Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
RÜZGARLI YAĞMUR | 8 - Sözümoki
10 Ocak 2022, Pazartesi 01:26 · 55 Okunma

RÜZGARLI YAĞMUR | 8

Sabah oldu. Güneş olması gerektiği yerden doğdu ve dünyanın muhtaç olduğu ısıyı ve ışığı bugün de karşılısız bağışladı dünyaya. Yusuf Amca'nın evine de doğmayı ihmal etmedi. Kahvaltı sofrasına vuran güneş ışığı, masadaki ekmeği bir anlığına gayet estetik göstermişti, ta ki Yusuf Amca tüm bir ekmeği eliyle bölmeden, hayvani duygularla, ağzıyla ısırana kadar. Ekmek parçasını bir yandan çiğnerken zaten dolu olan ağzına kalın kalın dilimlenmiş hıyarları doldurmaya başladı. Hızlıca ağzına doldurduğu hıyarların suyu, dudağını ve kirli sakalını tıpkı bir dağı aşar gibi aşıp masaya damlıyordu. Son olarak çayından art arda birkaç yudum aldı. Hızla saatine baktı, kaşlarını çattı ve yer yer çamaşır suyu lekesi olan montunu giydi. Yırtılmış olan ayağındaki pembe çorabını çekiştirip dışarıdaki parmağını çoraba sokmayı başardı ve şeriat yeşili ayakkabısını giyip dışarı çıktı. Dışarı çıkarken kapıyı hızlıca kapattı. Çıkan gürültü nedeniyle Rüzgar ve Yağmur derin uykusundan uyandı. Yağmur yatakta oturdu ve elleriyle gözlerini kapatarak yaklaşık iki dakika öyle oturarak uyudu. Rüzgar kalktı yerinden ve lavaboya gitti. Yüzünü yıkamak için kazağının kollarını çemirledi. Ellerini suya değdirince, sanki ellerini buza sürtüyormuş gibi hissetti. Esmer olmasa bu soğuk su yüzünden, ellerinin kızaracağını düşündü bir an. Kafasını kaldırdığında solgun, kuru ve göz altları normal renginden daha koyu olan bir yüz gördü. Artık aynadaki kişiyi tanımakta zorluk çekiyordu. Soğuk ve çirkin mermerin üzerinden yeşil renkteki kalıp sabunu aldı. Bir süre elleriyle sabunu eritip ardından yüzünü yıkadı. Bunu yaptıktan sonra cildi inanılmaz kuru oluyordu. Yağmur, kapıyı çalıp "Hadi çık artık." dedi. "Tamam." dedi Rüzgar.

Rüzgar lavabodan çıktı, Yağmur girdi. Rüzgar, Yağmur'la kaldıkları odaya gitti. Ellerini ve yüzünü havluyla kuruttu. Çekmecelerde bir süre yüz kremi aradı. Aradığını bulunca hazine bulmuş gibi bir gülümseme yerleşti yüzüne. Kremi yüzüne sürdü, ardından kardeşi de gelince kullansın diye yatağın üzerine bıraktı. Yağmur çok geçmeden geldi. "Vay! krem mi o?" dedi.

-"Evet, inanması zor."

-"Aslında zor değil."

-"Bir pintinin evinde krem bulduk. Bu mu zor değil?"

-"Dış görünüşüne takıntılı bir pinti ama."

-"Cildine her ne yapıyorsa işe yaramamış gibi durduğu için bunu unutmuşum."

-"Hahah."

-"Çok tuhaf bir Rüya gördüm Yağmur."

-"Ne gördün?"

-"Eski evimizdeydik ve yer yatağında yatıyorduk. Sevmediğim her şey vardı o rüyada. Kahvaltıda pişi vardı ve onu seviyordum fakat senin arkadaşlarından biri onu alıp gitti. Her şey benim moralimi bozmak için vardı sanki. Ardından annem geldi. Balkondan girmiş eve. Elinde bir turşu bidonu vardı. Bidonun içinde de kocaman kocaman elma şekillerinde yeşil ve kahverengi tonlarında bir şey vardı. Zeytin olduğunu söyledi. Tadına bakmak için birer tane aldık. Üçüncü ısırıktan sonra zeytinin tadı iğrenç bir hal aldı. Paslı demir tadı gibi veya kan gibi oldu aslında petrole de benziyordu. Bende son ısırdığım parçayı gizlice tükürdüm. Saçımız başımız dağınıktı ikimizinde. Sonra birden annemin geldiği yerden akrabalar girdi içeri. Birden bir gümbürtü oldu. Meğer sesin nedeni, bunların alışmış oldukları yüksek sesle konuşmaları yüzündenmiş. O an içim biraz rahatladı. Bu akrabalar genelde iyi anlaştıklarımızdı. Aralarında da iki tane sınıf arkadaşımız vardı. Promosyon gibi araya sıkıştırılmış insanlar. Akrabaların içinden kurtulup bana yaklaştılar. Ben o an içimden lanet okuyordum "Keşke uyanmasaydım." diyordum. Sonra akrabalardan biri balkondan mutfağa geçti ve çamaşır makinasını yerinden çıkardı. İnanır mısın Yağmur? makinenin arkasında siyah sular ve kurtlar vardı. Koku yoktu. Sonra ben yer yatağından kalktım ve odama gittim. Yanıma sınıf arkadaşım tekrar geldi. Onunla konuşurken kendimi daha iyi hissetmiştim. Sonra birden bir "pat" sesiyle uyandım. Yusuf Amca kapıyı vurmuş olmalı."

-"Hem çok saçma hem de çok anlamlı."

-"Elma şeklinde zeytin anlamlı mı gerçekten?"

-"Rüzgar sen zeytin seviyor musun?"

-"Nefret ederim."

-"Peki elma?"

-"Onu severim."

-"Akraba sever misin?"

-"Nefret ederim."

-"Peki orda gördüğün sınıf arkadaşlarını?"

-"Severim."

-"Bilinçaltın sana sevdiğin ve sevmediğin şeyleri harmanlayıp bir senaryo hazırlamış anladığım kadarıyla."

-"Bunun üzerine çok düşünmek istemiyorum."

-"Bende bir rüya gördüm. Oldukça kısa ve ürkütücü."

-"Anlat nolur."

-"Siz erkekler çok meraklısınız."

-"Ya anlat hadi."

-"Tamam tamam anlatıyorum. Öyle çok bir şey görmedim aslında. Yatakta yatıyordum tek başıma. Seninki gibi yer yatağı değildi. Rüyamda uyuyordum. Gerçekten rüyamda uyumama asla anlam veremedim. Fakat baş ucumda sürekli bir şıngırtı vardı. Sanki baş ucumda hayali biri vardı ve elinde bozuk parayla dolu bir kavanoz vardı. O kavanozu sürekli ileri geri, yukarı aşağı salladığı için şıngırtıyı çok yüksek duyuyordum. Bir yandan da sanki birisi kafamı iki elinin arasına almış, kafamı sıkıştırıyormuş gibi hissediyordum. Kafamdaki büyük baskı beni şıngırtıdan daha çok rahatsız ediyordu. Ama görünürde kafamda bir şey yoktu. Hem para sesi hem de o kafamdaki baskı adeta nefesimi kesecek kadar beni rahatsız ediyordu. Uyanmak için çırpınıyordum. Sonunda uyandım. Hiç uykumun yarım kalmasına bu kadar sevinmemiştim."

-"Rüyasında para gören tek insan Yusuf Amca'dır diye tahmin ediyordum ben."

-"Rüyamızda zaman ne neyle karşılacağımızı bilemeyiz."

-"Haklısın. Mesela ben zeytinleri düşünüyorum hâlâ. Nasıl olur diye."

-"Çok düşünme kafayı yersin."

-"Çok düşüneceğim. Ne kadar çok düşünürsem o kadar aydınlanırım, o kadar anlarım ve o kadar gelişirim."

Yağmur, Rüzgar'ın sözüne karşılık vermek için ağzını aralamıştı ki kapı çaldı. Hep olduğu gibi "Acaba.. polis?" diye düşünceler geçti akıllarından. Akıllarından ne zaman bu düşünce geçse kalpleri yerinden çıkacakmış gibi atardı. Rüzgar kalktı, gözetleme deliğinden kimin geldiğine bakmak için parmak uçlarına çıktı. Gelen kişi Yasemin'di.

Kapıyı açtı. Yasemin her zaman ki neşesiyle içeri girdi. "Çocuklar, nasılsınız?" dedi. Yağmur da kapının yanına gelmişti. "İyiyiz Yasemin Abla. Sen nasılsın?" dedi.

-"Bende iyiyim. Sağolun. Yusuf evde yok mu?"

-"İşe gitti."

-"İşe mi?"

-"Evet. Her gün gidiyor."

-"Bugün onun izin günü."

-"Belki de biz uyuduğumuz için bizi rahatsız etmek istemedi."

Rüzgar bu sözler üzerine "Bizi rahatsız etmek istemedi ama kapıyı rüyamdan uyandıracak kadar sert çarpıp gitti." dedi.

-"Aa o kıymetli eşyalarına böyle davranmazdı. Bir şey mi oldu acaba?" dedi Yasemin.

-"Henüz bilmiyoruz. Gelince öğreniriz. Otursana Yasemin Abla." deyip koltuğu işaret etti Rüzgar.

Yasemin oturdu. Kendi eviymiş gibi sehpadaki sürahiden rahatlıkla su doldurdu bardağa. Suyu içti. "Şu adama çeşme suyunu bıraktırın çocuklar." dedi yüzünü buruşturarak.

-"Asla ikna olmuyor. Evini temizlediğimiz için bizimle hâlâ zorunlu olmadıkça konuşmuyor."

-"Bu erkeklerin bitmeyen tripleri beni yoruyor."

-"Beni de yordu." dedi Yağmur.

-"Her erkek aynı değil ki." dedi Rüzgar kendini savunan bir yüz ifadesiyle.

Kapı çaldı birden. Yumuşak bir tonda. Yasemin kendi eviymiş gibi salına salına kapıyı çalana bakmaya gitti. Gözetleme deliğinden bakma tenezzülü bile göstermeden kapıyı açtı. Gelen Yusuf Amca'ydı. İki elinde de oldukça dolu görünen poşetler vardı. Hiç kimsenin yüzüne bakmamaya çalışarak mutfağa gitti. Yasemin de turuncu ceketini çıkartıp koltuğa fırlattı. "Hey Yusuf Bey! Yine çöp mü karıştırdınız? Kedinin, köpeğin rızkını bile yiyorsun!" diyerek mutfağa gitti. İkizler de arkasından mutfağa gitti. Yusuf Amca poşetteki yiyecekleri çoktan tezgaha yığmıştı. Tıpkı kirli sepetindeki çamaşırlar gibi üst üste yığmıştı. Kimsenin yüzüne bakmamaya çalışıyordu hâlâ. Utandığından değil, hiçbiriyle konuşmak istemediğinden. Tezgahtaki dolmalık biberleri, musluktan akan soğuk suyla hızlıca yıkarken, Yasemin hâlâ söyleniyordu. "Senin bu yaptığını kimler yapar biliyor musun? Bilmiyor musun yoksa? Cevap versene! Dilenciler yapar, dilenciler!" Yusuf Amca başını olduğu konumdan bir santimetre bile kaydırmamıştı. Biberleri bir köşeye ayırdı. Bu sefer eline kurumuş patlıcanlarla dolu bir ip aldı ve "Bunu suya tuttuk mu tamamdır." dedi. Yasemin bir ayağını saat gibi tık tık yere vururken "Canının hiç mi kıymeti yok? Bir gün öleceksin bu şeyler yüzünden. Maaşın var, işin var gül gibi, neden gidip kendine yeni bir şeyler almıyorsun? Kıyafetlerin hep yırtık veya kirli. Neden yemeği bile bedavaya getirmeye çalışıyorsun?" dedi. Yusuf Amca bir şey söylemedi. Sanki sinek vızıldamış gibi aldırış etmedi. Kuru patlıcanların üzerindeki suları bir bezle iyice kurttu ve poşete geri koydu. Yasemin umursanmadığını anlayınca öfkeyle "Bende bir daha buraya gelirsem ne olayım?! Aptal gibi bir de karşılık bekliyorum. Sen değişmezsin, kanında yok. Şu iğrenç huyunu bıraksaydın her şey eskisi gibi güzel ve aşk dolu geçebilirdi ama sen şu çöpleri bana tercih ediyorsun. Daha ne diyeyim ki ben? Allahından bul." dedi. Hızla mutfaktan çıktı. Koltuğa fırlattığı turuncu ceketini aldı ve kapıyı çarparak çıkıp gitti. İkizler mutfakta bir köşeye büzüşmüşlerdi. Yasemin'in öfkesinden çok korkmuşlardı. Yusuf Amca tezgahtaki yiyecekleri dolaba dizmişti bile. "Çay katayım mı hı?" dedi. Ses tonu ağlamaklı olsa da gözünde tek bir ıslaklık yoktu ama boğazı düğüm düğüm olmuştu. "Olur." dedi Yağmur. Çekindiği sesinden belli oluyordu. Yusuf Amca çaydanlığa su doldurup ocağı yaktı. "Bu kadınlar da sinirlerine asla hakim olamıyorlar. Hep öfke hep öfke. Bağırınca haklı olduklarını sanıyorlar." dedi. İkizler bir şey demeden oturma odasına geçip oturmuşlardı. Bir süre sonra Yusuf Amca "Çaylar geldi" diyerek odaya girdi. Çayın yanına büskivi ve lokum da koymuştu. Çocuklar bunların çöpten gelip gelmediğini sormadan yedi. "Eskiden nasıldınız ki?" dedi Rüzgar. "Kadınlarda öfke, erkeklerde merak. Başka bir şey görmedim" dedi Yusuf Amca. "Hadi anlat. Aşk meşk dendi. Neydi onlar?"

-"Her şeyi en başından mı anlatayım yoksa en sonundan mı?"

-"En başından tabiki. Sonunu bizde gördük."

-"Peki anlatıyorum ama sözümü bölmeyin." dedi ve çayından bir yudum aldı. Koltuğa daha çok yaslanarak anlatmaya başladı:

-"Öyle anlatacak büyük bir aşk öyküm yok açıkcası. Bunu beklentinizi yükseltmemeniz için söylüyorum. Yasemin'le ben aynı lisedeydik. İddiasına göre ortaokulu da aynı okulda okumuşuz ama ben onu görmedim ortaokulda. Gördüysem de hatırlamıyorum. Lisede aynı sınıfta değildik ama sınıflarımız karşı karşıyaydı. Duyduğuma göre Yasemin'in dersleri çok iyiymiş. Bir de yaramazlıklarını duyardım hep. Gerçekten manyak gibi bir şeydi. Ergenlik enerjisini atamadığından mı bilmiyorum ama yerinde duramazdı. Sürekli bahçede futbol oynardı, geniş arkadaş grupları vardı, gizlice sigara içerken yakalanmıştı bir de okulda. Lisenin başlarında pek tanışmadık. Dedikodu yapan çocuklardan duyardım hep olanları. Kız da güzel olunca bende kulak misafiri olurdum. Seneye biz nasıl oldu bilmiyorum ama aynı sınıfa düştük. O zaman da herkese nasılsam, Yasemin'e de öyle davranıyordum. O da bana herkese davrandığı gibi davranırdı. Beden dersi sonrası futbol oynamaktan ter kokardı. Bu ayrıntıyı neden verdim bilmiyorum. Aslında normal bir şey. O sene annem öldü benim. Annemin ölümüyle de hayatımda birçok kişi öldü. Akrabalar ve bazı komşular artık bize gelmiyorlardı. Çünkü asıl konuşulmaya değer kişi gitmişti. Kaldı üç erkek. Ben, babam ve kardeşim. Bizi pek de konuşmaya değer bulmadılar. Zamanla kıtlığa düştük. Annemin ölümü beni çok etkiledi. Sınavlara çalışamadım ve sınıfta kalma stresiyle boğuşuyordum. O zamanlar internetmiş şuymuş buymuş öyle yaygın değildi. Bir araştırma ödevini bile yapmak oldukça zahmetliydi. Hem kıtlık hem dersler derken ben okulu bırakmak zorunda kaldım. Babam iş bulamıyordu. Kadına iş çoktu ama erkeğe çok yoktu. Şimdi yine iyi devirde erkekler. Çalışıp çabalarsa gayet iyi işler yapabilir ama o dönem daha zordu her şey. On yedi- on sekiz sene öncesinden bahsediyorum ya da on altı. Bilemedim işte. Yıllar o kadar su gibi akıp gidiyor ki zamanın hızı beni ürpertiyor. Konuyu dağıttım sanırım. Yaşlılık işte. Her neyse ben bir iş buldum. Fabrikada çalışıyordum. Tekstil fabrikası. Babam da hem kardeşime bakıyor hem de zenginlere temizliğe gidiyordu. Böylece boğazımızdan bir kaç lokma geçti, yüzümüze kan geldi, canlandık. Açlık insanı çok yoruyor. Bende çok aç kaldım, çok aç yattım. Yasemin diyorduk dimi? Hay Allah bugün de sarhoş gibiyim. Aklım gidip geliyor. Evet Yasemin. Ah Yasemin varya Yasemin. Meğer bu manyak kız sınavdan sonra benim kağıdımda sınıfı geçecek kadar oynama yapıyormuş. Hoca çok rahattı çok. Yasemin aktif bir öğrenciydi. Top istensin, Yasemin koşar. Su istensin Yasemin koşar. Sınıf defteri mi? Yasemin. Voleybol mu? Yasemin. Neyse konuyu uzatmayayım. Yasemin'e hoca çok güvenirdi. Araları iyiydi. Kadın kadını destekliyor tabi peki erkekler de öyle mi? Hayır. Erkek erkeğin kurdudur derler. Doğru derler. Şort giysen seni ispiyonlayan da erkek. Arkandan dedikodu yapan da erkek. Hep keşke kız olsaydım demişimdir. Ne şanslısın sen Yağmur. Keşke bu şansının farkında olsan ama büyüyünce daha iyi anlayacaksın her şeyi. Bu dünya denen gezegenin ne kadar kalpsiz olduğunu zamanla çok iyi anlayacaksın. Hele Rüzgar. O erkek. O anlamıştır çoktan. Erkekler daha çabuk büyür. Büyümek zorunda kalır. Ben yine konuyu dağıttım di mi? İnanın çocuklar bugün sarhoş gibiyim. Kafam her yerde. Yasemin'in benim kağıtlarımı düzenlediğini bilseydim okulu bırakır mıydım hiç? Ben zaten kalacağımı umduğum için bıraktım. Keşke bana söyleseydi. Yoksa aç kalırdım ne olur ki? Ama okul... okul şart. Bir gün hava böyle buz gibi. Gerçekten buz gibi. Bende Sibirya'daymışım gibi ne varsa atmışım üstüme, düşmüşüm yollara. Kısa zaman önce de şu çöpten yemek bulma olayını öğrenmiştim. Bir dede yapıyordu. Ben 50 sene çöpten yedim ölmedim deyince bende başladım bu çöp işine. İşte o kalın giyindiğim ve tanınmaz halde olduğum gün arkamdan biri dürttü beni. Bir baktım Yasemin! dedim eyvah. Bu şimdi herkese yayar adım çöpçüye çıkar. Yasemin beni dilenci sanmış, bana para verecekmiş. Yüzümü dönünce beni tanıdı. Bir şaşırdı bir şaşırdı. Yüzünü o an görseydiniz sanırsınız araba kazası yapmak üzre. Ama beni görmüş yarı vücudumla çöpe girerken, hepsi bu. Bana "Ne yapıyorsun? Nasıl olur bu?" falan dedi. Bende durumu anlattım. Annem öldü ama bir süre sonra eldeki para suyunu çekti. Babam da malum çocuk var diye kovulup duruyordu o zaman. Sonra Yasemin peşimi bırakmadı. Her gün bir şekilde denk geliyoruz iletişimi koparmıyoruz. Sonra bu denk gelişlerin de onun planı olduğunu öğrendim. Bir iki sene böyle geçti. Sonra babam öldü. Babam ölünce bende şartaller attı. Güzelce bir kafayı yedim. Küçük çocuk var bir de ortada. Ne yapacağım diye kara kara düşünüyorum. Kısır bir kadına kardeşimi evlatlık verdim. Kendime zor bakıyordum. Tımarhaneye kapatılmadığıma şaşırıyordum. Ah nasıl bir buhrandı. Yasemin'le hâlâ iletişimdeydik ama. Kirayı veremeyince ev sahibi gerekeni yaptı. Beni evden attı. O günü unutamıyorum. Eylül ayının serin esintilerinde eve gidiyordum. Eve gittiğimde kapının üzerinde evden kovulduğuma dair bir not vardı. Eşyalar bahçeye yığılmıştı. O gün koltuklardan birine oturmuş ağlıyordum. Yasemin geldi. Yanıma oturdu ve bana sarıldı. Sonra isterse kendi öğrenci evine taşınabileceğini söyledi. Çok şaşırdım. Zaten bu şehirde yaşıyordun ailenle öğrenci evi de nereden çıktı dedim. Ailesiyle kavga ettiğini ve ucuza kendine ev kiraladığını söyledi. Kadın bu her şeyi yapabilir ama erkeğe gelince iş yok para yok. Başka seçeneğim yoktu taşındım Yasemin'in yanına. O da yeni taşınmış. Bendeki eşyalarla evi dizdik. Kardeşimi verdiğim zengin ailenin bana bir yardımı olmadı. Zaten yardım istemedim. Bari onun hayatı güzel olsun dedim. Yasemin okudu, ben çalıştım. Bir şekilde geçindik derken Yasemin bana bir gün bir masa dolusu yemek hazırlamıştı. Bir kadının yemek yapabilmesi öyle pek rastlanılacak bir olay değil. Bende haliyle şaşırdım. Yemek esnasında bana aşkını ilan etti. O günü unutamıyorum. Sanki hayatım 36 sene önce değil de o günden sonra başlamış gibiydi. Zamanla biz karı koca gibi yaşamaya başladık. İlk zamanlar çekinip çöpten bir şeyler getirmezdim. Tasarruflar konusunda baskı yapardım ama. Zamanla eşya, şu, bu derken ben yiyecek de getirmeye başladım. Evde de tuhaf tasarruf yöntemlerim olduğunu söylerdi. Bir saatten sonra abartmaya başladığımı söyledi. Çok kızardı bana. O benim kadar kıtlık görmedi ki. Ne bilsin bunların değerini. Benim gözümde her şey bir hazine gibi değerli. O bunu anlayamadı. Bir gün bu yüzden kavga ettik ve benden ayrıldı. Tekrar barışmak istedim fakat o istemedi. Benden ayrılınca bende bu evi tuttum. 3 senedir burada yaşıyorum tek başıma. Yasemin hep gelir gider buraya. Yedek anahtar da var onda size söylememiştir ama."

-"Onu hâlâ seviyor musun?" dedi Rüzgar.

-"Açıkcası bilmiyorum. Bazen özür dilemek istiyorum ve barışmak için yalvarmak, bazen de bunları yapmayıp rahat takılmak istiyorum."

-"Rahat takılmaktan kastın ne?"

-"Kadınları bilirsiniz, biriyle ilişkisi olunca onu hemen kısıtlamaya başlar. Her hareketinden haberdar olmak ister. Sizi tıpkı bir uvzu gibi görmeye başlar. Ben onun kolu, bacağı veya saçı değilim ki. Eğer sevgili öyleymiş gibi kontrol altına almaya çalışacaksa, sevgisi ona kalsın. Ben özgürlüğün, aşktan, sevgiden ve dünyadaki her şeyden daha önemli ve kutsal olduğunu düşünüyorum. "

-"Seni çok mu kısıtlardı."

-"Bana göre kısıtlardı fakat ona göre kısıtlama falan yoktu ortada. Mesela gömleliğim bağrını açamazdım. Eğer açmışsam "Erkek öyle dekolte bırakmayacak." derdi. Eğer şort giymişsem ne yapar ne eder pantolon giydirtirdi. Zaten başka kızlara selam bile vermek bile yasaktı. Asla karşı cinsten arkadaş edinilemezdi. Kıskançlığına bağlardı bunu. Bana değil de onlara güvenmediğini söylerdi. Hep aynı şeylerle kısıtladığı halde ben yine de ayrılmamıştım. Fakat o benim tasarruflarımdan dolayı benden ayrıldı. Yirmi birinci yüzyılda sadakat aramak kadar saçma bir şey yoktur."

-"Bence şu yemek getirme olayını bırakırsan eskisi gibi olabilirsiniz."

-"Eskisi gibi olmak isteyen kim?"

-"Az önce bazen barışmak istiyorum demiştin."

-"Evet bazen istiyorum ama sonra vazgeçiyorum."

-"Neden?"

-"Kısıtlanacaksam eğer ölene kadar yalnız kalırım daha iyi."

-"O da değişir sende. Orta yolu bulamaz mısınız?"

-"Bulamayız. O değişmez."

Yusuf Amca son cümlesinden sonra kalktı ve bardakları topladı. Yürürken gözleri çoraplarına takıldı. Belki de kendisine yeni eşyalar almanın vakti gelmişti. Bir anlığına yeni ve hiç kimsenin eskisi olmayan şeylere sahip olduğunu düşündü. Bu düşünce ona kendini biraz değerli hissettirdi. Belki de değişmesi gerektiğini de düşündü. Her şeyin bir anda olamayacağını da biliyordu. Mecburiyetten girdiği bu pintilik yolundan artık kurtulmak imkansızmış gibi hissetti. İşi ve parası olduğu halde ve kendisine yettiği halde sürekli çeşitli bahanelerle kendini kandırıyordu. İşin tuhaf yanı kendini kandırmaktan zevk alıyordu. Bir şekilde sıkı sıkıya inanıyordu yalanlarına. Bir yandan her şeyi yıkmak istiyordu. Su faturasından birkaç lira kâr elde etmek için binbir çeşit yolu, milletin eskilerini giymesini, çöpü bile çöpe atarken içinin gitmesini yıkmak istiyordu. Yeni bir hayata ihtiyacı vardı. Bunu o da biliyordu. Ve yeni bir hayat için yeni bir insan olmak gerekir. İnsanın hayatı ne kadar değişirse değişsin, kendisi aynı kalınca o hayat yeni bir hayat olmuyordu. O hayat tıpkı dışarıdan lüks görünen bir evin içinin eski ve sabit kalması gibi oluyordu. Ev yeni ama içi hâlâ aynı. Mutfağa gitti. Elindeki çay bardaklarını tezgaha koyduktan sonra etrafına baktı. Eşyalar resmen dökülüyordu. Mutfak eskiye göre daha çok büyük görünüyordu. Tasarruf yapmak için biriktirdiği yağmur sularının gidişi yüzünden olduğunu biliyordu. Ev temizdi. Çocukların yanına gitti. Ellerini heyecanlı bir şekilde bir birine sürterken:

-"Ne yani şimdi değişirsem bizi barıştırır mısınız?" dedi.

-"Ona da sormak lazım." dedi Rüzgar.

-"Ama bir daha buraya gelmeyeceğini söyledi."

-"Senin ona gidemeyeceğini söylemedi ama."

-"Doğru ama..."

-"Ama ne?"

-"İzinsiz gidilir mi? Haber vermeden."

-"İstersen mesaj at."

-"Ne yazayım?"

-"Barışmak ve değişmek istediğin hakkında bir şeyler."

-"O zaman şöyle yazayım "Sevgili Yasemin, barışmak ve değişmek için seninle görüşmek istiyorum." Nasıl olur?"

-"Çok resmi geldi bana."

-"Öyle mi dersin?"

-"Daha samimi yazabilirsin."

-"İstersen sonuna emoji de katayım."

-"Aslında güzel olur."

-"Bu yaştan sonra hiç olur mu?"

-"Zamana uyum sağlamalısın. Zaman her zaman akıp gider önemli olan senin o akıntıya uyum sağlayabilmen."

-"Felsefe yapma şimdi bana. Mesajı daha samimi yazayım diyorsunuz. Ne yazayım?"

-"Şey olabilir "Merhaba Yasemin, seni çok özledim ve seviyorum. Lütfen barışalım ve eskisi gibi olalım."

-"Yok artık. O ne öyle hemen. Meraklı gibi. Ağırdan almalıyım. Ben barışalım derken son kavgadan bahsettim. Gerçi o kendiyle kavga etti gibi oldu."

-"Senden soğumuş olabilir."

-"İşte sorun o."

-"Bunu ancak ona sorarak öğrenebilirsin."

-"Nasıl? Direkt soracak mıyım?"

-"Bunda ne var?"

-"Utanırım."

-"Yusuf Amca seninle işimiz çok."

-"Tamam ben mesaj atıyorum." dedi Yusuf Amca. Telefona hızlıca bir şeyler yazıp yazıp sildi. Biraz koltuğa oturdu. Birde öyle yazıp yazıp sildi. En sonunda "Tamamdır." dedi. "Çocuklar siz şimdi evi biraz toparlayın Yasemin gelecek."dedi.

-"Ne kadar çabuk gelmek istedi."

-"Gelmek istemedi ki."

-"Nasıl? Sana geleceğini söylemedi mi?"

-"Öyle bir şey demedi."

-"Ne dedi?"

-"Hiçbir şey."

-"Nerden biliyorsun geleceğini? Nasıl bu kadar emin oluyorsun?"

-"Eğer beni seviyorsa gelir."

-"Kavga ettikten sonra mı gelecek? Gerçekten sende akıl yok Yusuf Amca." dedi Rüzgar.

-"Hadi siz toparlayın etrafı. Bende yemek hazırlayayım. Romantik akşam yemeği."

-"Ağam bizimle eğlenir." dedi Rüzgar gülerek. Yağmur bu söze kahkaha atarak cevap verdi. İkizler kalkıp etrafı toparlamaya başladılar. Yusuf Amca da mutfağa girmiş bir şeyler hazırlıyordu. Yaklaşık on beş dakika sonra birisi kapıyı alacaklı gibi çalmaya başladı. İkizler bu çalışın pek hayra alamet olmadığını anlayıp, polisin geldiğini düşündüler. Odalardan birinin içindeki dolaptaki her şeyi yere döktüler ardından bazanın altını açıp çamaşırları bazaya doldurdular. Yağmur ve Rüzgar dolaba rahatlıkla sığdı. Ardından Yağmur çıkıp bir kaç kıyafeti bazanın altından aldı ve tekrar dolaba girdi. Aldığı çamaşırları olası yakalanmaya karşı üzerlerini kapatmakta kullanacaklardı. Kapı çalmaya devam ediyordu. Yusuf Amca "Rüzgar! Kapıya baksana!" diye bağırıyordu. Kapı sertçe çalınmaya devam ederken Yusuf Amca hâlâ ikizlere sesleniyordu. En sonunda söylenerek kapıyı açtı. Yasemin birden bire içeriye daldı. Yusuf'a sarıldı ve ağlamaya başladı. İkizler ağlama seslerini duyunca şaşırmışlardı. Sesleri biraz daha dikkatli dinleyince sesin Yasemin'in sesi olduğunu fark ettiler. Yağmur yavaşça dolaptan çıktı, arkasından Rüzgar çıktı.

Odaya gittiklerinde Yasemin'i Yusuf Amca'nın kollarında ağlarken bulmuşlardı. Ağızları açık birkaç saniye öylece kalakaldılar. "Ne oluyor burda?" dedi Yağmur. Yasemin başını Yusuf Amca'nın omzundan çekip "Yusuf Kansermiş!" dedi. Çocuklar da kısa zaman önce tanıdıkları bu adamın hasta olduğunu öğrenince kendini tutamayıp ağlamaya başladılar. Üçü birden Yusuf Amca'ya sarılıyor be ağlaşıyorlardı. Yusuf Amca onları avutmaya çalışıyordu. Sürekli "Durun çocuklar! Ağlama Yasemin! Ya da ağla, ağlayınca gözlerin çok güzel oluyor." diyordu. "Size bir açıklama yapmak zorunda hissettim bir an." dedi Yusuf Amca. Üçü sarılmayı bıraktı. Birkaç adım geriye gitti Yusuf Amca. "Şey... nasıl denir ki?"

-"Nasıl densin ki böyle bir şey? Kolay değil." dedi Yasemin.

-"Aslında kolay ama..."

-"Sözün ağızdan çıkması kolay ama yürekten söylemesi zor."

-"Aslında o da kolay."

-"Nasıl kolay olur böyle bir felaket?"

-"Babam hep "Her işte bir hayır vardır" der."

-"Bunun neresinde hayır var? Ben hayır falan göremiyorum. Felaket bu. Gencecik adamın başına gelen bir felaket."

-"Sonunda genç olduğumu birisi yürekten söyledi."

-"Gençsin ya."

-"Aslında amacım tam olarak bunu duymak değildi."

-"Ah Yusuf'um nasıl bir amacın olabilir ki? Bu bir felaket! Felaket!"

-"Çokta abartmayalım canım."

-"Nasıl abartmayalım? Sen durumun ciddiyetinin farkında değilsin. Sen neyin farkındasın ki zaten? Dedim sana o ladar çöpten yeme diye. O zaman böyle olmazdın."

-"Bak ona laf sürdürmem."

-"Ölebilirsin ve hâlâ çöpü mü savunuyorsun? Sana inanamıyorum."

-"Ölmeyeceğim ki. Yani inşallah. Kanser değilim."

İkizler birden bire ağlamayı durdurdular. Gözyaşlarını sildiler ve şaşkınlıkla bir açıklamaya bekleyen gözlerle Yusuf Amca'ya baktılar. Yasemin de gözyaşlarını silmiş, aynı tavırla Yusuf Amca'ya bakıyordu.

-"Ne?" dedi Yasemin.

-"Kanser değilim dedim. Türkçe bilmiyor musun?"

-"Neden bana kanserim diye mesaj attın? Nasıl bir insansın sen?"

-"Sadece biraz ilgi istedim. Aslında sadece senden ama bu çocuklar da bana ilgi göstermiş oldu." dedi gururlu bir tavırla.

-"Sen varya Yusuf."

-"Ben varya? Mükemmelim değil mi?"

-"Hayır. Sen ilginin köpeği olmuşsun. Ne zaman ilgi görmesen yalanlarınla insanların sana ilgi göstermesini sağlıyorsun. Eğer kendini gerçekten sevseydin buna ihtiyacın olmadığını bilirdin."

-"Kendimi seviyorum zaten."

-"Sevmiş halin buysa sevmemiş halini düşünemiyorum. Boynunda kocaman bir tabelayla gezerdin herhalde hatta üzerinde "Bana sarılın, beni sevin, ah çok yalnızım" gibi şeyler yazardın."

-"Abartıyorsun."

-"Yani sen abartmıyor musun? Buraya gelmem için biraz özür dileyebilirdin. Özür dilemek senden bir şeyler eksiltmez. İncilerin dökülmez yani."

-"Dökülür."

-"Dökülmesin aman. Gidiyorum ben. Öldüm diye mesaj da atsan gelmem artık." dedi Yasemin. Kapıyı hızlıca arkasından çekip gitti. Yusuf Amca söylenmeye başladı "Neymiş kendimi sevmiyormuşum şuymuş buymuş. Aptal felsefesi ve Yasemin ne olacak."

Yağmur şaşkınlıktan açık kalan ağzını kapatıp "Bu kadarını da beklemezdim. Bizde polis sandık. Sakandık odada. O an altıma işemedim ya ben artık bir daha aştıma işemem. Yaşlanınca bile."

-"Daha da kötü oldu aranız." dedi Rüzgar.

-"Öyle oldu sanırım." dedi Yusuf Amca.

-"Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsun?"

-"Hiç bilmiyorum. Yine hastayım diye mesaj mı atsam? Hatta arayayım sesim hastaymış gibi yapmaya çalışayım."

-"Bu numara az önce eskidi Yusuf Amca. Bir daha kanmaz. Hatta korkarım ki gerçekten sana bir şey olsa, inanmaz. Yalan veya şaka olduğunu düşünür."

-"Ben durumu kötüleştirmek istememiştim." dedi Yusuf Amca.

İkizler ve Yusuf Amca koltuğa oturdu. Dalgın dalgın düşünmeye başladılar. Havadaki güneş adeta Yasemin'in gidişiyle kaybolmuştu. Odada hâlâ onun kokusunun izlerine rastlamak mümkündü.

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Bize bir acil servis anını anlat?
X

Daha iyi hizmet verebilmek için sistem içerisinde çerezler (cookies) kullanmaktayız. "Çerez Politikamız" sayfasından daha detaylı bilgilere erişebilirsin.

Anladım, daha iyisini yapmaya devam edin.