Yine buradayım… aynı yerde aynı gökyüzünün altında. Ama her şey farklı şimdi. İnsan bazen fark etmeden büyüyor, kırılıyor, değişiyor; şehir aynı kalsa da içindeki sokaklar bambaşka geliyor. Sesler yabancı, yüzler tanıdık ama uzak, nefes aldığın hava bile eski değil sanki. Tek bir his varki yerinden milim oynamamış; o sıkışmışlık hissi.. Göğsümün tam ortasında sanki asla gitmeyecekmiş gibi tam ortada oturan o his görünmeyen bir düğüm gibi duruyor. Ne çözülüyor, ne kopuyor. Zaman geçiyor kelimeler değişiyor, insanlar gelip gidiyor ama o duygu inatla yerini bırakmıyor. Sanki içinde bir oda var penceresi kapalı perdesi yarım aralık. Dışarıda yaşam akıp gidiyor bense içeride yarım kalmış bir nefes gibi bekliyorum. Bir adım atsam çözülür sanıyorum, atmıyorum atamıyorum. Dursam geçer diyorum duramıyorum. Hep arada kalmış bir nefes gibi. Ne tamamen dolu, ne tamamen boş. Bir boşluk var içimde ama o boşluğun bir sesi bir yankısı olduğuna inanıyorum. İçim konuşuyor ama ben hangi cümleyi dinlemem gerek bilmiyorum. Belirsizliğin en zor tarafı ne biliyor musun? Hiçbir şeyin net olmaması değil. İnsan zaten netlikten çok, ihtimallerle yaşar. Asıl zor olan, hiçbir ihtimalin sana ait hissettirmemesi. Hangi yola baksam sisli, hangi kapıya baksam kilitli. Bir şey olacakmış gibi hissediyorum bazen sonra o his bile yok oluyor içimden. Sanki zaman bile emin değil hangi yöne akması gerektiğinden. Bilinmezlik, en büyük ağırlık bu. Ne bittiğini biliyorsun ne devam edeceğini. Ne kaybettiğini söyleyebiliyorsun ne bulduğunu. Koca bir bilinmezliğin içinde sıkışmış halde öylece bekliyorum. Belki bugün değil. Belki yarında değil ama bir gün o sis dağılacak ve dağıldığında, uzun zamandır yönünü kaybetmiş gibi dolaşan kalbim nihayet nereye gitmek istediğini fısıldayacak.