Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
Uçurumda Bir Gece 6. Bölüm ~ Telefon - Sözümoki
07 Ocak 2021, Perşembe 16:22 · 37 Okunma

Uçurumda Bir Gece 6. Bölüm ~ Telefon


"Kardeşim iyi misin?"

Ekin'in bıkmaksızın söylediği ve güldüğü şey Kemal'in burnunu şeymsiyeyle neredeyse kıracak olmamdı. Kapının açılmasıyla aniden kafasını uzatınca korkudan şemsiyeyi hızla kafasına geçirmiştim. İşin kötüsü sadece kafasına olsa iyiydi, sırtına, burnuna, kollarına tüm gücümle sertçe vurmuştum. Beni korkutmayı hiç istemezsiniz arkadaşlar emin olun.

Ben henüz liseye giderken bir gece evimize hırsız girmişti ve ben o gün evde yalnızdım. Şu içmeye kalkınca annem ve babamın yatak odasında duyduğum ayak sesleriyle ever hırsız girdiğini anladım ve hiç bozuntuya vermeden anneme mesaj atmış mutfaktan aldığım merdaneyle beklemediği bir anda saldırıp adamın haşatını çıkarmıştım. Adam kendine gelmeye çalışırken kapıyı üstüne kilitlemiş polisin gelmesini beklemiştim. Adamın çıkarılırken ki bakışları ve polis gelmeden önceki bağırış ve tehditleri huzursuzluk yaratsa da kısa sürede unutup gitmiştim. Daha ne aksiyonlu yaşantım var bir bilseniz bu kız tam deli dersiniz kesin.

"Ya Kemal bu kaç etti Allah aşkına?" benim gülerek ona bakmama karşın peçeteyi burnuna tutup güldü.

"Bir kenara yazmalıyım sanırım 'Filiz'i korkutmaktan kaçının' diye. Yoksa birini sakat bırakabilme ihtimalin çok yüksek." Ben demiştim değil mi?

"Hepsini geçtim de bir anda neden dalıyordun içeriye?" Ekin'in sorusu ve Kemal'e karşı munzur bakışlarından demek istediğini anlamıştım. Amacına ulaşamayacaksın çocuk!

"Tam olarak da dalmış sayılmam. Evde sıkıldım da seninde burada olduğun aklıma geldi öyle vakit geçirmek için geldim."

"Eminim."sırıtarak ellerini saçlarından geçirirken bana döndü. "Lavaboyu kullanabilir miyim?"

"Tabi, sağdan ikinci kapı." Ben koridoru işaret ederken o çoktan ayaklanıp salondan çıkmıştı. Bakışlarım Kemal'e dönerken gözlerinin bende olduğu dikkatimi çekmişti. Bozuntuya vermeden sordum "İyi misin Kemal tekrar hastaneye falan gitsek mi?"

"Önemli birşey yok ya, küçükken bisikletten düştüğüm de burnum hasar almıştı, o zamandan beri böyle küçük birşey de bile kanıyor." Gülümserken kısılan gözlerine bakarak yanıt verdim.

"Peki, öyle diyorsan." Gözlerim bir an burnuna tuttuğu peçeteye gidince elimi dudaklarıma götürmekten alıkoyamadım. Peçete kan içerisindeydi, hatta öyle ki üzerine kan damlayacak hale gelmişti.

"Kemal, burnun!"
Yerimden kalkarak Kemal'in hemen önünde duran kağıt havludan iki üç parça kopardım. Burnuna tuttuğu peçeteyi elinden alıp temiz peçeteyi burnuna tutmuştum. Hızlı hareketlerime boş bakışlar atarken bulunduğumuz duruma bakıp gözlerini büyütmüştü. Ne var canım tüm çabam koltuklarım kan olmasın diyeydi.

"Ne yapıyorsun Filiz?"

"Burnun kanıyor, tut şunu." Diyerek çenemle burnuna tuttuğum peçeteyi gösterdim.

"İki dakika yalnız bırakmaya gelmiyor."

Ekin'in sözleriyle sanki ayıplı şeyler yaparken basılmış gibi hareket eder olmuştuk. Ben peçeteyi bırakırken hızla yerimden doğrulmuş oturduğum koltuğa neredeyse uçmuştum. Kemal oturduğu yerde dikleşirken boğazını temizlemişti.

"Peçeteyi değiştirdim Ekin. Abartma istersen." Çatık kaşlarla konuşmama karşın sesi çıkmazken Kemal aniden ayaklanmıştı. Burnuna tuttuğu peçete kan yüzünün kızarıklığına uyum sağlarken gülmeden edememiştim.

"Hadi gidelim Ekin."

"Ya ben daha kahvemi bitirmemiştim."

"Ekin hadi abiciğim uğraştırma beni."

"Ne var san-"

"Ekin!"

"İyi be."

Konuşmalarını gülerek izlerken konunun dağılmış olmasına sevinmiştim. Onlarla birlikte ayaklanırken kapıya kadar sessizce adımlamıştık. Kapıyı onlar için önden geçip açarken Kemal'in durmasıyla arkasından gelen Ekin de durmuştu. Ne yapmak istediğini anlamaya çalışırken gözlerimi karıştırıp ona baktım.

"Akşam gelecek misin?"

"Gerçekten gerek var mı Kemal?"

"Tabi gerek var, olmaz mı?"diyerek lafa atladı Ekin. "Tüm gece ayakta duramam ben hem Zehra'nın da sınavları varmış Ayşe anam öyle söyledi, kızcağızın uyuması lazım." Şirinlik yaparcasına konuşmuştu.

Aklıma gelen şeyle kıkırdadım "Sibel'i çağırsaydınız." Ben gülerken onlar bunu beklemiyormuş gibi yüzüme bakıyorlardı.

"Aslında olabilir."

Kemal gözlerini kocaman açıp Ekin' e döndü. "Ekin hayır!"

Ekin'le beraber gülerken konuştum."Tamam tamam, gelirim. Ama akşam yemeğine beklemeyin, geç vakitte geleyim. Uyurum belki o zamana kadar."

Söylediklerimden memnun olmuş olmalı ki yüzünde bir gülümsemeyle beni onayladı. "Tamam nasıl istersen."

Onları yolcu ettikten sonra fincanları toplayıp koltuğa bir güzel yayılmıştım. Günün yorgunluğunu atmaya çalışırken gözlerimi kapatmış koşuşturmaktan ağrıyan ayaklarımı uzatıp derin bir nefes alma ihtiyacı duymuştum. Bazen ayrı eve çıkmanın faydalarını görmüyor değildim aslında. Şimdi annem burada olsa onu getir şunu götür iki dakika oturmama izin vermezdi. Annemi hatırlamamla onları ne kadar özlediğim gelmişti aklıma. Eşyalarım buraya gelirken onları kısa bir süre görmüş eşyaları yerleştirmek için geri dönmek zorunda kalmıştım. Her ne kadar yardım etmek için gelmek istese de ben gelmelerini istememiş yerleşme işi bittikten sonra oturmaya hatta kalmaya gelmelerini söylemiştim. Kulak tırmalayacı sesiyle çalan telefonumla yüzümü ekşitmiştim. Gözlerimi aralayıp sehbanın ortasında ki telefona uzandım ama ne oldu biliyor musunuz. Koltuğun kenarına çok yaklaşmış olmalıyım ki bulunduğum konumu hesap edemeyip aşağıya düştüm.

"Hay sehbaya daa, çalan telefona daa." homurdanıp yerden kalkarken telefonu almış bu sefer düzgün bir şekilde koltuğa oturmuştum.

"Alo" Açtığım telefona karşımda seslenen adama boğuk sesimle cevap verdim.

"Alo?"

"Alo"

Kim olduğunu anladığım adama o görmese bile göz devirdim.

"Ya sahibine söyle benimle konuşmak için başkasını tutsun. Ben bu gerizekalılığa dayanamıyorum ama." gülerek konuşmama o da aynı tavırla yanıt verdi.

"Buna ister gerizekalılık de ister delilik sana her istediğini yaptırıyor ya ona bak." küstahça konuşmasına cevap verememiştim. Dediklerinde haklıydı."Bir erkek yetmiyor herhalde sana ikisini birden eve alıyorsun?"

"Haddini bil onlar benim arkadaşım." bağırışıma karşın kahkaha attı. O iğrenç kötü adam kahkasını atmak zorundamısınız ya. Beceremiyorsunuz abi olmuyor yani.

"A evet eminim öyle, fragmanı beğendin mi bakalım. Arkadaşını öpücüklere boğdun sevindi mi bakalım?"

"Neyin fragmanı?" Son söylediğini umursamadan konuşmuştum.

"Romantik film çekmiyoruz Filiz hanım bu daha herşeyin başlangıcı olduğu için işin eğlencesiydi. Kendini herşey için hazır etsen iyi olur. Senin işe burnunu sokman yüzünden kaybedilen milyon dolarlar canınla bile telafi edilemez. Oyuncak olmalısın ki işin tadı çıksın."

"Ben sadece yapmam gerekeni yaptım, beni bu şekilde tehdit edemezsiniz. Polise şikayet edemeyecek miyim sanıyorsunuz."

"İlk tehditte annene mi koşacaksın. Neye dayanarak? Kime güvenerek?Senin herşeyini bilecek kadar yakınken polisi düşünmeyecek kadar aptal mıyız sence?"

Sıkıntıyla oflayarak dişlerimi sıktım. Başıma bu denli bela olacaklarını hiç düşünmemiştim. Daha önceki davalarda da bazen böyle olaylar yaşanıyordu ama bu kadar ileriye gideni hiç görmemiştim.

"Benim bir suçum yok! Burak bey ne istediyse onu yaptım. Benim görevim bu, söylediklerinin doğru olduğunu kanıtlar şekilde belgeler sundu önüme bunlara dayanarak yapmam gerekeni yaptım. Neden Burak bey değil de ben?"

"Onun cezalandırılmadığını nereden biliyorsun?"

Söyledikleriyle vücudum adeta buz kesmişti. Nefes alışverişlerim derinleşirken gözlerime dolan yaşa engel olamamıştım.

"O adam sizin tarafınıza geçmişti." konuşurken sesim titremişti.

"Bizi zarara soktuktan sonra yaptı bunu. Bişeyler için geç kalmıştı, elden ne gelir."güldü ve devam etti "Akşama hazırlansan iyi edersin dışarısı çok soğuk."

"Ne?" söylediğimi yanıtsız bırakarak telefonu yüzüme kapatmıştı. Sinirle telefonu karşı koltuğa fırlatırken öfkeyle soludum.

"Başlarım böyle işe ya!"

...

Huzursuzca yerimde kıpırdanırken Ekin'in karşımda imalı bakışları ve asılsız laflarını dinliyordum. Oturduğu yerden bana doğru eğilmiş kıvırcık saçlarıyla oynarken gözleri sinsice kısılmıştı.

"Aslanım sen bu kıza yandın itiraz etme daha fazla, yemezler."

"Ekin konuyu daha fazla uzatırsan ben seni yakarım." Evet en başından beri Filiz'e karşı boş olmadığım aşikardı bunun aksini de iddia etmezdim, edemezdim. Onu ilk gördüğüm anda ki kalp atışlarımdan tut, her gördüğümde yaşadığım heyecan bana oldukça yabancı duygulardı. Buna aşk denilemez, sevgi dahi denilemezdi. Belki heyecan, belki etkilenme. İsmi her neyse o uçurum benim hayatımın dönüm noktası olmuş ve rutin giden hayatıma heyecan katmıştı. Buna sevinmelimiydim yoksa üzülmelimiydim bilmiyordum.

Bilmiş bilmiş kaşlarını hızla indirip kaldırırken yüzünde ki sırıtma büyümüştü. Yerinden ağır hareketlerle kalktı ve tek büyük adımda yanıma gelmiş ve dibime oturmuştu. Gözlerimi büyütmüş ne yaptığını anlamaya çalışır gibi bakarken dişlerini gösterecek kadar gülümsemesini büyütmüştü. Bana daha da yaklaşırken kaşlarım havalanmıştı.

"Tövbe estağfurullah, sen bana mı yürüyorsun lan?"

Gülümsemesi sırıtmaya dönerken kafasını bana daha da yaklaştırmıştı. "Yok kardeşim tipim değilsin."

"Az daha yanaşırsan öperim." Söylediklerimle gözleri büyürken hızla geriye çekildi. Eli şaşkınlıkla ağzına giderken kıstığı gözleriyle beni baştan aşağıya kınarcasına süzdü. Onu onun silahıyla tam doksandan vurmuştum. Yaşadığı şokla bana tip tip bakarken sırıttım.

"Filiz'e aşık oldun sanmıştım, meğer ne körmüşüm." Ellerini başının iki yanına koymuş benden uzaklaşmıştı.

"Filiz nerede kaldı?"

Elleri hala başının iki yanında korku dolu gözlerle bana bakarken tek kaşımı kaldırmış sırıtmaya başlamıştım. Söylediğimi görmezden gelir gibi önüne dönerken ağzında bir şeyler mırıldandı.

"Ne diyorsun oğlum anlaşılmıyor."

Kafasını sağa sola umutsuz vaka dercesine sallarken burun kıvırdı. "Arkadaş kalmalıyız, ben seni üzerim. Ailevi sorunlarım var benim."

"Ya oğ-" Konuşmaya başlayacağım sırada kapının çalmasıyla söyleyeceklerim yarıda kalmıştı.

Ekin hemen bana dönerken konuştu. "Aha basıldık."

Onu aldırış etmeden hızla yerimden kalktım. Kazağımın eteklerinden tutup düzeltirken boğazımı temizledim. Koridorlarda seri adımlarla yürürken kendimi frenlemeye çalışıyordum. Arkamdan konuşmaya devam Ekin'i ciddiye almayıp kapıya yaklaştım. Bakışlarım girişteki aynaya doğru dönerken kapıya bir adım kala oraya yöneldim. Parmaklarımı tarak misali kullanarak saçlarımı düzelttim ve kazağımın altına giydiğim gömleğinin yakalarını yukarıya çekiştirerek düzeltmeye çalıştım. Kapının tekrar çalınmasıyla tekrar oraya dönerken duyduğum sesle yerimde çakılı kaldım.

"Kemaaal! Dondum burada açsanıza kapıyı artık."

"Elimden çekeceğin var Ekin."

....

Hayattan bezmiş mutlu biri düşünebiliyor musunuz. Eğer düşünemiyorsanız bana bakıp bunu bütün çıplaklığıyla öğrenebilirsiniz aslında. Böyle sürekli ağlamak istiyorsunuz ama ağlamak için sebebiniz yok, ağlamak için sebebiniz olduğunda da aksine gülmek istiyorsunuz. Aşka inanmıyor ve bu inanmadığınız şeyden kaçıyorsunuz. Hayır kafayı yemedim bunlar benim duygularım oluyorlar. Beni sürekli çıkmaza sokan anlamsız boş duygular.

Mutlu olmak için bir sürü sebep ararken mutluluğun sizden yalın ayak kaçtığını hissettiğiniz oldu mu hiç?

Dışarıdan mutlu ve pozitif bir insan gibi göründüğüm gayet farkındayım nitekim içim dışımdan farklı değil ama ben bu mutluluğu kendim tırnaklarımla kazıyarak yaratıyorum. Evet bu saçmalığın daniskası biliyorum. Ama insanlar sabırla bekler ya mutlu olalım diye. İşte ben o mutluluğu beklediğim halde bulamadığım için ben peşinden koşar olmuştum artık. Kısacası mutluluğu ben kendim yaratıyorum. Başkalarının aksine en ufak sorunda sızlanmak yerine sorunu çözme çabasında olduğum için bunun biraz yorucu olduğunu kabul edebilirim. Mutlu olmak için milyonlarca sebebi olan ama aksine sürekli mutsuz olmakta inat etmiş insanlardan da nefret ettiğimi söylemiş miydim?

Gözlerim kapalı koltukta dümdüz bir pozisyonda yatıyordum. Telefonu fırlatmam ardından tonlarca hakaret, küfür ve kendi kendime yaptığım boks maçı sonrası yorgun düşmüş koltuğa uzanmıştım. Yerimden doğrulurken kapalı gözlerimi baş parmağım ve işaret parmaklarımı kullanarak açmaya çalıştım. "Yuh, yapıştırıcı falan mı sürdüm uyurken, niye açılmıyor bunlar."

Zoraki açılan gözlerimi bir kaç kere kırpıştırdım. Görüş açıma duvardaki tablo girerken bir süre oraya baktım halihazırda bulanık görüş açım gözlerimi ovuşturmamla normale dönerken ayaklarımı koltuktan aşağıya sarkıttım. Kollarımı iki yana açıp gerneşirken yerimden yavaşça kalktım. Açtığım kollarımı yukarıya kaldırıp dizlerime eğilip kalkarken dümdüz yatmaktan kilitlenmiş eklemlerimi açmaya çalışıyordum. Yaptığım amaçsız egzersizler sonucunda mutfağa doğru yavaş adımlarla ilerledim. Bir bardak su içtikten sonra guruldayan karnımı doyurmuş tekrar salona gelmiştim. Fırlattığım telefonum aklıma gelince gözlerim salonu taramıştı. Nereye attığım aklıma gelince koltuğa doğru ilerlemiş sağına soluna bakmış ama yerinde bulamamıştım. Yastıkların altına, kenarlarına bakarken telefonun çalmasıyla sesin koltuğun altından geldiği anlamıştım. Koltuğun alına doğru eğilirken çalmaya devam eden telefonuma uzandım ve tek hareketle çekip almıştım. Yerden dizlerimin üzerinde kalkarken telefonu aramak için dağıttığım koltuğun üzerine oturdum. Çalmaya devam eden telefonu kim olduğuna bakmadan açmıştım yine. Bu huyumdan vazgeçmeliydim sanırım.

"Alo?"

"Alo, abla."

Duyduğum sesle yüzümde anında güller açarken şaşkınlıkla konuştum. "Sinan sen misin?"

"Evet benim de niye bu kadar şaşırdın?"

"Sen beni ararmıydın be? Sen benim kardeşim falan olmayada bilirsin yani o kadar uzun zamandır yoksun ki ortada tanımıyorum şuan seni." Kurduğum anlamsız cümleye yüzümü buruşturdum.

"Ne yaptın be abla, altı üstü bir iki aydır görüşmüyoruz."

Histerik bir kahkaha atarak söylendim. "E iyi o zaman üç dört ay sonra bir daha ara bu lafları o zaman söyleyeyim."

"Abla dalga geçme ya, mecbur olduğumu biliyorsun. Hem ben aradığımda da sen açmıyorsun telefonu."

Bir bakıma haklıydı. Sinan, üniversite son sınıf öğrencisiydi ve söylediğine göre yapması gereken tonlarca ödev ve girmesi gereken sınavları vardı. Bunların yanında annem ve babamın destek için gönderdiği parayı kabul etmeyip yarı zamanlı işlerde çalışıyordu. Tabi bunlardan bize zaman ayırması da kolay olmuyordu. Beni aradığı vakitlerde müsait olmadığım zamanlar ona aramam zor oluyordu. Çoğu zaman aradığımda Sinan müsait olamıyorken kimi zamanda ben onun aramalarına bile dönemeyecek kadar yoğun oluyordum.

Söylediğini duymazdan gelerek sordum. "Annemi de aradın mı? Kadın meraktan ölüyor senin yüzünden."

"Evet senden önce onu aradım ve tamı tamına 3 saat konuştuk inanabiliyor musun. Telefon kulağıma yapıştı resmen. Aşırı radyasyondan geberip gitmezsem iyi."

"Kadın acısını çıkarmış işte ne güzel." Ben ona gülerken o söylenmeye devam ediyordu. Tek solukta konuştuklarını anlatırken bir yandan da şikayetleniyordu.

"Hayır bu konuşmada sevindiğim tek nokta senin kocaya gidiyor olman oldu abla."

"Ha?"

"Ne?"

Aramızda kısa bir sessizlik olurken gülmeye başlamıştı. "Sen yalan mı söyledin anneme?"

"Evet biraz öyle oldu sanırım."

"Sanırım mı? Abla kadın konuştu konuştu 1 seneye düğün yaparız falan dedi. Sen anneme ne söyledin de Allah aşkına." O gülmesini durdurmaya çalışarak konuşurken sıkıntıyla dudağımı dişledim.

"Ona damat bulduğumu söyledim sadece."

"Damat mı? Bu konuda nasıl yalan söyleyebilirsin." Bu çocuk kesinlikle beni tanıyordu ve dibe battığımı da anlamıştı. "Annem seni keser, bunun hiçbir kurtarır yanı yok. Senden ümidi kestiği için beni evlenmem için zorlamaya başlamıştı bile. Kadının içinde ki umut tohumları yeşermiş resmen."

"Bunun kurtarır yanı yok, direk öldürsem mi kendimi acaba?"

"Yok öyle yaparsan işin heyecanı kaçar, masrafı da çok olur onun boşver."

"He tamam o zaman." Aramızda geçen saçma konuşmaya ikimizde gülerken derin bir nefes aldım ve gülüşü durdurmasını bekledim.

Gülmesini durdururken nefes alarak söylendi. "Şaka maka bittin abla sen."

.....

Saat 12'yi gösterirken hazırlanmıştım. Telefonumu alıp kapıya vardığımda askılıkta duran hırkamı alırken aynaya son bir kez göz attım. Açtığım kahverengi saçlarım omuzlarıma düşerken elimle düzelttim. Sık kirpiklerinin gölge ettiği kahverengi gözlerim tepemde yanan ışıktan parlarken sanki rimel sürercesine kirpiklerimi işaret parmağımla yukarıya taradım. Aynaya attığım son gülücükler başımı yere eğerken ayağımda ki ev terliklerini çıkarmış dışarıya kullandığım terlikleri giymiştim. Karşı komşuma gidiyorum sonuçta ayakkabı giyecek değildim.

Hırkamı giyinip evin ışıklarını kapatmış anahtarımı almıştım. Karanlık sokağı arkama alarak kapımı kapattım ve kilitledim. Tekrar arkamı dönerken Kemal'lerin evinin önünde ki hararetli konuşma onlara yaklaştıkça daha da netlik kazanmıştı.

"Kızım senin ne işin var burada?"

"Senin için geldim Kemal niye anlamıyorsun."

"Seni kim çağırdı ki geliyorsun buraya?" Kemal öfkeyle solurken eli çenesinde sıkıntıyla ovuşturuyordu. Ekin kapıya yaslanmış kollarını birbirine bağlamış tiyatro izler gibi konuşulanları sırıtarak dinliyordu.

"Ekin söyledi."

Kemal kafasını ağır çekimdeymiş gibi Ekin'e çevirirken Ekin gözlerini büyütmüş iki adım geri atmıştı.

"Merhaba."

Sibel'in arkasına kadar geldiğimde konuşmamla yüzler bana dönmüştü. Ekin yanaklarını şişirip nefes verirken onun bu haline gülmeden edemedim.

"Hoşgeldin Filiz." Kemal ve Ekin aynı anda konuşurken Sibel şekeri elinden alınmış çocuklar gibi komik bir yüz ifadesiye bana döndü. Sinirli olduğunu göstermek amaçlı çattığı kaşları ve büzdüğü dudakları beni güldürmüştü.

"Senin ne işin var burada?"

"Ayşe hanım çağırdı beni." Tıslayarak sorduğu soruya şirin gülümsememle yanıt verirken bunu beklemiyor olmalıydı ki yüzü tuhaf bir şekil almıştı.

"Sanane Sibel?" Kemal kaşlarını çatmış Sibel'e dönerken aynı ifadeyle bende ona dönmüştüm. Tamam kızın yaptıklarından dolayı bıkmış olabilirdi ama böyle konuşmaya da hakkı yoktu.

"Merak etmiş ki sordu." Yüzü anında bana dönerken çattığı kaşları serbest kalmış ve şaşkınlıkla havalanmıştı.

"Kızlarım gelmiş." Ayşe hanım eteklerinden tutarak merdivenden ağır adımlarla inerken yüzü keyifle gülüyordu. "Nerede kaldınız kızım."

"Ayşe annem sen olmasan annem bana izin vermeyecekti az daha. Çok teşekkür ederim."

Ayşe hanım ve Sibel kendi aralarında konuşurlarken Kemal kapıyı kapatmıştı biz girişte dikilmeye devam ederken hırkamı çıkarmış askılığa asmıştım. Arkamda duran Ekin ve Kemal kendi aralarında fısıldaşırken isteyerek kulak misafiri olmuştum.

"Sen mi çağırdın lan bu kızı?"

"Ya abicim ben sadece olanları anlattım, nereden bilebilirdim geleceğini."

"Ulan senin aklın nasıl çalışıyor ben bilmiyorum sanki. Geleceğini bile bile çağırdın işte."

Ekin küçük bir kahkaha atarken konuştu. "Ne var oğlum aksiyon olur işte."

Onlara gülerken hareketlenmiş salona doğru yürümeye başlamıştık bile. Sırayla sessiz sedasız salona girerken Sibel ve ben yan yana bir koltuğa yerleşmiştik, karşımızdaysa Kemal ve Ekin aynı bizim gibi oturmuş fısıldaşıyorlardı.

Ayşe hanım salonun ortasına geçerken elleri belinde bize döndü. "Şimdiii çocuklar beni iyi dinleyin." Derin bir nefes alırken işaret parmağını ortaya doğru uzatmış ve konuşmaya başlamıştı. "Ali amcanız işten geç geldi ve çoktan uyudu yarın erkenden kalkıp tekrar işe gitmesi gerekiyor, Zehra da biraz önce uyudu onunda sınavları var uykusunu iyi alması gerek. Benim sadece uykum var ve uyumak istiyorum. Sizden istediğim tek şey sessiz olmanız." Duraksadı ve nefes alırken devam etti "Ali amcanız uykusu hafiftir aman ha dikkat adam uyanmasın." Boğazını temizledi ve yerinde dikleşti.

"İlk kural sessiz olun, ikinci kural üst kata mecbur kalmadıkça çıkmayın tahtalar gıcırtı yapıyor Zehra uyanır." Gerçekten hassas uykulu bir ailelerdi sanırım gıcırtıya kim uyanırdı ki.

"Üçüncü kural ise herhangi bir sorun olursa bu ilk iki kuralı yakın yıkın."

"Çocuk muyuz biz anne ya?"

"Evet çocuksunuz tabi. Dediklerimi uygulayın yeterli. Acıkırsanız dolapta yemek var ısıtıp yersiniz." yaşlı kadın yerinde hareketlenirken oğlunun dizinin dibine kadar yürümüş ve ellerini Kemal'in başının iki yanına koymuş anlından öpmüştü. Kemal'in yüzünde tatlı bir gülümseme olurken ister istemez bende gülümsemiştim.

"Hadi çocuklar size iyi eğlenceler, sabaha görüşürüz."

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Cümleyi tamamla: öyle bir genç ki ...................