Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
Uçurumda Bir Gece 10. Bölüm ~ Kavga - Sözümoki
19 Şubat 2021, Cuma 03:41 · 31 Okunma

Uçurumda Bir Gece 10. Bölüm ~ Kavga



Bir... iki... üç belki de dört. Geçen dakikalar beni daha da gererken Kemal hala beni öylece izlemeye devam ediyordu. Bakışları bazen olduğundan daha sert bir hal alırken bazen yumuşuyor ve anlamaya çalışır gibi bakıyordu. Kafasında yaşadığı iç çatışmayı tahmin edebiliyordum. Ama bunu engellemek için de artık çok geçti. Buna kılıf uydurmak kesinlikle kolay olmayacaktı. O telefon konuşmalarına bile zoraki inandırırken sokakta dimdik ve nefret dolu bakışlarla bana bakan adamı ve bir anda ortadan kaybolmasını açıklayamazdım. Ona herhangi bir açıklama yapma zorunluluğum olmasa dahi sorduğu soruları yanıtsız bırakmam bir işe yaramazdı. Son çare anlatmak olsa bile sonuna kadar bilmemesi için çabalayacaktım. O adamların her şeyi yapabilecek güçleri vardı ve ben kimseyi böyle bir şey için tehlikeye atamazdım.

Ekin' in seslenişlerine Kemal hâlâ yanıt vermiyordu. Ekin bu durumdan sıkılmış olacak ki oflayarak başını bana çevirip gülümsedi ve el salladı. Bunca şeyi görmezden mi geliyordu yoksa gerçekten umursamıyor muydu emin değildim ama bu hareketleri işime geliyordu.

Bana el sallamasının ardından ben bakışlarımda ki donukluğu bozmadan kafamı ağır ağır salladım. O arkasını dönüp karanlık sokağa doğru adımlarken Kemal hareketlenmişti. Adımlarını sakince izlerken, kapıdan girişini ve yanıma kadar gelişini de soluksuz beklemiştim. Gözleri gözlerime değerken boğazını temizledi. "Alışverişine devam et."

Sorgulamadan onu onalayıp bıraktığım sepetimi alıp kasaya yöneldim. Böyle tepki vermesini beklemiyordum ama bu sayede aklımda dolaşan binlerce tilkiyi def edebilmiştim. Soracağı sorulara yalan uydurmaya çalışıyordum ve bu sefer oldukça zor bir durumdaydım. Dudaklarımı birbirine bastırırken kendi kendime mırıldandım. "Yandın kızım sen."

"Efendim?" Kasiyerden gelen yanıtla kafamı yerden kaldırdım. Yirmili yaşlarında olduğunu düşündüğüm genç kız samimi bir gülümseme ile benden cevap bekler gibi bakıyordu.

"A yok bir şey, kendi kendime konuşuyordum." Sahte bir kahkaha ile olayı kapatmak istemiştim. Başarılı olduğumu düşünüyordum ki kulağımda hissettiğim nefes ve duyduğum ses ile gözlerimi kapattım. "Evet bence de yandın kızım sen."

Kasiyerden gelen boğaz temizleme sesi ile Kemal' den bir adım uzaklaşırken aldıklarımın parasını ödeyip hazırlanmış poşetleri kaptığım gibi dışarıya çıktım. Ayak sesleri yakınımdan gelirken adımlarımı hızlandırmıştım. Ondan kaçtığım apaçık belliyken o, bu halime gülüyordu. "Filiz, dur!" Gülüşü kahkahaya dönerken ben daha da hızlanmış neredeyse koşacak hale gelmiştim. "Ama yok artık ya, bekle!"

"Gelme la peşimden." Ağzımdan kaçırdığım 'la' ya ben gülerken adımlarım yavaşlamıştı.

"La mı?" Hayret eder gibi kaşlarını kaldırıp karşıma dikildiğinde o da nefes nefese kalmıştı. "Niye kaçıyorsun benden?"

"Kaçan kovalanır desem?" Yüzünu anında buruştururken hayıflandı.

"Lafı değiştiriyorsun derim."

"Yemedi mi?"

Kafasını iki yana salladı ve cıkladı. "Yemedi."

Bana doğru bir adım atarken yakınıma gelmişti. Ellerini omuzlarımdan biraz aşağıya koyarken yüzüne güzel bir gülümseme taktı. "Taksi numarası var sende Filiz, Ekin' in buraya geleceğini bile bile çağırdın öyle değil mi?"

Bakışlarımı kaçırırken yüz ifademi düz tutmaya çalışıyordum.

"Hayır, taksi numarası için aram-"

"Uçuruma gittiğin gün, taksi bekliyordun. O taksiyi kim çağırdı?"

"Sen bunu nereden bili-" Lafımı tekrar yarıda keserek konuşurken omuzlarımdan tutuşu sıklaşmıştı.

"Filiz, soruma cevap ver önce."

"Evet bu yüzden çağırdım." Teslim olmuş gibi bakışlarım yere düşmüştü.

"Peki o adam seni takip ettiği için mi böyle bir şeye gerek duydun?" Ağzım şaşkınlıkla açılırken bunları bilmesi beni korkutmuştu. Devamını da tahmin etmesi zordu ama bu kadarı bile beni şaşırtmaya yetmişti.

"Market için çıktığımdan beri peşimde, korktuğum için çağırmıştım Ekin' i. Seni getireceğini bilmiyordum üzgünüm."

Kaşlarını çatılırken üzerime doğru eğildi. "Filiz bunları beni sinirlendirmek için söylüyorsun ki konu değişsin. Yemezler."

Bu adam ya çok zekiydi ya da beni bir şekilde tanımıştı.

Yakınlığından dolayı rahatsız hissederken geriye bir adım atmaya çalıştığımda beni engelledi. "Bad boy olmaya mı karar verdin bıraksana la beni."

"La?" Tekrar sormasına göz devirirken güldüm. Beni bırakırken bu sefer geriye doğru bir adım atmış eski yerini almıştı. "Son söylediğini duymamış gibi yapıyorum Filiz. Eğer bu olay bir daha yaşanırsa ilk beni arıyorsun anlaştık mı?"

Konuyu uzatmaması beni rahatlatırken derin bir nefes aldım. Önüme uzatılan ele boş bakışlar atarken elini yıkarı kaldırıp burnumun ucuna vurdu. "Anlaştık mı dedim?"

Havada sallanan elini tutup aşağıya indirdim ve kafamı sallayarak "He anlaştık." dedim.

"Senin şiven falan mı kaydı? Önceden böyle konuşmuyordun." Elini çekip önüne dönerken boş sokakta ilerlemeye başladı.

"Şive yapmıyorum ki bu benim normal konuşmam."

"Hm, o zaman ben ilk defa duyuyorum."

"Muhtemelen." Onu başımla onaylarken yanında sessiz sedasız yürümeye başladım.

Karanlık sokakta ikimizden de bir süre ses çıkmazken ortamda yankılanan tek ses poşetten geliyordu. Attığım her adımda dizime çarpan poşet kulağı rahatsız eden bir ses çıkarıyordu. Avuç içimi acıtan poşet sürekli hareket ettirmemden olsa gerek acısını daha da arttırmıştı ki en sonunda olduğum yerde durmuştum. Kemal' in de durmasını beklerken öylece yürüyüp gitmesini kaşlarım çatık izlemiştim ve bir süre sessiz kalmış beni farketmesini beklemiştim.

Hala olayı anlamamış başı önde yürüyorken arkasından seslendim. "Kemal!"

"Ha, ne?" Kendie gelmiş gibi başını yerden kaldırırken sağa sola bakındı. Aradığını bulamamış gibi olduğu yerde dönerken beni görmesiyle derin bir nefes aldı. Üzerime doğru büyük adımlarla gelirken kaşlarını kaldırdı. "Ne oldu, o adamı mı gördün?"

"Poşetlere yardım eder misin diyecektim."

Kaşları inerken gülümsedi ve gözlerini benden çekmeden elimdeki sağ elimdeki poşeti aldı. "Aldım." Poşeti yukarıya doğru kaldırırken gülümsemesini daha da büyütmüştü.

"Teşekkür ederim."

Başını 'Eyvallah' der gibi eğerken bu haline güldüm. Evimizin olduğu sokağa doğru yaklaşırken duyduğum bağırışla adımlarım biraz daha hızlanmıştı. "Kemal bir kavga ediyor."

"Ses bir yerden tanıd-" Sözünü yarıda bırakırken benimle birlikte sesini yükseltti.

"Sibel!"

İkimizde sokağı dönerken kalabalığa doğru hızla dalmıştık. Ne olduğunu anlamaya çalışır gibi elimizde ki poşetlerle insanları çekiştirirken etrafımda ki dedikoducu kadınların seslerini işitiyordum.

"Bu kız delirmiş."

"Şu çocuk da kim?"

"Kız Sibel' in nişanlısı Kemal, o cılız çocukla ne işi olur gül gibi kızın."

Son duyduğum sözle bakışlarımı olaydan çekip konuşan kadına çevirdim. Kaşlarım anlamsız bir şekilde çatılırken kadının gözleri bana dönmüştü. 'Hayırdır' der gibi bakarken aynı ifadeyle bende ona bakıyordum. Kemal kolumdan tutup onlardan uzaklaştırırken gözlerimi nşhate olaya çevirebilmiştim. Sibel iki kadının kollarından tutmasıyla zor duruyordu. Hanım hanımcık olduğunu düşündüğüm kızdan böyle hareketler gören en şok içinde olanları izlerken Tuana ve Ekin birine siper olmuş onu koruma çalışır gibi Sibel' in önüne dikilmişlerdi.

"Bırakın beni dedim size! Ona kim gelinmiş kim damatmış göstericem şimdi."

Bakışlarım Kemal' in bulurken o da bana bakıyordu. Kaşlarımı kaldırırken bundan haberin var mı der gibi bakmıştım ki iki elini de yukarıya kaldırdı. "Hiç bir bilgim yok bu konuda."

"Ya arkadaş ne dedim sanki? Alın şu manyağı üzerimden!"

Duyduğum tanıdık sesle Kemal de olan gözlerim büyürken dudağımı ısırdım. "Sinan?"

"Kim?"

....

"Çok mu arıyorsun böyle insanları anlamıyorum ki."

"Şşt, doğru konuş!" Elimde ki çay bardağını yukarıya kaldırarak anlıyormuş gibi demine baktım. Gülüşümü tutmaya çalışırken karşımda ki manzara buna izin vermiyordu. Sinan bana sürpriz yapmak için gelmiş, tanışması gereken en son kişiyle tanışmış ve kavga edecek kadar büyük bir muhabbete girmiş. Detayını anlatmadığı olayı Sibel' e sormak istediğimde ise bana etmediğini bırakmamış hatta saldırmaya kalkmıştı. Tuana' dan korkuyor olsa gerek tek sözüne kedi gibi pısmış o da Sinan gibi susmuş kalmıştı. Olayı anlamak adına herkesi evime çağırırken kalabalık dağılmıştı. Ayşe hanımı Kemal bin bir lafla ikna ederek eve gönderdiğinde herkes elinde çay salona geçmiş sessizce oturuyordu.

"Ne akşamdı öyle be." Sessizliği klasik olarak Ekin bozarken Sinan onun bu haline burun kıvırdı.

"Baya hareketliydi, arkadaşınız sağolsun." Gözlerini Sibel' e dikerken kaşlarını çattı. Sibel kendisine söylediğini bildiği lafı gülerek cevapsız bırakmıştı.

"Sinan, senin burada ne işin var?"

"Sürpriz yapayım dedim bebeğim, ne oldu beğenmedin mi?"

Kemal, Ekin ve Tuana aynı anda konuştu. "Bebeğim?"

Sibel onların arasında oturduğundan dolayı bunu beklemiyor olsa gerek olduğu yerde sıçradı. "Noluyo be?"

Onları görmezden gelirken yerimde dikleşip Sinan' a doğru yaklaştım. Elim saçlarına doğru giderken okşayacağımı düşünmüştü ve kafasını bana doğru yaklaştırmıştı. Parmaklarım saçlarına dolanırken sertçe çektim. "Sen nasıl konuşuyorsun lan öyle?" Küçük bir çığlık koparırken parmaklarımı saçlarından yavaşça çekip okşadım. "Tabi ki beğendim."

Ona doğru biraz daha yaklaşırken saçlarını çektiğim yeri öptüm ve geri yerime yerleştim. Diğerleri olaydan bir şey anlamamış gibi bakarken Kemal' in gözlerinde ki kırgınlık apaçık belli oluyordu. Buna anlamayarak bakarken ona doğru kaş göz yaptım. Soluk bir gülümseme ile yanıt verirken yerinden kalktı. "Ben eve geçeyim artık. Sende çok geçe kalma Tuana."

"Kemal nereye?"

"Eve." Adımlarını çoktan kapıya yöneltmişken bana doğru dönmeden cevap verdi ve çıktı.

"Oo abla, damat bu mu?"

"Seni ne di-"

Sibel' in lafını keserken Sinan'a döndüm. "Ne damadı Sinan?"

Kulağıma doğru yaklaşırken fısıldadı, "Anamın damadı."

"Siz kardeş miydiniz?" Tuana' dan gelen beklenmedik soruyla Sinan öne atlarken ben sessiz kalmıştım.

"Evet, benden bahsetmedi mi yoksa?" Sahte bir kızgınlıkla dudağını büzerken onun bu haline yüzümü buruşturdum. Hiç sevmezdim bu tür hareketlerini.

Ekin ve Tuana derin bir nefes alırken geriye yaslanmışlardı. Ekin yarım ağız gülerken "Bahsetti tabi, ama geleceğinden söz etmemişti." dedi.

"Emin ol bundan benim de haberim yoktu." dedim gözlerimle devirirken.

"Sürpriz işte, haberin olmaması gerek falan." O gülerken Sibel onun bu haline iğrenir gibi bir bakış attı.

"Çok komik!"

"Evet komik ki gülüyorum değil mi?"

"Seviyesiz." Sibel' in mırıldandığı şeyi sadece benim duyduğumu düşünüyordum ki Tuana kıkırdamıştı. Ondan aldığım cesaretle bende gülerken Ekin ve Sinan bize tuhaf tuhaf bakıyorlardı.

Tuana yerinden kalkarken ardından Ekin de kalkmıştı. "Ben eve geçeyim artık. Yarın görüşürüz."

Ben onları uğurlarken Sibel ve Sinan hiç istifini bozmadan oturmaya devam ediyordu. Ben Ekin ve Tuana' yı geçirdikten sonra nihayet tekrar salona girdiğimde birbirlerine nefret dolu bakışlar attıkları dikkatimi çekti. Sibel burun kıvırmış küçümser gibi Sinan' ı süzerken Sinan kollarını bağlamış dik dik ona bakıyordu. Aralarında ki kıvılcımın sonunun nereye varacağını tahmin ederken gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Sibel, sürekli Kemal' in peşindeyken biraz önce onun gidişini bile umursamamıştı. Sinan a doğru attığı nefret dolu bakışların arasına girerken gözleri bana döndü. "Ee Sibel, daha daha nasılsın?"

"Nasıl olayım he, senin bu aptal kardeşin bütün hayat enerjimi söndürdü."

"Ne yaptım kızım ben?"

"Sen kimsin benim böreğime laf ediyorsun?" İkisi de oturdukları yerden ayaklanırken karşı karşıya dikilmişlerdi. İkiside parmaklarını hesap sorar gibi kaldırırken kaşları çatık birbirlerine bakıyorlardı.

"Ne börekmiş be bu kadar, kıllı kıllı. Iyy!" Gözümün önünde canlanan şeyle midem kalkarken yüzümü Sinan' ın aldığı ifadeyle eş değer olmuştu.

"Ne olmuş ne olmuş?" Olayı anlamak ister gibi dudak büküp onlara yaklaşırken şüpheyle gözlerimi kıstım.

Sinan bunu bekliyormuş gibi bana dönerken yerinde dikleşti. "Abla bu kız manyak manya-"

"Lan sen kime manyak diyorsun?!" Sibel bir hışımla Sinan'a doğru atlarken koca oğlanı yere düşürmüştü. Elleri anında saçlarına giderken altında kalan biricik kardeşim acı içinde bağırmaya başladı. Ben hemen olaya müdahale amaçlı Sibel' i tutmaya çalışırken bu konuda gerçekten çok zor bir duumda kalmıştım. Sibel den beklenmeyen performans gözlerimi yaşatırken hala onu Sinan' ın üzerinden almaya çalışıyordum.

"Sibel bırak kız kardeşimi!"

Mahalle kavgasına dönen ortamda ciddi kalmaya çalışırken ortam Sinan' ın bağırışları ve Sibel' in hakaretleriyle yankılanıyordu. Nihayet Sibel' i kollarından tutup geriye çekerken Sinan' ın üzerinden alabilmiştim. Kardeşim anında yerinden kalkarken acı içinde izliyordu. Onun bu hali beni sinirlendirirken Sibel' i tuttuğum gibi kapıya doğru sürükledim. Söylediği şeyleri duymazdan gelirken nihayet kapıya ulaşmıştık. "Bıraksana kızım beni."

Onu bırakıp önünde geçerken işaret parmağımı ona doğru sallayarak konuştum. "Bana bak kızım, sen deliysen ben senden daha deliyim. Tanıştığımızdan beri bana etmediğin hakaret, laf söz kalmadı sesimi çıkarmadım ama canıma dokunursan canına dokunurum."

Söylediğim sözlere boş bakışlar atarken kapıyı açıp cevap vermeden çıkmıştı. Ben kapalı kapıya bakakalırken derin bir nefes aldım. "Beni de kendilerine benzettiler."

"Abla sen bizden betersin be." Salondan koridora doğru kafasını uzatırken yüzünü acı içinde buruşturdu.

"Sus lan sen, akşam akşam şu yaşadıklarımıza bak. Ne halt yedin de delirttin kızı. Melek gibiydi herkese karşı, eminim bu yönünü ilk defa görüyorlar." Son cümleye kıkırdarken salona geçmiş Sinan' ın yanına kurulmuştum. Başını omzuma koyarken sert bir nefes verdi. Kıkırdayarak anlatmaya başlarken elim saçlarına gitti.

...

Elimdeki adrese bakarak sessiz sokakta sakince adımlarken gözlerim aradığını bulmak için sağda solda dolanıyordu. Ablama sürpriz bahanesiyle bavulumu eve bıraktığım gibi kaçarken adresi almayı unutmuştum. Annemi arayıp sorduğumda ise verdiği eksik adres beni anca evin sokağına kadar getirebiliyordu. 1 haftalık küçük valizimi uçlarını avucumda sıkarken sıkıntıyla ofladım. Sürprizi bozmamak adına ablamı aramamayı tercih ederken evi kendiliğinden bulmam gerekiyordu. Karanlık sokakta dolanan bir kaç insana sorduğumda burada oturmadıklarını ve bir şey bilmediklerini işitmiştim. Gözlerim elinde tepsiyle karşıdan gelen genç kadına takılınca son ümitle onun yanına doğru yaklaştım. "Bakar mısınız?"

Bembeyaz teni, bal rengi saçları, biçimli kaşları ve mavi gözleriyle çok güzel bir kadındı. Hatta fazlasıyla güzel.

Tek kaşını kaldırırken elinde ki tepsiyi sıkıca kavradı. "Evet?"

"Burada Filiz diye birini tanıyor musunuz?"

Kaşlarını çatarken düşünür gibi bir hâl almıştı yüzü. Parmağıyla iki ev ötedeki sarı iki katlı evi gösterirken konuştu. "Yeni komşuyu diyorsun sen, bak orada oturuyor."

"Tamam çok teşekkür ederim."

Ben gösterdiği yere yürümeye başladığımda o da yanımda yürüyordu. Anlamazca yüzüne bakarken o istifini bozmadan dim dik bir şekilde önüne bakıyordu. Midemde hissettiğim boşluk ardından gelen gürültüyle elim karnıma giderken onun bakışları bana döndü. Gözlerimi kaçırırken kafamı başka yöne çevirdim. Kaç saattir bir şey yemek içmek aklıma gelmemişti. E doğal olarak da acıkmıştım. "Aç mısın?"

Sorduğu soruya göz devirirken ona döndüm. "Sence?"

"Börek yer misin, şimdi Filiz yemek yapmamıştır aç kalırsın. Yazık."

Dediklerinden birşey anlamamıştım. Bu yüz ifademi yansımış olmalı ki bana bakan gözleri gülmüştü. "Ne?"

Tepkime kahkaha atarken sofra benimle örttüğü tepsiyi açtı ve börekten bir parça kopartıp bana uzattı. "Al."

"Hayır, teşekkür ederim. "

"Birdaha sormam bak. Alıyor musun almıyor musun?"

Açlık konusunda kimseye taviz vermeyeceğimi beni tanıyan herkes bilirdi. Buna uyarak uzattığı böreği alırken hemen ağzıma götürdüm. Aldığım büyük ısırıkla o enfes tat ile kendimden geçerken ağzımda hissettiğim şeyle ne ara kapandığını anlamadığım gözlerimi açtım. Karşımda tuhaf bakışlarla bana bakan kadına aldırmadan parmaklarımı ağzıma götürmüş ve beni rahatsız eden şeyi çekmiştim. Çektikçe geldiğini gördüğüm saç teli midemi kaldırırken o kadına arkamı dönüp yeşşilliklere doğru öğürdüm. Ağzımdan düşen lokmaları görmemek adına gözlerimi kapatırken yerimde doğruldum. Kalkan midem beni alt üst ederken genç kadına döndüm. Gözlerini şok olmuş gibi açmış bana bakıyordu. "Ne oldu?"

"Ne olacak verdiğin börekten saç çıktı."

"Asla olamaz böyle bir şey, senden düşmüştür." Kendinden emin bir savunma yaparken gözleri saçlarıma gitti. Benim elimde ister istemez saçıma giderken inanmamış gibi konuştum.

"Uzun bir saç teliydi sence benim mi?" dedim onun yana düşmüş saçlarını gösterirken. Benimle birlikte gözleri saçına dönerken yüzünü buruşturdu.

"Ben öyle bir şey yapmam."

Midem hala alt üst bir haldeyken en nefret ettiğim durumlardan birini yaşadığım için kızgındım. "Yapmışsın işte kızım, kimse almaz seni böyle yaparsan bak." Son sözlerimi dalga geçer gibi söylediğimde gülmüştüm.

Sanki pimi çekilmiş bomba misali bakışları alev alırken bağırdı. "Ne diyorsun lan sen?!"

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Dünya bir illüzyon olabilir mi? Bu kanıyı destekleyebilecek teorin var mı?