Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
Uçurumda Bir Gece 7. Bölüm ~ Gece - Sözümoki
27 Ocak 2021, Çarşamba 02:02 · 49 Okunma

Uçurumda Bir Gece 7. Bölüm ~ Gece



Ayşe Hanım' ın bizi bırakıp gidişi ardından neredeyse iki buçuk saat geçmişti. Ekin'in zoraki açmaya çalıştığı konulara eşlik etmeye çalışmış ve Sibel' in Kemal'in gözüne girme çabasını boş bakışlarla izlemiştim. Ardından geçen yarım saat sonrasında da daha fazla dayanamayıp arka cebime sıkıştırdığım telefonumu çıkarmış ve kurcalamaya başlamıştım.

Sıkıntıdan girmedik uygulama bırakmamış, eski mesajları bile okumuştum. Daha önceden yüklediğim oyunları oynarken hissettiğim tuhaf sessizlikle başımı yavaşça telefondan kaldırdım. Ensemde hissettiğim kasılmayla yüzümü buruştururken bakışlarım karşı koltukta oturan Ekin' e kaydı. Koltuktan düşer pozisyonda bacaklarını açmış kollarını birbirine kenetlemiş uyukluyordu. Onun bu haline kıkırdarken yerimde dikleştim. Telefonun ekranına giden bakışlarım bildirim panelinde ki saati bulmasıyla büyüdü. Saat daha 4 olmuştu ve yanımda ki sessizlikten de hissettiğim kadarıyla Sibel' de uyumuştu. Gözlerim bu fikri onaylamak istercesine ona dönerken haksız olmadığımı anlamıştım. Kafasını geriye yatırmış kolları iki yana düşük şekilde ayakta uyuyordu.

Onun bu haline gülerken aklıma gelen şeyle gözlerim hemen Kemal' e dönerken onun da Ekin ve Sibel' den farksız olmadığını gördüm. Kucağımda ki yastığı kenara bırakıp yerimden hızla kalkarken iki büyük adımda yanına ulaşmış ve koltuğun kenarına geçmiştim. "Kemal!"

Yerinden sıçrarken nefessiz kalmış gibi derin bir nefes aldı ve korkudan kocaman açtığı gözleri beni buldu. "Ne oldu!"

Nefes nefese yerinde dikleşirken onu bu şekilde uyandırmanın pişmanlığını yaşamıştım bir an. Yüzüme masum bir gülümseme takıp "Uyuyakalıyordun."

"Uykuya dayanamıyorum pek." dedi ellerini yüzüne sürterken. Kendine gelmek için gözlerini ovuşturuken ellerini koltuğun kenarına koyup yerinden kalktı. Hemen başında dikilen benim karşıma geçerken gülümsedi. "Bahçeye çıkalım mı? Uykumuz açılır hem."

Onun gibi gülümseyerek "Neden olmasın." dedim.

Buraya gelmeden önce uyumuş olmam şimdiye kadar dayanmam için bir sebepti ama bundan sonrası için garanti veremiyordum. Uyku düşkünü bir insan olarak bu saate kalmış olmam bile mucizeydi. Başında beklemem gereken bir koca adam vardı ve ayakta kalmalıydım.

....

Kemal'den

Üzerimde ki sersemliği henüz atamamışken karşımda bana endişeli gözlerle bakan Filiz' e bahçeye çıkmayı teklif etmiştim. Yüzünde küçük bir gülümsemeyle beni onaylanmıştı. Saçlarına giden ince parmakları yüzüne düşen bir kaç teli kulağının arkasına iterken kendimi onun hareketlerini izlemekten alamıyordum. Boğazımı temizleyerek yerimde silkinirken kapıya doğru dönmüştüm ki attığım adımla aklıma gelen şey ile tekrar ona döndüm. "Üzerine mont falan getirdin mi, dışarısı soğuktur."

Dudak büküp kafasını iki yana olumsuz anlamda salladı, "Buraya geleceğim için hırka almıştım yanıma sadece."

"Tamam, gel benimle." Ona tekrar arkamı dönüp sessiz adımlarla ilerlerken salondan çıkmış koridorda merdivenin önünde durmuştum. Merdivene atacağım ilk adımda Filiz' den hareketlenme hissedince bakışlarım ona dönmüştü.

Gözlerini büyütmüş elini öne doğru uzatmışı. "Kuralları unutuyorsun herhalde. Annenler uyanır."

"E mont almam lazım, böyle çıkamazsın dışarıya." dedim gözlerimle bahçeye çıkan kapıyı gösterirken. Havanın aydınlanmasına neredeyse 2 saat vardı ve günün en soğuk zamanları sabahları olsa gerek hazırlıksız dışarıya atılan ilk adımda donma ihtimalimiz vardı.

"Önemli değil hırka yeterli." Söylediğine göz devirirken homurdandım.

"Eminim," yerimde hareketlenirken dış kapının yanında ki askılığa yönelmiştim. Üzerinde Zehra' nın montunu veya Filiz' in giyebileceği herhangi bir şeyi ararken onun hırkasını görmüştüm. Askılıktan hırkasını alırken arkamda duyduğum adım sesleriyle onun da geldiğini anladım. "Al, hırkan." Ona dönmeden hırkasını uzatırken diğer elimle kendi montumu da almıştım. Üzerimi giyinirken ona döndüğümde hırkasını giyinmiş bana bakıyordu.
Gözlerim üzerinde dolaşırken hırkasının inceliğine kaşlarımı çattım. Derin bir nefes alırken tekrar askıya döndüm.

Gözüme çarpan ceketle elim oraya uzanırken Filiz meraklı gözlerle bana bakıyordu. Tek hareketle ceketi çekip alırken hiç beklemeden Filiz' in omuzlarına atmıştım. Ne olduğunu anlamamış gibi yüzüme bakarken gülümsedim. "Üşümemen için." O da gülümserken ekledim. "Sevap kazanıyorum yine. "

Gülümsemesi büyürken küçük bir kahkaha koyvermişti. "Teşekkür ederim." Yüzünde ki gülümseme bir anda yavaşça solarken ne zaman sırıtmaya başladığımı bilmediğim suratım onun gibi düşmüştü. Bakışları hüzünlü bir hal alırken soluk bir gülüş açtı dudaklarında. "Her şey için."

Ne olduğunu bilmek, neden teşekkür ettiğini sormak istiyordum. Biliyordum, sadece bir ceket için değildi o teşekkür, başka bir şey de vardı. Başka şeyler de vardı benden sakladı, bilmemi istemediği.

Sormak istedim buna yeltenmiştim de. Bunu için araladığım dudaklarım derin bir nefes alarak soracaktı ki, iki adım atıp bana sarılması olağan nefesimi de kesmişti. Boynuma sardığı kolları beni sessiz bırakırken ellerim onun aksine iki yanımda olayın şokunu atlatamamış gibi cansız duruyordu. "Teşekkür ederim."

Boğuk gelen sesinin ardından burnunu çekmişti. "Sen olmasaydın... Bilmiyorum ne olurdu." bir süre sessiz kalırken boynuma sardığı kolları gevşeyecek gibi olduğunda hızla çarpan kalbime bir ritim daha eklemiştim. Bir elim belini bulurken diğeri saçlarının üzerine çıkmıştı.

Onu nazikçe kendime çekerken gözlerimi kapattım. Yaklaşmasıyla burnuma kokusu dolarken yüzümde boş bir sırıtış meydana gelmişti. "Böyle söylemen hoşuma gitmiyor Filiz."

"Biliyorum. Senin orada olman, benim hayatımın kurtarmış olman...bir mucize."

Sen de benim hayatıma giren bir mucizesin.

Kendini bir adım geriye çekerken ellerim ondan zorla da olsa ayrılabilmişti. Yakınımda olan yüzü vücudumda anlamsız farklılıklara sebep olurken bu beni şaşırtmıyordu artık.

Derin bir nefes alırken gülümsedi, "İyi ki yanımdaydın."

"İyi ki yanındaydım."

..

Bahçede karşılıklı sandalyelerde oturuyorduk ve göz göze gelmemek için yemin etmişiz gibi dakikalardır birbirimize bakamıyorduk. Aramızda oluşan bu uzun sessizlik rahatsız ediciydi ama aynı zamanda da huzur veriyordu. Günün en sevdiğim zamanları sabah saatleri olmasına rağmen karşımda onun olması beni bu güzelliği görmekten mahrum bırakıyordu. Gözleri ben hariç etrafımda ki herşey üzerinde dolaşırken kollarını birbirine sarmış onları inceliyordu. Kasım soğuğu kendini belli ederken sabah ayazını da yemeye başlamıştık yavaş yavaş. Aklıma gelen şeyle ayaklanırken dakikalardır benden uzak tuttuğu hareleri bana döndü.

"Geliyorum." Gülümseyerek konuşmama aynı şekilde gülümsedi ve başını onaylar anlamda salladı.

Adımlarım eve açılan bahçe kapısına giderken gözlerim yerdeydi ki kapının altında ki karartıyla adımlarım durdu. Anında kaşlarım çatılırken aklıma gelen ihtimalle kafamı hızla kaldırdım. Yarısı cam olan kapının camında birden Ekin belirince ağzımdan sessiz bir küfür kaçtı. Yüzünde uykudan uyandığını belli eden mahrum bir gülümseme olurken kucağında tuttuğu battaniyeyi kaldırdı. Dudaklarını kıpırdatarak bir şeyler anlatmaya çalışırken tekrar hareketlenip ona doğru yürüdüm. Son bir adım kala kapıyı açıp kafamı içeriye doğru uzattım ve geri kalan boşluğu kapattım.

"Ne var oğlum?"

"Ortam yaratmayı bilmiyon hiç, al şu battaniyeyi." Homurdanarak battaniyeyi bana uzattı.

"E ben zaten onun için geliyordum." Fısıldayarak konuşmama dudak büktü.

"Aynen eminim. Hadi yürü git." Battaniyeyi kucağıma verirken işaret parmağıyla sertçe kafamı geriye ittirdi. Kafamın geriye çekilmesiyle hızla kapanan kapı şiddetle ses çıkarırken Ekin anında gözlerini büyütüp olduğu yerde dizlerinin üzerine çökmüş, kapının camsız kısmında gözden kaybolmuştu.

"Ne oldu?" Arkamdan gelen Filiz' in sesiyle derin bir nefes alırken ona doğru döndüm. "Yok bir şey ya, kapı çarptı öyle." Ekin' in arkadan gelen gülme sesiyle göz devirdim. Başıma iş açmakta üstüne yoktu gerçekten.

Elimdeki battaniyeyi sıkıca tutup ona doğru yürürken iki adım da önüne gelmiş ona doğru dönmüştüm. Kafasını kaldırıp bana bakarken gözleri bir anlığına battaniyeye dönmüştü. 'Hayırdır' anlamında balını sallarken onun bu haline güldüm.

"Üşümüşsün."

"Nereden anladın." Alay edercesine gülmesine aynı şekilde karşılık verdim. Kızarmış burnunu parmağımın ucuyla gösterirken gözlerini şaşı yapmış ona bakmaya çalışıyordu. Onun bu çabası beni daha da keyiflendirirken elimdeki battaniyeyi açtım. Uçlarından tuttuğum battaniyeyi omuzlarına attım.

Tekrar ona arkamı dönüp yerime geçecekken seslenmesiyle durdum."Gelsene."

"Anlamadım."

"Sadece bana soğuk değil ya, gel işte." Homurdanarak söylenmesine cevapsız kalırken o omuzlarındaki battaniyenin bir katını daha açmış daha da büyük bir hale getirmişti. Yanına otururken aramızda büyük bir boşluk bırakmıştım.

Gözleri bana dönerken tek kaşını kaldırdı, "Ne yapıyorsun?"

Dudak büzüp, "Oturuyorum." dedim.

Gözlerini devirdi. "Yahu gel şuraya."

Eliyle hemen yanına gösterirken kaşlarını kaldırdı. Oturduğum yerden kalkmadan kayarak onun yanına kadar yaklaşmıştım. Aramızda çok az bir mesafe kalırken çoktan nefes alışverişlerim kesikleşmeye başlamıştı. Battaniyenin bir ucunu bana uzattı ve "Omuzlarına." dedi gözleriyle omuzlarımı işaret ederken. Onaylar anlamda başımı sallarken dediğini yaptım. Battaniyeyin küçüklüğü bizi birbirimize daha da yaklaştırırken ikimizde sessizdik.

"Teşekkür ederim, ba-" anında lafını kesmiştim.

"Teşekkür etmene gerek yok dememiş miydim? Her in-"

"Ay anladım Kemal, her insan olsa aynı şeyi yapardı. Ben battaniye için teşekkür edecektim." Benim yaptığım gibi lafımı kesmesine ve beni azarlamasına susup kalmıştım. Ona cevap vermezken ortamda bir sessizlik olmuştu.

Susup kalırken başını eğmişti ve ellerini ortada birleştirip parmaklarını ovalıyordu. Ara sıra esnemesi uykusunun geldiğini ona hatırlatırken ayakta durmakta güçlük çektiği açıktı. Ondan pek bir farkım olmasa da onun yanımda olması göz kırpmama bile izin vermiyordu. "Müzik dinlemek ister misin?"

Gözleri ağır ağır kapanacak olurken sorduğum soruya yarım ağız cevap vermişti. "He,"

Ona gülerken cebimden telefonumu çıkardım. Açtığım müzik listesinde dinlediğim müziklerin hangisi bu ortam için uygun olur diye düşünürken listenin yarısını bitirmiştim. Serdar Ortaç' dan tut Mahmut Tuncer' e kadar karışık olan müzik listem kan ağlarken omuzuma düşen ağırlıkla parmağım ekrana değmişti.

Yüzüm Filiz' e bakmak için ona doğru dönerken kafamı çevirmemle burnuma değen yumuşacık saçlar beni hareketsiz bırakmıştı. Aldığım koku anında beni o güne götürürken arkadan bir ses duyuldu. Kulağımı dolduran melodi beni memnun ederken bu şarkının artık benim için bir anlamı olması hoşuma gitmişti. Sessiz ortama düşen notalar yerini sözlere bıraktı.

Eksik bir şey mi var? hayatımda
Gözlerim neden sık sık dalıyor?

Gözlerimi kapatırken derin bir nefes aldım. Yüzümde huzur dolu bir gülümseme oluşurken mırıldandım. "Artık yok."

Eksik bir şey mi var? hayatımda
Gökyüzü bazen, ciğerime doluyor

İster istemez şarkıya eşlik ederken şarkıya bir ses daha katılmıştı. Filiz, başı omuzumda şarkıya mırıldanırken sesi boğuk çıkıyordu.

Öyle bir şey ki bu, kolay anlatamam
Atsan atılmaz, satsan satamam
Eksik bir şey mi var? anlayamam

Ben sessiz kalmış sadece onu dinlerken o mırıldanmaya devam etti.

Eksik bir şey mi var? anlayamam
Bak çayım sigaram, her şeyim tamam

Son sözlerinden sonra sessiz kalırken, şarkı kendi kendine devam etmişti.

Kalksam duraktan, dolmuş gibi
Arka koltukta, unutulmuş gibi

Kafasını kaldırırken yüzünde bana dönmüştü. Şarkıya eşlik etti ve gülümsedi.

Terliklerimle, gelsem sana
Sonunda aşkı, bulmuş gibi

Bende onun gibi gülümserken bu sefer o susmuştı ben devam etmiştim.

Terliklerimle, gelsem sana
Sonunda aşkı, bulmuş gibi

....

Başı omuzumda sesi çıkmazken ben kendi içimde savaş veriyordum. Onu bu konuda soğukkanlılığı beni uzaklaştırırken sessiz kalmaktan başka çare bırakıyordu. Yaşadığım iç savaş bir sonuç vermezken kafamı karıştırma konusunda ustalaşmıştı. Geçen bir kaç saat sonrası kesintisiz uyurken hava alacakaralık olmaya başlamıştı. Yaklaşan günün en güzel saati beni heyecanlandırırken nedensizce bunu onunda görmesini istemiştim. Filiz' in sessiz homurdanışları ona temas etmemle yükselirken yerinde kıpırdandı.

"Hı, ne oldu." Gözleri yarı kapalı kafasını kaldırırken bana baktı.

Bu haline gülmüştüm. "E uyudun."

Kısa bir gülüş atarken dudağının kenarı yukarıya kıvrıldı. "Ne uyuması canım," Gözleri tam açıldığında kafasını hemen havaya kaldırdı. "Hava aydınlanıyor. " Yüzünü ağlamaklı bir hal alırken "Uyumuşum." dedi.

Bu tavrı beni güldürmüştü. "Evet, biraz."

"Neden uyandırmadın ki?" dedi yerinde dikleşirken.

"Yorgun görünüyordun."

"Uyumamam gerekiyordu, Ayşe Hanım' a söz verdim."

"Ona söz verdiğin için mi uyumuyorsun sen?" Kaşlarımı çatarak konuşmama yüz ifadesi değişmişti. Ne diyeceğini bilememiş gibi boğazını temizlerken yana kayarak benden biraz uzaklaştı.

"Yani, belki."

Yerimden kalkmaya yeltenmiştim ki battaniyenin bir ucu Filiz'de olduğu için tekrar oturmak zorunda kalmıştım. Başımı ona çevirirken gözlerim etrafında dolaşıyordu. "İçeriye geçelim mi?"

Aydınlanmış gökyüzüne bakmak için kafasını geriye yatırırken mırıldandı, "Birazcık daha."

.....

Gözleri üzerimdeyken rahatsız hissetmem gerekirken bana bakması artık içimde bir şeyleri kıpırdatmayan başlamıştı. Böylesine bir duygunun başlangıcının ileride neye dönüşeceğini tahmin edebiliyordum. Ama bunu ister miydim, bu konuda verebileceğim bir cevabım yoktu. O gözleri üzerimde kaşları çatık halde bana bakıyordu, ben ise gökyüzüne. Havanın aydınlanmasıyla görüş açım daha da netleşmişti. Bahçeyi incelerken küçük olmasına rağmen yeşilliğin çokluğu güzel ve iç açıcı bir ortam yaratmıştı. Yerimde kalkarken omuzlarımdan düşen battaniyeyi önemsemeyip kollarımı iki yana açtım.

"Bu hareketin sana pahalıya mal oluyor."

Söyledikleri beklenmedik şekilde beni şaşırtırken gülmeden edemedim. Kollarım iki yanda ona doğru dönerken, gülerken kısılan gözleri beni karşılamıştu. "Kesinlikle. Sonra yemek ısmarlamak zorunda kalıyorum."

Boğuk bir kahkaha atarken o da yerinden kalkmıştı. Kucakladığı battaniyeyi kendine doğru çekerken işaret parmağını burnumun ucuna değdirdi. "Burnun kızarmış, içeriye geçelim artık." 

Bana arkasını dönerken kapıya doğru ilerlemeye başlamıştı. Elim burnuma giderken yüzümde oluşan gülümsemeyle onu takip ettim. Kapıyı açıp kenara çekilirken eliyle koridoru gösterip eğildi, "Buyurun hanımefendi."

"Teşekkürler teşekkürler." Derken hayali eteklerimin uçlarından tutmuş eğilmiştim. Bu haline gülerken grçtiğim kapıyı kapatmış ve kilitlemişti. O arkamda salona doğru adımlarken içeriden duyduğumuz mırıltılarla kaşlarım çatılmıştı. Kapının girişinde dururken arkamdaki adımlarda durmuştu. "Kemal, biri var."

Fısıldayışıma karşın sessizlik olurken ona doğru döndüm. Kaşlarını çatmış içeriye doğru eğiliyordu. Gözlerini kısıp duymak ister gibi kapıya daha çok yaklaştığında neredeyse dip dibeydik. Kesikleşen nefes alışverişlerimi hissedince nefesimi tuttum. Hızla çarpan kalbime elimi götürdüm. Bakışları bana dönmüştü, 'Ne oldu' anlamında kaş göz yapınca tuttuğum nefesimi sakince geri verdim. Yaşadığım duygu değişimi beni şaşırtırken onda herhangi bir etki oluşturmamıştı. Bakışları tekrar salona dönerken fısıldadı. "Kimse yok."

Anlık olarak unuttuğum konu tekrar yüzüme çarparken bakışlarım tekrar salona dönmüştü. "Az önce biri konuşuyordu."

Çatık kaşları havalanınca yüzünde keyifli bir gülüş açmıştı. Hareketlenip hemen içeriye geçerken tekrar Ekin' in yanına oturmuştu. Gözlerim büyürken hemen etrafı kolaçan etmeye başladım. Kafamı kapıdan içeriye doğru uzatırken bakmadık köşe bırakmamıştım. O hala bana gülerken duyduğum sesle bakışlarım Ekin' e dönmüştü. "Abi ben almadım şekerini."

Konuşanın o olduğunu anlayınca verdiğim nefes beni rahatlatırken içeriye girmiştim kendimi tekli koltuğa atmıştım. "Niye söylemiyorsun." O kısa bir kahkaha atarken Ekin' e doğru yaklaştı. "Neyi, uyurken konuştuğunu mu?"

"Evet, ben nereden bilebilirdim ki? Az kalsın merdaneyi kapıp geliyordum." Dedim avucumu soğuktan üşümüş burnuma bastırırken. "Normalde susmayan birinin uyurken konuşması şaşırtmadı gerçi."

Son cümleye gülerken elini Ekin' in dizine koydu ve ona yaklaştı. "Gel dinleyelim."

Bunu bekliyormuşum gibi yerimden kalkarken Ekin' in diğer yanına oturmuştum. Kafamı Ekin' e doğru yaklaştırırken Kemal hemen yakınımda bana bakıyordu.

Evet yaptığımız fazlasıyla çocukça bir hareketti ama şuan eğlenmek için yapacağımız başka bir şey de yoktu. Kemal'in bana olan benzerliği bu yaptığımızın saçma olduğunu unutturuyor aksine işe eğlence katıyordu. Kafasını yan yatırmış Ekin'in dediklerini duymak istercesine yüzüne yaklaşmıştı. Onun yaptığını tuhaf bulurken çok takmayıp yaptığını bende yaptım ve aynı şekilde Ekin'in yüzüne yaklaştım. Ağzında mırıldandığı bir kaç şeyle Kemal ve ben gülerken Ekin'de sanki olaydan haberdarmış gibi gülüyordu.

"Ben napim, şeker."

"Ne diyor, Kemal." Gülerek Kemal' e bakarken aynı şekilde o da bana döndü.

"Şeker dediğini anladım sadece." Dedi gülerken.

"Ben almadım, Tuana'm aldı."

Kıkırdayarak söyledikleriyle şaşkınlıktan kocaman olmuş gözlerim hızla Kemal' e dönerken o gülmeye devam ediyordu. Koltuğun kenarına yaslamış kolunu yavaşça kaldırıp baş parmağıyla dudağının kenarını silip bana döndü. "Haberin var mı?"

Yüzümü olabildiğince normal tutmaya çalışırken kalbim stresten hızla çarpıyordu. "Neyden?"

"Ekin gay."

Yüzüm şekilden şekle girerken ağzım kocaman açılmıştı. Benimle dalga mı geçiyordu yoksa ciddi miydi kestirememiştim. Ciddi bakışları altında söylediğine Ekin'i tanımasam neredeyse inanacaktım.

"Şu yüzünün aldığı şekli görsen." dedi ve salonda uyuyanları görmezden gelir gibi kocaman bir kahkaha attı. Ben hala boş bakışlar atarken beynim durmuş gibi hissediyordum.

"Ekin ve Tuana' dan bahsediyorum." Gülmesini durdurmaya çalışıyor gibiydi. "Senin gibi birinin bunu gözden kaçıracağını sanmıyorum."

"Biliyordum." Sessiz mırıldanışımın altında kısık gözlerle ona bakıyordum. Masum görüntüsünün altında uyanık biri olduğunu anlamalıydım. "Senin haberinin olmaması gerekiyordu."

İşaret parmağını dudağının üzerine götürüp göz kırptı. "Şşh haberim yok."

Haline gülerken kafamı onaylarcasına salladım. Ekin mırıldanmaya devam ediyordu ki ensesine yediği tokatla acıyla homurdanmış ve gözlerini açmıştı. Kaşlarını çatmış yediği darbenin kaynağını ararken elleri ensesindeydi. "Ne oluyor oğlum?"

"Ofisin camını hani sen kırmamıştın lan?" Kemal'in tek eli belinde koca karı kreasyonu modelinde hesap sormasına bakakaldım. Neyden bahsediyorsun be adam.

"Abi kırmadım ben dedim ya."

"Hiç boşuna yalan söyleme Ekin az önce uykunda konuşurken duyduk." dedi ve kaşlarıyla beni işaret etti. Oturduğum yerden yavaşça kalkarken yüzümü başka yere çevirip az önce kalktığım yere oturdum. "Beni karıştırmayın."

"Çocuklar kırdı dedik ya abicim, bu sebepten insan uyandırılır mı ya?" Tripli tripli konuşmasına Kemal gülmüştü.

"Rüyanda da yalan söyleyecek değilsin. İtiraf ettin işte. Senin yüzünden kışın ortasında 2 gün dondum lan ofiste."

"Ben mi dedim sana mimar ol diye, muteahhit olacaktın mis gibi. Parası da çok."

"Ne alaka gerizekalı." Aralarında olan konuşmalarına gülerken yan tarafımdan beklenmedik bir ses duyuldu.

"Kemal' im yapmaz." Sibel'in söylediğine salonda bir süre sessizlik olurken kendimi tutmaktan kıpkırmızı olmuştum. Gözlerim çaresizce karşıya dönerken Kemal ve Ekin'in de benden farksız olmadığını görmemle kendimi daha fazla tutamamış kahkahayı koyvermiştim bile. Benim gülmeme karşı Ekin' de daha fazla kendini tutamayıp gülmeye başlamıştı. Kemal, Sibel'in istemsizce ortaya attığı espriye bozulmuştu biraz ama o da dafa fazla dayanamayıp gülmüştü.

Sibel bizim gülmemize yerinden sıçrayarak uyanırken gözlerini ovuşturdu. Ellerini gözlerinden çekerken kaşlarını çatmış olayı anlamaya çalışır gibi bize bakıyordu. Ah be yavrum istesen bu kadar güldüremezdin beni.

"Ne oluyor ya?"

"Hiç Sibel hiç, uyu sen." Kemal telkin eder gibi konuşurken gülmesini durdurmaya çalışıyordu. Gülerken yanağında beliren gamzesi kendini durdumaya çalışırken bir belirip bir kayboluyordu. Saçma bir sırıtışla onu izlerken kucağıma düşen yastıkla kendime geldim. Nerden geldiğini anlamaya çalıştığım yastık Ekin'in yan gülüşüyle belli olmuştu. Kemal ve Sibel kendi aralarında tartışmaya devam ederken kısık gözlerle Ekin'e bakıyordum.

"Biraz daha bakarsan ağzının suyu akacak." dedi ve ve kaşlarını kaldırarak bilmiş bilmiş geriye yaslandı. "Aman ha yakalanma."

"Yakalanmak konusunda üstüne tanımıyorum." Tek kaşımı kaldırıp söylediğimi anlamamıştı. Yüzü anlamak ister gibi bir hal alırken onun bu haline gülmüştüm. Kemal'den hareketlenme görünce bakışlarım oraya dönmüştü ki sırıtarak bana bakışından Ekin'e söylediğimi duyduğunu farketmiştim.

"Ya abi saat sabahın kaçı, niye hönkürüyonuz?"

Salona homurdanarak kısa saçlı çok tatlı bir kız girmişti. Zehra olduğunu anımsadığım kız Kemal'in en küçük kardeşiydi. Üzerinde tavşanlı pijamalarıyla kaşlarını çatmış abisine bakıyordu.

Ekin, Kemal' den önce lafa atıldı. "Ne var kızım gülmeyek mi?"

"Ekin abi sen hiç konuşma bence." derken elini dur yapar gibi ona doğru uzatmıştı. "Ya sen gülüyor musun, böğürüyor musun belli değil."

Söyledikleriyle Ekin hariç susan herkes sessizce kıkırdarken Zehra homurdanmaya devam ediyordu. Sibel kucağında yastık gülmesini durdurmaya çalışırken, Kemal de aynı onun gibi kafasını yana çevirmiş gülmesini saklama çabasındaydı. Zehra ise sinirden kıpkırmızı olmuş Ekin'e bakıyordu.

"Ben öyle gülmüyorum bir kere." Ekin kaşlarını bir çocuk misali çatmış Zehra'ya alttan alttan bakışlar atıyordu.

"Abi ya bir şey söyle şuna." şikayet edercesine Ekin'i göstererek abisine dönmüştü.

"Ben ne diyim be."

"Abi saat 7 ya 7." isyan edercesine ellerini indirip indirip kaldırıyordu. Hala kızgın bakışları abisindeyken kafasının tam üzerinden hızla bir şey geçmişti. Rüzgarını hissetmiş olmalı ki anında eli saçlarına giderken sırtına yediği terlikle bağırmıştı.

"Kız saat 7 madem bu saatte niye bağırıp milleti ayağa kaldırıyon." Beyaz geceliğini kombinlediği beyaz eşarbıyla salona havalı bir giriş yapan Ayşe Hanım'la kendimi daha fazla tutamayıp gülmüştüm. Annesinden yediği terliğe homurdanırken gözleri beni bulduğunda kaşları şaşkınlıkla havalanmıştı.

"Ahaha...misafirimiz kim?" yüzü şekilden şekle girerken utandığını anlamıştım. Beni burada görmeyi beklemediği belliydi ki ilk girdiğinde Sibel'i görmüş ve varlığını çok takmamıştı ama kör noktasında oturan beni yeni görüyordu.

"Ula kız kaç saattir bizde yeni mi haberin oluyor."

"Hee bana kimse bir şey demedi." yerinde dikleşirken yavaş adımlarla olaydan ilgisiz gibi tekli koltuğa oturmuştu.

Ayşe hanım da geceliğinin eteklerinden tutarak Sibel'in yanına oturmuştu. Zehra' yı görmezden gelip konuştu "Uyudunuz mu bakalım?" Bu kadın niye böyle kimseyi takmıyor anlamıyorum ama yaptığının ne kadar havalı olduğunu tahmin edebiliyorum. İdolüm olabilir misin acaba.

"Ben uyumadım Ayşe anne." diyerek sağ elini kaldırdı Ekin. Aynı zamanda diğer eli burnunun üstünü kaşırken gülüyordu. Kemal'den itiraz nidaları çıkarken ben yalan söylemesine tek kaşım kaldırmış sırıtarak ona bakıyordum.

"Anne yalan söylüyor, azıcık sohbet ettik hemen horlamaya başladı." Kemal bir çocuk misali Ekin'i şikâyet ederken onun bu hali hoşuma gitmişti. Çocuk ruhlu masum bir insan olduğu en başından belliydi ama bu halini yeni görüyordum.

"Evet Kemal haklı, Sibel'de Ekin'de hemen uyudular. Ama ben uyumadım, neden? Çünkü size söz verdim." Kendimden emin konuşmama yerimde dikleşmiştim. Sibel anında delici bakışlar atarken Ekin burun kıvırıp kollarını birleştirmişti. Kemal'in bana bakıp gülmesine tek kaşımı kaldırmış bakarken Ayşe Hanım da oğluna bakıyordu. Kendimi yarışta gibi hissetmiştim bir an için.

"Uyumadın mı gerçekten?"

"Uyumadım tabi," diye bilmiş bilmiş bir gülücükler atarken düşen jetonla bozuntuya vermemeye çalıştım. "Yani bir iki kere gözümü dinlendirdim o kadar."

"Evet anne bende gözlerimi dinlendirdim yoksa ne uyuması." Sibel'in ortaya attığım lafa konmasına sessiz kalırken Kemal karşımda bana bakıp sırıtıyordu. İki kaşını hızla kaldırıp indirirken komik görüntüsüne kıkırdamadan edemedim. Duyduğum boğaz temizleme sesine kendime gelirken gözerimi Kemal'den çekebilmiştim

Zehra dimdik bana bakarken kaşlarını kaldırmıştı. Kıskançlığını fark ederken kendiliğinden kıvrılan dudaklarımı parmaklarımla örttüm. Klasik ergen agresifliği vardı sanırım üzerinde yoksa düşmanmışım gibi bakmasını gerektirecek bir şey yapmamıştım. Yani bence yapmamıştım.

"Oğlum bu saatte niye gürültü yapıyorsunuz baban zaten 1 saate uyanacaktı adam az daha uyusaydı." Ayşe Hanım'ın söylenmesine haklılığını doğrularken yaptığımdan pişman olmuştum. Herkesi rahatsız etmiştik sabah sabah.

Ekin iki elini birleştirmiş öne doğru atılmıştı. "Özür dilerim annem valla bir daha ses çıkartmak yok."

"Bundan sonra ses çıkarın çıkarmayın fark etmez adam uyandı artık."

.....

Bölüm sonu

Geç gelen bir bölüm oldu üzgünüm ama bundan sonra daha da sıklaştıracağıma emin olabilirsiniz.

Bölümü nasıl buldunuz?

Yeni bölümde görüşmek dileğiyle 🤎

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Sevdiğin kişi için onun seven diğer kişi ile ölümüne düello yapar mısın? Neden?