Giriş yap! Hesap oluştur!
Ara
Şifreni mi unuttun?
12 Mayıs 2018, Cumartesi 20:08 · 87 Okunma
Satır arası tutku ( 5 bölüm) - Sözümoki

Satır arası tutku ( 5 bölüm)

Konsolunun üzerinde bulunan abliği kapatmadığını fark etti. Elinde ki fırçayı bırakarak abliği kapattı. Ardından fırçayı alarak kaldığı yerden devam etti saçını taramaya. Dün kendisini uykusuz bırakan kişiyi düşününce gülümsedi. Enteresan buluyordu hastası ile olan iletişimini. Aynanın karşısından kalktı yavaşça. Aynadaki aksine baktı. Güne güzel başlamak için aynada güzel görünmek istiyordu. Beyaz bir elbisenin aralarına serpiştirilmiş mavi puantiyelerine baktı. Göğüs dekoltesini aşırı bulsa da üzerine bolero almamaya karar verdi. Diz kapağının üzerinde bulunan elbise göründüğünden de uzun göstermesine gülümsedi. 1.75 boyunda olması kendisinde boy kompleksi oluşturmuştu. Çıktığı erkeklerde kendinden uzunluk arayışı hep bu yüzdendi. Düşünceleri geçmişine götürdü. Üniversite yıllarında kızları gözdesi olan Mert’in kendisine ilgisi çok hoşuna gitmişti her zaman. Kısa süreli flört aşaması Gizem’in derslerine olan düşkünlüğü Mert’in de umursamaz tavırları yüzünden bitmişti. Mert’in kendisine söylemiş olduğu iltifat canlandı zihninde “ bir erkeğin her zaman sahip olmak isteyeceği vücut ölçülerine sahipsin sen.” Yüzü kızardı bir anda aynada ki aksin bunu kanıtlıyor olmasından mı yoksa ilk ve kısa süreli flörtünü hatırlamasından mı kestiremedi. Kemer takmayı düşündü elbisesine lakin beli zaten inceydi ve elbiseyi şu haliyle kaldırabiliyordu. Kemer sadece külfet olacaktı. Yüz makyajını yapmak için konsoldan göz kalemini aldı. Mavi gözlerini daha da ortaya çıkarmak için mavi kalem çekti. Dudağına sürmüş olduğu parlatıcıyla hazırdı. Yatak odasından çıkarken Mert’i uzun bir aradan sonra hatırlamış olmasını garipsemişti.
Kampusta ders çalışırken kendisine kahveye gelen erkeğe jesti karşılığında küçük bir öpücük vermişti. Dudaklarına dokundu. “ Üniversite çağlarında kısa da olsa yaşamış olduğu masum flörtü hatırlıyorsam şuan durumum cidden vahim” dedi fısıltıyla. İşten, hazırladığı tezlerden ve hastalarıyla o kadar doluydu ki hayatına bir erkek almak aklına bile gelmemişti. Kadınsal hormonlarının tavan yapmasına gülümsedi. Ergenliğe girmiş olduğu dönemlerde babasının utana sıkıla yanına gelmesini hatırladı. Kendisine yapacağı konuşmayı iyi çalışmış olduğundan emin olmak ister gibiydi. Kendisini dizine oturtmuştu. “ bak kızım artık büyüyorsun ve ben her zaman yanında olmayabilirim. Yanlış kararlar alabilirsin ve bunun sonunda üzülebilirsin ben elimden geldiği kadar senin yanında olmak için çaba göstereceğim elbet ama sen yine de kendi kararlarını kendin alacaksın. O kararları alırken aklından çıkarmamanı istediğim rahmetli annenin bir cümlesini sana söylemek istiyorum kızım ‘ bir genç kızın çeyizi okşanmamış saçları öpülmemiş dudaklarıdır’ ” - gözleri dolmuştu ardından-“babasının artık genç bir kızsın ve ben çok güzel bir genç kız babasıyım o yüzden kendine dikkat et kızım” demesiyle erkeklerden tamamen soyutlamıştı kendisini. Ufak bir yakınlaşmalarına fırsatçılıkla suçlamıştı. Ve uzak durmuştu. Ne olmuştu peki ya şimdi üniversite yıllarında ki masum öpücüğü düşünüp bir şeylere geç kaldığını düşünmek haricinde. Belki de fazla korumacıydı kendisine karşı. Zaaflarını ve dürtülerini kontrol altına almaya çalışarak kadın olmayı unutmuştu.
Evinin kapısın örterek daracık merdivenlerden aşağıya indi. Ofise geldiğinde taze demlenmiş çayın kokusunu hissetti. Dehliz çoktan gelmiş olmalıydı. Girişte ki masaya baktı Dehliz’i masasında göremeyince mutfakta olduğunu düşünerek mutfağa ilerledi. Dehliz mutfak da çayın demini alıp almadığını kontrol ediyordu.
“günaydın, bir bardak ikram edersin değil mi?”
Dehliz “ günaydın Gizem Hanım hemen çayınızı getiriyorum odanıza” dedi telaşlı
Gizem mutfak da bulunan masanın sandalyesini çekerek “ burada içebiliriz karşılıklı birer çay canım” dedi. Gülümsedi ardından. Dehliz telaşlı biraz panik fakat çok sempatik bir kızdı. İşini çok seviyordu. Yüzünde ki gülümsemeyi ise hiç bir zaman ihmal etmiyordu.
Dehliz masaya kupa bardaklarını bıraktı. Ardından kendisi de bir sandalye çekti. Sandalyesine otururken “sizi beklemiyordum şaşırdım birden o yüzden telaşlandım az önce kusura bakmayın” dedi.
Gizem gülümseyerek “ neden beni beklemiyordun canım yarım saat sonra mine hanımla randevum yok mu?”
Dehliz gülümsedi “ hayır efendim dün size söylemiştim lakin yoğunluktan hafızanızdan çıkmış olmalı. Mine hanım yurt dışına gitti tatil yapmak istemiş önümüzde ki 1 ay da gelmeyi düşünmüyormuş İsviçre’den”
Gizem “ bugün kendime tatil vermeliyim o zaman” dedi içten bir kahkaha attı. Bugün bir başka randevusunun olmadığını hatırlamak iyi gelmişti.
Dehliz gülümsedi “ sizin için sevindim Gizem hanım geçen hafta çok yoğunduk lakin önümüzdeki hafta yoğunluk azalacak”
Gizem “ yeni tezim için kısa bir nefes aralığı diyorsun yani”
Dehliz “ evet efendim”
Gizem “ bugün bir başka randevum olmadığına göre sende bir tatili hak ettin bence”
Dehliz “ teşekkür ederim efendim ama ansızın gelen bir telefona çıkamazsam sizin bana vermiş olduğunuz işi yeterince iyi yapamamış olurum bu da beni üzer. İzin verirseniz ofisi boş bırakmak istemiyorum”
Gizem gülümsedi. “ofisimi kendi ofisin gibi görmen cidden çok hoşuma gidiyor Dehliz sen her patronun istediği güvenilir personelsin”
Dehliz “ elimden geldiği kadar efendim. Bana itimadınızı ve yaptıklarınızı ödeyemem.”
Gizem elini Dehliz’in elini üzerine koydu. “ saçmalama Dehliz. Bizim aramızda borç mu var da ödeyesin. Biz arkadaşız öle değil mi?”
Dehliz “ evet efendim”
Gizem “ güzel. E anlat bakalım nasıl gidiyor okul. Zorlanıyor musun hem iş hem okul yoğunluğundan” Dehliz’in felsefe bölümünü okuduğunu hatırladı. 2 sınıf öğrencisiydi. İkinci öğretim olarak okuması gündüzleri çalışmasına olanak sağlıyordu. Çalışkan bir öğrenciydi. Gizem’e sormuş olduğu sorular çok hoşuna gidiyordu. Çalışarak okulunun masraflarını karşılıyor ailesine mümkün olduğunca masraf olmak istemiyordu. Dehliz’in en sevdiği yönü de buydu. Kendi okulunu kendi imkânlarıyla bitirmek okurken hayatın sorumluluklarından kaçmamasıydı.
Dehliz “ normalde hayır efendim sadece vize ve finaller de”
Gizem “sınav zamanında izin verebilirim canım. İşten arta kalan zamanda ofiste çalışmayı ihmal etme olur mu? Bir yıl kaybetme okul daha önemli.”
Dehliz “ teşekkür ederim anlayışınız için efendim. Çok iyisiniz”
Gizem gülümseyerek “ bende o dönemlerden geçtim canım zorluklarını bilirim. Umarım her şey istediğin gibi olur.” -Ayağa kalktı kupa bardağını tezgâhın üzerine bıraktı. – “ben odamdayım canım. Son bir hafta gelen hastaların dosyalarını inceleyip gelişmeleri rapor edeceğim. Ardından çıkarım.”
Dehliz “ eğer telefon gelirse ne dememi istersiniz efendim”
Gizem “ dışarıda olduğumu söylersin önemli bir şey olursa telefonum açık arayabilirsin canım”
Dehliz gülümseyerek “ peki efendim”
Odasına geçti yayvan adımlarla. Masasın üzerindeki klasörleri görünce iç çekti. İhmal ettiği dosyalar gözünde büyüdü biran. Silkindi. Masaya oturdu. Klasörlere baktı. İlk gözüne çarpan klasörü aldı eline. İncelemeye başladı. Hastalarından Filiz Tuna’nın durumu git gide iyiye gidiyordu. Seanslar işe yaramıştı. Kendisini toparlamasının en büyük etkenlerinden biri ise sosyalleşmeyi kabul etmesiydi. Kendi yalnızlığını evinde içe kapanmakla bir problem eden hastasının öz güveni tamamen dağılmıştı kendisine geldiği zaman. Öz güvenini kazanması yeni bir işe başlaması zaman almıştı. Şuan oldukça iyiydi. Verimli bir ay olmuştu Filiz Hanım için.
Kapının çalınmasıyla dikkatini kapıya verdi. İçeri Dehliz elinde bir zarfla girmişti. “ Nedir o?”
Dehliz “ az önce kurye getirdi efendim. Önemli olacağını düşünerek rahatsız ettim sizi”
Gizem Dehliz’in elindeki zarfı alarak “ teşekkür ederim canım sen çıkabilirsin.” Derken elindeki zarfa odaklanmıştı. Gönderici kısmında Buğra Sönmez ismini görmesi şaşırtıcıydı. Dehliz’in odayı terk ederken çıkardığı ayak sesleri dışında tamamen sessizdi oda. Elindeki zarfı açtı hızlıca. İçinden çıkan kâğıt parçasına baktı. 8000 tl’lik bir çek sinirlerini bozmuştu. Neyin ücretiydi bu. Hastasının kafasına göre kendine ücret biçmesi kendisine yapılan en büyük hakaretti.
Çantasından bir hışımla cep telefonunu çıkardı. Rehberde Buğra’nın ismini ararken öfkeden parmaklarının titrediğini fark etti. Telefon açılır açılmaz karşı tarafa söz hakkı vermeden “derhal konuşmamız lazım”
“şuan gazetedeyim bir kaç saatlik işim var. Bekleyebilir sanırım şu derhal görüşme.”
Gizem bir yılan tıslamasıyla beraber “ gazetenin açık adresini alayım. Orda görüşürüz”
“mesaj atarım” ifadesiyle kapattı telefonu.
Çeki çantasına fırlattı hızlıca cep telefonu ile birlikte. Odasından bir hışımla çıktı. Arabasını garajdan çıkarırken sakinleşmeye çalışıyordu. Fakat bunun mümkünatı yoktu. Kendisine bedel biçen ve ofisine çek gönderen adama hattini bildirmeliydi. Ne sanıyordu kendini bu adam. Kendisini hak etmediği bir bedel ödeyen bu serseriye iyi bir ders vermeliydi. Düşüncelerini gelen mesaj sesi bölmüştü. Çantasından telefonunu çıkardı. Buğra gazetenin açık adresini atmıştı telefonuna.
Gaza yüklendi. Farkında olmadan trafik kurallarını çiğniyordu. Hızını önemsemedi. Cep telefonuna gelen mesaja odaklanmıştı. Biran önce ulaşmak istiyordu gazeteye.
Gazetenin otoparkına geldiğinde Buğra’yı aradı. Çıkan sesi dinlemeden “ ben gazetenin otoparkındayım”
Karşıdan gelen sese odaklanmıştı. “ bir kaç dakika sonra ordayım”
Telefonu kapattı hızlıca. Arabasından çıkarken hızlıca kapattığı kapıya aldırmadı. Uzun zamandır kontrol ettiği sinirlerinin şuan kontrolünü yitirmesini de umursamıyordu. Kendisini bir uzman olarak da görmüyordu şuan. Sadece öfkeliydi. Karşıdan gelen Buğra’ya odaklandı. Adımları sakindi. Ona göre şuan Gizem’in ne hakkında konuşacağı da muallâktaydı.
Gizem’in karşısına dikildi. Gizem’i süzerek “ Derhal konuşmamız gereken önemli konu nedir doktor” dedi.
Gizem omzunda bulunan çantasından Buğra’nın kendisine kurye ile gönderdiği çeki çıkardı. İçinde gizlemiş olduğu aslan gibi kükreyerek “ bana ne hakla gönderebiliyorsun bu çeki. “
Buğra Gizem’in elinde ki kâğıt parçasına bakarak “ Derhal görüşmemizi gerektirecek konu bu mu?” dedi. Şaşırmış görünüyordu.
Gizem “ bana hak etmediğim bir bedel ödüyorsan bunu hoş karşılamayacağımı anlaman gerekirdi Buğra Sönmez. Ne sanıyorsun kendini.”
Buğra Gizem’in elinde ki çeki alarak “ özür dilerim. Niyetim seni kızdırmak değildi. Ben son seansımızın bedelini ödemek istemiştim sadece” dedi. Elinde ki çeki yırtarak yere attı. Gözlerinin derinliklerinde mahcubiyet okunabiliyordu.
Buğra’nın bakışları otoparkın kapısına doğru kaydı. Ardından seri bir hareketle Gizem’i kendine doğru çekti. Buğra’nın sıcaklığını hissetti sersemlemiş gibiydi. Buğra’nın nefesi işliyordu tenine. Tatlı bir sarhoşluğa doğru gittiğini fark etti. Bu sersemliğe bir son vermek istercesine uzaklaştırdı kendini Buğra’dan. Gözlerine bakmak için kendini hazırlarken Buğra’nın “ yere yat” komutuyla donuklaştı. halisülasyon gördüğünü düşünerek Buğra’ya doğru bir kaç adım attı. Yaşadığının sadece bir halisülasyon olduğunu kapıda görmüş olduğu her neyse sadece bir yanılgı olduğunu söylemek üzereyken Buğra birden üzerine atlamasıyla donuklaştı.
Mermi sesleri yankılanıyordu otoparkta. Nefesini tuttu. Şuan yaşamış olduklarını algılamaya çalışıyordu. Kulağına fısıldarcasına “ arabanın altına doğru sürüklenmeliyiz. Bunu yapabilecek misin?” mermi sesleri kulağında uğulduyordu. Gözlerini kapattı. Hiç bir şey duymak görmek istemiyordu. Bacaklarının arasında Buğra’nın bacaklarını hissetti. Kendisini sürüklüyor olmalıydı. Nefesini tuttu. Tüm bunların bir polisiye filminde olduğunu kendisinin sadece bir izleyici olduğunu düşünerek rahatlamaya çalışıyordu ama nafile. Zaman kavramını unutmuştu. Şuan zaman durmuş sadece sesler kalmıştı. Mermi seslerinin kesildiğini fark etti. Gözlerini açmaya korkuyordu. Gözlerini açarsa kâbus tekrar başlayacak gibi hissediyordu. “iyi misin?” cümlesiyle korkarak gözlerini açtı. Buğra ile göz göze geldi. Bir nefes aralığı vardı aralarında. Soluğunu yüzünde hissediyordu. Saçlarına doğru uzandı Buğra’nın parmakları. Saçlarının arasından sigara izmaritini çıkararak fırlattı. Gizem gözlerini tekrardan kapattı. Her şeyin geçmiş olduğundan emin olmak istiyordu. Üzerinde bir hafiflik hissetti. Gözlerini tekrardan açtığında Buğra’nın yavaşça üzerinden kalktığını gördü. Elini uzatmıştı kendine. Gizem uzatılan eli kavradı. Buğra kendine doğru çekti Gizem’i. Kontrolü tamamen karşısındaki erkeğe bırakmış olması tuhaf gelmişti. Konuşmak bir şeyle dile getirmek istiyordu. Hepsinden önemlisi ‘kimdi onlar?’ demek istiyordu. Ama cümleler boğazına dizilmişti. Konuşamıyordu. Şuan düşünebiliyor olduğundan bile emin değildi. Vücudunda bir el hissetti. Başını vücuduna bakmak için eğdi. Üzeri berbat görünüyordu. Buğra’nın gözlerine baktı. Sakin görünüyordu “ iyiyim” derken sesinin titremesine mani olamadı.
Buğra “ az ileri de butik var oraya gidelim istersen bu halde kendini rahat hissetmeyebilirsin” Gizem’i sakinleştirmeye çalıştığı her halinden belliydi.
Gizem “gerek yok cidden ben iyiyim” dedi. Robotlaşmış hissediyordu kendini.
Buğra Gizem’in yere düşen çantasını aldı. Çantayı Gizem’e doğru uzatırken “ arabanın anahtarı çantadır muhakkak bu halde araba kullanamazsın evine ben bırakayım seni”
Gizem uzatılan çantayı aldı. Ön cebinden arabanın anahtarını çıkarıp Buğra’ya uzattı. Anahtarı alıp arabaya doğru ilerleyen Buğra’ya baktı. Nasıl bu kadar sakin olabiliyordu. Az önce ölüm tehlikesi atlatmış olan sanki o değilmiş gibi davranıyordu. Motorun sesini duydu arabayı çalıştırmış olmalıydı. Başını çevirmek üzere iken ayaklarının dibine yanaşan arabayla dikkati arabanın açık kapısına kaydı. Arabaya geçti sessizce.
Pencereye dayadı başını. Arabalar gözlerinin önünden akıp gidiyordu. Az önce yaşamış oldukları gerçek miydi? Buğra’nın bir halisülasyon gördüğünü düşünerek onu kontrol etmeyi düşünürken kendisini silah seslerinin arasında bulmuş olmasını anlayamıyordu. Nedenler niçinler dönüyordu zihninde. Şuan Buğra’nın yaşam tarzını algılayabiliyordu. Güvenlik önlemlerinin çokluğunu, bahçede ki köpekleri ve misafir sevmemesini... Bu durumda insan nasıl birine güvenebilirdi ki? Her günü mü öle geçiyor acaba diye düşündü. Sakinliğinin bir başka açıklaması yoktu.bir ilk yaşamadığı ve bu tür olaylara açık olduğunu davranışlarından net bir şekilde anlayabiliyordu.
Başını arabayı kullanan Buğra’ya doğru çevirdi. Hiç bir şey yaşanmamış modun da arabayı kullanıyor olması şuan kendisini ezik hissettiriyordu kendine. Buğra izlendiğini fark ederek “ özür dilerim senden. Sana istemeden zarar verdiğim için üzgünüm.”
Gizem “ senin suçun değildi. Bilemezdin ki otopark da olmayı bile sen istememiştin. Ben istediğim için ordaydın.”günü zihninde çek ediyordu. Sıradan başlayan bir günde yaşamış olduklarını hazmetmeye çalışıyordu.
Buğra gülümsedi. “ bu benim baş belası biri olmadığım anlamına gelmez” ortamı yumuşatmaya çalıştığı her halinden belliydi.
Gizem bakışlarını üzerinde gezdirdi. “ olan elbiseme oldu. Eğer bilseydim karşılaşacağım durumu beyaz giymezdim.” Üzerinden atmaya çalışıyordu tutukluğu. Zihnini bir başka noktaya çekerek olaydan en az zararla kurtulmak niyetindeydi.
Buğra “ bana beyaz giyme mi diyorsun yani?” dedi. Gülümsemesinin yani sıra Gizem’in vereceği cevabın da merakı vardı.
“her gün yaşıyor musun bu tür aksiyonları?” soruyu sorarken tedirgin olsa da üzerinde ki korku tohumlarından kurtulmuştu.
Buğra omuz silkerek “ kısmen. Her gün sağ olsunlar beni eğlendirecek bir başka aksiyonla karşımdalar. Gazeteci olmasaydım eğer kesin aktör olurdum. Macera ve korku filmlerinin yıldızı”
“ne istiyorlar senden?” tek düze çıkmıştı ses tonu
Buğra gözlerini Gizem’in gözlerine dikti. “ cidden bunu bende bilmiyorum. Çok düşmanım var. Hangisinin üzerime komplo kurduğunu düşünmek saçma geliyor.”
“polise gitmemiz gerekmez mi?” gözlerini gözlerden ayırmadan sormuştu.
Buğra “ seni karıştırmak istemem. Benim yüzümden biraz daha gerilmene gerek yok. Ben gider hallederim bir ara.”-Arabayı durdurdu.- “ görüşürüz”
Gizem “ sana bir kahve ikram etmeme izin verir misin?” konuşmalarının yarıda kesilmesi sinirlerini bozmuştu. Kaldığı yerden devam etmek istiyordu.
Buğra “rahatsızlık vermek istemem. Yaşamış olduklarından sonra biraz daha yük olmak istemem sana”
Gizem “ lütfen. yalnız kalırsam yaşamış olduğum olayı canlandıracağım zihnimde bu da beni rahatsız edecek” gülümsemeye çalıştı. “ plastik bardak da kahve vermeyeceğime de söz veriyorum”
Buğra da gülümsedi. “ bak buna hayır demem”
Arabayı evin garajına doğru sürdü Buğra. Arabayı park etti ustaca. Eve doğru ilerlerken kaçamak bir bakış fırlattı Buğra’ya. Fark edilir bir değişme vardı üzerinde. Sakinliğin yanı sıra üzerine yapışmış soğuk ve ukala tavırlarını askıya almış gibiydi. Farklı yaklaşıyordu bugün. Yaşamış olunan olay da kendini suçladığını düşündü. Ofisin önünden geçerken... “ yaşantın bu mekândan ibaret sanırım”
Gizem gülümseyerek “ çok mu belli ediyorum yaşantımı” kurulan cümleyi tekrar geçirdi zihninden daracık merdivenlerden çıkarken. Yaşam biçimini bu kadar net mi ifade ediyordu dışarıda ki gözlere.
Evinin kapısını açarken üzerinden düşünceleri atmaya çalışıyordu. Kapıdan içeri girip Buğra’yı davet etti.
Buğra kapıdan içeri girerken “ sıra bende mi?”
Gizem anlamadığını ifade eden bir bakış attı. Buğra’ya. Neyi kastettiğini algılamamıştı. Zihni o kadar karmaşıktı ki odaklanamadığını düşündü.
Buğra gülümsedi. Gamzesini fark etti Gizem. Sol yanağında gülümsediği an çukurlaşıyordu. Sempatiklik kattığını düşündü. “ evi gözlemlemekten bahsetmiştim.” Antreden salona geçerken “ bence bir duş alıp kıyafetlerini değiştirmelisin bende bu esnada kahve yaparım sana uyar mı?”
Gizem gülümseyerek “ o kadar mı vahim görünüyorum.” Buğra’nın evdeki rahatlığına şaşırmış sunmuş olduğu öneriyi ise garipsemişti.
Buğra “ sadece bir teklifti.”
Gizem “ mutfak antrede çıktığında solda karşına çıkan ilk kapı” dedi. Ardından salondan çıktı. Kendi evinde kendisine yabancı bir erkeğe mutfağında kahve yapma düşüncesini sindirmeye çalışarak girdi yatak odasına. Yatak odasında ki gizli bölmeye girdi. Fıskiyeyi açtı. Soğuk suyun kendisini toparlayacağını düşündü. Üzerinde ki elbisenin fermuarını açtı. Elbisenin üzerinden düşüşünü hissetti. Tenin de Buğra’nın nefesini hissetmesiyle içine bir sıcaklığın yayılması bir oldu. Kendisine doğru çekişi… Üzerine atladığı an. Bacaklarını arasında Buğra’nın bacaklarını hissettiği saniyeler canlanıyordu gözünün önünde. Sürüklenirken vücuduna yapışan vücudun o an da bile kendisini heyecanlandığını fark edince kendinden utandı. ‘ne yapıyorsun sen. O senin hastan’ dedi fısıltıyla. Kendine söz geçirmeye çalışıyordu. Soğuk suyun kendisine tesir etmediğini düşündü. İçine işleyen sıcaklığa engel olamıyordu. Nefesini tuttu bir kaç saniye. Nefes borusunda koca bir yumruk oluştu. Yaşadıklarının somutlaşmış hali diye düşündü. Kısa kısa nefes almaya çalışarak kabinden çıktı. Duşta çok oyalandığını düşündü. Buğra’yı daha fazla yalnız bırakmanın kabalık olduğunu düşünerek bir kot geçirdi bacaklarına. Üzerine bir kaç beden büyük bir tişört geçirerek tuvalet aynasının önüne geçti. Saçlarını taradı özensizce.
Odasından çıktı. Buğra’nın salonda mı mutfak da mı olduğunu düşündü bir kaç saniye. Ardından salon da olabileceğini düşündü duşta geçirdiği vakti göz önünde bulundurunca. Salona geçtiğin de Buğra’yı pencerenin karşısında kahve içerken buldu. Pencereye yansıyan manzaraya dalmış olmalıydı ki kendisini fark etmedi. Sehpanın üzerinde ki tepsiye göz attı. Kendisine yapılmış kahve içilmeyi bekliyordu. Sehpanın üzerinde ki kahveyi alırken “ senin gözlemlerin ne yönde?” dedi. Buğra’nın evine girerken ‘sıra bende’ ifadesini hatırlayarak…
Buğra bakışlarını Gizem’e çevirdi. Bakışları vücudunda gezindi ardından gözlerinde sabitlenerek “ şuan daha iyi. Doğrusunu söylemek gerekirse elbise sana yakışmıyor. Daha salaş kıyafetler tercih etmelisin.”- gülümsedi. Ardından kahvesinden bir yudum aldı- “ elinde ki kahve soğumuştur. Ben kahvemi tazeleyeceğim istersen senin kahveni de tazeleyebilirim”
Gizem gülümseyerek “ benim evim de kendi evindekinden daha misafirperver olman beni şaşırtıyor açıkçası.”
Buğra Gizem’in elinde ki kahveyi almak için uzanırken “ ben evime davet etmedim seni. Sen kendin evime zorla girdin. Mahremimi hiçe saydın. Bu bana yapılan bir saygısızlık olmasına rağmen yine de kendimce kendi sınırlarımı zorladım.” Ses tonu soğuktu. Fakat gözlerinde Gizem sıcaklık görmüştü Buğra’nın. Kendisine açıklama yapması da bunun bir kanıtıydı zaten.
Buğra Gizem’in elinde bulunan fincanı aldı seri bir şekilde. Antreye doğru ilerlerken “ evin çok sıcak genç kızlığın vermiş olduğu hevesle döşemiş olmalısın. Üniversiteyi bitirdikten hemen sonra alınmış sanırım sana bu ev. Kendine ait olmadığını düşünüyor gibisin. Her an bu evden taşınabilirmişsin izlenimi de vermeyi ihmal etmemişsin.”
Gizem bir kahkaha attı. “ Bu düşüncelere nasıl vakıf olduğunu sormam da mahsur var mı?”
Buğra gülümsedi. “ varsayımlarım gerçek olmasa kahkaha atmazdın. Beni takip et bakalım küçük hanım”
Gizem Buğra’yı takip ederken düşüncelere dalmıştı. Babasının üniversiteyi bitirme hediyesiydi bu ev. Çok sevinmiş olmasına rağmen kendi kazancı ile alınmamış olması bu eve karşı ön yargıları da beraberinde getirmişti. İlk zamanlar eve ısınmak için beğendiği mobilyaları almış ardından ise eve bağlanmaması gerektiğini düşünmüştü. Lakin tüm bu düşünceleri hastasından duyuyor olması kendisine sürpriz olmuştu. Karşısında ki erkek kendisini şaşırtıyordu. Çekim alanına girdiğini düşünmek ise korkutuyordu. İçinde bulunduğu ruh aleminden sıyrılmaya çalışsa da her geçen saniye daha da içselleşiyordu kendini. “ süt tozu alır mısın?” cümlesiyle içselliğinden sıyrıldı.
“ hayır, teşekkür ederim” dedi.
Buğra Gizem’in fincanına süt tozu ilave ederken. “ şuan için sert bir kahve içme. Zaten yeterince kendi ruh alemindesin.”
Gizem gülümsemeye çalışarak “ yanlış bölüm okumuşsun. Psikatrist olmalıymışsın.”diyerek Buğra’nın hazırladığı kahveye uzandı. Kahveden bir yudum aldı. Tadının fena olmadığını düşündü.
Buğra “ psikolog olmalıymışsın demek istedin sanırım. Psikatrist olmak benim hattime değil”
Gizem gülümseyerek “ neden?”
Buğra “ konuşmak ve ikna etmek konusunda fena sayılmam. Lakin ilaç tedavileri, uzun gözlemler ve tüm bunlar için harcanan çaba. Ben bu kadar sabırlı değilim. Kişi ikna olmak isterse olur olmak istemezse kendi bilir.”
Gizem Buğra’nın gözlerine dikti gözlerini. “ bence ukala insanları umursamamaya soğuk olmaya çalışıyorsun ama öle biri değilsin”
Buğra yüzünde beliren sinsi ifadeyi kontrol altına almaya çalışarak “ ben insanların benim hakkımda ki düşünceleri ile ilgilenmem. Neden insanların düşüncelerini önemsemek için vakit harcayayım ki bunun ne yararı var.”
“ sosyal hayatın sosyal getirileri tüm bunlar. Birinin senin karşında ukalalaşması ve düşüncelerini ti’ye alması hoşuna gider mi? “
Buğra gülümsemesine kattığı alayla “ mutfak da bir masa ve sandalye olmaması gibi…” İçeri girme önerisinde bile bulunmuyorsun. Ardından da umursanmak ve düşüncelerden bahsediyorsun küçük hanım.”
Gizem elini saçlarının arasına daldırdı. Tüm sempatisiyle “ düşüncesizlik ve nezaketsizlik yaptığım özür dilerim. Evime ilk kez gelmiş misafiri mutfak da ve ayak da ağırlıyorum üzgünüm” dedi.
Buğra bir kahkaha attı. “ evet, çok ayıp… Bence bunun için cezalandırılmalısın”
Gizem “ cezadan kastın?” dedi. Düşünceli bir hal almıştı yüz ifadesi. Buğra’nın kendisine nasıl bir ceza biçeceği tam bir muammaydı.
Buğra “ Pazar günü benimle benim usulüm bir kahvaltı uyar mı?”
Gizem gülümsedi rahatlamış görünüyordu. “ pazar gününün özelliği nedir?”
Buğra başını masumca büktü. “ sadece pazarları kahvaltı yapıyorum da ondan. Ama senin Pazar günü başka bir planın varsa haftaya pazara atalım tarihi.”
Gizem “ Pazar günü boşum. Bakalım Buğra sönmez usulü kahvaltı nasıl bir şey”
Buğra “ bana keyif veriyor. Umarım sende Pazar günü keyif alırsın.” – kahveyi tezgâha bıraktı. Ardından Gizem’e elini uzatarak “ Pazar günü görüşürüz o zaman”
Gizem “ gidiyor musun?” ani vedalaşmayı layık görmemişti kendine.
Buğra “ işlerim var ve yeterince ihmal ettim.”
Gizem “ kusura bakma. Sana da zahmet verdim bugün.” Derken işlerinin kendi yüzünden aksadığının pişmanlığı vardı. Otoparka gitmeseydi işlerini ihmal etmemiş olacaktı Buğra.
Buğra başını yere eğdi. “ asıl sen kusura bakma. Benim yüzümden yaralanabilirdin belki de.” Sustu. Cümlenin devamını getiremedi.
Gizem “ çok macera filmi izliyorsun. Bir şey olmaz merak etme.”dedi şaka yapmaya çalışarak lakin Buğra’nın cümlesini söylerken ki ruh halini fark edince ürktü. Yaşadığı vicdan azabını azaltmak için söylenen her cümleye itaat edebilirdi.
Buğra gözlerini Gizem’e dikti. “ ben çok kayıp verdim Gizem” dedi. Gözlerine bir karanlık çökmüştü.
Gizem Buğra’nın uzattığı eli kavradı. “ üzülme. Benim gibi baş belalarına bir şey olmaz. Kayıplarına gelince hepsi için emek sarf ettiğine eminim.” Kendisini kurtarmak için verdiği çabayı hatırladı.
Buğra “ görüşmek üzere” diyerek mutfaktan ayrıldı. Antre de ayak seslerini duydu. Buğra’nın gidişiyle kendi yalnızlığına döndü. Yaşadıklarını gözden geçirmeye bile cesareti yoktu. Bugün bir terapi almış gibiydi.

Facebook'ta Paylaş
Twitter'da Paylaş
Yazarın diğer paylaşımları;
Karikatür (Günün Karikatürü)
En sevdiğin yabancı ülke?
Sözümoki © 2018 - V.8