Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
Uçurumda Bir Gece 11. Bölüm ~ Terlik - Sözümoki
26 Şubat 2021, Cuma 21:10 · 61 Okunma

Uçurumda Bir Gece 11. Bölüm ~ Terlik



"Yok artık Sinan, o kızın en hassas noktası nasıl söyledin bunu?" Gözlerimi kocaman açmış kardeşime şok içinde bakarken o bu halime gülüyordu.

"Ben nereden bilebilirdim bunu? O saçlı böreğini de yedim zaten." Kusar gibi numaradan öğürürken bu sefer ben ona gülüyordum. 

"Sibel' in hassas noktaları bunlar. İlk karşılaşmada tam 12' den vurmuşsun." Ben kocaman bir kahkaha patlatırken o elini saçlarına götürüp karıştırırken bana göz kırptı. Yaşına göre iri olan cüssesi onu tanımayanları korkuturken içinde yatan kedi yavrusunu herkese göstermeyen bir yapısı vardı. Uzun boylu olmama rağmen onun yanında küçük kız kardeşi gibi duruyordum. Bana burun kıvırırken bakışlarını pencereye çevirdi, "Adı Sibel miydi?"

"Sanki yeni öğreniyorsun." dedim yandan bir gülüş atarken.

Kollarını geriye doğru kaldırırken esnedi ve "Uykum geldi yatağın nerede?" dedi.

"Hop hop hayırdır? Sen burada yatacaksın." dedim yerimden bir hışımla kalkarken. Benim kalkmamla o da hızla yerinden kalkarken gözlerini kıstı.

"Arkanda bir şey var." dedi eliyle mutfak tarafını gösterirken. Onun gibi gözlerimi kıstım ve sırıttım.

"Çocuk mu kandı-... Gel lan buraya?!"

...

"Nerede insaf, nerede vicdan, nerede insanlık?" Salonda gelen sesiyle kıkırdadım. İtiş kakış xorla girdiği odamdan onu atarken annem gibi söylenmeye başlamıştı. Üstelik aradan yarım saat geçmesine rağmen. "Ablamız diyelim onca yolu onun için tepelim o bizi yatağına layık görmesin. Kolay mı geldim sanıyorsun he?" Kollarımı yatağımın iki yanına sertçe vururken hırsla gözlerimi yumdum. Sinan söylenmeye devam ederken cevap vermemek için büyük bir çaba sarf ediyordum. Çünkü biliyordum ki cevap verirsem asla susmaz sabaha kadar muhabbet peşinde koştururdu. "He mi abla?"

Ellerim kulaklarıma giderken yatağımda sağa doğru döndüm. Dönmemle karnımda hissettiğim iğneler bana büyük bir gerçeği hatırlatmıştı. Ben hala yemek yememiştim. Onca olay üzerine aklıma bile gelmemişti. Gözlerimi tekrar açarken yerimde doğruldum. "He Sinan he!"

"Ablaaa!"

"Zıkkııııım!" O bana kahkaha atarken ev terliklerimi giymiş salona doğru paytak adımlarla yürüyordum. "Aç mısın?"

"O börekten sonra midemin bir şeyleri kabul etmesi zor?" Ben ona doğru yaklaştıkça yükselen sesi gülmeme neden olurken salonun kapısına dikilmiştim. Omuzumu yaslarken onu izlemeye başladım. Açılan koltukla yüzü tavana bakacak şekilde dururken kollarını iki yana açmıştı. Geldiğimden habersiz mırıldanmaya başlarken sessiz adımlarla yanına yaklaştım. "Sarı Kafa." dedi burun kıvırıp gülerken.

Aramızda çok az bir mesafe kala dururken karanlıktan yararlanıp hemen yanımda ki koltuğun üzerinde ki yastıklarda birini kaptım. Bir basketçi edasıyla nazikçe ayaklarımın üzerinde yükselirken ona doğru eğilip gayet sakin bir şekilde yastığı kucağına attım. O yastığın ona temasıyla bir küfür savurup bağırırken yerinden kalktı. "Hay anayın babayın derdine!"

"O nasıl küfür be?" Ben kahkaha atarken o etrafına bakıyordu. "Kalıbından utan!"

"Abla?"

"Ablam!" Ben kahkalarımın arasında zar zor konuşurken kalkıp ışığı açtı.

"Ayıp ama ya!"

Derin bir nefes alırken yerimde dikleştim. Yüzümde silemediğim gülümsememle ona arkamı dönerken mutfağa yöneldim. "Kim o Sarı Kafa?"

Arkamda duyduğum hışırtılardan sonra adım seslerinden yanıma geldiğini anlamıştım. "Kimmiş Sarı Kafa?"

Elimde bıçakla ona dönerken geriye doğru bir adım attı. "Bana bak çocuk, beni tanımıyormuş gibi salak numaralarına yatma yemem ben."

"Cevabını bildiğin soruları niye soruyorsun o zaman ya?" Tekrar önüme dönerken domatesleri dilimlemeye başladım.

"Hoşuma gidiyor." dedim omuz silkerken. "Sibel' den bahsediyorsan boşa düşünme o kızı."

"Hayır ne al-..." Olduğum yerde dururken başımı tekrar ona doğru çevirdiğimde lafını yarıda kesip boğazını temizledi. "Niye düşünmeyeyim?"

"O başkasını seviyor."

Küçük bir kahkaha atarken "Banane canım." dedi.

"Hı hı."

"Kimi seviyor?"

"Sanane canım." dedim onu taklit ederken.

"Ya ab-" Kapının çalmasıyla lafı yarıda kalırken ona doğru döndüm. Aklıma gelen şeyle kaşlarım çatılırken onunki de benimkinden pek farklı değildi. "Kim bu? Bu saatte birini mi bekliyordun?"

"Saat daha 11." dedim ona göz devirirken,

Dediklerime cevap vermezken sert adımlarla kapıya doğru yürüdü. Ben korkuyla arkasından hızlı adımlarla onu takip ederken kapıyı çoktan açmıştı. Geniş omuzlarının gölgelediği kapıyı görmek için kenara çekilirken gelen kişiyi görmemle rahat bir nefes aldım.

"İyi akşamlar." İki elini arkasında birleştirmiş bayık bakışlarla bize bakıyordu.

"İyi akşamlar Kemal, ne oldu bir sorun mu var?" dedim kuşkuyla öne atılırken.

Ellerini bize doğru uzatırken küçük kaseyi görmemle bakışlarım oraya döndü. "Annem şeker istedi, bitmiş de."

"Şeker?" Sinan ve ben aynı anda sorarken başıyla onayladı.

"Tamam bir dakika." Uzattığı kaseyi alırken mutfağa gitmiş istediğini getirmiştim. Ona kaseyi uzatırken Sinan ile aralarında ki sert bakışma bıraktığım haliyle devam ediyordu. Sinan' ın önüne geçerek Kemal' in bakışlarını üzerime çektiğimde bana soğuk bir gülümseme sunmuştu. Uzattığım kaseyi alırken teşekkür edip daha da tek kelime etmeden arkasını dönmüş kapısı açık evlerie doğru sert adımlarla ilerlemişti. Olduğum yerde Sinan' a dönerken kaşlarını kaldırmış yüzüne alaycı bir gülümseme takmıştı.

"Abla şimdi birşey yapacağım ama bana kızma." Ne dediğini anlamak ister gibi kafamı kaldırdığım sırada anlımı öpmesiyle kaşlarım çatıldı. Arkamdan duyduğum sert kapı kapanma sesiyle Sinan iki adım geriye çekilirken kocaman bir kahkaha patlatmıştı.

"Ne oluyor ya?!" İsyan edercesine konuşurken içeriye girip kapıyı kapattım. Sinan gülmeye devam ederken yerinde doğrulmuş kahkahlarının arasında konuşmaya çalışıyordu.

"Abla hahaha... Bu adam ahahaha." Bu haline göz devirirken yan bir gülüşle söylediklerimle onu susturmuştum.

"Evet ablam bu adam Sibel' in sevdiği adam." Gülüşü yüzünde donarken onu arkamda bırakıp mutfağa girdim. O bana bağırırken arkamdan gelmişti.

"İyi de bu adam seni sevmiyor mu?"

"Anlamadım?"

"Saat 11 olmuş, kim bu saatte komşusundan şeker istemeye gelir Allah aşkına? Hepsini geçtim bu saatte şekeri ne yapacaksın?"

"Evet onu bende farkettim ama bu beni sevdiğini göstermez canım. Sonuçta peşinde fıstık gibi bir kız dolaşıyor hemde senelerdir." Son kelimemin üzerine basarken o bana gülüyordu.

"Böyle şeyler senden kaçmaz. Ne olduğunu sen benden daha iyi biliyorsun bebeğim." Benim yaptığım gibi son kelimesinin üzerine basarken tek kaşını kaldırdı.

"Onun yanındayken bilerek söyledin değil mi bunu?"

"İlk karşı karşıya geldiğimiz andan beri tuhaf tuhaf bakıyordu bende bi ufacık deneyeyim dedim." dedi baş parmak ve işaret parmağının arasında azıcık bir mesafe koyarken. "Orada sinirlenip kalkmıştı şimdi de kontrol için geldi baksana. Senin anlından öpünce de kapıyı çarptı."

Dediklerini bende anlamıştım ama anlamamazlıktan gelmek tercihimdi. Saf kız ayaklarına yatmak bazen daha az yorucu oluyordu. "Git gide bana benziyorsun aferim." Lafı değiştirmek amaçlı saçını çekiştirirken homurdandım. "Sibel' den sana yar olmaz bu arada söylemedi deme. O kız senelerdir Kemal' den başkasına bakmamış sana mı bakacak?"

"Bende çok meraklı değilim ki zaten. Öyle merak ettiğim için sordum. Sen kendini düşün, evde kaldın."

"Bana bak, ben Sibel' e benzemem seni dövmekten beter ederim." Pencereden dışarıyı gösterirken gözlerimi kıstım. "Kapıya atarım seni... Donarsın!"

"Nerede cesaret, nerede feraset, nerede fazilet, nerede fedakarlık, nerede mertlik, nerede adam gibi adamlık?!"

....

"Ya adam dışarıda ağaç oldu ağaç!"

"Geliyorum bir dakika." Aynada kendime bir bakış atarken gülümsedim. Üzerimde her zaman ki klasik eşofman ve tişört kombiniyle ve omuzlarıma düşen açık kahverengi saçlarımla yine klasik bir güne başlıyordum ki Kemal sabah mesaj atana kadar. Şimdi müsait ve ofise bakmak için uygun olduğunu söylemişti. Ben ofis konusunda geç kalmamak adına onu onaylarken üstümdekileri çıkarmış hazırlanmaya başlamıştım.

Sinan' ın sanki onu bekletiyormuşum gibi bağırması beni çileden çıkarırken geldiğinden beri yükselen sinir seviyemi tetikliyordu. "Abla valla almaz seni bu adam. Çok bile bekledi."

"Bana bak! Sende ne meraklısın birilerinin evde kalmasına. Dünden beri ne bu be?!" Hışımla odadan çıkarken salona doğru yürüdüm.

"Başka eğlencem yok ne yapabilirim ablası. Hem sen buna mı takıldın sadece?" Girişten yankılanan sesi keyifliydi. "Adam öldü öldü!"

Yanına geldiğimde parmaklarımın ucunda yükselip kafasının arkasına yavaş bir tokat attım. "Alt tarafı 5 dakika bekledi, abartma salak."

Ellerini beline koyarken gözlerini kıstı. "Elini tumasına izin verme, kuytu köşelere götürürse gitme, öpmeye çalış-"

"Lan! Annem mi kesildin başıma?" Kaşlarım çatılırken kahkaha atıp kapıyı açtı ve kenara çekildi. Eliyle dışarıyı gösterirken göz kırptı ve mırıldandı. "Bak şimdi."

"Ne?"

Bana cevap vermeden dışarıya büyük adımlarla çıkarken peşi sıra bende çıkmıştım. Ayağıma taktığım terliklerimle ne yapacağını merakla beklediğim kardeşim, evin etrafında anlamsız bakışlarla gezen Kemal' e yönelmişti. Henüz Sinan' ın ona doğru yürüyüşünden habersiz, çatık kaşlarla volta atan Kemal kapının arkamdan kapanmasıyla bize dönmüştü. "Sonunda." Kemal' in isyanına sessizce kıkırdayan Sinan tekrar eski yüz ifadesini alıp Kemal' in karşısına geçmişti. Terliklerimi sürüyerek yanlarına gittiğimde birbirlerine olan sert bakışları bana dönmüştü. Onlara şirin bir gülümseme ile karşılık verirken ikisi de beni görmezden gelip tekrar birbirlerine dönmüşlerdi. Sinan elini Kemal' e uzatırken gülümsedi.

"Merhaba, ben Sinan. Dün tanışamamıştık." Kemal ona uzatılan ele iğrenir bir ifadeyle bakarken onun yüz ifadesi beni fazlasıyla güldürmüştü. Alt tarafı el sıkacaksın arkadaş bu neyin tribi?

Sinan elini geri çekeceği sırada Kemal bakışlarını düzeltmiş ve yüzünde sahte bir gülümseyle ona uzatılan eli sıkmıştı. "Kemal."

"Memnun oldum Kemal." Sinan onun ismini iğneleyici bir tonda söylerken olduğu durumdan gayet keyifli alıyor gibi bir hali vardı. Neden olmasın ki? Ona da eğlence çıkmıştı tabi.

"Bende." Kemal gayet boş bir ses tonuyla geçiştirir gibi konuşmuştu.

"Prensesim sana emanet." dedi Sinan yüzünde çirkin bir sırıtışla. Söyledikleriyle ağzımdan küçük bir kahkaha çıkarken yaptığı şeyi anlamıştım. Bu çocuk kesinlikle benim kardeşimdi.

Benim gülmemle ikiside tekrar bana dönerken ben Kemal' e bakıyordum. Utanmanın ona yakıştığını daha önce söylemiş miydim bilmiyorum ama karşımda ki manzara beni duygudan duyguya sokuyordu. Bakışları yere düşmüş tek kelime edecek halde değil gibiydi. Adeta yıkılmış vaziyette duruşu gülüşümü anında durdurdu. Kızaran yanakları kaşlarımı çatmama sebep olurken sessizliğini korumaya devam ediyordu. Yanımdaki hareketlenmeye dönerken Sinan' ı alt dudağını ısırmış bize endişeli gözlerle bakarken gördüm.

Boğazını temizlerken "Oldu o zaman size kolay gelsin ben eve geçeyim." dedi. Hışımla arkasını dönerken bir adım atıp tekrar bana döndü ve avucunu uzattı. "Anahtar?"

"Ne anahtarı?" Bana göz devirirken elini olduğu yerde salladı.

"Abla evin anahtarı ne olacak!"

"Abla mı?"

Aklıma gelen şeyle dudağımı ısırırken masumca gülümsedim. "Çıkarken almadım."

"O sana abla mı dedi?"

"İyi aferim abla. Tebrik ederim nasıl becerdin acaba?"

"Filiz senin ablan mı?"

"Valla bile-"

"Kime konuşuyorum ben?!" Yüksek sesle lafımın bölünmesiyle yerimde sıçrarken Sinan elini damağına koyup yukarıya kaldırmıştı.

Sağ elimi kalbime götürürken sol elimi Kemal' in koluna koydum ve derin bir nefes aldım. "Evet Kemal doğru duydun. Tuana söylemedi mi dün?"

"Yok." İçine kaçmış gibi sesi cılız çıkarken gözlerini kırpıştırdı.

"Abla kapıda kaldık."

Göz devirirken mırıldandım. "Farkettim o kadarını."

"Çilingir çağırın." Sinan ve ben aynı anda Kemal' e dönerken 'Ciddi misin' bakışları atmıştık. Bu sefer o bize göz devirirken iki elini yukarıya kaldırdı. "Ne?"

"Sende çilingir numarası var mı?"

"Bende değil de evde mahallede ki bir dükkanın kartı vardı." dedi evini gösterirken. "Yalnız çilingir işini kardeşin halletse iyi olur. Ofisin sahibi bugün kısa süreliğine uğrayacak oraya. Direk sahibiyle görüşürsen ofisi tutma ihtimalin yüksek. Bir daha bu şansı bulamayabilirsin." Gözlerim kocaman olurken iki elimin işaret parmağıyla ayaklarımı gösterdim. Bakışları ayaklarıma inerken terliklerime bakıp kıkırdadı. "Bir şey olmaz, yakışmış hem."

"Hiç yakışmamış. Güne giden kadınlar gibi olmuşsun, elinde bir el işi çantası eksik." Sinan bana gülerken arkamızdan duyulan ses ile saldırı girişimim yarıda kalmıştı. Bu çocuk laf sokmaktan zevk alan bir insandı ama bazen fazla abartıp dayaklık olduğu da çok olmuştu. Şimdi şuan hakkettiği gibi.

"Bu tip de sana yakışmamış. Abaza dayılara dönmüşsün, kafanda bir beynin eksik." Sibel' in golü tribünlerde coşkuya neden olurken rakip takımın yüzü düşmüştü. Bu kız laf sokmayı gerçekten iyi biliyordu.

"Sibel?" Kemal şaşkınlık ve gülme arasında tuhaf bir yüz ifadesiyle konuştu.

"Efendim canım."

"Iy!" Sinan ve ben aynı anda mırıldanırken Sibel, Kemal' e doğru yaklaştı.

"Senin ne işin var yine burada?"

"Ayşe annem çağırdı, beni özlemiş."

Kemal anladım der gibi kafa sallarken tekrar bana döndü "Bizde gidelim mi artık bak saat kaç oldu." dedi kolunda ki saati bana doğru uzatırken.

"Olur gidelim de çilingir işi ne olacak?"

Beni başıyla onaylarken Sinan' a döndü ve tekrar evini gösterdi. "O eve git Tuana' dan çilingirin numarasını iste gerisini de halledersiniz. Tuana' yı da tanıyorsunuz zaten dünkü olaydan sonra." Sinan onu onaylarken son cümlesinde gözleri Sibel' e dönmüştü. Sibel de olayı anlamış ama duymazdan gelmeyi tercih etmiş gibi gayet cool bir şekilde dururken dudağının kenarı hafifçe kıvrılmıştı.

"E terlikler?"

"Nereye gidiyorsunuz siz?" Sibel' in susmaz çenesi tam da beklendiği gibi lafa girmişti.

"Sanane Sibel!" Kemal' in klasik tepkisine göz devirirken yavaşça yanına yaklaştım.

"Kızla düzgün konuş, ayıp ediyorsun." Fısıldadığım sözlerle burun kıvırdı.

"Filiz için ofis bakmaya gidiyoruz."

"İyi, kolay gelsin."

"Ne?" Kemal ona şok olmuş gibi bakıyordu.

"Ne oldu?" Sinan kaşlarını çatarak bir adım yaklaşırken ben de gelecek cevabı merakla bekliyordum.

"Hiç... hiç." Dudaklarının arasında mırıldanışını bir tek ben duymuştum.

"E biz gidelim artık geç kalıyoruz malum." Kemal’ in kolundan tutup arkasına döndürürken bu sefer Sinan seslenmişti

"Abla, terlik."

"Amaan bir şey olmaz."

....

"Kemal, terlik." Ayaklarımı sürüyerek yanında paytak adımlarla yürürken dudaklarını birbirine bastırıp bana döndü.

"Uyumlu olmuş." Beni süzerken gülmemek için kendini tuttuğu belli oluyordu.

Giydiğim kalem eteğim ve ona uygun gömleğim, pembe boncuklu terliklerle mükemmel bir görüntü sağlıyordu. Mahalle arasında yürüyüşümüz sessizlikle sürerken arada yanımda kıkırtı duyuyordum. Kışın git gide yaklaşmasıyla soğuk kendini iyiden iyiye belli ediyordu ve ben anahtarı unuttuğum gibi üzerime bir şeyler almayı da unutmuştum. Tuana' dan üzerime bir şeyler almayı akıl edemem de benim salaklığımdı. Ayakkabı almayı akıl edip teklif etmiştim ama giydiği minicik ayakkabılar benim bebek mezarı ayaklarımın yanında küçük kalıyordu. 40 numara ayaklarınız olmasının sonucu.

Kafamı yerden kaldırırken ayaklarıma vuran soğukla ürperdim. Annemin, 'ayaklarından alırsın soğuğu' lafı aklıma gelirken derin bir nefes aldım. Sanırım hasta olacaktım.

"Kardeşin olduğunu bilmiyordum."

"Hı?"

"Kardeşin olduğunu söylememiştin diyorum."

"Aslında söyledim ama sen yanımızda yoktun. Hastaneden geldiğimiz gün."

Anladım der gibi başını sallarken saçlarını karıştırdı. "Üşüyor musun?"

Histerek bir kahkaha atarken ellerimle vücudumu gösterdim. "Sence?"

Elleri hemen montuna giderken sağ elimi kaldırıp durmasını sağladım. "Yardım etmek istiyorsan montunu verme?"

Kaşları çatılırken yüz ifadesi soru işareti barındırıyordu. "Ne istiyorsun peki?"

Yüzümde şirin bir gülümseme olurken bakışlarım ayaklarına döndü. "Onları."

...

"Ya ama bu kadar olmaz." 

"Bence sana daha çok yakıştı."

"Pembe olmayaydı iyiydi."

Tuhaf konuşmasına gülerken ardından bende ekledim. "Benimkilerde mavi ben birşey diyor muyum?"

Gözlerini kısarken olduğu yerde durdu ve ellerini beline koydu. "Yakıştı niye birşey diyesin. Hem mavi kadar güzel bir renk mi var?"

"Vaar."

"Neymiş?"

"Lacivert."

'Sana inanamıyorum' bakışı atarken alaycı bir gülüş peydah oldu dudaklarında. "Çok farklıymış gerçekten."

Ona gülerken bakışımı tekrar önüme çevirdiğimde boş sokakta duyduğum sesle gülüşüm daha da büyümüştü. "Ekin' in sesini duyuyor musun."

"Evet yakınlardan geliyor."

Sokağın bitimine yaklaştığımızda görünen vücuduyla ona doğru yürümeye başladık. Bize arkası dönük telefonla konuşurken sessiz adımlarla yanına yaklaşmaya çalışırken olduğum yerde durdum ve Kemal' e döndüm. "Terlikler ses çıkarıyor bekle."

Ne yapacağımı anlamış gibi yüzünde şeytani bir gülümseme olurken durdu ve beni izlemeye başladı. "Tamam devam et sen."

Ayağıma büyük gelen ayakkabıların ucunda sessiz adımlar arkasına doğru yaklaşırken sesi de daha da net bir hal almıştı. "Evet gerizekalı evet. Bir belgeyi hazırlamak bu kadar zor mu? Sabahtan beri bekliyorum nedir bu tembellik? Size böyle mi öğretiyorlar işinizi?"

Aramızda kısa bir mesafe kaldığında olduğum yerde zıplayıp sırtına atladım. Ani hareketle yerinden sıçrarken telefonu düşürmüş ve eli sırtına doğru gitmişti. "Ne oluyor lan?!"

"Aslanım benim be!"

"Sen kimsin, bıraksana beni!"

Bağırışına göz devirirken sırtından indim ve üzerimi düzelttim. Hemen bana doğru dönerken üzerinde ki takım elbisesini düzeltmiş kaşlarını çatmıştı. "Kafayı mı yediniz siz? Ne hakla bana dokunursunuz."

"Ne bu takım elbise oğlum. Yakışır mı bu sana be?" Ben hala Ekin'in söylediklerini anlamsız bulduğum için yanıt veremezken Kemal yanıma geldiğinde sırıtarak Ekin' in süzmüş  ve lafa atlamıştı.

"Ne diyorsunuz siz?"

"Sizli bizli konuşmalar nereden çıktı, hayırdır?"

Kemal ona doğru bir adım atarken inceleme yapar gibi gözlerimi kıstım ve "Ekin?" diye öne atıldım.

Ekin bize göz devirirken başını sallamış ve yüzüne çapkın bir gülümseme takıp elini bana doğru uzatmıştı. "Merhaba ben Ekin' in kardeşi." Kaşlarını yukarıya kaldırırken Kemal ile birlikte aynı anda konuştu.

"Tekin."

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Sihir mi daha ilgini çekiyor bilim mi? Neden?