Arza hacet yok,
gönlümdeki her söz sana malûmdur.
Ben daha dile getirmeden,
sen içimde susan tarafımsındır.
Dile gerek yok,
bazı hâller vardır kelâmı aşar.
Bir bakışın yeter,
bin cümle susar da gönül konuşur.
Söze lüzum yok,
çünkü sen benim sessizliğimde saklısın.
Ben sustukça sana yaklaşır,
her susuşumda kendimi sana bırakırım.
Ne bir niyazım var artık,
ne de anlatacak hâlim…
Ben kendimi sana bıraktım;
çünkü insan en çok,
anlaşıldığı yerde dinlenir.
Kelâma ihtiyaç yok,
aşk dediğin bazen bir cümle değil,
bir hâl olur.
Ne anlatılır, ne tarif edilir;
sadece yaşanır,
sadece hissedilir.
Ve ben…
sana dair ne varsa içimde,
bir dua gibi taşıyorum.
Adını anmadan anlıyor,
sesini duymadan duyuyorum.
Belki aşk,
iki kalbin birbirine söz vermesi değil;
bir kalbin,
diğerinde kendini bulup
artık hiçbir yere sığınmak istememesidir.
Ben seni anlatmıyorum artık…
Çünkü bazı insanlar anlatılmaz.
Onlar gönülde bir sır gibi kalır;
susarsın…
ve o suskunluk,
söylenebilecek her şeyden daha derin olur.