Senin herkesin vardı da,
benim senden başka kimsem yoktu…
İşte en ağır yalnızlık da buradan başlar;
bir kalabalığın içinde
tek bir kişiye sığınarak yaşamak.
Sen adını başkalarının sesinde çoğaltırken,
ben seni içimde tek başına büyüttüm.
Bir çiçek gibi değil,
bir yara gibi…
ne kapandı, ne tam kanadı.
Sen gülüşünü paylaştın dünyayla,
ben sustuklarımı bile sana sakladım.
Çünkü benim için “başkası” yoktu,
“sen” vardı sadece.
O yüzden gidişin
bir vedadan fazlasıydı bende;
kalabalığın içinde
adresini kaybetmiş bir ev gibiydim.
Şimdi anlıyorum,
herkesin birden çok çıkışı varmış hayata,
benimse tek kapım sendin.
Ve sen giderken
ben içeride kaldım…
ışığı kapanmış bir odada değil,
ışığın kendisinde karanlığa düşerek.