Dünya bir sancıdır; adı konur ama dermanı zor bulunur.
İçine doğarsın, sesini duyurmadan ağlamayı öğrenirsin. İlk nefes, ilk acıdır zaten. Sonrası sadece çeşitlenir; kimi zaman eksilir, çoğu zaman derinleşir.
Bu sancı bazen insandır. En çok güvendiklerin dokunur yarana. Söylenmeyen sözler, tutulmayan sözlerden daha çok kanatır. Dünya, insana insanla acıtır kendini. Kalabalıkların ortasında yalnız bırakır, “geçer” denilen şeyleri iz bırakacak kadar uzun tutar.
Bazen umut sancıdır. Beklemek, inanmak, vazgeçememek… Hepsi içte büyüyen bir ağrı gibi taşınır. Umut, iyileştirmez her zaman; çoğu kez dayanmayı öğretir. Ayağa kalkmayı değil, düşerken kırılmamayı.
Zaman da bu sancının ortağıdır. Ne hızlanır yetişmek istediklerine, ne yavaşlar kaybettiklerine. Saatler ilerler ama içindeki boşluk aynı yerde durur. Dünya, insana zamanı da acıtarak öğretir.
Ama bütün bu acının içinde bir gerçek vardır:
Bu sancı, insanı insana dönüştürür. Merhameti bilen, sabrı tanıyan, susmayı öğrenen herkes bu ağrıdan geçmiştir. Dünya iyilikle hatırlananları çoğaltmaz belki ama acıyı anlayanları derinleştirir.
Dünya bir sancıdır, evet.
Acıtır.
Hepsi bu…
Ve belki de tam da bu yüzden,
acıtmayan hiçbir şey gerçek değildir.