Göz, ışığın düştüğü yere meyleder;
renge, çizgiye, gülüşte duran o kısa mucizeye.
Bir bakış yeter bazen,
kalp sanır ki ömür boyu sürecek.
Akıl, kelimelerin gölgesinde yürür;
kendini anlayan sesi arar kalabalıkta.
Suskunluğunu çözen bir cümle,
yıllardır kilitli duran kapıları açar.
Çünkü anlaşılmak,
insanın içindeki yalnızlığa su vermektir.
Ama ruh…
Ruh başka bir yerden tanır sevdayı.
Ne yüz ister, ne izah, ne de kusursuzluk.
O, karşısında kendi yarasını görür,
kendi sabrını, kendi yangınını.
Bir yabancının gözlerinde
çocukluğundan kalmış bir evi bulur ansızın.
Ve bilir:
Ben bunu bekledim yıllarca.
Adını koymadan, yüzünü bilmeden,
herkeste biraz arayıp hiçbirinde bulamadığım şeyi.
Çünkü ruh,
kendine benzeyeni sevince dinlenir.
Aynı geceden geçmiş,
aynı sessizlikte büyümüş iki kalp gibi.
Buluşunca konuşmaz bazen,
yalnızca birbirinin yanında
ilk kez tamam hisseder.