Ben, kalabalıkların içinde sessizce duran ama içi hiç susmayan biriyim. Herkesin kolayca geçtiği şeylerde durur, düşünür, tartarım. Çünkü benim için hayat, yüzeyden yaşanacak kadar basit olmadı hiçbir zaman. Duygularımı aceleye getirmedim; seviyorsam derin sevdim, kırıldıysam sessizce taşıdım. İçimde büyüyen her şey, zamanla oldu.
Ben çoğu zaman güçlü göründüm. Çünkü zayıf görünmeye izin verilmedi bana. Ama bu güç bağıran, gösteren bir güç değil; susarak ayakta kalan bir güçtü. Herkes anlatırken ben dinledim, herkes kendini savunurken ben anlamaya çalıştım. Haklı olmayı değil, adil olmayı önemsedim. Bu yüzden çoğu yükü sırtımda, çoğu cümleyi içimde taşıdım.
Ben insanları oldukları hâliyle değil, olabilecekleri hâliyle sevdim. Belki en büyük hatam da buydu. Umudu gerçeğin önüne koydum, niyeti davranıştan önce tuttum. Kırıldım ama çirkinleşmedim. Yoruldum ama kalbimi kapatmadım. Çünkü ben, bana yapılanı değil; olmak istediğim insanı seçtim.
Benim sabrım beklemekten ibaret değil. Ne zaman susacağımı, ne zaman gideceğimi bilmekten geliyor. Sevilmediğim yerde kalmayı kendime yakıştıramam. Gitmeyi bildiğim için, kaldığım yerler değerlidir. Affetmeyi bilirim ama kendimi unutmam. Unutmak değil, ders almak isterim.
Ben dışarıdan sakin görünürüm. Oysa içimde çok şey olur. Geceleri uzun düşünür, gündüzleri kısa konuşurum. Herkese anlatmadığım bir yorgunluğum, adını koyamadığım bir özlemim var. Beni gerçekten anlayan azdır; ama ben anlaşılmak için çoğalmayı değil, sadeleşmeyi seçtim.
Ben acımı süs yapmadım. Onu bir basamak gibi kullandım. Her düştüğümde biraz daha kendime yaklaştım. Fazlalıkları bıraktım; insanların, beklentilerin, gereksiz bağların yükünü. Kendimle kalmayı öğrendim. Yalnızlaşmadım, derinleştim.
Ben hâlâ iyi kalmayı seçiyorum.
Bazen bunun bedeli ağır olsa da.
Bazen insanlar bunu hak etmese de.
Çünkü ben, kalbini kirleterek güçlü olmayı değil; kalbini koruyarak ayakta kalmayı seçen biriyim.