Bazı sevgiler vardır…
Nereye koyarsan koy, küçülmez.
Hatta yokluk büyütür onu.
Sessizlik büyütür.
Bir mezar taşı büyütür.
Bir fotoğraf karesi büyütür.
Babam gittiğinde ben şunu anladım:
Toprağın altına konan şey sadece bir bedenmiş.
Sevgi ise hiçbir yere sığmıyormuş.
Ben o gün babamı toprağa değil…
Kalbimin tam ortasına gömdüm.
İnsan cenazeye gider gibi gitmiyor aslında o son vedaya…
Sanki bir tarafın diyor ki:
“Hayır, kalkacak… Birazdan gözlerini açacak. Herkes dağıldığında o bana bakıp ‘kızım geldin mi?’ diyecek.”
Ama gerçek ağır.
Gerçek soğuk.
Gerçek acımasız.
Toprağa düşen ilk kürek sesi var ya…
O ses, dünyadaki hiçbir sese benzemiyor.
Sanki göğsünün tam ortasına bir taş bırakılıyor.
O taş yerinden hiç oynamıyor.
Geceler geçiyor, mevsimler değişiyor ama o taş hep aynı ağırlıkla duruyor.
İnsanlar unutur.
Onların hayatında sıradan bir gündü.
Ama benim için zaman o gün ikiye ayrıldı:
Babam varken…
ve
Babam yokken.
İkisi arasında başka bir dünya yok.
Babamın yokluğu, kalabalıkların arasına karışınca bile beni ıssız bırakıyor.
Etrafım insan dolu ama ben hep bir köşede, içimde onun ayak sesini duymaya çalışıyorum.
Sanki arkamdan “kızım” diye çağıracak gibi…
Sanki elleri omzuma dokunacak gibi…
Ama sessizlik büyüyor.
Ben büyümemiş gibi kalıyorum.
Toprağa gidiyorum bazen…
Bir avuç toprak alıyorum, sonra bırakamıyorum.
Sanki bırakırsam elimden o gider, o an kaybolur gibi hissediyorum.
Ama sonra anlıyorum:
Babam toprakta değil.
Toprak sadece bedenin istirahat yeri.
Babam, benim içimde.
Beni büyüten merhametimde…
Kimse görmediğinde birine yardım ederken…
Kimse bilmediğinde bir omuza dokunurken…
Kendimden bile sakladığım iyiliklerde…
Benim babam, karıncayı incitmeyen adamdı.
İşte o yüzden sevgi toprağa sığmadı.
Hâlâ nefesim onun nefesinden bir parça taşıyor.
Hâlâ yürüyüşümde onun adımının izi var.
Hâlâ söyleyemediğim cümlelerin ucunda onun sesi bekliyor.
İnsan babasını kaybedince ölmez…
Ama eski hâli ölür.
Yerine yaralı bir hâl gelir.
O hâl, hiçbir zaman tamamen iyileşmez.
Sadece yaşamayı öğrenir.
Ben de öğreniyorum baba…
Hem yokluğunla yanmayı,
hem varlığınla güç bulmayı.
Çünkü sen toprağın altında değilsin.
Sen benim içimdeki en derin, en temiz, en sarsılmaz yerdesin.
Sen sevginle öldüğün gün değil…
Ben yaşadığım her gün yeniden doğuyorsun.