Sandım. Bir rüyanın bitmesini beklemek gibi. Bu duygu bir korkulu rüyanın içinde uyku ile uyanıklık arası kaldığım o boşluğun verdiği düşme hissinde kalmaya benziyordu. Asılı bırakıyordu olduğum yerde. Düşmeme izin verse rahatlayacak belki de rüyadan uyanacaktım. Ama olmadı o rüyadan uyanamadım. Salt gerçeklikti. Basbaya acının kendisiydi. Yaka iğnesine tutturulan bir resmin ölümsüzlüğüydü. O temiz masum kalbin tümden durmasıyla yaşanması gerekiyordu. Onu tanıdığım yaşta kaldım ben o gün. O da benim tanıdığım yaşta kaldı. Sanki hiç gitmemiş, sanki bitmemiş gibi. “benim Güzel kızım” dediği o çocuğun gözüyle izledim onu. sürekli sesini duyarak. Son kez dokundum. Yanağından öper gibi öptüm. Bir tek onun duyabileceği fısıltıda vedalaştım. O anlıyordu hissesiyordum. O çok sevdiği beslemeye doyamadığı kedilerde hissetmiş olacak ki, bir tanesi geldi baş ucuna. bana; “sen merak etme bana emanet” diyerek sürtündü durdu. Vekil kılmıştı belki de kimbilir. Hava bir kapanıp bir açıyordu. Göklerdende mesaj yolluyordu. çok ağlama bulutlanırm sil gözyaşını, güneş açayım diyordu sanki. Sevmezdi yaz mevsimini. O çok sevdiği Ayazlı bir ocak günü gitti. Kanatları vardı görünmeyen. Biliyorum onu hiç üşütmeyecekti… 15 ocak
