim kendi kendime.

Yatağıma geri uzandıktan sonra, geceyi süsleyen aya baktım. Benim siyahlığıma nazaran o bembeyaz ve parlaktı. Ben ne kadar günahkar isem o bir o kadar temizdi.

Kapımın açılması ile arkamı döndüğümde de doktor Ali gelmişti. Sözlerini tutuyordu. İlk defa bana verilen sözler tutuluyordu.

Yanıma gelerek, yine yere çöktü. "Özür dilerim geç kaldım araba kaza yapmış" diyerek serumuma baktı.

"Ertan geldi mi?" diye sorunca kafamı salladım. Beni konuşmam için zorlamıyordu.

"İlaç verdi mi?" diye sorduğun da tekrar kafamı salladım. "İlacı boşalttın değil mi?" diye başka soru eklediğin de beni benden daha çok düşündüğünün kanısına vardım.

Bu sorusuna da cevaben kafamı sallayınca, ayağa kalkarak, "Güzel" demişti. Elinde getirdiklerini kenara bırakırken, yandan sandalyeyi aldı. "Aç mısın peki?" diye sorduğun da bu sefer başımı 'Hayır' anlamın da salladım.

Yatağa koyduklarımı kucağıma koyarken, "Yeni ev diziyorum da. Bana yardım eder misin? Mobilya seçemiyorum da. Hem senin de kafan dağılır" derken gülümsemeyi ihmal etmemişti.

Kafamı aşağı yukarı salladıktan sonra, Ali eline bir kalem alarak, "Başla bakalım Avukat hanım" demişti.

Avukat hanım. Demek ki hayatımı biliyordu. Ne kadarını biliyordu. Annemi babamı ailemi yaşadıklarımı ya da sadece dosya da yazanları.

Ömrüm boyunca bu hitap şekli için didinip çalışmıştım. 'Avukat hanım' ilk defa Ali söylemişti

Ben ömrümü adalet için tüketmek isterken, ses çıkaramayanların sesi olmaya çabalarken, benim de ağzıma prangalar vurulmuştu. Ve belki de Ali'nin Avukat hanım demesi, benim prangalarımı sökmek için bir sebep olacaktı.

Ben ona katologlardan seçenek sunarken o elinde ki kalem ile genelde benim seçtiklerime tik atıyordu.

İşimiz bittikten sonra dergileri komidinin üstüne koydu yine bana dönerek serumlu elimi incitmeden avucunun içine alarak öptü yine aynı soruyu sormuştu "Acıyor mu?" Kafamı salladım. Daha çok yaklaşıp "Son gece, bu gecede dayan sonra kimse sana hiç bir şey yapamayacak Ümran ÇETİNKAYA" diyip ayağa kalktı

Ne demek Ümran ÇETİNKAYA. Benim adım Ümran AK'tı

Yine beni yatağa yatırıp anlımdan öpmüştü, kulağıma eğilerek;

"Umudun olduğu yerde; mucizeler çiçek açar"

Diyip dergileri alarak çıkıp kapıyı kapattı.

Bu sözler ya benim hayatımı kurtaracaktı yada tamamen sonsuzluğa getirecekti.

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Tembellik yapmamamız için bize taktik ver?