Yükseldikçe merdiven, daralır nefesim,
Her basamak bir imtihan, her tırmanış bir yara.
Sabır denizi derler buna,
İnsan içinde boğulur, sessizce, fark ettirmeden.
Dalga dalga biriken “az daha”lar,
“Biraz daha dayan”lar doldurur ciğerimi.
Deniz berrak görünür uzaktan,
İçine giren bilir:
Burada boğulmak su içmeden olur.
Kollarımdaki kuvvet erir yavaş yavaş,
Parmaklarım tahtaya kenetlenmiş,
Ama ruhum çoktan dibe vurmuş.
Sabrettikçe derinleşir sular,
Sabrettikçe ağırlaşır nefes.
Ey sabır, ey en zor ibadet,
Sen merhamet mi, yoksa gizli bir işkence misin?
Nice yiğitler sende kayboldu,
Nice kalpler sende sustu,
Nice umutlar sende boğuldu.
Belki bir gün kıyıya çıkarım,
Yorgun, ıslak, ama diri.
Belki o zaman anlarım:
Sabır, denizin kendisi değil,
Denizde yüzme sanatıdır.
Ama şimdi…
Kollarıma daha sıkı sarılıyorum,
Dişlerimi kenetliyorum,
Ve fısıldıyorum kendi kendime:
“Biraz daha…”
Çünkü bazen boğulmak,
Teslim olmaktan daha şerefli geliyor insana.
İnsan sabır denizinde boğulur,
Ama boğulurken bile
Yukarıya, ışığa doğru
Tırmanmaya devam eder.