Boğuluyorum . Başımı gövdemden ayırmak isteyen , boğazıma yapışmış ve var gücüyle sıkan ellerden farksız yalnızlık , yalan ve insanların elinde aksesuara dönmüş maskeler . Var güçleriyle sıkıyorlar boğazımı . Nefesim kesiliyor . Nefes alamıyorum sevgili orospular ve orospu evlatları . Sırtımı kırbaçlıyor, kırbaçlamakla kalmıyor hançerliyor dost sandıklarım . Sanki boğazımı sıkan eller ölmeme yetmeyecekmiş gibi ..
Gözlerim kapanıyor . Boşluktayım . Büyük bir boşluk . '' Ölüyorum '' diyorum . Ama ölemiyorum . Uzun bir süre bekliyorum , sanki hiç bitmeyecekmiş gibi bu bekleyiş . Sonra ayak sesleri duyuyorum . Biri geliyor uzaklardan . Her attığı adım ölümü korkutuyor . Tutup çıkarıyor beni o boşluktan . Sıkıca sarıyor , '' Geçti artık '' diyor . Geçti .. Öyle güzel gülümsüyor ki , etrafındaki karanlıktan korkmayacak kadar çok seviyorum o gülümsemeyi . Öyle sıkı sarılıyor ki , istese de bırakamaz sanıyorum . Her şeyimi anlatıyorum ona . O kocaman ve karanlık boşlukta var olan her şeyi . Dinliyor . Hiç sıkılmadan , bıkmadan . Gözlerime bakıyor yemyeşil gözleriyle . Öyle çok parıldıyor ki gözleri , yıldızlar beliriyor o büyük ve karanlık boşlukta . Dizime koyuyor başını . Yıldızları seyrediyor . O kadar büyük ve parlak ki yıldızlar , bakmadan alamıyorum kendimi . Tutup çeviriyor başımı . Şimdi gözlerine bakıyor gözlerim . Her şeyim oluyor birden bire . Esir alıyor beni , sanki içinde bulunduğum boşlukta esir değilmişim gibi . Öyle esir oluyorum ki , göremiyorum gözlerinde ki karanlık gölgeyi . İtiyor beni . O kadar canımı yakıyor ki , kabus görürken korkudan aniden ayağa fırlayan ufak bir çocuk gibi hissediyorum . Acı çok fazla . Sarhoşluğumu alıp götürüyor . Geriye elimde kalan tek şey gerçeklik oluyor . Ve sonra anlıyorum . Meğer tekrar o karanlığa gömmek için kurtarmış beni . Meğer o bomboş ve karanlık derin boşlukta yapacak başka hiçbir şeyi olmadığı için dinlemiş beni .. Bu sefer öyle bir kayboluyorum ki , ben bile kendimi bulamıyorum karanlığın içinde .
Sonra ..
Açıyorum gözlerimi . Yine boğazımı sıkan eller var . Ama hiçbiri yaşadığım hayal kırıklığının verdiği acı kadar yakamıyor canımı . Zaten bu yüzden kabusumun içinde kabus olmamış mıydın rüyalarıma ? Eller boğazımı sıkmaya devam ediyor . Ölecekmişim gibi . Ama öldürmüyor . Uçurumun kenarında tutuyor sadece beni . Ya atlarsın ya da geri çekilirsin ama ben öylece duruyorum . Ne atlayabiliyorum ne de geri çekilebiliyorum . Öylece yaşıyorum evrenin hiçbir yerinde var olmayan bir zaman diliminde . Vaktim bol . Düşünecek vaktim bol . Düşünüyorum sadece . Sonra anlıyorum ki düşünemediğim için öylece duruyorum uçurumun kenarında . Düşünmeye başlayınca çok salakça geliyor atlamak . Var olan en ufak umudu büyük bir karanlık ve yalnızlık için harcamak . Boğazımdaki ellerin yavaş yavaş azaldığını hissediyorum . Bu hissettiğim en son şey oluyor . Uçurumdan öyle bir geri çekiliyorum ki , milyonlarca kilometre gitsem de bir daha asla yaklaşamayacakmışım gibi . Artık hissetmiyorum , hissedemiyorum . Zihnim düşünmeye ayarlanmış . Hissetmek yasak . Çünkü biliyorum , eğer hissedersem hissettiğim tek şey acı ve pişmanlık olacak . Orada olanları hatırlamak için arkama son kez dönüp bakıyorum . Ve diyorum ki ; '' Uçurumun kenarında öylece dikilip duramazsın . Ya atlamak ya da geri çekilmek zorundasın . ''
Ve işte bu da benim hikayem .