Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
Özgürlüğün Rengi 12.Bölüm - Sözümoki
28 Ocak 2022, Cuma 22:49 · 75 Okunma

Özgürlüğün Rengi 12.Bölüm

Ali İmrân

"Günaydın Alex" diyerek yanım da yatan oğlumun başını okşadım. "Bugün büyük gün ha ne diyorsun?" diye sorunca Alex kolumu yalamıştı.

Ümran'ın kafasında ki soru işaretlerini az çok tahmin ediyordum ama şuan ona açıklama yapmam demem belki de onun vazgeçmesi ya da istememesi demekti. Diğer türlü anın ekşını ile kabul etme olasılığı daha yüksekti.

Yataktan çıktıktan sonra kısa duşumun ardından yine Alex'le beraber koşuya çıkmıştık.

Kafamda ki düşüncelerden sıyrılmak için kulaklık takmış olsam da beynim inatla 'Ümran' diye bağırıyordu.

Kafamı yerden kaldırdığım da karşımız da arabasına yaslanmış bir şekil de duran Doruk'u fark ettim.

Sarı saçlarına vuran güneş onu daha da sarı yaparken, çocukken oyunda onun hep bu ismi aldığını hatırlıyorum. Güneşin oğlu.

"Günaydın yaşlı kurt" dedi bana bakarken, elinde tuttuğu kahve bardağını uzatınca arabaya yaslanarak elime aldım.

"Yaşlı?" diye sorduğum da gülerek, "Kabul et yaşlısın. Yanından geçtim fark etmedin bile" demişti.

Konuyu uzatmadan, "Aklım bulanık, kusura bakma" dedim. Arabadan aldığı çantanın içinden simit çıkartarak, "Sen seversin" diyerek bana uzattı.

Elime alıp güldüğüm de "Teşekkürler" demiştim. Eline aldığı diğer simidi Alex'e yedirirken, "Ne demek yavrum yeter ki iste" demişti.

Göz devirirken bu çocuğun ne zaman büyüyeceğini tahmin edemiyordum.

"Planı bu gece devreye sokuyoruz değil mi?" diye soran Doruk'a cevap vermemiştim. Daha doğrusu verecek bir cevabım olmadığı için bir cevap vermemiştim.

"Ali İmran burdan geri dönüşümüz yok. Sen bir yola girdiğin zaman daha vaz geçmezsin, biliyorum ben. Gidelim ve o kızı özgürlüğüne kavuşturalım" diyerek ellerini birbirine çarptı Doruk.

Gülerek ona bakarken, "Sence başarabilir miyiz?" diye sordum. Arabaya binerken, "Teorik olarak bilemiyorum ama uygulama da tabiki" diyerek arabaya bindi.

Eve giderken, arabanın camından dışarıya bakıyordum. Güneş bugün adeta 'Her şey yolun da gidecek' diyordu.

Deniz dinginliği ile insana huzur veriyordu. Uçsuz bucaksız mavi örtü, bütün şehrin kirini kapatıyordu.

Eve geldikten kısa bir süre sonra hazırlanıp, Alex ile vedalaşmış ve yeni görevime gitmek için evden çıkmıştım. Ben ne kadar resmi isem Doruk bir o kadar spor giyinmişti.

Doruk arabaya yaslanmış, gülerek telefonuna bakıyordu. Yanına yaklaşırken, "Hayırdır?" demem ile telefonu kapatarak kendi cebine koydu.

"Bir şey yok ya bir haber vardı ona baktım" deyince daha da yaklaşarak, "Bakayım belki bende gülerim" dedim.

Doruk geri geri giderken, "Aman ha ne büyüttün. Zaten kaybolmuştur şimdi. Hadi hadi bin de yeni işimize gidelim. İlk günden geç kalmayalım" diyerek muavin koltuğuna oturmuştu.

Arabaya bindiğimiz de fazla zaman geçmeden, Doruk yine eline almıştı telefonu. Kırmızı ışıkta durunca eğilerek telefona baktım.

Gülerken, "Bu Yağmur asker arkadaşın olan değil dimi. Yağmur Öğretmen"  dedim ima ile geçen sabaha vurgu yaparak. "Ya ama Ali İmran" diye sinirle söylenerek telefonu yine kaldırmıştı.

Parmağım ile direksiyon da ritim tutarken, "Demek senin de aklını başından alan birisi varmış. Hadi bakalım ne zaman istemeye gidiyoruz" dedim dalgaya vurarak.

"Ayıp ayıp. Şeyma hanım sana hiç terbiye verememiş. Şu küçücük Aleyna bile başkasının telefonuna bakılmayacağını biliyor" diye söylenerek konuyu kapatmaya çalışıyordu Doruk.

Yeşil ışık yandığın da yola devam ederken, "Nasıl tanıştınız?" diye sordum. Yola bakarken, "Saafçı da tanıştık aynı kitabı arıyorduk" demişti.

"Güzel. Ne güzel oğlum işte senin kafanda bir kızla tanımışsın" dedim. Doruk'un bütün hayatı boyunca konuştuğu kızlar bir elin parmağını geçmezdi. Düzgün ilişki adamıydı o.

"Kitap verdim" deyince ani fren yapmaktan kaçamamıştım. Ona dönünce, "Bana bakma bir şey de sorma sadece iç güdüsel bir şey" diyerek konuyu kapatmıştı.

Onu çok sıkmamaya karar verirken, kendisinin anlatacağına emindim.

Hastaneye geldiğimiz de o kendi odasına giderken ben kendi odama geçmiştim.

Her ne kadar yeni hastalarım ile anlaşsam da aklımda eski hastalarım vardı. Em önemlisi ise Dila ve Cenk'ti.

İkisi de hayatlarının başındaydılar daha belki de mutluluk en çok onlara yakışırdı.

Mutluluk, kuşa göre yeşil bir dal iken insana göre neydi? Başını yaslayacağı bir dağ değil miydi? Üzüldüğün de kanatları altına alacağı öteki yarısı değil miydi?

Peki Ümran bana göre neydi? Mutluluk mu? Yoksa sorumluluk mu?

Kendime bile cevap vermezken, başkalarına ne cevap verecektim ki?

Gün boyu böyle geçirmiştim. Ne yediğimden bir şey anlamıştım, ne içtiğinden. Aklımda ki tek şey akşam olacaklardı.

Kendime güveniyordum, aileme daha çok güveniyordum.

Hepimiz dedemin minibüsüne doluşurken, annem şüphelense de ses çıkarmamış. Bir ara köşeye çekip, "Ne olduğunu anlatacaksınız" diyerek restini çekmişti.

Doruk ve Hatice'yi güvenlik şirketinin önüne bıraktıktan sonra hastanenin sokağına girerek kenara çekmiştim.

Abim bana bakarken, "Bir sabredin Doruk'tan haber gelince içeriye gireceğiz" diyerek önüme döndüm.

Pek de kısa sayılmayacak süre sonu da beklenen mesaj gelmişti.

"Hadi başlıyoruz" diyerek arabadan indim sessizce arkaya geçerken, tel örgülerden önce Esra ve Ayşenur çıkmıştı.

En son ben çıkarken hepimiz içerdeydik, "Elektrik panosu aşağı da, abi siz yukarıya çıkın 4.hücre ben geleceğim kapı şifreli kimseye gözükmeyin" diyerek onay bekledim.

Abim kafa sallayıp Ayşenur'un elinden tutarken, yukarıya çıkmıştı. Berdan ben ve Esra'da aşağıya iniyorduk.

Elektrik panosunu açınca, "Şu kırmızı kablo ile elektriği keseceksiniz yeşil kablo ile de jenaratörü devre dışı bırakacaksınız. Sarı kablo trafoya bağlı onu keserseniz bütün sokağın ışığı gider. Sarı kabloyu ellemek yok" diyerek Berdan ve Esra'ya baktım. Bu ikisine nedense güvenemiyordum.

Beni onaylayan mırıltılar çıkınca onların orada bırakıp yukarıya çıktım.

Karanlıktı. Önüm karanlıktı, ne olacağını bilmediğim koridorda yürürken arkamdan tanıdık bir ses gelmişti. "Ali abi"

Gözlerimi yumdum. Sahi onu nasıl unuturdum. Elektrik kesilince Dila'nın geçireceği paniği göz ardı etmiş onu unutmuştum. Hızla ona dönerek yanına yürüdüm. Korktuğu belliydi.

"Dila az sonra elektrik kesilecek, yapmak zorundayım. Lütfen korkma hiç bir şey olmayacak" dediğim de gözlerine düşen korkuyu daha şimdiden fark etmiştim.

Sağ bileğini, sol eli ile sıkarken, "Ama jenaratör hemen devreye girecek değil mi?" diye sormuştu sesinde bariz belli olan panikle.

Ben ne yapıyordu? Sahi birisinin hayatını kurtaracağım derken diğerinin hayatını tehlikeye atmıyor muydum?

Telefonumu çıkartarak abimi aradı.. Şuan bu işi iptal etmeliydik. Çalıyordu fakat bakmıyordu.

"Korkuyorsan ben yanın da dururum" diyen bir ses yankılandı boş koridorda. Ben ve Dila sesin geldiği yere bakınca ikimizin yüzünde ki şaşkınlık barizdi.  

Cenk bize doğru yaklaşırken, "Ben kızın yanında dururum doktor" demişti. Dila yutkunurken, Cenk cebinden telefonunu çıkartarak fenerini yakmıştı. "Hem ben de ışık da var" deyince gülerek ona baktım. "Teşekkürler" dedim.

İlk defa o da bana gülerek, "Önemli değil doktor. Hadi sen git işini hallet" diyerek Dila'ya döndü. "Geç bakalım odana ürkek tavşan" demişti.

Dila bana bakarken, Cenk'i kafamla onaylamıştım. Dila önde Cenk arkada ilerlerken, bende Ümran'ın odasına ilerlemiştim.

Kolumdaki saatin sesini duyuyordum. Adeta Yelkovan hırsla Akrep'i kovalıyordu, Akrep ise yakalanmamak için nefes nefese koşmaya devam ediyordu.

Işıklar gidince başladığımızı anlamıştım, fazla değil en fazla yarım saatte elektrik arıza gelecek ve sorunu anlayacaktı.

Abim ve Ayşenur'u görmemle, "Asıl şimdi başlıyoruz" diyerek kapıya yöneldim.

Kapının şifresini girip içeriye girdiğim de, Ümran'ın yatağında yattığını görmüştüm yine. Hızla yanına giderken, açtığı tek gözü ile beni gördü.

"Geldin. Geç kalınca gelmezsin zannediyordum" dedi doğrulurken. Hızla çekmecelerde aradığım anahtarı bulamazken, "Geldim. Anahtar nerde?" diye sormuştum.

Ümran bana bakarken, "Ertan da. Aldı gitti" demişti. Ayağım ile komidine vururken, "Nasıl bir gece geçiriyoruz Allah'ım?" diyerek Ümran'ın önüne geldim.

"Zamanımız kısıtlı o yüzden yapacaklarım için özür dilerim" diyerek yatağın yanın da yere çökmüştüm.

"Ali İmran ne yapacaksın şuan hiç bir şey anlamıyorum?" dedi Ümran gözlerime bakarken. Korku yoktu o da benim gibi ne yapacağını bilmiyordu.

Yutkunurken ona açıklama yapmam gerektiğini fark etmiştim.

"Seni burdan çıkartacağız" demiştim. Yüzüne baktığım da, beliren umut tohumları daha şimdiden belli oluyordu. Sözlerime nasıl devam edeceğimi bilemezken birden söylemeye karar vermiştim.

"Ama anahtar yok bu yüzden parmağını çıkartmam lazım ki kelepçeyi çıkartayım" demiştim.

Bana değişik şekilde bakarken, o nu daha çok aydınlatmak için, "Merak etme lokal anestezi yaparım elin uyuşur ve anlamazsın" dedim.

"Hayır" dedi sözümün bitmesini zor beklemişcesine. "Dayanabilirim, ben burda çok şeye dayandım. Özgürlüğüm için buna da dayanabilirim" demişti.

"Özür dilerim. Daha erken gelemediğim için" derken birden parmağını sıkarak ters yönde kendime doğru çekmiştim.

Ümran hızla kendi eli ile ağzını kapatmıştı. "Özür dilerim özür dilerim" diye tekrarlıyordum kendimi. Ümran ise, "Devam et lütfen Ertan az sonra gelecek" demesi ile hızlandım.

"Olmuyor" demem ile Ayşenur, "Bakayım" diyerek araya girmişti.

"Ayşenur şuan zamanı değil güzel karıcığım çık da Ali İmran işini yapsın" diyen abim ile Ayşenur sinirlenerek, "Sen işine bak kocacım" demişti.

Abim birden kapıyı kapatınca, "Birisi geliyor" diyerek yanımıza geldi. Yelkovan her an Akrep'i yakalayabilirdi.

"Oldu" diyen Ayşenur ile hepimiz demir kelepçeye baktık. "Kurtuldum" diyen Ümran'ın sevincini herkes anlardı.

"Hadi içeriye girin" diyen Ayşenur, Ümran'ın yatağına girdi. "Ayşenur ne yapıyorsun?!" demem ile Ayşenur yataktan kalkarak adeta çemkirmişti.

"Ne yapalım Ali ha ne yapalım Taner mi Ertan mı adı lazım olmayan herif gelsin Ümran'ı yatakta görmesin sonra haber versin bizde burdan çıkamayalım mı? Kapıyı kapattıktan sonra onu nakavt edebilelim"

Ayşenur'un hızlı hızlı konuşması ile ona bakarken, abim "Aslan karım" dedikten sonra beni ve Ümran'ı iterek banyoya soktu.

Kapıyı araladığımda Ayşenur yatağa girmişti. Abimse dolapla duvar arasına girmiş bekliyordu.

Akrep son düzlükteydi ya kazanacak ya da kaybedecekti.

"Ümoş" diyen Ertan'ın sesi ile Ümran'ı daha çok geriye çektim. "Ümoş ama böyle yapmak sana yakışmıyor" derken yatağa yanaşıyordu.

"Yoksa hala uyanmadın mı?" diyen Ertan yatakta ki örtüyü çekmesi ile Ayşenur, "Selamun Aleyküm" demişti.

"Sen kimsin? Ümran nerde?" diye soran Ertan'a, duvar arasından çıkan abim, "Ümran yok" diyerek yumruk atmıştı.

Ertan ve abim bir münakaşaya girerken, kapının arkasından çıkarak ilaç dolabına gittim. "Abi az daha dayan" demeyi ihmal etmemiştim. 

Pek bilinmeyen ilaç olan Pentobarbitali görmüştüm dolapta demek ki bundan veriyordu Ümran'a.

"Şerefsiz" dememe engel olamazken, ilacı enjektöre çekmiştim.

Yanlarına giderken, "Bundan sonra kimsenin hayatını maffedemiyeceksin" demem ile  Ertan'a ilacı enjekte etmiştim. Abim bana bakarken, "İlk mesleki illegal hatanı yaptın" demesi ile göz devirirken gülmüştüm. 

Ümran'a elimi uzatırken "Gel hadi çıkalam buradan" dedim. Bana güvendiğini belli ederken, sorgulamadan elimi tutmuştu. 

Hızla merdivenlerden aşağıya inerken, bir taraftan da Berdan'ı aradım. Nefes nefese "Efendim" demesi ile olduğum yerde durdum. "İyi misiniz? Bir şey mi oldu?" demiştim. Berdan boğazını temizlerken, "Sorun yok Esra fareden korktu bende bir şey oldu zannettim" demesi ile derin nefes almıştım. 

"Çıkıyoruz" dediğim de "Tamam" diyerek telefonu kapatmıştı. Dışarıya çıktığımız da hava umutlarımıza tezat buz gibiydi. Sinekleyen kar etkisini arttırmıştı. Siren sesleri yaklaşırken Esra ile el ele Berdan gelmişti yanımıza. 

Hızla arabaya doğru koşarken, Ayşenur birden durmuştu. Abim arkasını dönerken, "Ayşenur hadi" diye seslendi kısık sesle.

Ayşenur, "Bekleyin. Duymuyor musunuz?" deyince herkesin kısık sesle alıp verdiği nefesten başka bir ses duymuyordum.

Ayşenur sağa doğru gittikten sonra, ileride ki çöp konteynırına yaklaştı. Abim de Ayşenur'a yaklaşırken, "Güzelim hadi yakalanacağız bak" demişti.

Ayşenur çöpün kapağını açtığın da tiz ses daha net duyulmaya başlamıştı. Ayşenur kafasını kaldırarak, "Yasin bebek var" demişti sesinde ki korku ile. Abim ne yapacağını bilemezken, elini tuttuğum Ümran ile göz göze gelmiştik.

Ayşenur hepimizden soğuk kanlı olarak, bebeği çöpten çıkardı. Abime yaklaşırken, "Yasin elleri buz gibi olmuş" demişti.

Abim üzerinde ki montu çıkartarak bebeğin üzerine koydu. Ayşenur kucağın da bebeğe sararken, "Hadi bir tanem" diyerek arkadan Ayşenur'u arabaya doğru yürütmüştü.

İşte tam da şuan, 'Doğurmakla ana doğurtmakla da baba olunmuyor' sözünün hayat bulmuş halini yaşıyorduk.

"Ayşenur hadi bak yakalanacağız şimdi" demem ile Ayşenur yaşlı gözler ile yüzüme baktı. "O'nu burada bırakamam Ali İmran" demişti.

Kafa mı sallarken, "Bırak demedim hadi bin artık bebeği de al" demiştim.

Ayşenur yaşlı gözlerle kafasını sallarken, kucağın da bebek ile arabaya binmişti. Sıra ile arabaya dolaşırken, Doruk'u aradım.

Berdan şoför koltuğuna geçerken Doruk telefonu açmıştı. Konuşmasına izin vermeden söze girdim.

"Hemen çıkın geliyoruz. Buraya polis geldi" demiştim. Doruk beni onaylayan mırıltılar çıkartırken telefonu kapatmıştım.

Gece bütün sessizliği ve kasveti ile bizim arabanın içine de düşmüştü. Kimseden ses çıkmıyordu.

Ümran umutla dışarıya bakıyordu. Abin ve Ayşenur kucağında mızmızlanan bebeğe korku ile bakıyordu. Bu korku onu kollama korkusuydu. Berdan ve Esra önde oturuyorlardı, onların yüzünü göremiyordum.

Araba yavaşlayınca içeriye Doruk ve Hatice arabaya binmişti.

"Bu ne hal lan bu ne hal! Kendinize gelin aaa bu ne herkesin yüzünden düşen bin parça" diye bağırdı Doruk.

Onu tanıdığımız için biz gülerken Ümran'nın garipsediği belli olan bakışlar atıyordu.

Doruk yanıma otururken, "Küçük enişte sür kokoreçciye" diye bağırmıştı.

Doruk da olmasa eğlencemizin olmayacağını fark etmiştim.



Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Ben bununla omuz omuza savaşırım dediğin biri var mı? Neden öyle düşündün?
X

Daha iyi hizmet verebilmek için sistem içerisinde çerezler (cookies) kullanmaktayız. "Çerez Politikamız" sayfasından daha detaylı bilgilere erişebilirsin.

Anladım, daha iyisini yapmaya devam edin.